Ergenekon'u Fethullah Gülen mi yönetiyor?

Ergenekon'u Fethullah Gülen mi yönetiyor?.46739
  • Giriş : 15.06.2009 / 21:20:00
  • Güncelleme : 15.06.2009 / 21:24:34

Yoksa iddialar doğru mu? Ergenekon Cemaat içine sızmış olabilir mi? Zihni Çakır açıkladı;

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İktidar TSK'yı sindirmek mi istiyor; İddia edildiği gibi Ergenekon'u Fethullah Gülen mi yönetiyor; Türkan Saylan'ın evi ölmeden önce neden arandı? Peki ya Ergenekon Soruşturmaları 28 Şubat'ın intikamı mı?

Usta Gazeteci-Yazar Zihni Çakır zihinlerdeki düğümleri açmaya devam ediyor.. İşte merakla beklenen Postallı Demokrasi: Ergenekon yazı dizisinin 3. bölümü…

POSTALLI DEMOKRASİ: ERGENEKON-3

İKTİDAR TSK'YI SİNDİRMEK Mİ İSTİYOR?

İddia olunan Ergenekon Örgütlenmesi ile ilgili devam eden dava ve soruşturma sürecinde çeşitli rütbelerde muvazzaf ve emekli kimi askeri personelin de bulunması, dava ve soruşturmanın “TSK'ya karşı bir eylem” olarak nitelenmesinde malzeme olarak kullanılmıştır. Ergenekon yapılanması ile ilgili, şüphelilerin ev ve işyerlerinde ele geçirilen belgelerde yer alan yapılanma tarifi dikkate alınmadan öne sürülen bu değerlendirmeler, iki aşamalı şekillenmiştir.

Birincisi, soruşturmanın siyasi iktidarın, TSK'yı sindirme amaçlı hukuk süreci olduğu..

İkincisi, soruşturmanın Fethullah Gülen Cemaati'nin bir eylemi olduğu..

Oysa, ülkede yargının referansından habersizmiş gibi yapılan bu değerlendirmeler, yargı çevrelerinde hakim olan ve artık iyice ayyuka çıkan ideolojik bakış açısını göz ardı etmekten başka bir şey değildir. Zira ne yargının referans aldığı ideoloji ne de yargı mensuplarının dünya görüşleri, mevcut siyasi iktidar ile paralellik göstermediği gibi siyasi iktidar adına bir yargı sürecinde rol alacak kadar yakınlık da söz konusu değildir.

Öte yandan yargı sisteminde kanunla belirlenmiş teşkilatlanma görev ve yetkilerin belirleniş biçimi, yargı mensuplarının siyasal iktidara makam ikbali anlamında bir bağımlılık hissetmesine neden olacak kadar da elastiki değildir. Yani sözü edildiği gibi yargının siyasal iktidara hizmet anlamında bağımsız olmadığını iddia etmenin hiçbir reel temeli yoktur. Bu anlamda birinci aşama değerlendirmenin temeli olan “siyasal iktidarın TSK'yı sindirme amaçlı hukuk süreci ”Fikri, somut argümanlardan yoksundur. Bu ancak kendi içinde, hukuki bir süreci siyasi mücadele malzeme yapıp bu materyalle muhalefet etmek ve Ergenekon yapılanmasının siyasi kanadı açısından bir ipucu diye tanımlanabilecek savunma refleksi olarak kabul edilebilir. 

ERGENEKON'U FETHULLAH GÜLEN Mİ YÖNETİYOR?

Daha çok İşçi Parti çevreleri tarafından dile getirilen “sürecin Fethullah Gülen Cemaati tarafından yönetildiği” fikri, “devam eden süreçle ilgili yeterli bilgiye sahip olamama” ya da “operasyon üzerinden Gülen Cemaatinin meşruiyetini tartışmaya açma eylemi” şeklinde değerlendirilebilir.

Bu değerlendirmeyi yapanların Ergenekon soruşturma ve dava süreciyle ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığını söylemek imkansızdır. Zira neredeyse soruşturma ve operasyonlar kamuya açık bir hal almıştır.

Burada geriye, “operasyon üzerinden Gülen Cemaatinin meşruiyetini tartışmaya açma eylemi” seçeneği kalmaktadır.

Yaşanan gelişmeler bu şekilde bir yargıyı da güçlü kılacak türdendir elbette. Çünkü soruşturma sürecinde ortaya çıkan ve operasyon dalgalarında kendini daha açık hissettiren gelişmeler, gerçekten cemaat ile iddia olunan Ergenekon örgütüne yönelik yargı hamlesi arasında ilişki kurulmasını kolaylaştıracak cinstendir.

Fakat burada dikkatle incelenmesi gereken şey, böyle bir izlenim oluşmasına neden olacak gelişmelerin yaşanmasında rol alan sorumlulardır.

Bu izlenimi yaratansa, savcıların soruşturma sürecinde yetki kullanımından öte, kolluk kuvvetlerinin, savcılar tarafından verilen görevi yerine getirdiği süreçte yaşananlardır.

Son dönemde, cemaate, gerek uluslar arası güç odakları tarafından kontrol edilen gerekse içerdeki demokrasi karşıtı odakların kontrolü ile bir sızmanın olduğu muhakkak. Çünkü, tamamen sosyal ve eğitim içerikli hamlelerle tahmin edilenden daha büyük bir hal almış ve artık uluslar arası bir güce dönüşmüş olan, ülkedeki eleştirilerin aksine; uluslar arası arenada Türk ve İslam misyonerliği şeklinde algılanan Fethullah Gülen Cemaati, bu tür sızma hamlelerini cazip kılan hasletlerle doludur.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, demokrasi, barış ve özgürlük kavramlarına yönelik vurgulamaları, ezilen toplumlar, hakir görülen kitleler ve geri kalmış ülkelerde heyecan yaratırken, bu çıkışları onu bir anda dünyanın her bölgesinde tanınır hale getirmiştir. Ayrıca, islami terör söylemleri ile Müslüman topluma yönelik geliştirilen yanlış tanımlamaları yerle bir eden barışçı ve hoşgörülü islam tanımlaması Hocaefendi'yi evrensel bir lider konumuna taşımış, cemaatinin de, emperyalizmin hakim olduğu sözde medeniyet temsilcileri tarafından tehlikeli bir örgütlenme olarak görülmesine neden olmuştur.

İşte bu görüş açısı, cemaate sızmaların yolunu açarken, Hocaefendi'nin, okullar üzerinden farklı ülkelerde edindiği itibarı ranta çevirmeye çalışan belli odakların da iştahını kabartmıştır. Yine Türkiye'de de cemaatin kazandığı itibarı kullanarak, devletin kritik kurumlarına hakim olmak isteyenler de cemaate bir şekilde sızmayı başarmıştır.

İddia olunan Ergenekon Örgütlenmesine yönelik hukuk sürecinde yaşanan gelişmelerin, Ergenekon Operasyonu'nun bir cemaat operasyonu olduğu şeklinde izlenim yaratması da bu gurubun bir hamlesidir aslında. Yani Ergenekon operasyonu, aslında bir cemaat operasyonu değil, cemaate yönelik bir operasyonun merkezine dönüşmüştür.

Bu güçler, bu hamle ile bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamaktadır.

Birincisi, bu söylemlerle cemaatin meşruiyetini tartışmaya açmayı ikincisi de Ergenekon Operasyonunun hukuki niteliğini tartışmaya açıp, yapılanmaya kamuoyu desteği sağlamayı hedeflemişlerdir.

Bu propaganda yöntemi de yine Ergenekon yapılanmasının kendine has bir propaganda ve kamuoyu yaratma girişimidir.

Bu yönde en sıcak ve somut bulgu, 12 Haziran 2009 tarihli Taraf Gazetesi'nin manşetinden verilen ve siyasal iktidar ile Gülen Cemaatini bitirme planıdır. Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın gizlilik kararından ötürü detay veremediğimiz bu plan, yukarıdaki sıralananları haklı kılacak cinstendir.

TÜRKAN SAYLAN ERGENEKON'UN NERESİNDE?

Operasyonlarla cemaat arasında ilişki kurulması çabalarında kullanılan en önemli malzeme, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı merhum Türkan Saylan'ın da dahil olduğu operasyon süreci olduğu muhakkak. Oysa bu süreç, başlı başına soruşturma savcılarının elindeki bilgi ve belgelere dayalı olarak gerçekleşmiş, hukuki karina teşkil eden bulgulardan yola çıkılarak yaşanmıştır.

Ergenekon'un misyonerlik faaliyetleri ile ilgili kendi belgelerindeki vurgular ile Milli İstihbarat Teşkilatı'nın merhum Saylan ve Dernek ile ilgili 2002 yılında hazırladığı ve gereği için ilgili kurumlara havale ettiği, misyonerlik faaliyetlerini kapsayan MİT raporunu, Ergenekon soruşturma sürecindeki yeni bulgularla bir araya getirip böyle bir operasyona ihtiyaç duyan soruşturma savcıları, bu halde bile merhum Saylan'a hukuku zorlayarak ayrıcalıklı uygulama yapmıştır.

Tedavisi ve mücadele ettiği hastalığı dikkate alan savcılar, mahkemeden gözaltı yerine sadece arama ve bilgiye başvurma ile yetinerek insani bir duruş sergilemiştir. Burada tartışılması gereken, savcıların mahkemeden aldığı ve hukuku merhum Saylan lehine zorlayan karar değil, operasyonu gerçekleştiren emniyet mensuplarının tutumudur.

Zaten, bu süreci cemaatle ilişkilendirenlere en büyük kozu da savcıların değil emniyet mensuplarının tutumu ve davranışı vermektedir.

ERGENEKON OPERASYONLARI 28 ŞUBAT İNTİKAMI MIDIR?

Ergenekon konusunda bugüne kadar geçen zaman içerisinde, soruşturma ve davada meşruiyet karinasını ortadan kaldırma çabası içerisinde olanların bir diğer dayanağını, “28 Şubat'ın intikamı” söylemleri oluşturdu. Oysa, yapılan operasyonlar ve devam eden dava ile soruşturma süreci, 28 Şubat ile ilişkilendirilirken bir intikam değil, 28 Şubat hukuksuzluğunun kucağında reorganize olan Ergenekon yapılanmasını tasfiye diye ilişkilendirilebilir.

Örneğin bugüne kadar iddia olunan Ergenekon örgütü ile ilgili ele geçen belgelerde, iddia olunan örgütün eylem ve hedef belirlemesinde, 28 Şubat'ın Batı Harekat Konsepti belgesinde yer alan yol haritasını kullandığı açıktır. Bu anlamda, 28 Şubat ve Ergenekon arasında bağlantı kurulurken, öncelikle Ergenekon ve TSK arasında sızmaya dayalı tersten bir ilişkiyi görüp, sonrasında da 28 Şubat hukuksuzluğunun başrol oyuncularının Ergenekon sürecinde neden yer aldığını anlamaya çalışmak gerekir.

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir tarafından hazırlanan 6 Mayıs 1997 tarihli “Batı Harekat Konsepti” başlıklı 12 sayfadan oluşan gizli belgede, “irtica” ile mücadele adı altında yapılması gerekenler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Sivil toplum örgütleri, aydınlar ve Atatürkçü çizgideki kurum ve kuruluşların mücadeleye ortak edilmesi istenen belgedeki ayrıntılar 28 Şubat dönemine ışık tutuyor. Belgede, “Atatürkçü çizgide olan kurum, kurtuluş, dernek, basın ve yayın organlarının devreye girmesini sağlamak ve onlara destek vererek halkın bilinçlenmesine katkıda bulunmak bir yöntem olarak tercih edilmelidir” deniliyor. Peki bugün Ergenekon operasyonları kapsamında ele geçirilen belgelerdeki yol haritasıyla 28 Şubat'ın yol haritası olan bu belge arasında bir fark var mı? Elbette yok.

Eğer Ergenekon operasyonu, 28 Şubat'ın intikamı olsaydı, bugün en başta o dönemin lideri sayılan Çevik Bir bu operasyon sürecine mutlaka ama mutlaka dahil edilebilirdi. Oysa rivayete göre aynı Çevik Bir, Ergenekon Operasyonları'na destek vermektedir. Hatta, internet sitelerine saçılıp dökülen gizli ses kayıtlarının, geçmişte Çevik Bir'in ekibinde yer alanlar tarafından sızdırıldığı bile yüksek sesle dillendirilmekte

DANIŞTAY SALDIRISI-ERGENEKON BAĞLANTISI

Ergenekon dava ve soruşturma sürecini hukuksuzluk ve meşruiyetten yoksun göstermeye çalışanların, Ergenekon tarzı bir propaganda uyguladıklarını ifade etmiştik. Soruşturma ve davaya siyasal bir süreç yakıştırmasını yapanlar, operasyonları Fethullah Gülen Cemaatine dayandıranlar, TSK'nın refleks göstermesi için operasyonları TSK'yı yıpratma ve etkisizleştirme amaçlı diye değerlendirenler, bu propaganda yöntemi ile, asıl amaçlanan, faili meçhuller, hukuk dışı ve demokrasi karşıtı fiiller, darbe süreçlerinin kaotik ve kargaşa ortamlarında bu yapının etkisinin kamuoyu tarafından bilinmesinin ve toplum vicdanında mahkumiyetinin önüne geçmeye çalışmaktır aslında.

Ülkeyi büyük bir kaosa sürükleyen Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasında ne zorlama bir yolla ilişki kurmaya çalışanlar, ne de bu saldırıyı, mevcut siyasal iktidarın yarattığı psikolojik havanın etkisinde kalan radikal dinci grupların gerçekleştirdiğini söyleyenler Ergenekon zihniyetinden ayrı tutulabilir.

Öncelikle, Danıştay saldırısının, Ergenekon davası ile birleştirilmesi, kendi başına bu saldırının Ergenekon yapılanmasının bir eylemi olduğunu göstermez.

Gözardı etmememiz gereken, Ergenekon soruşturma sürecini fırsat bilip devlette benzer bir tarzda ancak farklı amaçlarla yapılanmaya çalışan bir gizli örgütlenmenin olabileceği ihtimalidir.

Bu ihtimalden yola çıkarak, Danıştay saldırısının Ergenekon yapılanması tarafından değil, bu yapılanmanın etki sahasına hakim olmaya çalışabilecek farklı bir grup tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine dikkat çekebiliriz.

Bunun yanında, saldırının, siyasal iktidarın meşruiyetini ortadan kaldırıp, kendine siyasal iktidar sahası açmaya çalışanların bir eylemi olarak değerlendirmek de mümkün.

Bu durumla ilgili, burada dile getirilebilecek her detay, yargılama aşamasındaki bir davaya saygısızlık olacaktır. Yapılması gereken, adil yargılamanın sonucunu beklemek ancak; sayılan ihtimalleri de göz önünde bulundurmaktır.

4. BÖLÜMDE (SON) CEVAP BULACAK SORULAR

1- ERGENEKON'UN HİYERARŞİK YAPILANMASI NASILDIR?
2- KARARGAH EVLERİ, ÖRGÜTÜN HİYERARŞİK YAPILANMASINDA NEREDEDİR?
3- MEDYA-SİYASET-YARGI BAĞLANTISININ HİYERARŞİK YAPIDAKİ POZİSYONU NASILDIR?
4- EN ÇOK TARTIŞILAN ENCÜMEN-İ DANİŞ İLE ERGENEKON ARASINDA NASIL BİR BAĞ VARDIR?
5- ÖRGÜTÜ KİM YÖNETMEKTEDİR, 1 NUMARA KİMDİR?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*