Erdoğan'ın 'evet'ine hayır demem

  • Giriş : 29.01.2007 / 00:00:00

Meclis Başkanı Bülent Arınç, Ankara’nın en sıcak gündemini oluşturan cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda önemli mesajlar verdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bazı gazete yöneticileri ve yazarlarla Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelen Arınç, Köşk’e çıkacak ismin belirlenmesinde Erdoğan’ın görüşlerinin etkili olacağını söyledi. Şahsî talepleri bir kenara koyduklarını vurgulayan Arınç, net konuştu: "Tayyip Bey aday olmak isterse hiçbirimiz itiraz etmeyiz. O Cumhurbaşkanı olur. Kendisi istemezse ve başka birini önerirse ben onun dediğine ’hayır’ demem. Varsa çekincelerim söylerim. Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa Abdullah Gül’ün başbakan olacağı ise yüzde yüzdür."

Bazı kesimlerin devletin bir numaralı koltuğuna kimin oturacağını ’var olma-yok olma’ meselesi olarak gördüğünü ifade eden Arınç, buna karşılık AK Parti tabanının da "bazı alanlarda yapılamayanlara karşılık" seçimi önemsediğine dikkat çekti. Düşündüğü Cumhurbaşkanı profilini, "Devlet tecrübesi olan, vizyon sahibi, siyasî birliği sağlayacak, halkın nabzını yansıtan ve özgürlükleri önceleyen biri aday olmalı." sözleriyle ortaya koyan Arınç, aday belirleme sürecinde Erdoğan ve Gül ile bugüne kadar ortaya koydukları uyumu yeniden sergileyeceklerini vurguladı.

Hrat Dink cinayetine değinen Arınç, bazı rezil oluşumların bu tür olayları körüklediğini kaydetti. ’Asil kadın’ diye övdüğü Dink’in eşi Rakel’in cenaze törenindeki konuşmasını gözyaşları içinde dinlediğini ifade etti. "Cerahati kazır gibi, devlet içinde benzer şeyler varsa ortadan kaldırılmalı." uyarısı yapan Meclis Başkanı, tecrübelerine atıfta bulundu: "Siyasî hayatımda iki şey gördüm. Susurluk Refah-Yol zamanında oldu. Erbakan’a, ’Yarayı sıkmalıyız, her şey ortaya çıkmalı.’ dedik. Dosya kapatılmaya çalışıldı. Bu hükümet için Şemdinli de önemli bir fırsattı. Çete ortaya çıktı; fakat CHP’nin tavrı yanlıştı. Birilerini korumak, kollamak istediler. Ama Şemdinli’de ip elden henüz tam kaçmadı."

Meclis Başkanı Arınç, dün Dolmabahçe Sarayı’nda bir grup gazeteciyle kahvaltılı sohbette bir araya geldi. Gazetecilerin sorularına cevap veren Arınç, özellikle Köşk seçimi konusunda samimi açıklamalarda bulundu. "Bizim için ölçü, o makamda kimin daha yararlı olacağıdır. Kim olmalı ve niçin olmalı diye soracağız." diyen Arınç, Erdoğan’ın adaylığı konusunda şu görüşü dile getirdi: "Benim de içimden geçen Tayyip Bey’in bu dinamizmiyle başbakan olarak devamından yanadır; ama cumhurbaşkanlığı da önemlidir ve isterse saygı duyulur, önemli olan, tecrübe kazanmış bir iktidar olarak bir dönem daha icraatın devam etmesi gerekiyor. Güçlü bir halk desteğiyle ikinci dönem, birinci dönemden daha faydalı olur."

Seçim süreciyle ilgili spekülasyonlara da değinen Arınç, gerek parti içinde gerekse ülkede hiçbir sorun çıkmayacağı görüşünde. AK Partili seçmenin bazı alanlarda yapılamayanlara karşılık Cumhurbaşkanı seçimini önemsediğine işaret eden Arınç, bu konuda kendilerine "Bazı eksikleriniz oldu; ama cumhurbaşkanını seçin ki size iyi not verelim." denildiğini bildirdi.

