Erkekler dünyayı kurtarsın, kadınlar milleti şenlendirsin

Erkekler dünyayı kurtarsın, kadınlar milleti şenlendirsin.11580
  • Giriş : 01.06.2008 / 09:07:00

Kadın ya sabah programlarında göbek atarken vardır ya da başından geçen acıklı olayları ağlayarak anlatırken.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında kadına biçilen rol az çok belli. Kadın ya sabah programlarında göbek atıp halay çekerken vardır ya da başından geçen acıklı olayları ağlaya inleye anlatırken.

Üçüncü sayfa haberlerinin aldatılanı, dövüleni, tacize hatta tecavüze uğrayanı da onlardır. Tabii bir de tüketim ve cinsellik fışkıran yayınların gösterişli modelleri, arka sayfa güzelleri var... ‘İzleyici veya okuyucu olan kadına biçilen rol nedir?’ sorusunun yanıtı da az çok belli. Dizi ve eğlencelik programlar kadınlar içindir. Alışveriş ve magazin ekleri de. Haber ve tartışma gibi ciddi programların izleyicisi, ekonomi ve siyaset gibi ağır sayfaların okuyucusu erkeklerdir. Yani tüketeniyle, tüketileniyle kadının medyayla ilişkisi hafif, eğlencelik kodlar üzerinden kurulmuş durumdadır. Peki, medya mensubu kadın için ne söylenebilir? ‘Ciddiyet’ ve ‘hafiflik’ üzerinden kurulan algı medya mensubu kadınların kariyerlerini de etkilemektedir doğal olarak... Siyasetin, ekonominin tartışıldığı ağır programlara çağrılan yorumcuların yüzde 90’ının erkek olması, köşe yazarlarının yüzde 12’sini kadınların oluşturması önemli bir gösterge. Kadınların payına ise magazin, kültür, yaşam gibi ‘hafif’ addedilen sayfalar veya programlar düşüyor. Kadın yönetici sayısının yok denecek kadar az olması; hatta hâlihazırda tek bir kadın genel yayın yönetmeninin dahi olmaması da çalışan kadının medyadaki konumunu açıklıyor. Bir şekilde yöneticilik makamına oturmayı başaran, köşe yazarı olmayı başaracak kadar şanslı olan veya ana haber sunuculuğu koltuğuna oturan kadınlar aynı zamanda ilk krizde kurumla ilişkisi kesilenler, deyim yerindeyse ‘yangında ilk atılacaklar’dan oluyor. Biz de konuyu bir dönem köşe yazan Vivet Kanetti Uluç, ana haber sunuculuğu yapan Gülgün Feyman gibi isimlerin yanı sıra bir kadın patronla, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı ile konuştuk. Gördük ki, kadınların medyadaki durumları pamuk ipliğine bağlı. Kadınları kariyer yapmaya teşvik eden bir perspektife sahip olan medya organları bile bunu salt bir siyaseten doğru olarak savunuyor, erkek egemen bir saha olan medyada, söz konusu kadın olunca kariyer teferruat oluyor.

Toplumsal yaşamın her evresinde olduğu gibi kadının medya alanında da sıkıntıları var. Haber veya programların unsuru olma veya bu yayınları takip eden birey olma açısından değil bu sıkıntı sadece. O haberleri, programları hazırlayan, köşe yazıları yazan medya mensubu kadınların sorunu bu. Hatta 23 kadın örgütü bir araya gelerek Medya İzleme Grubu (MEDİZ) bile oluşturdu yaşanan sıkıntıların çözümü için. ‘Medyada cinsiyetçiliğe son!’ kampanyası başlattılar. Sadece kadınların medyada kurban, zavallı, cinsel nesne, kutsal ana, namus simgesi halinde erkeklere bağımlı olarak surnulmasına karşı çıkmıyorlar. Belki de bir ilki gerçekleştirerek daha çok magazin, kültür, yaşam gibi alanlarda görev yapan veya yaptırılan medya mensubu kadının siyaset, ekonomi veya uluslararası ilişkiler gibi ‘erkeğe özgülenmiş’ alanlarda yok sayılmasına tepki gösteriyorlar. Yönetim kadrolarının, köşe yazılarının, yorum alanlarının erkek egemen konumdan çıkarılıp buralarda kadınlara da yer açılmasını istiyorlar. Bu isteklerinin ne kadar haklı olduğunu göstermek için de yakın tarihte açıklanan Avrupa Birliği raporunu gösteriyorlar. Rapora göre genel yayın yönetmenlerinin yüzde 0’ı, yöneticilerin yüzde 16’sı, köşe yazarlarının yüzde 12’si, muhabirlerin de yüzde 35’i kadın. Bu oranlara eklenecek ilginç sonuçlardan biri de yorumcu kadının olmaması. Bu sonuçlara eklenecek ilginç bir durum da bir şekilde yönetici olan, köşe yazan veya program hazırlayan kadının daha ilk krizde kurumla ilişiği kesilen kişiler olması. Örneğin bir zamanların çok beğenelin kadın yazarlarını şimdilerde gazete sayfalarında göremiyoruz. Hürriyet Gazetesi’nde Amerika ve Avrupa ile ilgili derin bilgisini aktardığı yazılardan tanıdığımız Zeynep Atikkan, ‘patronsuz gazetecilik hayatım’ dediği şu günlerde, Avrupa ile ilgili kitap hazırlıyor. Yine Aktüel’den Hürriyet’e transferi bir hayli ses getirmiş olan Ebru Çapa artık bir yerde yazmıyor, www.ntvmsnbc.com’un genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor. Ekranların son dönem ana haber yüzü Defne Samyeli ve Jülide Ateş ise görünmez oldular.

Karşıtım olsun razıyım, yeter ki erkek olsun!

Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazılarının yanı sıra başarılı kitap çalışmalarından da tanıdığımız Vivet Kanetti Uluç, Türkiye’de erkeklerin düşünmek, tartışmak ve geleceği inşa etmek için kendi aralarında olmayı tercih ettiklerini söylüyor. Hatta ‘Daha ileri gideceğim.’ diyerek sözlerini şöyle sürdürüyor: “O televizyon programlarında ‘Yandaşın bir kadını mı çağıralım, karşı görüşten bir erkeği mi?’ deyin, her mahalleden erkek konuk, karşı görüşten erkekle bin kat daha rahat edeceğine inanır. Bu inanç ve bu kaçış samimidir.” Bu kaçışın samimi olduğu ölçüde sökülmesinin de zor olduğunu belirten yazar Kanetti, kışkırtıcı bir soru sorarak devam ediyor: “Konuşan, tartışan, karşısındaki erkeğe ‘oğlum, paşam, sultanım, velinimetim’ diye hitap etmeyecek, kibar bir ifadeyle bir gün ‘ailesi’ de olmayacak kadın, acaba hangi korkuları harekete geçirir Türk erkeğinde?” Kanetti Uluç’un sorusuna verdiği yanıt ise şöyle: “İşinin ve ekmeğinin elinden alınması korkusu, çoluk çocuğunu aç bırakma korkusu, beğenilmeme korkusu, belki kastrasyon korkusu… Hangisi önce ve hangisi daha fazla? Bilmiyoruz. Türkiye’de erkek korkularının dillendirilmesi o kadar nadir ki!” Kanetti Uluç’un medya mensubu kadınların üst kademe yönetici olamamaları konusunda da ilginç bir yaklaşımı var. “Cinsiyetçi siyasetleri sarsmanın en üst kademelerden başladığına inananlardan değilim ve ‘Niye kadın genel yayın yönetmenlerimiz yok?’ sorusunun yanıtı önemsediğim bir mesele değil.” diyor. Önemsememe sebebini şöyle açıklıyor: “Çünkü Türkiye ve Türk basını cinsiyetçilikten iyice arınmadıkça, en tepedeki kadınların pozitif rol oynamadıkları, oynamayacakları kanısındayım. O iktidar yerleri, başka diğer hemcinslerinizden ‘intikam’ alma, onları ezme makamları olarak da kullanılabilir pekâlâ. Bu nokta önemli. Kimilerinin sandığının aksine feminist olmak naiflik değildir. Basındaki her kadının pozisyonunu savunmak, kariyerini desteklemek anlamına da gelmez.”

Kadın gazeteciler, kriz veya yeniden yapılanma dönemlerinde ilk gönderilen isimler oluyor. Bunun örneği yakın dönemde televizyonların haber yüzlerinde yaşandı. Kanallar birbiri ardına yaş ortalaması yüksek erkek gazetecilere sundurmaya başladı ana haber bültenlerini. TGRT ve Kanal 1 ana haberi sunan Jülide Ateş ve Show TV ana haber spikeri Defne Samyeli, bu değişiklikten nasibini alan kadınlar oldu. Fakat bu değişim gün içerisindeki haber bültenlerini etkilemedi. Çünkü önemli olan ana haber saatiydi. Tecrübeli spiker Gülgün Feyman, büyük kanallarda ana haber sunucusu olarak kadın yüzü kalmamasını ‘isim yarışı’ olarak açıklıyor. Şu an bir furyanın yaşandığını dile getiren Gülgün Feyman, şunları söylüyor: “Bu furya da geçecektir. Bu ülkede Kadir İnanır’a haber sunduruldu. Haber gibi ciddi bir iş moda akımına kapıldı. Kanallarda haber değil isimler yarıştırılıyor. Ama habercilik at yarışı değil ki. Feyman, çeşitli kurumlarda çok önemli kadın gazetecilerin görev yaptığını; fakat sayılarının yok denecek kadar az olduğunu belirtiyor. Feyman, çuvaldızı erkelere, iğneyi ise kadınlara batırıyor. elbette sorun öncelikli olarak bu erkek egemen yapıdan kaynaklanıyor. Ancak kadınların da kendilerini donatmama, sert konularda atak davranmama gibi hataları da var Feyman’a göre.

Kadının geleceği adına iyimserim

Hürrriyet Gazetecilik AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, kadının medya organlarında daha üst düzey temsiliyle ilgili iyiye doğru bir gidişin olduğu kanısında. “Ben yine de iyimserim.” diyen İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, kitle medyasının bu alanda özeleştiri yapıp daha iyiye gitme arayışında olduğunu söylüyor. Hatta buna örnek olarak başında bulunduğu Hürriyet Gazetesi’ni gösteriyor şu ifadeleri kullanarak: “Son 10 yılda inanılmaz büyük bir artış var kadın sayısında’ diyor. Kadın köşe yazarlarına ana gazete yerine eklerde yer verilmesinin eleştiri konusu olduğunu hatırlattığımızda ise “Diğer kurumlarda niye yer verilmediği konusunda bir şey diyemiyorum. Belki kendi tercihleri olabilir. Ben en azından içinde bulunduğum kurumlarda dört kişiye pozitif ayrımcılık yapıyorum.” diyor. Vuslat Doğan Sabancı, aslında medyada kadını çalışanını analiz ederken öncelikle medyanın kendi içeriğinde kadına ne kadar yer verdiğine, yazılarda, bakış açılarında kadını toplumun bir parçası olarak kabul edip etmediğine ve kadını kadar cesaretlendirdiğine bakmak gerektiğini ifade ediyor. Kadın çalışanların üst kademede yönetici olabilmesi konusunda ise “Önemli olan toplumsal bakış açısının değişmesi.” diyor. Bu bakış açısını etkileme görevinin de medyaya düştüğünü dile getiriyor şu sözleriyle: “Toplumun yüzde 50’sinin kadından oluştuğu yansıyabilmeli. Kadının genel yayın yönetmeni, sporcu, anne, eş ve başka sektörlerde iş yapan biri olabileceğini, yani hayatın her yerinde olduğunu, olabileceğini anlaması lazım toplumun.” o.deligoz@zaman.com.tr

