Fatih'in naaşı nasıl kokutuldu?

Fatih'in naaşı nasıl kokutuldu?.21930
  • Giriş : 07.07.2009 / 09:48:00

Sultan Fatih'in cesedinin kokutulduğunu biliyor musunuz?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Halk arasında dolaşan "Fatih'in naaşı hiç bozulmamış, iğne vurmuşlar kan çıkmış" efsanesinin yanlış olması bir yana ünlü komutanın cesedinin kokutulduğunu biliyor musunuz?

"Şehir efsaneleri ne kadar doğrudur, tarih yazarken efsane ve söylentilere ne kadar güvenilebilir?" Bu tarihçiliğin önemli sorunların biri. Örneğin yaşayan Truva efsaneleri ile Truva Savaşı'nın gerçekleri ne kadar örtüşüyor, bunu tam olarak bilmek mümkün değil. Ama Tarihçi Doç. Dr. Erhan Afyoncu'nun son yayınlanan kitabı sayesinde bir şehir efsanesi ile tarihi gerçeklerin nasıl taban tabana zıt olduğunu belgeli olarak görme şansına sahibiz.



Erhan Afyoncu, Fatih Suhtan Mehmed ve İstanbul'un Fethi'nin Bilinmeyen yönleri üst başlıklıTruva'nın İntikamı adlı kitabında İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın ortaya çıkarttığı ama, kamuoyunca pek bilinmeyen bir belgeden söz ediyordu. Bu belgeye göre Türk Dünyasının en büyük Fatih'nin cesedi resmen kokutulmuştu.



Afyoncu ile konu hakkında söyleştik:

> Son kitabınızda oldukça ilginç konular var. Bunların içinde en ilginci ise Fatih gibi Türk İslam tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmış, Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar olmuş hatta evliya mertebesinde görüldüğü için naaşının ilk günkü gibi bozulmadan durduğuna dair menkibeler uydurulmuş Fatih'in ölükten sonraki içler acısı hali. Bu söyleşimizin ana ekseni bu utanç verici vaka. A ncak bu vakayı oluşturan koşulları anlaşılır kılmak için de öncesinde yaşananlara göz atmak şart. İsterseniz mevcut sosyal atmosfer ile başlayalım.

> Hay, hay!

> Aslında Fatih ile oğlu arasında çok daha çetin bir taht çekişmesi olmasına rağmen her nedense bu pek bilinmez de Murad ile oğlu zamanındaki çekişme herkesin malumu. Neden böyle?

> Bu biraz da II. Mehmed'in iki kez hükümdarlık yapmasından kaynaklanıyor. Bir dönem hükümdarlık yapıp tahttan uzaklaştırıldığı için o dönemdeki çekişmeler daha iyi görülebiliyor ama Bâyezid ile arasındaki çekişmeler fazla su yüzüne çıkmıyor. Tarih bakanlar veya profesyonel tarihçiler biliyor ama normal okuyucu bundan haberdar olmuyor. Birincisi ders kitaplarına da yansıyor bilgi olarak ama asıl daha çetin olan II. Bâyezid döneminde Fatih muhaliflerinin Amasya'ya gidip oğlunun çevresinde toplanmış olması fazla bilinmez.

Fatih'in izlediği politikadan gayrimemnunlar var

> Zaten özünde II. Mehmed ile babasının arasında bir çekişme de yok. Daha ziyade Çandarlı ile diğer vezirler arasındaki iktidar savaçının arasında kalan bir baba oğul var...

> Tabi, tabi II. Mehmed ile babası arasında değil çekişme. Devşirmeler ile Çandarlı tayfası arasında kimin hakim güç olacağı yönünde. Çekişmenin asıl tarafı onlar. Fatih de II. Murat da çekişmenin asıl tarafları değil, çekişen her iki tarafın kullandıkları isimler o dönemde.

> Bu dönemde devşirmeler ile Türkmenler arasındaki bir nüfuz savaşı var, bunu net olarak ortaya koyabiliyoruz. Peki Bâyezid ile Fatih arasındaki çekişmede somut olarak ortaya koyabileceğimiz, budur diyebilebileceğimiz bir neden var mı?

> Fatih'in izlediği politikadan gayrimemnunlar var. Fatih'in izlediği politika sonucunda devlet yönetiminden uzaklaştırılmış kişiler tavır alıyor. Mesela adamın mülkü elinden alınıyor, mesela ulemanın vakıf geliri kesiliyor. Bunlar Fatih'e kızıp Bâyezid'i desteklemeye başlıyor. Bütün mesele önceki dönemde de olduğu gibi pastadan pay alabilmek. Zaten tarih boyunca da siyasi çekişmelerin sebebi budur. Bâyezid döneminde de oluyor. Fatih'in izlediği siyasetin mağdurları da o dönemde gidip Bâyezid taraftarı oluyorlar. Zaten onlar sonradan Bâyezid'i, Bâyezid-i Veli yapıyorlar. Bâyezid gençliğindeyken daha rahat hareket eden, eğlence meclislerine giren ve Afyon çeken bir adam. Ama sonra ne oluyor? Babası tavır koyuyor. Fatih onun yanındaki adamları cezalandırıyor. Sonradan da özellikle Fatih'in el koyduğu malı mülkü ulemaya geri vardiği için Ulema II.Bâyezidı veli haline getiriyor.

Aran iyi olursa ulema seni uçurur

> Bu ince noktanın biraz daha altını çizelim isterseniz, tarihi tek yönlü yazanların hiç değinmediği bir konu bu. Alemlere kendini fazla kaptırdığı için babası tarafından azarlanan Bâyezid, nasıl velileştiriliyor?

> Ulema ile aran iyi olursa ulema seni uçurur! Bunun en iyi yöntemi de devletin ulemayı beslemesidir. Onlara ne kadar makam, mansıp, para verirsen onlar da senin kutsi yönünü artırır.Sistem odur. II.Bâyezid da veliliğe o şekilde gelir. Zaten kendisi sonradan eğlence hayatından vazgeçtikten sonra daha dindar bir adam oluyor ama daha etkili olan sebep, Fatih'in el koyduğu toprakları ulemaya geri vermesidir. Çünkü Fatih kendi projesine göre; daha fazla asker besleyebilmek için hantal, rantabıl olmayan mülkleri ve vakıflara ait olan toprakları devletleştiriyor. Bunlar tekrar ikinci Bâyezid zamanında sahiplerine geri veriliyor. Bu lütuf da ulemanın II.Bâyezid'ı aşırı övmesine sebep oluyor.

> Karanlık bir nokta daha var. Onu da açalım, sonra Fatih'in cesedinin çürümesi vakasında gelelim. Cem Sultan asker tarafından daha çok sevilen, daha cengaver bir şehzadeydi ki zaten Fatih'in gönlünde de tahta onun geçmesinin yattığı rivayet edilir…

> Fakat buna dair somut bir bilgi yok, bunu açıkça belirtelim. O bizim kendi yakıştırmamız. Bir tavır koymuyor Fatih. Oradaki problem şu; İstanbul'a erken geldiği için Bâyezid devletin başına geçen şehzade oldu. Aslolan bu!

Cem Sultan'a gönderilen ulaklar yakalandı

> Tamam aslolan bu ama önemli olan nasıl geldiği? Cem, Manisa'da at sırtında 4 günlük yol, Bâyezid Amasya'da 8 günlük yol! Biraz tuhaf değil mi?

> Cem Sultan'ın en büyük talihsizliği ulağın gitmemesi. O dönemde ulağın gitmemesi halinde haberin daha hızlı gitmesi mümkün değil. Ulağın gitmemiş olmaması da onun sonunu hazırlamıştır. Ulak gitmiyor çünkü II. Bâyezid'ın ekibi devreye giriyor ve Ulak'ı yakalıyorlar. Öte yandan Bâyezid için ne olur ne olmaz diye birkaç ulak ard arda gönderiliyor.

> Sonrasında yine benim kafamı karıştıran önemli bir gelişme yaşanıyor. Bildiğimiz üzere Cem daha cengaver ve ilk karşılaşmalarında Bâyezid mağlup oluyor. Akabinde Otoranto fatihi Gedik Ahmet Paşa askerleri ile seferden dönüyor. Gedik Ahmet Paşa ki çok önemli bir komutan, hatta Uzun Hasan'ın yenilmesinde de büyük rol oynayan olan, kudretli bir vezir ve stratetjik zekası yüksek, iyi bir asker. Tarihi kayıtlara baktığımız zaman görüyoruz ki Gedik Ahmet Paşa Bâyezid'i hiç sevmiyor ve Cem Sultan'ın da lalası! Fakat buna rağmen gidip Bâyezid saflarında savaşıyor ki bana göre Cem Sultan'ın kaderi asıl o noktada kararıyor? Peki sizce Gedik Ahmet Paşa neden Bâyezid saflarında?

> Yok tek bir komutanla açıklanabilecek bir gelişme değil bu. Gedik Ahmet Paşa karşı tarafa geçse asi duruma düşecek. Cem Sultan taht üzerinde hak iddia etse bile o geç kaldığı için asi durumda kalacak ve devletin asıl kuvvetleri de Bâyezid'ın yanında. Yani yeniçerisi, kapıkulusu bilmenesi… Bunlarla başetmek Anadolu'dan toplanan güçlerle pek mümkün görünmüyor. O son derece zor birşey. Bence asi duruma düşmemek için Bâyezid tarafında saf tuttu.

Tabii Gedik Ahmet Paşa dediğiniz gibi tesirli bir vezir. Kudretli olduğu için de mesela Cem Sultan'ın oğlunu öldürtmüyor. Fatih'in torunu Oğuz Han var İstanbul'da bulunan, Gedik Ahmet Paşa öldürülene kadar onu korumayı başarmıştır.. Hatta II. Bâyezid, Gedik Ahmet Paşa'yı öldürdükten sonra İstanbul'daki muhafıza bir mektup yazıyor: “Gedük'ü tepeledim sen de Oğuz Han'ı boğ!” diye. Aynen öyle diyor, “Gedük'ü tepeledim!” Çünkü sayılan bir komutan, yeniçeriler üzerinde otoritesi büyük. O yüzden ona karşı tavır alamıyor, ancak kendini güçlü hissettikten sonra II.Bâyezid Gedik Ahmet Paşa'yı devre dışı bırakmayı başarabiliyor.

Fatih'in cesedi nasıl kokutuldu?

> Peki şimdi gelelim asıl büyük bombaya. Fatih Sultan Mehmed'in naaşının hâlâ bozulmadığına dair popüler bir şehir efsanesi vardır. Mezarı su alıyormuş da, birisinin rüyasına girmiş de, çıkmışlar bakmışlar da cesedi hiç bozulmamış da, iğne batırmışlar kan çıkmış vs. vs. Hatta bu rivayet isimler verilerek Reşat Ekrem Koçu'nun çıkartmış olduğu haftalık tarih dergilerinde yayınlandı. Daha sonra mezarının açılması için resmi yazışmalar falan yapıldı. Bundan sonra Fatih'in cesedi mumya mı değil mi tartışmaları vardı. Yanılmıyorsam dana sonra rivayet kendisinden alındığı söylenen ünlü bir açıklama dahi yayınladı, “ben böyle bir şey duymadım diye" Sizin kitabınız da bu şehir efsanesine köken teşkil edebilecek bir belgeden sözediliyor.

> Evet, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın ortaya çıkarttığı bir belge o.

> Bildiğim kadarıyla 13 ciltlik Osmanlı Tarihinde böyle bir belgeden söz edilmiyor.

> Hayır, o eserinde yok. Akademik bir yayın bu. Belleten'de yayınlanmış ve unutulmuş bir belge bu. Orada yayınladığı bir makale yayınlanıyor. Sonradan bulduğu bir belge bu!

Fatih'in ölümüyle ilgili birçok tartışma devam ediyor çünkü hâlâ net olmayan bir husus var: Fatih zehirlendi mi, zehirlenmedi mi? Bu benim bile kafamda oturtamadığım, çözemediğim meselelerden birisi. Zehirlenme ihtimali daha ağır basıyor ama buna rağmen hâlâ bu iddiyı çok net konuşacak durumda değiliz. Konu, Osmanlı döneminde de tartışma konusu olmuş. Son dönemde II.Abdülhamit döneminde mezarının açıldığı rivayetleri falan var ama somut bir bilgi yok.Kulaktan kulağa anlatılmış. O, ona anlatmış, o, ona anlamış şeklinde geçiyor yayınlara. Somut, güven verici, kayda değer bir veri yok.

Zaten, Fatih'in mezarı da muhtemelen türbesinin altında değildir! Çünkü Türk geleneğine göre mezar, tahrifattan korumak için ceset görünür mezardan farklı bir yere gömülür. Yani asıl naaş görünen mezarın tam altına gömülmez. .Aynı sistem orada da uygulanmış olabilir.

Ama aslında tüm bunlardan çok daha önemli bir rezilliği ortaya çıkartıyor kitabımdaki sözünü ettiğiniz belge.

Yayınladığı dönemde fazla dikkat çekmemiş ama büyük bir rezillik. Siyasi iktidar hırsınının ne kadar kötü bir şey olduğunu bu sayede görüyoruz.

> Belgenin içeriği hakkında bilgi verir misiniz?

> Fatih ölüyor, cesedi saraya götürülüyor, Cem Sultan mı Bâyezid mı tahta geçsin diye siyasi çekişme başlayınca, ortalık karışıyor! Tarafların siyasi iktidar hırsı, Fatih gibi bir hükümdarın cesedini unutturuyor. Naaş unutuluyor orada günlerce yatıyor öyle… Belgede diyor ki; “Hünkar vefat etti, üzerinde üç gün üç gece mum yanmadı” Bu demek ki üç gün naaş orada kaldı. Ve aylardan Mayıs. Havaların ısındığı bir zaman! Devam ediyor belge, “Oraya girdim, kokudan kimse yanına varmadı..” Yani düşünün ceset kokmuş. Yani Fatih gibi bir hükümdarın cesedini kokutuyoruz biz ki bu büyük bir rezillik! Öyle böyle bir rezillik değil. Son derece vahim. Bu tarihi rezilliğin sebebi de siyasi hırs! iki taraf birbiriyle çekişirken orada Fatih'i unutuyorlar. Çünkü İstanbul'da bir de kaos var askerin isyanı falan var. Fatih'in cesedi ölümünden ancak 19 gün sonra, II. Bayezid'in tahta çıkmasının sonrasında defnedilebilmiştir.

> Belge güvenilir mi?

> Tabii bu belge, doğru bir belge. O dönemde bir kişinin yazdığı ve gelişmelere de uygun. Baltacılar Ketküdası Kasım Ağa ve iki hekimin cesedi nasıl tahnit ettiğini Sultan II. Beyazid'e anlatıyor: “Vardım kapıcılar ketküdasına söyledim. O da İshak paşa'ya söyledi. Paşanın emri ile mum yaktım. Koku yüzünden kimse cesedin yanına varamadı. Ben tahnit ustası ile cesedin iç orgalarını çıkardım. Olup biteni kethüdamız da bilir”

> Şu an arşivde duran, araştırmacıların isteyince ulaşabileceği bir belge mi ?

> Tabii, Topkapı Sarayında bu belge. Osmanlı Arşivi'nde. Uzunçarşılı orada uzun süre yaşadığı, çalıştığı için çok belge yayınladı. Çok önemli belgeler var orada. Bu belge belirttiğim gibi zaten yıllar önce yayınlanmış. 1970'lerde yayınlıyor.Fakat dediğim gibi akademik bir derği. :ok az basılıyor zaten Belleten. Bu tür önemli araştırmalar, yayınlanır, 59-60 kişinin okuduğu dergide kalır. Bilinmemesinin sebebi odur. Bunu akademisyenlerin bir kısmı bilir, bir kısmı da bilmez. Çünkü orada ilgi sahası içindeki makaleler hariç yazılar pek okunmaz. Ben biraz popüler şeyleri ve Fatih'in ölümünü de merak ettiğim için bu tür yazıları fazla karıştırırım. Ne kadar çok okursanız, ne kadar çok karıştırırsanız o kadar çok malzeme çıkıyor sonuçta.

Fatih'in cesedi mumyalandı iddiaları ne kadar doğru?

> Peki Fatih'in cesedi mumyalandı söylentilerine bu belgedeki mumla koruma çalışması yol açmış olabilir mi?

> Ceset tahnit ediliyor. Bu anladığımız manada mumyalama değildir. Yani iç organlar çıkartılarak cesedin belli bir süre daha korunması sağlanmış. Mısırlılar gibi tam cesedin korunması sağlanmıyor. Bu belli bir süre içindir, bir çok hükümdara uygulamıştır. Özellikle İstanbul dışında ölen hükümdarlara ki aralarında Kanuni ve I. Murad da vardır. Ama hiç biri Fatih gibi göz göre kokutulmuş değildir. Acı bir durum, çok acı! Çünkü Fatih bana göre bütün Türk Tarihi'nin en önemli devlet adamıdır. Biz bir çok önemli devlet adamı çıkardık ama Fatih gibi büyük çaplı bir lider yetiştirmedik.

> Şahsen II.Beyazid'in onun özellikle bilimsel alandaki hamlelerini devam ettiremediğine hatta baltaladığına inanıyorum.

> II.Beyazid onun hemen hiç bir şeyini devam ettiremiyor ki! Çünkü Fatih'in izlediği politikalara tepki olarak geliyor. Cem'in devlet adamları ve asker tarafından tutulmama sebebi de o. Babasına benzer diye korkuyorlar. hatta, II.Beyazid tahta çıktığı zaman, “babana değil dedene benze” diyorlar! Bunun sebebi şu; Fatih çok başarılı bir hükümdar ama kime göre başarılı? Bize göre başarılı! Uzaktan baktığınız zaman fark edebiliriz! Ama 10-15 sene sonra bakarsın ki aslında o dönemde siyasiden doğrular verilmiş. Fatih döneminde de öyle! Fatih döneminde asker devamlı seferber! Adamların yazı yok, kışı yok! Gidiyor, geri geliyor, tekrar gidiyor, bıkıyor. Hazineyi güçlendirmek için develüasyon yapılıyor. Beş defa devalüasyon yapılıyor. Devlet dolaylı vergi alıyor. Bu yüzden bir tepki var ve II.Bâyezid bu tepkileri gösterenlerin sayesinde hükümdar olduğu için de babasının bir çok şeyini devam ettirmiyor. İşin ilginci şudur; Fatih'in mirasını daha sonra kimse devam ettirememiştir. Askeri alanda Yavuz, Kanuni devam ettirmiştir ama mesela düşünün bir hükümdar felsefe tartışıyor. Hıristiyanlığı tartışıyor. Yani bırakın böyle bir hükümdarı, böyle bir devlet başkanımız bile hiç olamdı. Bir Atatürk döneminde çok geniş tarih tartışmaları vardır. Onun döneminde bilimsel tartışmalar olmuştur ama onun dışında Cumhuriyet dönemindeki devlet adamlarında bile böyle bir örnek yok. Yani siz hiç huzurunda İbniRüşd mi haklı, Gazzali mi haklı diye tartışan bir başbakan,Cumhurbaşkanı veya hükümdar gördünüz mü? Yok! Fatih öyle bir sultan ki Doğuluyu da biliyor Batılıyı da. İbni Sina'yı okuyor, öbür taraftan gidiyor Homeros'u da okuyor. Çok geniş bir bakış açısını sahip. Bu kolay birşey değil! Biz Fatih gibi ikinciyi çıkarsaydık Avrupa'dan çok ileri durumda olurduk.

Çandarlı - Devşirme mücadelesi ne kadar doğru?

> Açıkçası o konuda ben de bir derin darbe yediğimize inanıyorum. O döneme dair o kadar karanlık şey var ki! Merak ettiğim bir garip noktada da şu; Çandarlı Halil devşirme saltanatını yıkmak için hamle yaptı deniliyor fakat enterasandır, sırtını Yeniçeri'ye dayıyor! E, dayandığı ocak zaten devşirme ocağı! Devşirme ocağına sırtını dayayarak, devşirme saltanatına kafa tutmak nasıl bir mantıktır?

> İyi yakalamışsınız çelişkiyi. Biraz yanlış yapılıyor, tam olarak devşirme saltanatı değil kafa tutulan. Mesela Çamdarlı Halil'in en büyük destekçileri yeniçeriler çünkü onların üzeride çok büyük nüfus sahibi ve yanında da devşirme kökenli vezirler var. Orada iktidarı paylaşma meselesi var.Çandarlı Halil Paşa grubu ile Zağanos Paşa ve Şehabettin Paşa grubu çekişiyor. Tam olarak bir devşirme Türk çekişmesi değil. Çandarlı Türk olduğu için burada da Türklerden plana geliyor. Tabii merkezi görevlerde o dönemde genelde devşirme ağırlıklı haline gelmiş. Tam böyle devşirme türk çekişmesi gibi göstermek yanlış.

Şöyle bir problem var; Fetret Devri'nde Osmanlı Padişahları Uç Beylerinin iktidar için problem çıkardığını görüyor. Tahta kimi isterse onu geçiriyor Evranosoğulları, Mihailoğulları gibi gruplar. Fatih bunları tasfiye ediyor. Tasfiye ederken de devşirmeleri kullanıyor. Bir de Çandarlı çok uzun süreden beri Vezir-i Azam. Uzun süre birisi iktidarda kalırsa alttaki diğerleri onun gitmesi için uğraşmaya başlarlar. Bu durum daha sonra Sokullu Mehmed Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa örneklerinde de görülmüştür. Çünkü onun yerine birisinin gelememesi onun yerine gelecek kişinin yerine de başkasının gelememesini sağlıyor. Bu silsile halinde aşağı doğru gidiyor. Öyle bir problem var. Bir de tabii Fatih kendi otoritesini kurmak istiyor. Çandarlı gibi büyük tecrübeli bir vezirin zamanında otorite kurma ihtimaliniz çok çok zor. Adam devlet içinde yıllarını geçirmiş, sen daha 20 yaşında bir gençsin! Onun yanında otorite hissedilmiyor! Fatih'in böyle bir problemi de var!

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*