Meclis Başkanı, Erdoğan ve Gül ile uyum içinde olduklarını ifade ederken, geçmişte yaptıkları karşılıklı özverilerden şu örnekleri verdi: "1999 seçimlerinden sonra ben milletvekilliği mazbatamı alır almaz, Fazilet Partisi için ’Bu böyle gitmez. Aday olacağım’ dedim. Sonra zaman içinde kongre sürecine gelindi ve Abdullah Bey’in de adaylığı gündeme geldi. Arkadaşlar ikimizi bir odaya kapatıp, ’hanginizin olacağına kendiniz karar verin’ dediler. Baş başa kaldığımızda Abdullah Bey, saygısından konuşmadı. Ben de elini tutup "Genel başkan adayımız sensin. İkimizin de bazı meziyetleri var; ama senin meziyetlerin genel başkanlık için daha uygun." dedim. Çok duygulandı, ağladı. "Bunları sen söylemeseydin ben sana söyleyecektim ağabey." dedi.

Bazıları bana, "Senin adaylığınla daha kolay kazanırız." derken ben onun olmasını istedim. Nitekim o başbakan olduğunda da biz ağladık. Ve hemen bana gelip "Başbakan yardımcısı mı Meclis başkanı mı olmak istersin." dedi. Tayyip Bey de aynı soruyu sordu. Ben öteden beri bakanlığa çok sıcak değildim. "Arkadaşlar uygun görürse Meclis başkanı olurum. Ama bunu Başkanlık Divanı’na da getirin." dedim. Nitekim orada Vecdi Bey de, ’Yıllardır devlet tecrübem var. Meclis başkan vekilliği de yaptım. Ben olmak isterim’ deyip aday oldu. Sonra ikimizi dışarı çıkarıp oylama yaptılar. Bana 17 oy, Vecdi Bey’e 3 oy çıktı, öyle aday oldum. Yani kendi başıma bir inatla aday olmuş değilim. O sırada ’eşi başörtülü Meclis başkanı olmaz’ dedikleri için, demokratik bir duruş göstermek için ’inadına adayım’ dedim. Meclis Başkanlığı partim tarafından bana zaten teklif edilmişti. Hadise buydu... İkinci başkanlığım da böyle oldu."

Meclis Başkanı, Gül’ün de başbakanlığı Erdoğan’a ’bir an bile tereddüt etmeden devrettiğine’ işaret etti. Ardından şu teminatı verdi: "Kimse merak etmesin, bundan sonra da böyle güzellikler olacaktır. Dolayısıyla, bugün de bir araya geldiğimizde cumhurbaşkanlığı konusunu rahatlıkla çözeriz. Tabii, üç kişi karar verecek demek ayıp olur. Elbette kararı parti verecektir; ama bizim istişaremiz de sorunsuz olur, onu demek istiyorum.

Şemdinli’de ip elden henüz tam kaçmadı

Siyasi hayatta iki şey gördüm: Susurluk Refah-Yol zamanında oldu. Biz Erbakan’a dedik ki; "Şu şu isimler var. Bunlar arasında hiçbir Refahlı yok." "Ne demek istiyorsun?" deyince, "Bu yarayı sıkmalıyız, her şey ortaya çıkmalı." dedim. Türkçesi şöyle: "Biz bu işlerde yokuz; ama ortağımız bu işin içinde." dendi. Dosya kapatılmaya çalışıldı. Refah’ın büyük şanssızlığı ortadaydı. ’Fasa fiso, mum söndü’ talihsiz laflar. Şemdinli bu hükümet için bir fırsattı. Çete ortaya çıktı; ama CHP’nin tavrı çok yanlıştı. Birilerini korumak, kollamak istediler. Şemdinli’de ip elden henüz tam kaçmadı.

2. dönemde reformlar ilk 100 günde yapılmalı

AK Parti ilk iki yılda ciddi reformlar yaptı. Ancak son iki yılda biraz rölantiye alındı. Bu hükümetin başladığı reformlar, ikinci dönemde ilk 100 gün içinde tamamlanmalıdır. Örnek vereyim: Bir yıl önce Anayasa Değişikliği hazırlattım, bir paket hazırlayalım diye düşündüm. Bir referandum yolu da açık olsun istedim. Halk ne düşünüyor, bunu referandumla çizmek lazım. Yargı reformu, YÖK reformu gibi konuları referandumla görmek ihtiyacı olabilir. Meclis’e devamsızlık had safhada. Utanıyorum. Anayasa Değişikliği hazırlığında iki şey önermiştik. Ya halk seçmeli ya da bugünkü sistemde ama görev süresini ve sorumluluklarını gözden geçirelim. Genel seçimler 4 yılda bir olmalı, YÖK’e koordinasyon görevi veren bir değişiklik yapacak yedek üye, asıl üye sorununu çözerek, iki kademe olarak çalışacak bir yapı öneriliyordu bizim Anayasa değişikliğinde. Paketi gösterdim, Tayyip Bey iyi buldu. Ancak zamanı geçti. Başka konular araya girdi. Sanırım şimdi hedef yeniden 5 yıllık iktidar ve iktidar olur olmaz ciddi reformlar yapmalı.

301’in tamamen kalkması mümkün değil

301’deki sıkıntı şurada: Bu o zaman AB için yapıldı kimse tam tepki vermedi. Bu konuda ittifak olsa hemen çözülür. Bir korkuları var: CHP’nin MHP’den öte bunu kötüye kullanması. CHP "Dokundurtmayız, bir harfini bile değiştirmeyiz" şeklinde yaklaşırsa. İkinci korku da şu: seçim öncesi bazı propagandalar. Bu nasıl çözülür? Toplumsal destek çok güçlü olmalı. Vaktiyle görüş istendiğinde susan kuruluşlardan daha sonra tribünlere oynarcasına bazı itirazlar yükseliyor. Hrant Dink cinayeti sonrasında 301’de değişiklik, sanıldığının aksine, olumsuz olarak algılanabilir. Çok gürültü kopacağını düşünüyorum. Tamamen kaldırmak zor. Kanun işletenin mantığı ve yorumu da önemli. Tayyip Bey’e verilen cezadan sonra bir gazeteye beyanat vermişim. 4 yıldır 5 ayrı davadan yargılanıyorum. Bana hakaret edenlere "ağzına sağlık" deniyor. Ben Kamer Genç’e "saygısızlık yapma" demişim. Bu laftan dolayı tazminata mahkum edildim. Maalesef söylenen söze değil söyleyene bakılıyor.

Bazı rezil oluşumlar cinayetleri körüklüyor

Hükümet, Hrant Dink cinayetinin çözümü için en son noktaya götürmekte iddialı. Ben de çocuklarını ziyaret ettim. O hanım asil bir kadın. Konuşmasını gözyaşları içinde dinledim. Onlar da bu acının ancak gerçek suçluların bulunmasıyla dineceğine inanıyor. Tabii yaş küçüklüğü hukuki bir durum. Bir cerahati kazır gibi, benzer şeyler varsa onu da ortadan kaldıracak şekilde davranılmalı. Bazı kişilerin rezil oluşumlarının bu tür cinayetleri körüklediğine inanıyorum. Benim için de internette bazı ulusalcılar iftira ediyor. Benim için Kubilay olayıyla irtibatlı yalanlar söylendi, iftiralar edildi. Bunu bazıları ciddiye alıp, internetten yola çıkıp gazetede bunları yazıyor. Bu rezaletler yayılıyor. Deli saçması şeyler söyleniyor. Bu saçmalıkların bazı tepkilere sebep olması normal; çünkü "vatan elden gidiyor" gibi şeylerle tahrikler yapılıyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious