ERHAN GÜLERYÜZ'LE HASBİHÂL

ERHAN GÜLERYÜZ'LE HASBİHÂL.48276
  • Giriş : 23.04.2008 / 00:40:00
  • Güncelleme : 23.04.2008 / 01:08:42

Erhan Güleryüz'ü tanıyanlar bu söyleşiyle onu daha yakından tanıyacak.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Ayna Grubundaki saçlı adam” diye tarif ettik onu anlatırken… “Hani şu siyah gözlükleri olan…”

 

Onun okuduğu şarkılar âşık etti bizi sevdiğimize. Ayrılık dayanınca kapıya yine onun şarkılarında aradık çareyi.

 

Erhan Güleryüz’den bahsediyorum. Soyadı gibi “güler yüzlü” adamdan.

 

Milyonların kendisini tanıdığını bildiği halde “Ben Erhan” diyerek sıktı elimi. “Mütevaziliğinden bir şey kaybetmediğini” ispat edercesine önce kendisini tanıttı. Siyah gözlüklerini takmadan da fotoğraf çekmemize izin vermedi.

 

Dünya Radyo Yayın Yönetmeni Mesut Baran’ın odasında sorduk sorularımızı. Fotoğraf çekme işi ise yayın odasına kadar sıçradı.

 

***

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

Redakte: Esra İşeri

 

***

 

— Müziğinizi nelerle besliyorsunuz?

 

Müzik, sürekli beslenmesi gereken bir canavar gibi. Zaman zaman yataktan fırlayıp koşarak klavyenin başına gittiğim oluyor. Sürekli kitap okumanız ve çok okumanız gerekiyor. Elbette çok okumak da yetmiyor. “Çok okuyan mı bilir çok gezen mi” misalinde olduğu gibi çok da gezmeniz gerekiyor. Müziği güçlendirmek, büyütmek, geliştirmek için beslendiğiniz gökyüzü, insan, bitki, doğa, maneviyat… her şey müziğinizi büyütmek, beslemek için kullanabileceğiniz unsurlar.

 

"MÜZİKTE SINIRLAR VARDIR"

 

— Müzikte sınır var mıdır?

 

Tabi ki vardır. İnsan, zihninde çok güzel şeyleri geçirebildiği gibi çok karanlık şeyleri de geçirebilir. Ben profesyonel bir müzisyen olarak zaman zaman kendi egomdan, bencilliklerimden, yaşadığım sıkıntılardan, acılardan dolayı yararı olmayan bir şarkı yapabilir ve onu insanlarla paylaşmaya kalkabilirim. Bu çok büyük bir hatadır, hem de topluma büyük bir zarar vermektir. Benim bir müzisyen olarak en çok ürktüğüm şey budur. Bu sebeple diyorum ki; müzikte sınırlar vardır.



“MÜZİK RİSKLİ BİR SİLAHTIR”

 

Müzik, bir yönüyle şartlandırmayı da ifade eder. Müziği dinleyen insanlar sadece belli bir yaş seviyesinde değil. Yediden yetmişe herkes müzik dinliyor. Herkesin müziğe ihtiyacı var. Müziğimin içerisinde insanlara -yaşı kaç olursa olsun- , özellikle küçük çocuklara zarar verecek bir şey varsa bu benim müziğimin sınırlarının başladığı yerdir. Orada riziko vardır. Bu noktada hakikaten toplum etiğine çok uygun bir disiplininizin olması gerekiyor. Üretim esnasında gözünüzden, aklınızdan her şey geçebilir. Aklınızdan hiç gelmedik karanlık fotoğraflar da geçebilir. Üretim böyle bir şey… Mühim olan bu olumsuzlukları kabul edip etmemeniz değil, zihninizden geçiriyor olmanızdır. Topluma zararlı şeyleri şarkınızda barındırmaya kalkıştığınızda bir sınır koymanız gerekiyor. Her mesleğin olduğu gibi müziğin de sınırları vardır, olmalıdır. Çünkü müzik riskli bir silahtır. Her şeye rağmen bu sınırları gözeten bir dinleyici var en azından…

 

“BİR MANEVİYAT KRİZİ VAR Kİ SORMAYIN GİTSİN!”

 

— Müzik dünyasında değişimin hız kazandığına şahit oluyoruz? Müzik dünyasındaki değişimlerin sebebi ne sizce?

 

Buna sadece “müzik dünyasında değişim” demeyelim. Bütün sosyal hayatın içerisinde dünya kendi akışıyla uyumlu nasıl dönüyorsa müzik de öyle dönüyor. Dünya değiştiğinden dolayı müzikte de o koşullara uygun değişimler oluyor. Mesela şuanda dünyada hem maddi hem manevi bir kriz var. Bir maneviyat krizi var ki sormayın gitsin! Uzun uzun konuşabilecek, ansiklopedilerle anlatılacak ve hatta yüzyıllar boyunca konuşulacak bir konu bu. Maddi kriz dediğimiz ise dünyanın fiziksel maddiyatı ile ilgili krizler. Mesela küresel ısınma herkesin gözünden kaçan çok önemli değişim. 60 yıl önce 2,5 milyar olan dünya nüfusu şuanda 6,5 milyar. Yüzyıl gibi çok kısa bir sürede nüfusun 6 küsur katına fırlaması nüfus artışının hem sevindiren hem de ürküten iki yüzü var. Ürkütüyor çünkü zaman zaman gidişata baktığımızda insanoğlu yaşadığı dünyayı yeteri kadar özenle kullanamıyor. Dolayısıyla da o şartlar insanın maneviyatını da değiştiriyor. Hayattan aldığı hazzı, zevki ya da hayattan beklentilerini değiştiriyor. Hâl böyle olunca müzik, insanların beklentileri doğrultusunda şekil ve boyut değiştirebiliyor.



“TOPLUM, SANATÇISINI DA, SİYASETÇİSİNİ DE KENDİSİ YARATIR”

 

— Şartlar mı müziği değiştiriyor yoksa sanatçılar mı şartları değiştirmenin peşinde?

 

Elbette şartları değiştirmeye çalışmalı ancak bu nitelikte ve donanımda dehaların pek de ortada olmadığı aşikâr. Sanırım şuanda şartlar her şeyi değiştiriyor. Bir sanatçının şartları değiştirmesi değil toplumun sanatçıyı ya da üretenleri değiştirmesi gibi bir durum mevzu bahis. Benim yıllardır hep söylediğim bir şey var. Bir toplum kendi sanatçısını da siyasetçisini de kendisi yaratır. Ülkemizde bu konuda çok büyük bir seçici sıkıntısı yaşıyoruz. Bunu kabul etmek lazım.       

                                                                                                                                                  “BİR ÜLKE DÜŞÜNÜNKİ MEDYA PATRONU SADECE TEK BİR ADAM”

 

— Müzik dünyasında insanî ilişkilerden ve bu ilişkilerin müziğe yansımalarından bahseder misiniz?

 

Bir ekonomistin çok güzel bir tahlili var. Diyor ki; “suç yoktur, sadece yoksulluk vardır.” Yoksulluğun insan hayatına, sosyalliğine, medeniyetine ve daha birçok şeye zarar verdiği bir hakikat. Müzik dünyasındaki insani ilişkileri izlediğimizde sadece bizim ülkemize münhasır bir durum var. Bunu önemle belirtmekte yarar var. Bir ülke düşününki medya patronu sadece tek bir adam. Bunu çok net bir şekilde söylüyorum. Sadece bir kişinin tekelinde olan bir medya ile siz sosyal hayatın iletişimini sağlamaya çalışıyorsunuz. Tek bir holding sizin bütün ahlak anlayışınızı, bütün insan ilişkileri anlayışınızı kendi seçtiği birkaç karton karakterle değiştiriyor. Bize bunu sunuyorlar, biz de o sunulan şeyle oyalanıyoruz. İnsani ilişkiler olarak bize yansıtılan şey önemli. Bu medya patronluğundaki gazeteler, televizyonlar, radyolar bize kendi savundukları hayat tarzını sunuyorlar. Halka çok acayip karton karakterleri kakalıyorlar. Malum kanallardaki, gazetelerdeki haberlere bakıyorsunuz ki X kişiler evlenmiş, X kişiler boşanmış, X kişiler bilmem nasıl yaşıyor, X kişiler şunu seviyor, X kişiler şunu dinliyor… Düpe dümdüz kakalıyorlar. Bu medya anlayışı o toplumun talep ettiği müziğe de yansıyor. Yani yaratılmış sunî bir ortam var. O sunî ortam içerisinde de sunî şeyler üretiliyor. Zaman zaman gerçekten sanatla ilgilenen insanların bile o çarkın içerisinde boğulmamak için çırpındığı oluyor. Buna ben de dâhilim, benim de çırpındığım zamanlar oldu. Olacaktır da. Bu yansımaların olumlu olduğunu düşünmüyorum. “Müzik dünyasındaki insani ilişkilerin müziğe yansımalarından bahseder misiniz” diye sordunuz. İnsani ilişkilerin, benim insan ilişkilerinden anladığım kalitede yürümediğini söyleyebilirim.



“ÜLKEMİZDE SADECE PARA ANLAYIŞI VAR”

 

— Yeri gelmişken ülkemizdeki magazin anlayışı hakkında ne düşündüğünüzü de öğrenebilir miyiz?

 

Magazin anlayışı… Böyle bir anlayış yok. Ülkemizde sadece şu var. Para para para! Her şeye rağmen para anlayışı var. Bununla ilgili benim söyleyeceğim hiçbir şey yok. Ülkemizde sadece paraya dayalı anlayış var. O holdingler ceplerini şişirecekler. Televizyon kanalı sayılarını arttıracaklar. Ve belki elli yıl sonra bile utanarak, sıkılarak, üzülerek baktığımız o saçma sapan karakterleri sunuyor olacaklar.

 

“DÜNYA, EKONOMİ ÜZERİNDE DÖNÜYOR”

 

— Türk müziğinin 50 yıl sonrası hakkında bir ütopya ortaya koyar mısınız?

 

Ben bu sorunun cevabını müziğin 50 yıl sonrasını ele alarak sınırlı bırakmak istemem. Ütopyayı kelime olarak açtığınızda aslında olmama ihtimali çok yoğun olan bir hayal demek. Ben olacağına inandığım şeyi söyleyeyim en iyisi. Türk kültürü dünyada çok yüksek bir yerde. Teknolojik değişmelerin, hızlı doğum artışının, küresel ısınmanın, manevi değerlerin yok olduğu bir dünyada insanlık nereye gidiyor? Ne için yaşıyoruz? Türk toplumu bütün dünyaya daha çok güzellikler sunacak. Toplumlara yaşamla ilgili birçok sorunun cevabını verebilecek donanıma sahibiz. Fakat dünya şuanda bulunduğu konum itibariyle ekonomi üzerinde dönüyor. Şimdiki zamandan elli yıl sonra Türk dilinin bütün dünyada konuşulan bir dil olduğunu, Türk ve sanat kültürünün bütün dünyada rağbet gören bir yaşam fotoğrafı sunduğunu ve dünyada barışın, kardeşliğin, dostluğun, paylaşımın bizim kültürümüz ve gücümüzle kontrol edilebildiğini görebiliyorum.



“NE MUTLU ÇOCUKLARA, PEYGAMBERİMİZİ ONLARA ANLATIYORUZ”

 

— Piyasada daha popüler çalışmalar varken ve müzik dünyası bu tarz çalışmalara alışık değilken siz Funda Arar, Murat Göğebakan, Muazzez Ersoy, Ferdi Tayfur gibi sanatçıların da çeşitli besteleri seslendirdiği “İftihar Abidemiz Efendimiz” isimli albümde Hz. Muhammed’i anlatan bir eser okudunuz. Bu kararınızı ve katılma sürecinizi anlatır mısınız?

 

Kutlu doğum ülkemizde daha yeni yeni güzel şekillerde kutlanmaya başlandı. Kutlama şekilleri değişiyor. Peygamber efendimizi andığımız şekiller ve koşullar değişiyor. Bütün dünya dinlerinde toplumların inançları doğrultusunda değer verdikleri manevi karakterlere bakışı farklıdır. Türk insanın da peygamberine bakışı çok farklı ve diğer değerlerden çok daha yüksek yerdedir. Fakat bütün dünyanın manevi değerleri bir. Keşke peygamber efendimizin ışığını günümüz çocuklarına, gençlerine, herkese ve bütün dünyaya anlatabileceğimiz ortamlar olsa. Bu son bir iki yıldır var olan faaliyetlerdeki güzellikler ve anlatım anlayışı sevindirici. Ortaya çok güzel bir çiçek atıldı ve o çiçek tohum tohum çoğalacak inşallah. Önümüzdeki yıllarda kutlu doğum haftalarında çok daha güzel programlar olacağına ve bu programlara birçok kesimin katılacağına inanıyorum. Bunun manevi yönüyle onur ve gurur verdiğini söyleyebilirim. Ne mutlu çocuklara ki peygamber efendimizi onlara anlatıyoruz.


                 
“RADYOCULUK BAŞKA BİR İŞ”

 

— Dünya Radyo…

 

Radyoda program sunmak severek yaptığım bir iş. Dünya Radyo’da her hafta Pazartesi günü 17:00 – 19:00 saatleri arasındaki bana ayrılan sürede program yapıyorum. Radyoculuk başka bir iş. Sağ olsunlar bana iltifat gibi “Dünya Radyo’da program yapar mısın” dediler. Ben çok eğleniyorum. Müzik severlerle sohbet ediyoruz. Şarkılar yayınlıyoruz. Haftada 2 saat de olsa onlarla iletişim kuruyoruz.                                                                                   

 

“YAYIN SAATLERİMDE KENDİ ŞARKILARIMI DİNLETMİYORUM”

 

— Kendi şarkılarınızı yayınlamak haz veriyordur.

 

Ben kendi şarkılarımı yayın saatim içerisinde dinletmemeye gayret gösteriyorum. Bazen arada bir tane dinlettiğimiz oluyor. Ben genelde sevdiğim, çok örnekleme yaptığım, benim ruhuma hitap eden şarkıları yayınlamaya çalışıyorum. Çünkü ülkemizde gerçekten çok değerli yorumcular var, onların eserlerini yayınlıyorum.

 

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious