Ergenekon Operasyonu çok şeyleri ortaya çıkardı

Ergenekon Operasyonu çok şeyleri ortaya çıkardı.58480
  • Giriş : 11.02.2008 / 00:06:00

Ergenekon operasyonu Fatih Altaylı’ya bakılırsa, ulusalcılarda söylem değişikliğine sebep olacak.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


HAMDİ YILMAZER yazdı...Kendilerini Menderes’i asanlara benzetirdi ulusalcılar. AKP’yi de DP’ye. Altaylı, mevcut durumu 12 Mart’a benzetti. Tabii bu benzetme her şeyi tersine çeviriyor.

Ergenekon operasyonu çok şeyi gün yüzüne çıkardı. Duygu girdaplarında kıvrananlardan, gizli hayranlara ve kırgınlardan, sitemkârlara kadar…

Keşke böyle olmasaydı demek de mümkün değil bu durumda. Çünkü herkes biliyordu neler olduğunu ve çok azı müstesna, durması gereken yeri bilerek seçiyordu.

***
Şunu görmekte fayda var:

Türkiye, devlet olarak, tarihten gelen büyüklüğüne doğru adım adım yürüyor. Yanlış bilgilerle, yanlış tavırlar ve yanlış tercihler, doğrular yerini buldukça saf dışına doğru kayıyor. Bu esnada kafası karışanlardan, duygu karmaşasına düşenlerden ve aba altından sopa gösterenlerden ilginç tavırlar ortaya çıkıyor.

Mesela, Fatih Altaylı’ya bir göz atalım. Diyor ki Fatih Bey:

Veli Küçük gibilerin cezalandırılması gerektiğini en çok ben yazdım. Ama “Ergenekon operasyonuna” sevinemiyorum.

Sonra dönüp tehdidi savuruyor: Tıpkı yetmişli yılların öncesine benziyor.

Yani 12 Mart öncesine… O zaman da birileri orduyu yıpratıyormuş.

“Ne seninle, ne de sensiz” derler ya…

Tıpkı öyle.

Ordu mensupları aleyhine birileri çıkar ‘içinden ne geçiyorsa!’ yazar. Ne Ordu yıpranır, ne de onları yazanlar akreditasyon problemi yaşar.

Sonra devletin polisi ve savcısı her olayın ardından adı çıkmış, Altaylı’nın bile cezalandırılması gerektiğini defalarca yazdım dediği kişileri, devlet namına mahkemeye çıkarır. İşte o zaman ne olursa olur, aynı beyler 12 Mart fotoğrafları göstermeye başlar.

Öyle bir hava vermeye çalışırlar ki, sanki memlekette bir düello yaşanıyor. Haksızlık karşısında dimdik duran bu beyler, ne yapsınlar, eli mahkûm, “cezalandırılmalıdır” dedikleri kişilerin yanında yer almaktan başka yol bulamıyor!

Tuhaf değil mi?

Hakkın, adaletin, kanunun adını dokuza çıkart. Sonra haksızlığın, adaletsizliğin, kendisini devlet zanneden bazı kişilerin, zannınca âleme nizam vermek üzere başlattığı örgütlenmeleri gizliden gizliye savun!..

Şahsen Altaylı ve benzerlerinin sevinebilmesini isterim. Ayrıca bu konuda bilgilenmek de isterim.

27 MAYIS’TAN 12 MART’A

Altaylı, üstü örtük 9 Mart-12 Mart benzetmesine dayanan yazılar yazacağına, “Cezalandırılmaları gerektiğini en çok ben yazdım.” dediği kişilerin bugüne kadar neden cezalandırılmadığını yazsa...

Ya da, “Cezayı hak etmiştir.” mührünü bastığı kişilerin polis ve savcı vasıtasıyla mahkemeye çıkartılmaktan başka hangi yolla cezalandırılabileceğini yazsa... Hep birlikte öğrensek…

Böyle hayali bir düello meydanı oluşturup, sonra da ne yaparsın iki taraftan birini tutmaktan başka yol kalmadı noktasına gelmek, tuhaf oluyor.

Tuhaflığın diğer bir tarafı da Altaylı ve benzeri yazarların bir süredir bunu her olayın ardından tekrarlamasıdır.

Altaylı bilgilerini yeniden gözden geçirse 9 Martçıların da devletin de yerinde durduğunu görecek. 2008 Türkiye’sinde olanların 12 Mart’tan çok farklı olduğunu görecek. Zaten bir tuhaflık da burada var. Ergenekon ve bağlantıları AKP iktidarını Menderes’in DP’sine, kendilerini de 27 Mayıs İhtilali’ni yapanlara benzetirlerdi. Fatih Bey, onları kendilerine uygun gördükleri yerden kaldırıp, 10 sene daha ileriye aldı ve 12 Martçıların yerine oturttu. Bakalım Ergenekon ve bağlantıları kendilerine uygun görülen yeni yeri benimseyecek mi? Yoksa bu cümle Altaylı’nın fantezisi olarak mı kalacak?

Yer değişikliği birçok açıdan önem arz ettiği için biz de konuyu takibe devam edeceğiz.

GÜLER KÖMÜRCÜ’YE ÜZÜLDÜM

Operasyon kapsamında Güler Kömürcü’nün de sorguya alındığını duyunca üzüldüm. Bu köşeyi okuyanlar Kömürcü’nün yazılarına değişik açılardan temas edildiğini bilir. O yazıların akabinde Kömürcü, Aksiyon’u arayarak görüşmek istemiş. Arkadaşlar haber verince biraz düşündüm. Birkaç cümle yazdım. Görüşmeyi neden uygun bulmadığımı bildirmek istedim. O cümleler “Diyalogdan yana bir insanım. Eğer şu anda görüşürsek diyalogdan beklenen faydanın elde edilemeyeceğini zannediyorum. İnşallah daha sonraki bir zamanda…” satırlarıyla bitiyordu. Sonra onu da göndermekten vazgeçtim. Çünkü Güler Hanımın yazılarında “F tipi” diyerek karşı tarafa itelenenlerin içinde buluyordum kendimi…

Şimdi bunları neden yazıyorum?

Kömürcü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılınca bir yazı yazdı. Sonra bir hafta izin kullanacağını ama döndüğü zaman çiçek, böcek ve aşk yazıları yazacağını bildirdi.

İnce bir sitem yani…

Kömürcü’nün yazılarını içerik analizi yaparak okuduğum zaman beslenme kaynaklarını ve tabii aynı kaynaktan beslenen diğer gazetecilerle içerik ilişkilerini kurabiliyordum. Gönlüm isterdi ki Kömürcü haber kaynaklarıyla gazeteciliği aşan ilişkilere girmemiş olsun.

Aynı kaynaklardan beslenen başka meslektaşlar da olduğu hâlde sadece Güler Kömürcü’nün “Ergenekon Terör Örgütü” elemanlarıyla birlikte sorguya alınması onun diğer gazetecilerden daha farklı ilişkiler içinde olduğunu gösteriyor.

Neyse, bu da onun tercihi.

Benim asıl takıldığım nokta şurası oldu:

Güler Hanım son yazısında “Hakkında mahkeme kararı kesinleşinceye kadar suçsuz olduğunu” betahsis vurguluyordu.

Bir hukuk kaidesini hatırlatarak peşin hükümlerden sakınmak istiyordu. Hukuk herkese lazım derler ya. Peşin hükümlerle, yani toplumun bir kesimi hakkında ön yargılar oluşturarak, onları kamu vicdanında mahkûm etmek var bir de…

Hakkında ön yargı oluşturulanların o yargıları aşabilmesi için, birçok hadisenin uzun seneler içinde yaşanması gerekiyor çok defa…

Biraz daha açık söylemek gerekirse;

Canla başla insanlık ve tabii ki en başta kendi milleti ve vatanı için çalışanları, İlhan Seçuk’un “düşman sevgiliden daha önemlidir” cümlesinde yatan mantıkla, hasım cephe ilan etmek, sonra da o düşmanca atmosferden yararlanarak yapılacak hukuksuzlukları meşrulaştırmak açısından, yazılarının üstlendiği örgütsel misyonu görme fırsatı bulur belki de Güler Hanım…

O zaman “Hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar sanıkların suçsuz kabul edileceği” kaidesinin, ma’şeri vicdanı yanıltarak, vatanı ve milleti için fedakârca çalışanların boynuna, hain yaftası astırma gayretlerinin, vicdan denilen yanılmaz yargıç huzurunda ne mana ifade ettiğini de düşünür belki…

İnşallah Güler Hanım sadece isnat edilen suçtan değil, vicdan mahkemesinden de beraat eder. Ve o beraat vicdan merkezli diyalogların gelişmesine vesile olur.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious