Fethullah Erbaş'tan çarpıcı itiraflar

Fethullah Erbaş'tan çarpıcı itiraflar.11842
  • Giriş : 16.04.2009 / 12:00:00
  • Güncelleme : 16.04.2009 / 11:48:07

Geçmişte Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu’nda yer alan Fethullah Erbaş'tan çarpıcı itiraflar...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Geçmişte Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu'nda yer alan Fethullah Erbaş, Veli Küçük'ün peşinden gitmeye korktuklarını, aynı komisyondaki Bedri İncetahtacı'nın şaibeli ölümüyle iyice sindiklerini söylüyor.


1995'te Hakkâri'nin Şemdinli ilçesi Ortaklar Karakolu'na yapılan baskında 15 asker şehit olmuş, 8 asker de terör örgütü PKK tarafından alıkoyulmuştu. Fethullah Erbaş ismi bu dönemde ön plana çıktı. PKK'nın elindeki 8 askeri almak için Kuzey Irak'a geçti. Türkiye onu askerleri kurtaran kişi olarak tanıdı. Eski Van Belediye Başkanı ve Refah Partisi (RP) milletvekili Erbaş'ın siyasi hayatı bundan sonra renklendi. Ancak son yıllarda siyaset sahnesinin sanki biraz gerisinde kaldı. İstanbul'da noterlik yapan Erbaş'ı 29 Mart seçimleri öncesinde Van'da siyasetin tam ortasında bulduk. Saadet Partisi'nin (SP) bir neferi olarak 'özel' görevle Van'a gönderilmişti. Seçimlere bir hafta kala yaptıkları ankette SP yüzde 32 ile öndeydi Van'da. Ama siyasetin cilvesi 29 Mart akşamı farklı bir sonuç çıkardı ortaya. Vanlıların 'hocam', 'başkanım' dediği Erbaş ile gelişmeleri ve biraz da geçmişi konuştuk.

-İstanbul'da yaşıyorsunuz, Van'dan kopamıyorsunuz.

İkisi erkek 6 kardeşim burada yaşıyor. Van benim bir parçam hâline gelmiş, ben de Van'ın...

-Vanlı olmanız askerleri getirmede etkili oldu mu?

Ciddi bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Aileler geldiğinde partide tek görevli ben vardım. Bana söylediler, 'ilgileneceğim' dedim. Sonra da kendimi işin içinde buldum.

-Devlet adına gittiğiniz söylendi hep.

Hayır. Tamamen fevri bir hareketti. Partinin de bu konuda bir kararı yoktu. İlk gidişimizden sonra dönemin Meclis Başkanı Mustafa Kalemli istifa etmemi istedi. TBMM çatısı altında yerim olmadığını söyledi. Partiden de bana tepki vardı. Ancak Şevket Kazan bir basın toplantısı düzenledikten sonra her şey değişti. Kazan, “Herkes bu ağustos sıcağında tatil yaparken milletvekilim ülkenin evlatlarını kurtarmak için canı pahasına böyle bir olaya girmiştir.” dedi. Bunun üzerine bizim grubun sesi kesildi.

-Genel başkanınız bir şey söylemiyor muydu?

Hükûmet bazında bir şey olmadı. Erbakan Hoca hiçbir şey söylemedi. Zaten milletvekillerinin yaptıklarına karışmazdı. Şevket Kazan, Hoca'yı bilgilendirmiş. CHP bir şey demedi. Ama rahmetli Alparslan Türkeş, “O zatı ensesinden tutup kapı önüne bırakın!” diye bir çıkış yaptı.

-PKK ile hükûmet adına pazarlık yaptığınız söylendi.

Böyle bir şey olabilir mi? Tamamen yalan, iftira bunlar. Kendim, insani bir hareketle gittim.

-Olaydan sonra bazı arabuluculuk işlerinde adınız ön plana çıkıyor. Örneğin Avrupa'da Kürtçü Yaşar Kaya ile görüşüyorsunuz.

Özellikle Yaşar Kaya ile bir görüşmem yoktur. Sınıf arkadaşım ve beraber uzun birlikteliğimiz olan Remzi Kartal (eski DEP milletvekili-PKK/KONGRA-GEL Başkan Yardımcısı-Avrupa'da tutuklu) ile görüşmem var. Ben Avrupa'ya Millî Görüş adına bir konferansa katılmak için gitmiştim. Remzi oradaydı ve görüşmek istedim. Remzi'yi aradım, Sürgündeki Kürt Parlamentosu'nda olduğunu söyledi. Belçika'da bir günü beraber geçirdik. Yaşar Kaya arabasıyla Köln'e geçecekti. Beni bırakması için rica ettim ve arabasına bindim. Bütün görüşmemiz bu.

-Bu görüşme aramızda kalsın demişsiniz.

Yok böyle bir şey. Bütün görüşme araba yolculuğumuzdur. Kaya'yı çok fazla tanımıyordum.

-1991 seçimlerinde Van'daki milletvekili adaylığı sıranızı Remzi Kartal'a vermek istemişsiniz.

Doğrudur. Remzi'nin ağabeyi Fevzi Kartal'ı, Demirel aday olarak kabul etmedi. Refah Partisi olarak biz de Remzi Kartal'ı bünyemize almak istedik. Ben Van Belediye Başkanı'ydım. Ancak vekil olacaktım. Fakat olmadı. HEP'liler (kapatılan Halkın Emek Partisi) seçim ittifakı için Erbakan ile görüşüyorlar; ancak son anda birleşme olmuyor. HEP, SHP ile birlikte seçimlere girdi. Böylece Remzi Kartal'a sıramı veremedim.

-HEP ile birleşme projesi neden akim kaldı?

Hatip Dicle ile görüşmeler yaptık. Fehim Adak da vardı. Ama bir beklenti içerisindeydik. O sırada Melih Gökçek bize dâhil oldu. Ardından da Hasan Hüseyin Ceylan geldi. Onlar MHP ile birleşmek istiyordu. Gökçek gece yarısı MHP'lileri Hoca ile buluşturmuş ve ittifakı bağlamışlardı. Bunun üzerine doğudaki bütün teşkilatlarımız istifa etti. Fehim Adak da ayrılmıştı. Diyarbakır adayımız Altan Tan da ayrıldı. Hoca bu sefer doğudan vekil çıkarmak için Erzurum'dan Lütfü Esen'i, Van'dan da beni aday gösterdi.

-Asker olayı dışında PKK ile görüşmeniz oldu mu?

Hayır olmadı.

-İsmail Nacar, adınıza Öcalan'la görüştü mü?

Nacar'ın hangi zamanlarda Öcalan ile görüştüğünü bilmiyorum. Ama bize başka bir konu için gelmişti. Hoca başbakandı. Zaten Nacar zaman zaman bizim gruba gelirdi. Bir seferinde elinde bir sürü kâğıtla geldi. Yabancı bir gazetede Kürt sorunu hakkında Öcalan ile yapılmış röportajları getirdi. 'Beni Hoca ile görüştürsene, sorunu çözmek istiyorum' dedi. Ben de 'bir ihtimal' deyip durumu özel kaleme bildirdim. Hoca, yanında Fehim Adak olmak üzere, Nacar ile görüştü.

-Nacar, Erbakan'dan genel af çıkarmasını istedi mi?

'Bu iş zor bir şey değil. Zaten Öcalan da bunu istiyor' diyor, röportajdaki pasajları gösteriyordu.

-Nacar'ın sizin adınıza hiçbir eylemi olmadı mı?

Hoca'nın Öcalan ile görüşmesi yok. Sadece Suriye'de ismini bilmediğim bir adamla Öcalan'a haber gönderiyordu. Bunun da tam detayı bende yok. Hoca mektup yazıyor. Hoca'nın Arap âlemindeki itibarı da bu konuda etkili oldu.

-Ergenekon'un hareketli döneminde Van'daydınız. Başkanlık ve vekillik dönemimde Ergenekon'un iki tane izini saptayabildim. İş adamlarını alıp götürüyorlardı. Adam kaçırıyorlardı. Bir şey yapamıyordunuz. Bu, belirli şahıslar üzerinden yapılıyordu. Ama toplumu da sindiriyordu. İşin bir de uyuşturucu tarafı vardı.

-Ergenekon'dan ne anlıyorsunuz?

Tamamı durumdan vazife çıkaran insanlar geliyor aklıma. Çiller döneminde bilhassa hukuk dışı bazı işler yapıldı. Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu adına Doğu ve Güneydoğu'daki incelemelere katıldım. Hukuk dışı olayların çok olduğunu gördüm. Batman'da Jandarma ile Hizbullah'ın aynı yerde eğitim gördükleri ortaya çıktı. Sonra Hizbullah'ta iki kanat olduğu ve birbirlerini satırlarla doğradıkları ortaya çıktı. Toplu mezarlar tespit edildi. PKK o sırada kepenk kapatma olayına girmişti. Batman, Diyarbakır, Siirt'te. Devlet asker kullandı ama başarılı olamadı. Bunun yerine Hizbullah kullanıldı. Mecburen PKK şehirden çıktı. Bir projeydi bu. Devlet açısından başarılı ama sonrası fiyaskoydu.

-Komisyon'da Ergenekon izine rastladınız mı?

Uğur Mumcu cinayetini araştıran ekipte de vardım. Orada Ergenekon vardı. Mumcu'da seri numaraları silinmiş 5 bin küsur silahın Irak'a gönderildiği belgesi vardı. Öcalan ile MİT arasındaki ilişkiye dair belgeler de... O dönemde Baki Tuğ Bey arayıp bilgileri doğrulatmak istiyor. Baki Bey vekilimizdi. O, geçmişte Öcalan'ın yakalandığını ancak salıverilmesi için bir yerden kâğıt geldiğini söylüyordu. Bunlar komisyonun notlarında var. Meğer bu olaylarda Ergenekon varmış. İzler Veli Küçük'e çıkıyordu. Ama bir türlü olmadı. Çağırdık gelmedi. Bir ara peşine düştük, Sakarya'ya kadar gittik.

-Elinizde çantalarla Küçük'ün peşine mi düştünüz?

Aynen öyle oldu. Telefon geldi, 'Veli Küçük burada' diye. Ankara'dan atladık, Sakarya'ya gittik. Yanımızda hiçbir kolluk görevlisi yoktu. Bize dağa çıktığını söylediler. Biz de korktuk, vazgeçtik takibattan. Aynı şekilde Teoman Koman Paşa'yı da komisyona çağırdık. O da gelmedi.

-Teoman Paşa'yı Hizbullah konusunda mı çağırdınız?

Mumcu cinayeti konusunda çağırmıştık. Jandarma ile ilgili sorunlar vardı olayda. Cinayetle ilgili Bandırma'da yakalanan çocuklarla da görüştük. Aslında Mumcu daha öldürülmeden önce o çocuklar tutuklanmıştı. Demirel ve İnönü bastırınca hemen bu çocukları öne çıkarmışlar. Çocukları İslami Hareket Örgütü diye ilan ettiklerini tespit ettik. Bunların üstü örtüldü hep.

-Sonra araştırmalardan vazgeçtiniz.

Bazı durumlar vardı. Korkuyorduk artık. Bedri İncetahtacı ölünce de iyice sinmeye başladık.

-Siz tehdit aldınız mı?

TİT (Türk İntikam Tugayı) bizi takip etti. Bir arkadaş arayıp öldürüleceğimizi söyledi. Biz de koruma istedik. Ama devlet ne koruma ne silah verdi. Sonra Akın Birdal suikastı yaşandı.

-Saadet'in çizgisinde bir değişiklik var mı?

Değişmedi, yepyeni bir çizgi.

-Yeni çizgi dediğiniz ulusalcılık mı?

Piyasadaki ulusalcılarla bizimki sadece kavram benzerliği. Biz yerli ulusalcıyız. Çizgimiz yeni ve hep böyle devam edecek.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*