Cinsiyetçilik ikiyüzlü bir madalyon

Vivet Kanetti Uluç: Cinsiyetçiliğin ikiyüzlü bir madalyon ya da bir tür tahterevalli olduğunu düşünürüm. Bir ortamda, bir ülkede cinsiyetçilik kol geziyorsa, orada elbette kimi kadınlar hiç hak etmedikleri yerlerde bulunacak, kimileri de fazlasıyla hak ettikleri yerleri kaybedeceklerdir. Ve biri öyle olduğu için diğeri de böyledir. Bir gözlem: Büyükçe bir gazetenin genel yayın yönetmenliğinde değil ama yazı işlerinde, iki kadın yakın bir tarihe kadar çok etkindi ve Türk basınında en düşük sayıda kadın yazarı olan, basındaki yetenekli kadın elemanları en az öne çıkaran gazeteydi bu gazete. O kadınların, bir ‘mesleki kaza’ başlarına gelince çok ağlamaları da bu gerçeği değiştirmez. Feminizmin işte bu nahoş gerçeklerle de yüzleşebilme cesareti olmalı.

Sistem, şehirli, genç, okuyan, çalışan kadını küstürüyor

Perihan Mağden: Kadınların medya kurumlarında idari pozisyonlarda yeteri kadar temsil edilmemesi, kadın yazarlara daha çok eklerde köşe verilmesini ve siyaset, ekonomi, uluslararası ilişkiler gibi konuların yorumlanmasında kadınlara söz verilmemesini eleştiren ilginç bir yazı kaleme almıştı. Mağden, kendine has üslubuyla aktardığı ‘Kadın yazarı eşit gazete’ başlıklı yazısında şunları söylemişti: “Olmuyor! Türkiye’nin yarısı kadınlardan, yarısından hatırı sayılır fazlası 35 yaş altından oluşuyor. Bunlar medyalamamızda neden temsilini bulmuyor? Hakiki bir kalite kontenjanından: diyelim Necmiye Alpay. İşte hayalimdeki kadın köşeci! Dil yarası yazsın, siyaset yazsın, edebiyat eleştirisi yazsın. Ama yazsın. Bizim de gözümüz, gönlümüz açılsın. Bu kadar iyisini, hak etmiyor muyuz yani? Hasret olduğum bir başka janr/kalem: Zeynep Atikkan. Amerika’yı bilir, Avrupa Birliği’ni bilir, Türk Siyaseti’ni bilir. Vakti zamanında Mesut Yılmaz’ı ‘sarsan’ yazıları hâlâ belleğimdedir. Bir Zeynep Atikkan’ı her nevi lagar/dıngıl erkek köşeciyi ordan gitse, öbür tarafta tutan sistem; nasıl olur da eler- anlamış değilim. Sistem n’apıyor ediyor: kadını eliyor, yeni kadın köşeci/haberciyi bünyesine sokmuyor. Şehirli/genç/okuyan/çalışan kadını küstürmeye, mevcut gazetelerden soğutmaya muvaffak oluyor.”

Medyanın iki türlü kadın algısı var

Vuslat Doğan Sabancı: Medyanın kadın algısı yönüyle ikiye ayrıldığını söyleyen Vuslat Doğan Sabancı, ilkini kadını sadece eş ve anne olarak gören, ‘sayfalarında veya ekranlarında kadına mümkün olduğu kadar uzak ve mesafeli duran’ olarak tanımlıyor. Diğeri ‘kadının rolünü normalleştirmiş, hayatın içinde yüzde elli hakka sahip olduğunu kanıksayan’ medya. Fakat ikincisinde de sorun yok değil Vuslat Doğan Sabancı’ya göre. Kullanılan üsluba dikkat çekiyor. ‘Kadın pilot kaza yaptı’ başlığını örnek veriyor. “Erkek pilot kaza yapınca erkek olduğu belirtiliyor mu?” açıklamasını yaptıktan sonra medyada da toplumun etkisiyle kanıksanmış bir durumun olduğunu vurguluyor.

ÖNDER DELİGÖZ-ZAMAN PAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious