Fethullah Gülen gizli ajandasını açıkladı

Fethullah Gülen gizli ajandasını açıkladı.46739
  • Giriş : 13.06.2009 / 09:30:00

Eleştirilerin mahiyeti ve dile getirilme üslubu ile alakalı olarak: "Tenkitler olabilir ve olmalıdır."

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İslamî öğretilere göre tevhit, nübüvvet, haşr ve adalet sadece İslam'ın değil bütün dinlerin temel esaslarıdır. Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e (sas) kadar bütün peygamberlerin insanlığa sunduğu inanç ve ameli tekliflerin merkezini oluşturur bunlar.

Bu açıdan mezkur esasların korunması, aslında dinin/dinlerin korunması anlamına gelir. İslamî perspektiften baktığımızda müğayyer, mübeddel dediğimiz İlahî dinlerin müğayyer ve mübeddel olarak adlandırılmalarının temel sebebi; bahsini ettiğimiz bu esasların asli halinden uzaklaşması, daha doğru tabirle müntesipleri tarafından uzaklaştırılmalarından dolayıdır.

Bugünkü yazımızın konusu, söz konusu değerlerden adalet, adaletin bir boyutunu teşkil eden insaf ve o insafın Hocaefendi'deki izdüşümünü göstermek olacaktır. Aynı sütunlarda çıkan bir önceki yazımızda Almanya'da gerçekleşen Gülen Konferansı'nı değerlendirmeye çalışmış, bizzat katıldığımız o konferanstaki eleştirel boyut üzerinde dile getirilen yaklaşımlar ve bu yaklaşımlara getirilen cevaplardan bahsetmiştik. İmkân ve fırsat oldu; yazıda dile getirdiğim hususların hemen hepsini hem de bütün detayları ile Hocaefendi ile paylaştık. Pür-dikkat diye nitelendirebileceğim bir ilgi ve alaka ile dinledi. Çok çeşitli değerlendirmelerde bulundu. Ben bunları üç kategori halinde ve son tahlilde başta belirttiğim adalet ve insafın izdüşümünü gösteren boyutunu ön plana çıkartarak anlatmaya çalışacağım.

Eleştiri diye nitelendirilebilecek düşüncelere Hocaefendi'nin yaptığı mukabil değerlendirmeler birinci kategori. Şöyle dedi Hocaefendi: "Herkesin bize göre, bizim hissiyatımıza göre söz söylemesi şart değil. Akademisyenlik, objektif olmayı gerektiren bir meslektir. Zaten bu türlü toplantılarda esas olan da müdavele-i efkârdır. Acı-tatlı, iyi-kötü, çirkin-güzel bütün yanları ile ortaya konmalıdır."

İLLE DE BİR İSİM KOYACAKSANIZ...

Eleştirilerin mahiyeti ve dile getirilme üslubu ile alakalı olarak: "Tenkitler olabilir ve olmalıdır. Ama bunlar yapıcı olmalı. Bizdeki eksikliği, yanlışı, kusuru gidermeye matuf olmalı. Bunun yanında eksik olarak gördükleri hususları gidermemiz için bizi teşvik edici bir üslupla dile getirilmeli. Hatta bizde heyecan oluşturmalı. Mükemmeli elde etmek bizim elimizde değil; onu sadece Allah yapar. Fakat gayret gösterir, çalışır ve çabalarız."

Doğrusu bu ama bu yolun tercih edilmediği durumlarda ne olacak? Mesela, objektif olması gereken akademisyenler, sübjektif olsalar, ideolojik bir dil kullansalar, tahrik edici bir tarzla düşüncelerini dile getirseler. Uzun konuşması içinde bu sorunun da cevabını bulmak mümkündü; satır aralarında değil, bizzat satırlarda. "Tenkitler yapılırken fanteziye girenler olabilir. Herkes takdir ederken, ben de tenkit edeyim diyebilir birileri. Ne sağlam bilgiye ne de ilmî disiplinlere bağlı olmayabilir söyledikleri şeyler. İnsan tabiatında vardır bu. Öyleyse onu da normal kabul etmek lazım. Fakat bu, söylenenleri kabul etme anlamına gelmez; o zaman birileri de çıkar; ortaya atılan şüphe ve tereddütlere üslubumuzu bozmadan makul cevaplar verir."

"Mükemmeli elde etmek bizim elimizde değil." diyen Hocaefendi, sohbetin akışı içinde, o konuya tekrar döndü ve çok net ifadelerle çok net mesajlar sundu her kesime: "Ortaya konulan plan ve projeler, ne kadar da mükemmel olsa, hatta sevk-i İlahi ile hareket ediyor dahi olunsa, onları hayata geçirirken beşer fıtratı devreye girer. Kusurlarla alüde olan fıtrat ise, bazen işin rengine, desenine, kokusuna dokunur."

İkinci kategoride ele alacağım düşünceler Gülen Hareketi kavramı ile alakalı. Daha önceki bir yazımda da ifade etmiştim: Benim de şahit olduğum bir görüşme esnasında ünlü bir sosyal bilimci akademisyen, hareketin emsallerinden çok farklı özellikler taşıdığını ve bu nedenle sosyal bilimlerdeki mevcut kalıplardan birinin içine girmediğini anlatmış ve ardından harekete isim koyma noktasında yardımcı olmasını istemişti. Hocaefendi'nin cevabı ise şöyle olmuştu: "Mutlaka bir isim koyacaksanız, yüksek insanî değerler etrafında buluşan insanların hareketi diyebilirsiniz."

HOCAEFENDİ'NİN GİZLİ AJANDASI

Aynı yaklaşımı farklı kelimeler, farklı cümlelerle yine dile getirdi Hocaefendi konferans değerlendirmesinde. Şöyle dedi: "Dünyanın dört bir yanında eğitim, diyalog, ekonomi diyerek hizmet götüren, böylece bir taraftan insanlığa ait sorumluluklarını yerine getirirken, diğer taraftan Allah'a karşı vazifelerini yapan milletimizin çaba ve gayretlerine terettüp eden hasılayı, bir insana atfetmek şirktir. Bu yaklaşım insanları tiran yapmaya yeter. Öyleyse katiyen şahısları putlaştırmayın.

Bir başka zaviyeden bugün yapılanlar dün, önceki gün ve daha öncesinde yapılanların semeresi. Birileri gelmiş, ciddi çalışmaları olmuş, işi bir yere kadar getirmiş ve size ışık tutacak beyanları, tavsiyeleri, tecrübeleri de ilave ederek, "sıra sizde" demişler. Yani toprağın bağrına tohumları atmış, sulamış, tımarını yapmış, tam çalışmaları meyve vereceği zamanda çekip gitmişler. Şimdi bu gerçeği görmemek nankörlük olur. Bu hakikat, harekete isim verilirken mutlaka görülmeli.

Bu demek değildir ki harekete yararlılıkları dokunan insanlardan bahsedilmesin. İnsan tabiatında vardır; herkesin sevdiği, saydığı insanları ön plana çıkartmak, onlardan bahsetmek ister. Ama bu hissiyat, bütün bir milletin sa'yine terettüp eden şeyleri, bir insana mal etme sebebi olmamalı. Fakat illa birilerine ve bir şeylere mal edeceğiz deniliyorsa, hareket topyekün bir milletin bütün insanlığı içine alan insan sevgisine, bu uğurdaki müstakim aşk, şevk ve heyecanına mal edilmeli. Baki olan Allah'tır; insanlar da, insanların yaptıkları da fanidir."

Üçüncü kategori dediğim hususa gelince; aslında bu birkaç cümleden ibaret. Ama dost-düşman herkesin Hocaefendi'nin inanç ve düşünce dünyasını anlaması açısından önemli. Gerçi klasik önyargıları, asırlık şartlanmışlıkları içinde bakan kişiler yine şüphe duymaya devam edeceklerdir; bunda kuşku yok. Fakat ne yapılabilir ki; hakikat bu ve bu hakikatin dillendirilmesi gerekiyor. İşte Hocaefendi de bunu yapıyor, her fırsatta yaptığı gibi. Bir akademisyenin "Samimiyet ile gizli ajanda bir arada olmaz." sözünü aktarmam esnasında söyledi aşağıdaki sözlerini. "Benim gizli ajandam şu: Allah'ın rızası dışındaki mülahazalara bağlı olarak yapılan her davranışı şahsım adına HARAM sayıyorum." Burada birkaç saniye durdu ve sonra haram vurgusunu ses tonunu daha da yükselterek yeniledi: "H-A-R-A-M."

Siz üç kategoriye ayırıp aktarmaya çalıştığım bu sohbet ortamında dile getirilen düşüncelerde ne gördünüz bilmiyorum; ama ben gördüğümü yine Hocaefendi'nin başka bir vesile ile söylediği cümleden hareketle söyleyeyim. O, bir keresinde "İnsaf, dinin yarısıdır derler. Eğer insaf dinin yarısı ise insafsızlık dinsizliğin yarısıdır." demişti. Şahsen ben, bu değerlendirmelerin her bir cümlesinde, her bir kelimesinde ve her bir harfinde, İlahî dinlerin temel esaslarından biri olan adalet ve adaletin en önemli ayağı olan insafı gördüm.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*