Fazla demokrasi gazete markasını bozar

Fazla demokrasi gazete markasını bozar.12006
  • Giriş : 07.01.2009 / 13:03:00

Ergun Babahan'ın istifasını değerlendiren Ali Atıf Bir,'fazla demokrasi gazete markasını bozar' diyerek yazarların gazetenin önüne gememesi gerektiğini vurguladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çalkantılı günler geçiren Sabah gazetesine ve Ergun Babahan'ın istifasına dair ilginç bir yazı kalame alan iletişim Profesörü Ali Atıf Bir, 'fazla demokrasi gazete markasını bozar' dedi. Bir, Sabah üst yönetiminin demorrası, özgürlük gibi kavramlarla kandırıldığını yazdı.

Ali Atıf Bir, istifa eden Başkent Doğalgaz Genel Müdürü Veysel Karani Demir'in yaptığı iletişim hataları konusuna da değindi.

İşte Ali Atıf Bir'in yazısı:

Özeleştiri ve fazla demokrasi gazete markasını bozar
Düşünün Coca-Cola'nın, İş Bankası'nın, Sony'nin, Eti'nin, Ülker'in, Pınar'ın CEO'su ya da Genel Müdür'ü işten ayrılmış, daha sonra müşterilerine oturmuş mektup yazıyor:

“Değerli müşterilerim ayrılık zamanı geldi... Memur bir CEO olmayı istemediğim için istifa ediyorum...”

Hangi marka böyle bir şeye izin verir? Ya da bu şirketlerin bölüm şeflerinden birinin sürekli müşterilere şöyle mektuplar yazdığını düşünün:

“Ben onlara söylüyorum... Doğru dürüst işlerini yapmıyorlar, yanlı davranıyorlar. Olacak iş değil...” Hangi şirket bir çalışanının bu şekilde itibarına gölge düşürecek açıklama yapmasına (ya da Mehmet Barlas'ın deyimiyle özeleştiri yapmasına) izin verir! Hiçbir şirket! Hiçbir şirket markasını göz göre müşterilerinin önünde küçük düşürtmez! Düşürtmemeli de...

Sanırım medya sektörüne yabancı olan Sabah'ın üst yöneticilerini birileri “gelenek melenek, gazetecilik, özgürlük, demokrasi” falan deyip yanıltıyor! Hiçbir köşe yazarı, hiçbir genel yayın yönetmeni bir gazete markasının önüne geçemez, geçmemeli de... (Eğer böyle bir şey olduğunu algılarsa yayın sahibi hemen müdahale etmeli çünkü sonunda gazete onun! Hürriyet-Ertuğrul Özkök dengesine bir dikkat edin bakalım... Hangi marka önde? Ertuğrul Özkök ayrılırsa Hürriyet tiraj kaybeder mi? Çaktınız mı durumu?)

Hıncal Uluç'u çok severim, çok da sayarım ama bir yazarın on beş yirmi gün eski yazılarının yayınlanması hem okuyucusuna saygısızlık hem de gazete yönetiminin bir türbülansa girdiğinin göstergesi (Daha önce de olmuştu ama hiç bu kadar uzun sürmemişti.)

Eğer “Bir yazar ayrıldı galiba” düşüncesiyle koca bir gazete yığınıyla tiraj kaybedecekse ortada gazete markası falan yok sadece o yazar var demektir. Genel Yayın Yönetmeni'nin en önemli görevi bir yazarı diğeriyle fark ettirmeden değiştirip gazete markasının özünü-ruhunu korumaktır. Hıncal Uluç doğru kullanılırsa bir gazete için önemli “değer” ama Sabah, Hıncal Uluç demek değil...

Sabah gerçekten hâlâ çok iş yapacak çok büyük, çok sağlam bir marka... Doğru ellerde yöneltilmezse, bu tür hatalar yapılmaya devam ederse Turgay Ciner'in yeni gazetesi Sabah'ın okur mirası üzerine oturmaya hazırlanıyor ona göre...

Bu arada Şubat'ta çıkması planlanan Habertürk başarılı olabilir mi bir bakalım isterseniz... Biliyorum, daha önce bakmıştım ama şartlar değişti... Krizde her şey değişti... Yeni bir dünya kuruluyor. Gazete sayfaları eşitleniyor... Artık herkes yirmi-yirmi beş bilemediniz otuz sayfa... İyi olan kazanacak... Bekleyin...

Kriz planın yoksa harakiri kaçınılmaz

Doğal Gaz Müdürü Veysel Karani resmen şey yoluna istifa etti... Karani'yi istifaya getiren olaydan ne büyük iletişim dersleri çıkar bir bilseniz...

Türkiye gibi bir “ihmal” toplumunda (daha yılbaşından bir hafta önce aynı günde 7 kişi sobadan çıkan gazdan zehirlemişti de, haberlerde görüp önemsememiştik!) sen başkentin “doğal gaz” tesisinden sorumlu şirket olacaksın da bir “kriz planın” olmayacak... Bodoslamadan, tıraşsız-kravatsız, hangi soruya ne yanıt vereceğini çalışmadan, alacaksın eline bir boruyu ve kendini “aslanların” önüne atacaksın...

Ve de seni aslanlar o gün parçalayacak...

Veysel Karani, benim, bırakın yeni mezunu ikinci sınıftaki bir öğrencime bile sorsaydı ona bir kriz esnasında nasıl davranması, nasıl iletişim kurması, nasıl bir basın toplantısı yapması, hangi sözcükleri kullanıp hangi sözcükleri kullanmaması gerektiğini beş dakikada anlatırdı... Günümüzde birçok devlet yöneticisinin ya da şirket patronunun Veysel Karani'den farkı yok...

Medya önünde nasıl konuşacaklarını bilmedikleri gibi, bir kriz anında medya ile iletişim kurmak zorunda olacaklarının bile farkında değiller. Hatta şu anda bazıları, ekonomik kriz nedeniyle, işi sadece “ürün haberi” çıkartmak sandıkları halkla ilişkilercilerinin işine son vermek üzereler...

Oysa hangi iletişim riskleri altında olduklarını hesaplamayı bilseler, emin olun aynı anda üç halkla ilişkiler firmasıyla birlikte çalışırlar... Bana inanmayan gitsin Veysel Karani'ye sorsun... Yaşadıklarından aldıkları derslerle 31 Aralık 2008'e dönmesi mümkün olsa sizce kaç halkla ilişkiler şirketinden hizmet alırdı?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*