Ezan, huzura çağırır

  • Giriş : 22.12.2006 / 00:00:00

Ezan, kişiye saadet kapıları açan bir çağrıdır

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ezan, huzur ve saadete çağrıdır. Bu çağrıya kulak verenler ve gereğini yerine getirenler hem bu dünya hem de öte dünya saadetinin kapısını aralamış demektir. Ezandan önce namaza çağrı için boru öttürme, çan çalma gibi şeyler teklif edilmişse de, Allah Resulü onları kabul etmemişti. Çünkü madem namaza çağrı yapılacak, o halde bu çağırma işi, namazın ruh ve özünü ifade edebilecek bir kısım kelimelerle yapılmalı ve insanlar onu duyduğu zaman ürpermeli, yüce bir huzura çıkacaklarını anlamalıydılar.

Öyle ise bunlar herhangi bir sözle değil, yine Allah'ın ilham edeceği mübarek kelimelerle olmalıydı. Neticede Allah (cc), ilham ettiği lafızlarla da ezan-ı Muhammedî'yi ayrı bir güzelliğe ulaştırmıştır. Bu yüzden alimler, ezanın kelimelerine, onun rükünleri nazarıyla bakmışlardır. Yani bir iftitah tekbiri, bir kıyam, bir kıraat nasıl ki namazın rüknü ve onun bir parçasıdır, onlar olmadan namaz olmaz; ezanın kelimeleri de onun rükünleridir, onlardan biri olmazsa ezan olmaz. Ezanı farklı lafızlarla seslendirme de aynı hüküm içinde değerlendirebilir. Çünkü, mesela "Allahu Ekber, Allahu Ekber" sözüyle vicdan, bir hususa uyarılıyor. Bilindiği gibi, "ekber" kelimesinin, Türkçe manası, "en büyük" demektir. Ve sonra, "Şehadet ederim ki, O'ndan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun resulüdür." diyerek tanıklık edilir. Sonra, "Haydin bunalımdan, binbir çeşit sıkıntıdan namaza koşun..." çağrısı yapılır.

Yapılan bu çağrı "Felaha koşun" kelimeleriyle bir kere daha tekrar edilir. Çünkü felah, kendisinden başka büyük olmayan Zat'ın kapısındadır. Namazın bir kurtuluş vesilesi olduğunu Kur'an-ı Kerim, "Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; onlar ki namazlarında huşu içindedirler." (Müminun, 23/1, 2) ayetiyle ifade eder. Bu yüzden ezan okunurken, her ferdin bu mübarek kelimelerin manalarını mülahaza ederek söylemesi sünnettir. Ezan okunurken gezip hareket etmeden her kelimenin tekrar edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Çünkü namaza konsantre olmak için ezanla ve ezanın getirdiği ruh ile bütünleşmek gerekmektedir.

Ezan duası nedir?

Ezandan sonra okunan bir dua vardır. Bu dua halk arasında ezan duası olarak bilinmektedir. Allah Resulü, "Ezandan sonra kim bu duayı okursa, kıyamet günü mutlaka şefaatim ona helal olur." (Buhari, Ezan, 8) buyurmuştur. Mümin, yapmış olduğu bu dua ile Efendimiz'in Makam-ı Mahmud'a ulaşmasını ister. Çünkü o makamda "Livâü'l-hamd" (Hamd sancağı) vardır ve Efendimiz'in o makamı elde etmesi halinde ancak ümmet-i Muhammed, mahşerde onun altında toplanabilecektir. Ezan duası şöyledir: Allahümme Rabbe hâzihi'dda'veti't- tâmme. Vessâlati'l-kâimeti, âti seyyidenâ Muhammedeni'l-vesîlete ve'lfazîlete ve'd-derecete'r-rafîah. Veb'ashu mekâmen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tuhlifu'l-mîâd. Amin. Manası şöyle: Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi olan âlemlerin Rabbi olan Allah'ım (cc). Hz. Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vesileyi ve fazileti nasip et. O'nu, makam-ı Mahmud üzere dirilt. Sen hiçbir şekilde vaadinden dönmezsin. Amin.

‘Sen şahit ol, Hz. Muhammed Allah’ın Resulü’dür’

Hadise iki ilim adamı arasında geçiyor. Bunlardan birisi Müslüman, diğeri ise Hıristiyan. Meseleyi anlatan Müslüman ilim adamı. Şöyle diyor: Amerika'da bulunduğum yıllarda kendisiyle sık sık görüştüğüm meşhur bir bilim adamı vardı. Zaman zaman kendisini ziyaret eder, uzun uzun ilmi sohbetlerde bulunurduk. Onun hakikat aşkı beni büyülüyordu. Bir gün sokağa çıktığımda, yağmurlu bir havada kendisinin süratle kiliseye doğru gittiğini gördüm. Koltuğunda bir şemsiye vardı. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu; ama onun bu olup bitenlerden haberi yoktu. Çok dalgındı. Dopdoluydu. Gökteki buluta meydan okuyordu gözyaşları. Yanına sokuldum, farkına varmadı. Biraz beraber yürüdük, sonradan havasını bozdum. "Galiba farkında değilsin! Yağmur yağıyor." deyince ancak kendine gelebildi. Koltuğunun altındaki şemsiyeyi açtı, başına tuttu. Şemsiyenin altında beraber yürürken dedim ki:

KAİNAT, "ALLAH VAR" DİYOR

- Asrımızda dinsizlik moda haline geldi. Ama görüyorum ki, siz her şeye rağmen, ilim dünyasında bir ufuk ve kutup olmanıza rağmen hala kiliseye gidiyorsunuz? - Bu soruya şu heyecanlı halimle cevap veremem, yarın evime gel sana bir çay içireyim, orada uzun boylu konuşalım, dedi. Böylesine coşkun bir insanla konuşmak, onun içinin şerh edilmesini duymak, dinlemek, onun duyduğu şeylerle kaybolmak Allah adına çok tatlı şeydir. Ertesi gün vakit geçirmeden hemen yanına gittim. Kapıya dokundum, kapıyı bir çocuk açtı. İçeriye girdim, "odasında oturuyor" dediler. Odasına girdiğimde yumruklarını sıkmış masanın başında oturuyordu. Çay da hazırdı. Yanına oturduğumda dopdoluydu. Bana galaksilerin iç içe girişinden, bu muhteşem nizamın baş döndürücü ahenginin bozulmayışından, atomlardan nebulozlara kadar hiçbir şeyde nizamsızlık ve gayesizlik olmadığını, yerin yaratılışını, hayata müsait hâle getirilişini anlattı. Allah'ın tasarruflarından söz ederken coşuyor, kendinden geçiyordu. Nebülozlardan bahsetti; bu geniş âlemde nasıl bir iradeye râm olduklarını, mekânın genişlemesini, Allah'ın bütün bu olup bitenlerdeki tasarruflarını izah etti. Bu şekilde kâh büyük âlemdeki (makrokosmos), kâh küçük âlemdeki (mikrokosmos) hakikatleri anlatırken, sanki, "İleride onlara dış âlemde ve kendi nefislerinde âyetlerimizi peyderpey göstereceğiz. O zaman hak ve hakikatin ne demek olduğunu anlayacaklar." (Fussılet, 41/53) âyetinin manâsı tecelli ediyordu. Dolmuştu ve sözlerini şöyle tamamlamıştı: - Hayret ediyorum! İlmin bu kadar gelişmesine rağmen, ilim irfan yuvalarında inkârın hükümran olmasına hayret ediyorum, diyordu.

BUNU MUHAMMED Mİ SÖYLÜYOR?

Ben tam taşı gediğine koyacağım zamanı yakalamıştım. Şöyle dedim: - Şu tatlı sözlerini bir dakika keserseniz size tatlı bir şey anlatacağım. Durdu, sükunetle beni dinliyordu. Ben içimden gelebildiği kadar ruhuna girebileceğim şekilde Kur'an'ın bir âyetini okumaya çalıştım. Dedim ki; - Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e vahyedilen Kur'an-ı Kerim'de bir ayet var. Allah şöyle ferman ediyor: "İnnema yahşallahe min ibadihilulema - Allah'tan hakkıyla korkan, O'na karşı kalbi saygı dolu insanlar, ancak alimlerdir." (Fatır, 35/28) Ben bunu dediğim an irkildi, birdenbire: - Bunu Muhammed mi söylüyor? - Hz. Muhammed söylüyor ya. Söylüyor; ama söz onun değil. - Eğer bunu o diyorsa sen şahid ol. Muhammed evvelki Allah'ın elçileri gibi bir elçidir, diyordu. Keşke bu duygu ve düşünceyi bütün sinelere duyurabilsek. Çünkü bugün dünyamızın Allah Resulü'nün mesajlarına her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious