Fethullah Gülen çağımızın Gandhi'si mi?

Fethullah Gülen çağımızın Gandhi'si mi?.46739
  • Giriş : 13.06.2009 / 01:40:00
  • Güncelleme : 13.06.2009 / 00:02:18

Prof. Dr. Birtek: Hocaefendi şiddet karşıtı olmuştur hep ve bu tutumun hakkını teslim etmemiz gerek.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Prof. Dr. Birtek, "Bizim sevmediğimiz, politik rakibimiz olarak gördüğümüz insanlarda da bunu gördüğümüz vakit şapka çıkaralım" diyerek Gülen çağrısında bulundu.

Yani bir Mahatma Gandhi olayı var. Hindistan'ı şiddet karşıtlığıyla yaratmışlar unutmayın. Bu çok mühim. Gülen'i seversin, sevmezsin ama böyle de bir yönü var, bunun da kıymetini bilmek lazım dedi.

Prof. Birtek, Fethullah Gülen'in şiddeti üslup edinmemiş olmasına dikkat çekerek; "Gülenci değilim, Fethullahçı değilim, örgütlenmesini tasvip etmem, ama burada insanlara cazip gelen bir taraf var. Toplumda da şiddetin dışında, kendine yer arayan çok insan var. Bu çok mühim bir olay." diye konuştu.

İşte bugün yayınlanan röportaj...

Hocam, dünkü konuşmamızda, 'Türk toplumunda gençler benliğini şiddet etrafında gruplaşarak buluyor. Çünkü bireysel olarak özgüvenleri yok' dediniz. Peki niye böyle?

Batı'daki bütün eğitim süreçleri kişinin benliğinin yükselmesi ve yoğunlaşması üstüne kurulmuş. Bizdeki eğitim ise kişinin benliği üstüne değil, kolektivite üstüne kurulmuş. Dolayısıyla bizim eğitim sistemimiz benliği hiçbir zaman öne çıkartmıyor, bilakis bastırıyor. Bu da kişinin kendisini belli bir toplumun parçası olarak tanımlamasını doğuruyor. 'Türklük' gibi... Eğitimimiz en çok bundan muzdarip. Belki Avrupa'ya adapte olamamamızın en önemli vasfı bu. Avrupa medeniyeti kişiyi yüceltmekten doğan bir medeniyet. Biz kişiyi kıskanan, önünü kesmek isteyen toplumuz. Bunun en güzel örneği YÖK; herkesi tek düze, tek tip bir cendereye sokup üniversite eğitimi yapacağını zannediyor. Değil ki! Benim üniversitedeki görevim, öğrencinin benliğinin oluşmasına, kendi kendine düşünmesine, yaratıcılığını ortaya çıkarmasına ortam hazırlamak. Ama YÖK istiyor ki, ben herkesi bir ceketin içine sokayım, onların kollarını, bacaklarını kısayım, bir küme yapayım...

Sizin gibi hocaların sakallarını keseyim!

Yıllarca sakalla uğraştılar, şimdi türbanla uğraşıyorlar. Sana ne ya, bırak insanları, ne iseler, o olsunlar, öyle gelsinler üniversiteye. Benim derdim o. Onun için türbanlı arkadaşlara destek oluyorum. Ben 10 sene kadar sakalını YÖK'e karşı korumuş tek hocayım ya! O da Boğaziçi Üniversitesi'nde olmam sayesinde.

Sakalınızla uğraşan rektöre, 'Bu sakal çok rektör gördü, sizden sonrasını da görecek' demişsiniz, öyle mi?

(Gülüyor) Aynen öyle!

Ama biraz budamışsınız sakalları?

Doğrusu bu yaşa çok yakışmıyor. Biraz kendime çeki düzen vereyim dedim...

BİZDE CUMHURİYET, BİR TEK PEYNİR SATAN BAKKAL GİBİ...

Hocam, bireysellik diyorduk...

Eskiden gelen bir olay var. Bizde hâlâ mahalle düzeni hakim. Osmanlı, mahalleyi kuvvetlendirerek, derinleştirerek toplumsal düzeni oturtmuş. Aslında cemaat sisteminde de, Müslümanlık'ta da o var... Hepsinde kişiyi yerinde tutarak, fazla gürültü yapmasın, asayiş düzgün olsun, ortalık karışmasın, toplum itaat etsin istemiş. Tamam ama bitti o dönem. Çok oluyor biteli. Ortaçağ'da öyleymiş. Ama dünya değişti. Rönesanstan beri en büyük gelişme, kişisel temelde yaratıcılığı gerçekleştirmek. Bugün Amerika gibi kültürü de gayet eften püften olan, tarihi birikimi olmayan, öyle çok üstün vasıflı insanların da pek ortalıkta olmadığı bir yerde, bu kadar yaratıcılığın öne çıkabilmesi, kişilere alan açılması ve bireyin özgürlüğünün korunması sayesinde oluyor... Orada 100 kişiden 2 kişi yaratıcı oluyor, el üstünde tutuyorlar. Türkiye'de 100 kişiden 20'i yaratıcı olsa birini yaşatmıyorsun. O yüzden bizde bir şey yapabilen insan çok kahraman insandır. Bence cumhuriyetin en büyük hatası da budur. Cumhuriyet, bireysel gelişmenin önünü açmamış, cumhuriyeti kurmaya o kadar çaba harcamış ki, bu yerinde ve gerekli, fakat bir türlü o cumhuriyeti kurma çabasından bunun ikinci gerekli merhalesi olan bireyselleşmeyi gerçekleştirememiş. İlk girdiği savaşa kapılmış ve hâlâ hep onu kendi kendine öğretiyor. Geçmiş, bitmiş. Hâlâ bunu yapıyor.

BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERİN EN ÇOK KISITLANDIĞI DÖNEME GİRDİK
Korumak için...

Daha cumhuriyetin nesini koruyorsun! Başarılı olmuş. Cumhuriyeti korumayı meslek edinmiş, başka iş bulamıyorlar. Nesini koruyacaksın! Yapmışsın bitmiş. Hâlâ ne uğraşıyorsun? Herhalde cumhuriyeti korumayı meslek haline getirdiler. Aynı bir tek peynir satan bakkal gibi... Bir de zeytinyağı sat yanında ya! Yoo... Dolayısıyla cumhuriyetin büyük problemi burada. Osmanlı'dan devraldığı mahalleye karşı çıkmış, doğru yapmış. Taassuba karşı çıkmış, çok doğru yapmış. Yobazlığın önünü kesmek istemiş, çok doğru yapmış. Bunlar çok doğru, Batılılaşma doğru. Ama bunu niye yapıyorsun? Bireyin yaratıcılığını gerçekleştirecek ortamı yaratmak için... Ama sen birinciyi yaparken öyle bir meslek ediniyorsun ki, ikinciye bir türlü geçemiyorsun, cumhuriyet böyle tıkanmış. Onun için halk başka alanlara kaymış, Demokrat Parti çıkmış, buna tepki olarak. Ama o da baskı rejimi kurmuş. Ben gayet iyi hatırlıyorum, siyasi baskı rejiminin fevkalede yoğun olduğu bir dönemdi Demokrat Parti dönemi. Ben yaşadım, çocuktum, ama biliyorum. Ben de hissettim, ailem de hissetti. Ondan sonra şimdi bu dönem geldi, herkes AKP'den bir şey bekledi, o da baskıya başladı. Bugün devlet öyle bir hale geldi ki, hiçbir şekilde hürriyetlere yer açmayan, kişisel özgürlükleri devamlı kısıtlayan ve belki kişisel özgürlüklerin en çok kısıtlandığı bir döneme girdik. E nasıl oldu bu iş? Ben yoruldum bundan ya! Onun için bu toplumun AB'de yeri yok. Bu kafayla Türkiye AB'ye giremez.

AB SÜRECİ, HÜLLE SÜRECİ

Kurtuluşumuz Avrupa Birliği'nde mi?

Vallahi bilmiyorum. Ben gerekli görmüyorum, benim öyle bir tutkum yok.

Peki ya bireysel özgürlükler?

Ben yaratacağım bunu ya! AB, 'Kişisel özgürlükleri artırın' dediğinde hep göstermelik oluyor, hep numara oluyor. 'Ceza kanunlarında reform yaptık' dediler, daha geri gittik. 141'i kaldırdılar, 301 daha fena. Reform diyorlar, ne reformu! Bizdeki reformlar hülle! Yasakların etrafında dönmek için yapılmış hileler. AB süreci bizde hülle süreci. Hepsi yalan...

Hocam, 'Bizde bir şey yapabilen insan çok kahraman insandır' dediniz. Mesela Orhan Pamuk mu?

Zavallı Orhan ne çekti ya, ne kıskandılar! Ama Orhan'a gelene kadar o kadar da çok insan var ki Türkiye'de... Ne yazık ki bir o var ortada. İşte, zavallı kızcağız Ceren Necipoğlu uçak kazasında ölmeseydi böyle bir arp sanatçısı olduğunu bilmeyecektik. Problem burada. Ama geriye döneceğim, Türkiye'deki şiddetin bir kültürel bazı olduğunu söyledik. Kırsal kesimden geliyor, onun da gerekli bir toplumsal yeri var dedik. Bunları biliyoruz. Beni üzen şehirleşmenin gerçekleşememesi, şehirleşmenin gerçekleşememesi demek, bireyselliğin ortaya çıkamaması ve kişilerin benliklerini kolektif şiddet gösterilerinde bulmaları demek... Beni en çok bu üzüyor. Bunları söylerken kafamda hep bir soru işareti var. Güneydoğu'da 30 sene hapis yemiş 16 yaşında çocuklar var. Bir kere dünyada böyle bir şey olamaz. 16 yaşındaki çocuğu büyük gibi yargılayıp ondan sonra bunlara terörist damgası vurup 30 sene hapsetmek, Türkiye'de 23 Nisan Çocuk Bayramları'nı yapamamak demektir. Bu iş çok karışık. Dolayısıyla ben onları nereye koyacağım? Öyle bir problem var. Ama o çocuklar da kendi benliklerini belirli bir sürecin parçası olarak buluyorlar. Çok acı olanı bu. 16 yaşındaki çocuğu 'Sen taş attın, teröristsin' deyip 30 sene hapse tıkmak diye bir şey olamaz. Sen onları da kolektif yapıyorsun. Yani devlet onlara bakarken birey olarak bakmıyor, kolektif olarak bakıyor. Çocuğu tek tek al ya, sen varsay ki bu çocuk bireysel davrandı. Sen onu bireysel sorumlu tut, o zaman 2 ay, 3 ay tutarsın içerde. Hayır, diyorsun ki 'Efendim terörist faaliyetin parçası.' Ne yaptın? Kolektif yaptın çocuğu.

Zorla!

Zorla diyorsun ki, sen bir grubun içindesin. Aksini yap, insanları bireyselleştir bakalım bir kere. Azınlıklara karşı da bu yapılmıştır. Sayın Başbakan çok doğru bir şey söyledi, 40 köyden kovdular. Dedi ki, "Bizim azınlıklara yapmış olduğumuz faşizanlıktır." Ne kadar doğru söyledi adam ya... Tebrik telgrafı gönderecektim, yağcılık olur diye göndermedim.

Mahatma Gandhi'yi unutmayalım

Doğruyu söyledi, doğruyu yapıyor mu peki?

Bir de bu var. Devlet büyüklerinin, öne çıkmış insanların örnek olması lazım. Bir memleketin başbakanı bu kadar kavga ederse, insanlar da kavgayı mübah görür. Muhalefet lideri kavga ediyor, başbakan kavga ediyor. Kavga ile hiçbir yere varılmaz ve başbakanın kavgacı üslubu yanlış örnek oluyor. Başbakan kavga ederse, alelade vatandaş da kavgayı normal bulacaktır. Bu çok mühim bir olay. Kavga normal olmamalı bir toplumda. Bizde kavga normal görülüyor... Başbakan'ın örnek olması lazım. Bakın, Fethullah Gülen diye bir cazibe noktası var. Gülen'in en başarılı olduğu husus, şiddeti üslup edinmemiş olması. En büyük başarısı bu. Gülen, fevkalede şiddet karşıtı, ılımlı davranışı olan bir insan. Bundan dolayı kendisini çok takdir ediyorum. Gülenci değilim, Fethullahçı değilim, örgütlenmesini tasvip etmem, ama burada insanlara cazip gelen bir taraf var. Toplumda da şiddetin dışında, kendine yer arayan çok insan var. Bu çok mühim bir olay.

Bu tarafı doğru. Peki ama orada bireyselleşme var mı? Cemaatleşmenin tehlikesi yok mu?

Yok. Ne dedik, toplumda cemaatleşme var. Bu çok fena, tamam... Bireyselliğin önünü kesiyor, tamam... Ama cemaatleşmek için şiddet kullanmak var, şiddet karşıtı olmak var. Şiddet karşıtı olup cemaatleşmek bence çok önemli. Yani iki boyuttan bahsediyoruz, bireyselleşememek çok büyük problem diyoruz, doğru. Ama bireyselleşmeyince kendi cemaatini şiddet yoluyla mı arayacaksın, ılımlı bir duruşla mı? Ben diyorum ki adam hiç değilse ılımlı bir duruş sergiliyor. Öbür tarafta başbakan devamlı kavga ediyor. Türkiye'de hakiki, mübah, doğru, gerekli bir başbakanımız var, kavga ediyor. Öbür tarafta Türkiye'ye gelemeyen bir adam var, ılımlı bir örnek sergiliyor. Mühim olan burada, ılımlı örneğin cazibesi var Türkiye'de. Bu çok olumlu. Demek şiddeti herkes istemiyor. Demek kültürde bir ılımlılık araması var. Müslümanlık'ta da bu var. Müslümanlığın bir şiddet tarafı var, bir fevkalade sulhsever, ılımlı tarafı var. Onu arıyor insanlar. Dinin o ılımlı tarafı cazip geliyor insanlara. Bu çok önemli. Cemaat olsun, grup olsun, tarikat olsun, ılımlı olan, şiddet karşıtı olan insanlar benim makbulüm. Benim ilk şartım bu. Ha, ondan sonra biz birey yaratalım. O da başka bir olay. İki değişik şeyi karıştırmamak lazım.

Dolayısıyla, evvela gençlere iş yaratalım, Milli Eğitim'i yeniden kuralım, başbakan kavga etmesin, bireylerin çıkmasına yardımcı olalım, ama toplumda da şiddete karşı bir içgüdü varsa, onu da takdir edelim, onun da kıymetini bilelim. Bizim sevmediğimiz, politik rakibimiz olarak gördüğümüz insanlarda da bunu gördüğümüz vakit şapka çıkaralım. Yani bir Mahatma Gandhi olayı var. Hindistan'ı şiddet karşıtlığıyla yaratmışlar unutmayın. Bu çok mühim. Gülen'i seversin, sevmezsin ama böyle de bir yönü var, bunun da kıymetini bilmek lazım.

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*