Filistin-İsrail barışı için umutlar zayıf

Filistin-İsrail barışı için umutlar zayıf.20684
  • Giriş : 26.11.2007 / 18:17:00

1967'deki Ortadoğu Savaşı'ndan bu yana bölge barışı için 40 yıldır birçok plan gündeme geldi ve barış görüşmeleri yapıldı. Ancak İsrail-Filistin sorunu hala çözüme kavuşturulamadı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


ABD'nin Annapolis kentindeki Ortadoğu konferansında da sınırlar, güvenlik, yerleşimciler, Kudüs'ün statüsü ve Filistinli mültecilerin durumu gibi kilit konuların görüşülmesi beklenmiyor.

Daha çok "törensel" nitelik taşıması beklenen konferansla İsrail ile Filistin arasında doğrudan barış görüşmelerinin yeniden başlatılması hedefleniyor.

Haziran 1967'deki Ortadoğu Savaşı'ndan bu yana 40 yıldır birçok barış planı gündeme geldi ve barış görüşmeleri yapıldı.

Aralarında Mısır-İsrail, Ürdün-İsrail görüşmelerinin bulunduğu bazı görüşmeler başarıya ulaştı, ancak İsrail ile Filistin arasındaki temel sorunu oluşturan konularda bir sonuca varılamadı.

40 yıldır gündeme gelen barış planları ve nasıl sonuçlandıklarına ilişkin genel tablo şöyle:

242 SAYILI BM GÜVENLİK KONSEYİ KARARI (1967)

BM Güvenlik Konseyi'nden 22 Kasım 1967'de geçen 242 sayılı toprak karşılığı barışı öngören karar, sonraki barış planlarının çoğuna rehberlik eden ilkeyi şekillendirdi.

Güvenlik Konseyi kararında;

* İsrail silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal ettiği topraklardan çekilmesi
* Bölgedeki bütün ülkelerin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, siyasi bağımsızlığının tanınması ve buna saygı gösterilmesi
* Bu ülkelerin barış içinde, tehditler ya da şiddet olmadan tanınmış sınırları içinde güvenlikli yaşama hakkına saygıda bulunulması çağrısı yer alıyor.

Ancak kararın İsrail'in çekilmesiyle ilgili ana paragrafında yalnızca "topraklardan" ifadesinin kullanılması, belirsizlik sorunu yarattı.

İsrail, bu kararın bütün toprakları kastetmediğini savunurken, Arap görüşmeciler, kararda bütün işgal topraklarının kastedildiğinde ısrar etti.

CAMP DAVID ANLAŞMALARI (1978-1979)

1967 savaşından sonra bazı barış planları gündeme geldi, ancak Mısır güçlerinin Süveyş Kanalı'nı geçtiği zaman ekim 1973'teki savaştan sonraki sürece kadar hiçbir gelişme olmadı.

Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın Kasım 1977'de Kudüs'e tarihi ziyarette bulunmasıyla görülen, İsrail ile Mısır arasında barış için yeni bir ortam oluştu.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, bu süreçte Enver Sedat'ı ve İsrail Başbakanı Menahem Begin'i görüşmeler için Washington yakınlarındaki Camp David'e davet etti.

Görüşmeler, (5-17 Eylül 1978) 12 gün sürdü ve iki anlaşmaya ulaşılmasını sağladı.

Anlaşmalardan ilki olan Ortadoğu Barışı için Çerçeve Anlaşması'yla Filistin sorununa çözüm yolu olması umuduyla 242 sayılı kararı genişleten biçimde ilkeler ortaya konuldu.

İsrail ile Mısır arasında bir anlaşma olması gerektiği konusunda anlaşmaya varıldı ve İsrail ile komşuları arasında başka anlaşmalara da varılması konusunda çağrıda bulunuldu.

İlk anlaşmanın zayıf noktasını Filistinlilerle ilgili bölüm oluşturdu. Planda, nihai görüşmelere öncülük edecek, Batı Şeria'da ve Gazze'de "özerk yönetim" oluşturulması amaçlandı ancak anlaşmadaki taraflar arasında Filistinliler bulunmuyordu.

İkinci anlaşma, Mısır ile İsrail arasında çerçeve barış anlaşması oldu. Çerçevesi hazırlanan anlaşma, 1979'da İsrail'in Sina Yarımadası'ndan çekilmesinden sonra imzalandı.

Böylece, aynı zamanda İsrail ilk kez önde gelen bir Arap ülkesi tarafından tanınmış oldu.

Bu süreç de bütün barış sürecindeki en başarılı görüşmeler olarak niteleniyor.

Anlaşma bozulmadan korundu ve İsrail'in konumunu güçlendirdi. Anlaşmadan üç yıl sonra Enver Sedat uğradığı suikastta öldü.

MADRİD KONFERANSI (1991)

İsrail-Mısır barış anlaşmasının ardından diğer Arap ülkelerinin de İsrail ile kendi barış anlaşmalarını imzalamasına teşvik edilmesini hedefleyen 1991'deki Madrid Konferansı, ABD ve eski Sovyetler Birliği tarafından başlatıldı.

Konferansa, İsrail ve Mısır'ın yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Suriye de davet edildi. Konferansta Filistinliler, ancak Ürdün ile ortak heyetin bir parçası olarak temsil edildi.

İsrail, Yaser Arafat ya da Filistin Kurtuluş Örgütü'nden (FKÖ) önde gelen başka bir isme itiraz etti.

Konferans nihayetinde İsrail ile Ürdün arasında 1994'te bir barış anlaşmasına varılmasına öncülük etti.

Ayrıca, konferansın en önemli kazanımı olarak Arap ülkeleriyle İsrail arasında görüşmelerin başlaması görüldü.

İsrail ile ilk kez aynı masaya oturan Filistinliler için de konferans, Oslo anlaşmalarına götürecek İsrail ile gizli görüşmelerin yolunu açtı.

İSRAİL İLE SURİYE GÖRÜŞMELERİ

Madrid konferansından (1991) sonra İsrail ile Suriye arasında doğrudan görüşmeler başladı.

Suriye'nin ana talebi İsrail'in 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nden çekilmesi oldu.

İsrail ise çekilmeyi konuşmaya hazır olduğunu, ancak boyutu ve zamanlamasının Suriye'nin ilk önce ilişkilerin normalleştirilmesini ve barış anlaşmasını kabulüne bağlı olduğu yanıtını verdi.

İsrail ayrıca varılacak anlaşmanın referandumda kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

1995'deki görüşmelerde de taraflar taleplerinde ısrar etti. Madrid konferansından sonra İsrail ile Lübnan arasında yapılan görüşmeler da askıya alınmış durumda bulunuyor.

Ve İsrail'in Lübnan ile anlaşmaya varmasının da Şam'ın Lübnan üzerindeki etkisine işaret edilerek, Suriye ile anlaşmaya varıncaya kadar bekleyeceğinin tahmin edildiği yorumları yapılıyor.

OSLO ANLAŞMASI 1993

Oslo görüşmeleri, bütün önceki görüşmelerin eksik unsurunu gidermeye çalıştı. Oslo, ilk kez FKÖ tarafından temsil edilen Filistin ile İsrail arasında doğrudan varılan bir anlaşma sağladı.

Oslo görüşmelerinin önemli unsuru, İsrail ile FKÖ'nün birbirlerini karşılıklı tanımaları oldu.

Görüşmeler Norveç'in himayesinde gizli yürütüldü ve anlaşma 13 Eylül1993'te Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bill Clinton'ın tanıklığında imzalandı.

FKÖ lideri Yaser Arafat ile İsrail Başbakanı İzak Rabin'in el sıkışarak imzaladığı anlaşmayla İsrail askerlerinin aşamalı olarak Batı Şeria ve Gazze'den çekilmesi, BM kararlarına dayalı kalıcı çözüme öncülük edecek 5 yıllık geçiş döneminde "Geçici Filistin Özerk Yönetimi" kurulması karara bağlandı.

Tarafların birbirlerinin yasal ve siyasal haklarını tanıdığı anlaşma metninde, açıkça belirtilmese de bir gün İsrail'in yanında bir Filistin devletinin kurulacağı ima edildi.

