Erdoğan'ın boykot çağrısı doğru mu?

Erdoğan'ın boykot çağrısı doğru mu?.11269
  • Giriş : 22.09.2008 / 03:20:00
  • Güncelleme : 21.09.2008 / 22:03:24

Ali Atıf Bir, Başbakan'ın 'yalan yanlış yazan gazeteyi evinize sokmayın' çağrısını uzman gözüyle değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bugün gazetesi yazarı Ali Atıf Bir'in Başbakan Erdoğan'ın 'yalan yanlış yazan gazeteyi evinize sokmayın' çağrısını yorumladı. Erdoğan'ın böyle bir kampanya çağrısı yapması doğru mu?

Ya Başbakan “reklam vermeyin” derse...

Dünya üzerinde ilk kez bir Başbakan açık açık "ürün" boykotu başlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Ankara İl Teşkilatı'nın Bilkent Otel'de verdiği iftar yemeğine yaptığı konuşma söyle: "Partimin mensupları olarak yalan yanlış yazan medya karşısında sizler de kampanyanızı yapın ve bu gazeteleri evinize sokmayın..."

Bu laf edilir edilmez ortalık toz duman... Hemen konu basın özgürlüğüne kadar getirildi.

Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Hitler'le bile özdeşleştirenler oldu... Konuyu doğru yorumlamanız, olanı biteni doğru anlamanız için Başbakan'ın boykot çağrısına yakından bir bakalım...

Bir kere Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısını incelerseniz "tüm halkı" değil, sadece AK Partilileri boykota çağırdığını görürsünüz. Yani "boykot" çağrısı Başbakan olarak değil AK Parti Genel Başkanı olarak yapılmış çağrıdır. Peki bir Parti Genel Başkanı, ya da bir parti.. .

Böyle bir "boykot" çağrısında bulunabilir mi? Sorunun yanıtını verebilmek için "Tüketici Boykotlarının" genel gelişimine bir bakmak lazım... Bakalım... Bir ürün boykotu kuramsal olarak bir tüketici eylemidir. İnsanların gönüllü olarak protestolarını ifade etmek için bir ürünün ya da hizmetin kullanımından kaçınmasını ifade eder. (Burada devletlerin başka ülke ürün ve organizasyonlarına uyguladığı resmi boykottan söz etmiyorum. Ona ambargo deniyor.) Tüketici boykotunun kökleri 1880 İrlanda'sına kadar gider.

O dönemin İrlandasında bir iş adamı kiraları anormal arttırınca, yerel esnafın onunla iş yapmayı kestiği, postacının bile mektuplarını götürmediği rivayet olunur. O günden bugüne dünyanın her yerinde "sıradan insanlar, ünlüler, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları"; firmaları (ve onların ürünlerini) protesto etmek için çok sayıda boykot eylemi gerçekleştirdi... 1977'de "bebeklere zarar verdiği" iddiasıyla Nestle'nin bazı ürünlerinin dünya çapında boykot edilmesi bu konudaki en etkin kampanyalardan bir tanesi...

Greenpeace'in değişik ülkelerde çevreye zarar verenlere uyguladığı boykotlar dillere destan olmuş durumda... Örneğin Amerikalı petrol şirketi MobileExxon'a karşı, Kyoto protokoluna uymadığı için, Fransa'da uyguladığı Stop Esso kampanyası en etkili kampanyalarından biri... Danimarka'daki karikatür olayından sonra "ahlaki boyutlu" boykot nedeniyle Müslüman ülkelerdeki Carrefour raflarından "Danimarka" orijinli ürünlerin kaldırıldığını da anımsatalım...

Yalnız "tek atışlık" boykot çağrıları ile "uzun süreli" "ahlaki boyutlu" boykot çağrılarını aynı kefeye koymayalım... Bugün gelişmiş ülkelerde uygulamaya konan planlı boykot organizasyonlarının tamamı uzun dönemli yapısal davranış değişikliklerini amaçlayan boykot organizasyonları...

Örneğin Naomi Klein'in No Logo kitabı ve Body Shop'un başını çektiği "az gelişmiş ülkelerde çocuk işçi çalıştırarak, hayvanlara zarar vererek üretim yaptıran dünya markalarını" kullanmama boykotu, uzun süreli "ahlaki boyutlu" bir ürün boykotudur. Aynı şekilde Müslümanların Coca- Cola yerine Mekke Cola, Kible Kola, Türkiye'de Kristal Kola'yı tercih etmeleri ürün boykotunun farklı bir formu...

Bir zamanlar Apo krizinde de MHP'li birçok siyasetçi İtalyan mallarının boykot edilmesi için çağrıda bulunmuştu...

28 Şubat sürecinde birçok "dinci" sayılan firmanın ürünleri "derin devlet" in (şimdi anlıyoruz ki Ergenekon'un) desteklediği organizasyonla "boykota" uğramıştı... Bugün hâlâ bazı laik kesim "dinci" varsaydıkları firmaların ürünlerini almayarak uzun süreli bir boykot uygulaması içindedir. Aynı şekilde dindar kesim de "açık saçık" medyayı tüketmeyerek kendince "ahlaki boyutlu" bir boykot uygular. Beylikdüzü'nde D'Silva isimli alışveriş merkezi Diyarbakır-Silvan'ı çağrıştırdığı ve PKK'ya yataklık edebileceği varsayımıyla çevre halkı tarafından boykot edilmiş, söz konusu alışveriş merkezi el ve isim değiştirmek zorunda kamıştır.

Yıllardır TSK kışlaya bazı gazeteleri sokmaz, bazı medya kuruluşlarını da da akredite etmez. (Bu da bir devlet kurumunu uyguladığı satın almama davranışı olduğu için boykotun bir türü, ambargodur.) Gördüğünüz üzere Başbakan Erdoğan'ın AK Partililerden istediği "ahlaki boyutlu" "ürün boykotu" aslında hayatımızın her yerinde... Boykot edilecek şeyin "gazete" olması boykot isteğinin kuramsal temelini değiştirmez. Gazeteler de üründür ve demokratik ülkelerde bu ürünleri (devlet kurumları hariç!) siyasi partiler dahil herkesin "boykota çağırma", "boykotu organize etme" ve "boykot etme" hakkı vardır...

Bu nedenle Başbakan'ın boykot çağrısının "basın özgürlüğüne darbe olduğu, sansür olduğu iddiaları" tamamen yanlış, tamamen kuramsal temelden yoksundur... Bir tüketicinin, boykot çağrısı karşısında bir gazeteyi kendi tercihiyle almaması, o gazetenin "özgür gazetecilik" yapmasına engel değildir. Ancak Başbakan Erdoğan "Bu gazetelere reklam vermeyin, bu gazetelerle ticaret yapmayın" derse işte o zaman rekabet yasasına aykırı davranmış olur ki işte orada mahkemelerin devreye girmesi gerekir. Başbakan Erdoğan'ın boykot çağrısını demokrasinin uygulamada olduğu bir ülkede son derece normal buluyorum. Tek korkum Erdoğan'ın bu çağrısının kutuplaşmayı hızlandıracak olması...

Erdoğan'ın bu çıkışı karşısında Baykal da kalkıp "Cumhuriyetin Temel İlkelerine aykırı hareketleri destekleyen markaları almayın, gazeteleri okumayın, kanalları izlemeyin!" derse? Peki Erdoğan'ın çağrısı etkili olur mu? Yanıt Salı'ya..

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*