Arafat'ın, "FKÖ, İsrail Devletinin barış ve güvenlik içinde var olma hakkını tanır" dediği metinde, Rabin'in de, "İsrail hükümeti, FKÖ'yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanımaya karar verdi" ifadesini kullandı.

Dinci Hamas örgütüyle diğer radikal Filistin grupları, Oslo anlaşmasını kabul etmedi ve İsraillilere yönelik intihar saldırıları düzenledi.

İsrail'de de Yahudi yerleşimciler öncülüğünde muhalefet oldu. Oslo anlaşması kısmen uygulandı.

CAMP DAVID 2000

Oslo anlaşmasının koşullarının uygulanmasının hızlandırılması için (1995'te Taba, 1998 Wye Nehri ve 1999'da Şarm el Şeyh'de) çeşitli girişimlerde bulunuldu.

2000'de de Clinton; (Oslo görüşmelerinde daha sonraki sürece bırakılan) sınırlar, Kudüs ve mülteciler dahil nihai statüye ilişkin konuların ele alınması için arayışa girdi.

İsrail Başbakanı Ehud Barak ile FKÖ lideri Arafat arasında 2000'de Camp David'de yapılan görüşmelerde bir anlaşma sağlanamadı.

Ancak bu görüşme, öncekilerden daha ayrıntılı oldu. Temel sorun da, "İsrail'in en kapsamlı önerisinin, Filistin'in kabul edebileceği en alt sınırın altında olduğu" şeklinde tanımladı.

Camp David'in başarısızlığının ardından Filistin ayaklanması (intifada) yeniden başladı.

TABA 2001

Bill Clinton, görevden ayrılmak üzere olmasına rağmen Washington, Kahire ve ardından Taba'da görüşmelere öncülük etti. Bu görüşmeler, üst düzeyde yapılmadı ve sonuca ulaşılmadı ancak farklılıkları azalttı.

Toprak konusunda daha fazla esneklik sağlandı, AB gözlemcilerine göre İsrailli görüşmeciler Doğu Kudüs'ün kurulacak bir Filistin devletinin başkenti olması görüşünü kabul etti.

Görüşmeler sonrasındaki bir açıklamada,"bütün konularda anlaşmaya varmanın olanaksız olduğunun kanıtlandığı" ifadesi kullanıldı.

SUUDİ BARIŞ PLANI (2002)

İkili görüşmelerin başarısızlığının, çatışmaların yeniden başlamasının ardından Arap Birliği'nin Mart 2002'de Beyrut'taki zirvesinde Suudi barış planı sunuldu.

Planda, İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi, Batı Şeria ve Gazze'de bir Filistin devletinin kurulması, mülteciler konusunda "adil bir çözüm" bulunması karşılığında, Arap ülkelerinin İsrail'i tanıması önerisinde bulunuldu.

Bu plan, Riyad'da 2007'de yapılan bir başka Arap Birliği zirvesinde yeniden onaylandı.

YOL HARİTASI (2003)

ABD, Rusya, Avrupa Birliği (AB) ve BM'nin oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü, "yol haritası" adı verilen bir plan hazırladı.

Bu planda, nihai çözüme ilişkin ayrıntılar yer almadı ancak bir çözüme nasıl yaklaşılacağına ilişkin öneriler sunuldu.

Nihai çözümden önce güvenliğin sağlanması ve askerlerin aşamalı çekilmesi önerilen planda, nihai statü görüşmelerine götürecek olan güven inşasının sağlanması hedeflendi. Yol haritası uygulanamadı.

Öte yandan, 1 Aralık 2003"te yol haritası çıkmazdayken, alternatif barış planı olarak Cenevre girişimi ortaya atıldı ancak resmi bir statüsü olmadı.

SON DURUM

İsrail, Ariel Şaron hükümetinde Gazze'den tek taraflı çekilmeye ve Batı Şeri'da İsrail ile Filistinlileri ayırmak üzere duvar inşasına karar verdi.

Ehud Olmert başkanlığındaki yeni İsrail hükümeti, Batı Şeria'nın bazı bölümlerinden daha çekilmeyi planladı.

Filistin'de Hamas'ın Gazze'nin kontrolünü El Fetih'den ele geçirmesinden sonra Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih ile Hamas arasında iktidar mücadelesi baş gösterdi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious