Fincancı: Ağar beni tehdit etti

Fincancı: Ağar beni tehdit etti.14115
  • Giriş : 03.11.2008 / 15:42:00

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Uğur Mumcu sanıkları hakkında verdiği rapordan sonra Mehmet Ağar'ın kendisini tendit ettiğii iddia etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hızla devam eden Ergenekon davası sürecinde bizde davaya müdahil olan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile konuştuk. Türkiyenin işkence suçlarını yakından takip eden Fincancı bu yüzden devlet düşmanı ilan edildiğini söylüyor. Mumcu cinayeti arkasında sır perdesi olduğunu söylen Fincancı Ergenekon davasında devletin kırmızı çizgileri tanımayacaklarını ve biz uzlaşı çıkmaması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade ediyor.

-Ergenekon Davası'na müdahil edilen kişilerdensiniz. Müdahil olma talebiniz nasıl kabul edildi?

Müdahil olmak isteyen kişinin zarar gördüğünün Ergenokon iddinamesi'nde yer alması gerekiyor. Müdahil olmak isteyenlerden çoğu gerçekten zarara uğramış olsalar bile iddianamede yer almadığı için davaya müdahil edilmediler. Zannedersem ek iddinameyle bazı insanlar müdahil olma hakkını kazanabilecek.

-Zarar görmek için T.C vatandaşı olmak yeterli değil mi? (gülüyoruz)

Millet 28 yıldır büyük zararlara uğradı. Mahkeme darbe suçunu davaya dahil edilirse T.C vatandaşı olmak yeter galiba...

-Sizin Ergenekon örgütünden gördüğünüz zarar nedir?

Bu davadan sanık olarak yargılanan Ümit Sayın ile Behiç Gürcihan arasındaki yaşızmalarda benim adresim, telefon numaralarım gibi bilgilerin toplandığına dair bilgiler var. Bunun yanında takip edildiğim söyleniyor. Ben takip edildiğimi hiç hissetmedim. Hatta yazışmalarda 1.Ordu Komutanlığının bana karşı olduğu söylenmiş...

-Yani orduyu mu karşınıza almışsınız? (gülüyoruz)

"Vay be Ben neymişim?" demeden edemiyor insan. Bunun yanında gerçekle ilgisi olmayan İGD sempatizanı olduğum, Dev-sol militanı olduğum, çok kere cezaevine girip çıktığım gibi bilgiler var. En sevmediğim iki sol örgüt varsa bunlardan biri İGD diğeri Dev-sol. 1.ordunun bana karşı olduğu iddialarına karşı ise " Evim Selimiye Kışlası'nın karşısında. Balkona çıkınca karşımda kalıyor" demekten başka çarem kalmıyor. Heralde bu yanlış bilgiler karşısında davaya müdahil olmak iyi olacak (gülüyor)

-Peki 1.ordu'nun size karşı olduğu iddiasını gündeme getirecek ne yaptınız?

Osmanlı'dan bu yana devletin bireyin üstünde olduğuna dair "Kadim Devlet Geleneği" devam ediyor. Devletin işlediği suçlar benim görev alanıma girdiği için bu erki elinde bulunduranlar benden rahatsız oluyorlar. Bu yüzdende beni ortadan kaldırmak, hakkımda asılsız iddialarda bulunarak beni karalamak için çaba harcıyorlar. Kimin hakkında rapor düzenlediysem biranda o siyasetin taraftarı oldum. İlk önce sol örgütlerden olduğum söylendi fakat Uğur Mumcu cinayetini işlediği söylenen sanıklar hakkında rapor verince kafaları karıştı. İki tabloyu kafalarında oturtamayınca "Devlet Düşmanı" dediler. Kemal Alemdaroğlu dönemindeki soruşturmalar, Adli Tıp Kurumundaki başkanlık görevime son verilmesi bunlarla ilgili...

-Kemal Alemdaroğlu'yla aranız Tabipler Odası Genelsekreteri olduğunuz dönemde intihal suçlamasını ele aldığınızdan değil mi?

İntihal olayından önce başlayan bir süreç vardı. Üniversiteye bağlı olan adli tıp polikliniğimizde Uğur Mumcu cinayetinde yargılanan insanlar hakkında "Muayene kurallarına uyulmadığı ve belli uzmanlık alanlarında yeniden muayene edilmesi gerektiği"ne dair rapor hazırladık. Bunun ardından poliklinik kapatıldı. Alemdaroğlu bu rapor üzerine Adalet Bakanlığına İstanbul Valisiyle kavgalı olduğuma, devlet düşmanı olduğuma dair yazılar yazdı. Vali de benzer yazılar yazdı. Daha sonra Vali Erol Çakır Veli Küçük'le aynı güvenlik şirketinin ortağı olarak karşımıza çıktı. Ben valiyle kavga ediyorum diye rektör bana kızıyor...İlişileri görüyorsunuz...

-Bu Uğur Mumcu cinayeti sanıklarının normal şartlarda ifade vermesini engellemeye yönelik bir refleks miydi?

Böyle bir refleks miydi yoksa işkenceye karşı bir refleks miydi ? onu bilemiyorum. Ancak bu ilişkiler bazı cinayet ve faili meçhullerin göründüğüü gibi olmadığını gösteriyor. Bu cinayetlerin altında devleti koruma refleksinin yatmış olabileceği düşüncesini kuvvetlendiriyor. Bu ülke adına üzücü. Ortaya çıkan tablo benim aklandığımı ama başka mekanizmaların bugün yargılanmakta olduğunu gösteriyor. Umarım bu yargılama sağlıklı bir şekilde yürür ve böyle çeteleşmeler bir daha olmaz.

-Bu tür faili meçhullerde nedense hep ideolojik olarak bir taraf suçlanıyor. Ancak bugün yargılanan ergenekon sanıkları büyük bir cinayet örgütünün içinde çıktı?

Hangi cinayeti kimin işlediğini bilmemiz için yargının ciddi bir araştırma yapması gerekiyor. Sanıklar hakkında rapor yazdığım Mumcu cinayeti mahkemesinin savcısı hakkımda suç duyurusunda bulundu. Mahkemeyi etkiliyormuşum. Aslında mahkemenin yapması gereken yetersiz muayene edilen kişilerin işkence görüp görmediğini araştırmak olmalıydı. Yetersiz muayeneler devleti daha fazla zan altında bırakıyor.

-Heralde devlet işkenceyi kabul etmiyor?

Ciddi bir koruma refleksi var. Ergenekon davası bu açıdan önemli. Bu davanın tüm yanlarıyla konuşulması, ortaya konulması, bu reflekslerin davaya sızmasının engellenmesi açısından müdahil olmamız anlamlı.

-Peki bazı konuların üstünü örtmeye çalışan devlet, bu davada bir uzlaşma teklifi götürüp davanın seyrini değiştirebilir mi? Bir uzlaşı olur mu?

Bu anlayış heran davaya sızabilir. Siyasi irade bizden daha farklı düşünerek, farklı kaygılarla ittifak yapabilir. Dava sırasında soru sorma hakkımız var. Devletin kırmızı çizgileri devreye girdiğinde avukatlarım "Burada kırmızı çizgi olmamalı bu sorular cevap bulmalı" diyebilir. Bana "Arkanda ne bir siyasi parti ne de bir örgüt var. Neden bu davaya katıldın? Korkmuyor musun?" diyorlar.

-Sizin cevabınız ne?

Bugüne kadar nasıl yaşadımsa bundan sonra da aynı şekilde yaşarım. Adli tıp görevimden alınmadan önce 1996 yılında "Görevinden istifa etsin yoksa başına bir iş gelir" diye açıkça ifade edildi.

-Kim söyledi bunu? Devlet erki mi?

Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar. Sonra beni kim görevden aldı Şevket Kazan...

-Bu nasıl bir durumdurki iki farklı siyasi anlayış aynı kararı yürütüyor?

Kimin olduğunun önemi yok. Kadim devlet geleneği hiç değişmiyor. Bu ülkede işkence yapıldığı, insan hakları ihlalleri olduğu söylenemez. Tartışılamaz kırmızı çizgileri olan bir ülke bitmiş demektir.

-Peki Adalet Bakanlığının bu mesajı üzerine ne yaptınız?

"Benim kimseden korkum yok. Hodrimeydan. Vuracaklarsa kahraman olurum" dedim.

-Anlaşılan 1.Ordu değil derin devlet size karşı? (Gülüyoruz)

Devlet erkine sahip veya siyasi iktidar kim olursa olsun eninde sonunda işkenceleri ortaya çıkardığım için benimle çatışacaktır. O açıdan pek şansım yok. Kurşuna dizilecekler listesinin başında benim ismim vardır muhtemelen...

-Sivil siyasette işkenceye bu kadar açık mı?

İşkence siyasetler üstü bir durumdur. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı gibi bakanlıklar devlet iradesi tarafından yönetilir. Bu alanlar siyasetçiye terk edilmez. Bakanlara da bakarsanız ya devletin iradesiyle uyum sağlayacak ya da onun tarzında hareket edecek karakterdedir. Bu ülkede yargıç ve savcıların üçte ikisi insan haklarının devlet açısından tehdit oluşturduğunu söylüyor. Halkın yüzde ellisi işkencenin meşru olabileceği dönemlerden bahsediyor. İnsanı önceleyen mekanizmalar geliştirmediğimiz sürece devlet iradesini değiştirme şansımız yok.

- Engin Ceber'in cezaevinde ölümünün kötü muamele sonucu olduğunu kabul eden Bakan Şahin'in özürünü nasıl yorumluyorsunuz peki?

Gardiyanlar görevlerinden alındılar fakat cezaevine konulmadılar. Hangi saikle yaptığını bilemem ama adalet bakanının bu konuda özür dilemesi ilktir ve değerlidir. Adalet bakanı, içişleri bakanlığına bağlı olmayan kendi altında çalışan memurunu deşifre etti. Bunun yanında Engin Ceber, Ferhat Gerçek'i kurşunla felç bırakan polis memurunun cezasız kalmasını protesto ettiği sırada tutuklanmıştı. Bakan Şahin o polis memurlarına gereken cezayı verseydi Geber için durum böyle sonuçlanmayabilirdi.

-Ergenekon'a geri dönersek müdahil olduğunuz davanın örgütünü nasıl yorumluyorsunuz?

Devleti koruma refleksi olarak görüyorum. Bu reflekste denetim mekanizmasından kaçınma var. Bir taraftan devleti koruyacaksınız bir taraftan bazı olayların deşifre olmasını engelleyeceksiniz. Denetim mekanizmasının dışına çıkan her yapı istismara çok açıktır. Dolayısıyla bir süre sonra hedeflenmeyen başka alanlara kayabilirler. Devleti korumaya çalışan bu yapılar bir anda rant örgütüne dönüşebilir. Bunun içindirki denetim mekanizmaları insanın onurlu yaşamaları için gereklidir. Siyaseti bir şekilde denetleyebiliyoruz ancak devletin denetlenemeyen kurumları var.

-Ergekoncuların nasıl bir devlet algısı var?

Her alanda muktedir olmak, son sözü söyleyebilmek. Bütün karar mekanizmalarının başında yer almak. Ulus devlet modelinden yola çıkarak herkesi kendinize benzetme isteği.

-Anlaşılan o ki işlenen cinayetlerin aydınlatılması da bu örgütlerin deşifrasyonu için önemli değil mi?

Olay yeri inceleme ekiplerinin kullandıkları teknolojiler bugünkü gibi olsaydı Uğur Mumcu, Kışla'lı cinayetleri gibi olaylar daha rahat aydınlatılabilirdi. Olay yeri incelemede kullanılan teknolojiler geliştikçe kırmızı çizgiler ortadan kalkmaya başlıyor. Ne kadar bilim ilerlerse demokratik süreç hızlanır.

-Bu bilgileri elinde tutanlarında kafa yapısı önemli değil mi?

Nehrin akışını kimse değiştiremez. Bilimsel bilgi yeterli olmadığında bunu çarpıtmak kolay. Ama veriler açıksa bunu çarpıtmak çok zor.

-Çarpıtmak deyince aklıma Şener Eruygur'un sağlığıyla ilgili raporların paylaşılmaması geldi. Sizce adli tıp kurumunun bu konu hakkında raporları yayınlanmalı mı?

Ortada sıkıntılı bir durum var. Nasıl düştü? O düşmeyle kırık nasıl oluştu? Çünkü biz insan boyu mesafeden düşmeyle böyle bir kırık ve şiddetli bir kanama beklemeyiz. Acaba olayın arkasında başka bir şeymi var? Darbeye mi maruz kaldı? Birisi bilerek ve isteyerek mi itti? Bu gibi soruların cevabını adli tıp vermeli. Zaten tutuklu bulunan insanların çoğu yaşlı. O yüzden özenli davranmak gerekiyor. Mesela kanser hastası Kuddusi Okkır öldü. Burda da bir çifte standart yapılıyor. Daha önce diğer cezaevlerindeki kanserli tutukluları gündeme getirenler vatan haini olarak suçlanırdır.

-Sizce devletin psikolojik baskısı da işkenceye girer mi? Ergenekon işkenceci bir örgüt mü?

BM'ye göre işkence suçu devlet tarafından ve devletin göz yummasıyla ortaya çıkabilecek bir suç. İşkenceyi önlemek konusunda devlet zaafiyet gösteriyorsa sorumludur. Ergenekon'un devlet adına hareket edip etmediği yargılama sonucunda ortaya çıkacak. Çetelerin gösterdiği şiddet eğilimleri BM'ye göre terör, eziyet gibi tanımlanıyor. Ancak bunları cezaları bazen işkence cezalarından daha ağır olabiliyor.

-Sivil olması gereken Adalet Bakanlığı, içişleri bakanlığı gibi kurumların 'Devlet'in iradesine tabi olduğunu söylediniz. Sizce devlet işkenceye nasıl bakıyor?

Türkiye işkence suçu işliyor. Aynı zamanda cezasız kalan bir suç. Yargılama süreçlerinde kesintiler, zaman aşımları oluyor. Devletin sorumlu olduğu soruşturma ve araştırma süreçleri eksik bırakılıyor.

-Yani işkence vakaıları münferit değil?

Münferit olması söz konusu değil. Bunun için yargılama süreçlerine bakılması gerekiyor. İşkence yapan insanlar ceza almıyorlar. O zaman işkence suçu işlediği söylenen emniyet güçlerine, jandarmaya devlet " Ben sizi koruyorum" diyor. Devlet bunu diyemez. Gariban memuru cezalandırmak yerine asıl suçluya gitmek gerekir.

-Hrant Dink'in katilleriyle bayrak önünde fotoğraf çektirmek böyle bir durum mu? O memurlar görevlerinden alınmadı...

Evet, evet...Bunların herbiri işkenceyi kabul ve destek anlamına geliyor.

-O zaman ergenekon davası sonrası darbeci olduğu söylenen 3 paşayı cezalandırmak bir işe yaramayacak. Daha derine inmemiz gerekecek. Öyle mi?

Üç paşanın hapse girmesiyle bu anlayış yok olmaz. İnsanı devletin güvenliğini tehdit için tehdit olarak algılayan anlayışın değiştirilmesi gerekir. İnsanlar bugün devlet için var olmaktadır. "Varlığım Türk varlığına armağan olsun" anlayışına hayır. Devlet benim varlığıma armağan olmalı ki mutlu yaşayalım.

-İnsanlar bu yanlışı neden görmez peki?

Eğitim bakanlığının devletin vesayeti altında olduğunu söylemiştik. Türkiye'de soru sormaya değil ezberlemeye yönelik bir eğitim sistemi var. Ezberlenecek şeylerde şıklarla verilir ve o şıklar dışına çıkılmaz. Böyle bir eğitim sisteminden geçmiş birinin sistemi sorgulaması kolay değil. Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı günümüzde toplumların değişime uğrayacağını düşünüyorum. Bilgiyi iktidar aracı olmaktan çıkarırsanız bu değişim gerçekleşir. Bu açıdan umutluyum.

-Siz işkencenin devlet tarafından devam ettirildiğini söylüyorsunuz ancak neredeyse herkes işkencenin azaldığını söylüyor.

Gözaltı sürelerinin kısaltılması, gözaltı çıkış muayenelerinin öngörülmesi etki mekanizmalarının dışına çıkılmasını sağladı. İşkencede azalma olduysa da yöntemlerinde değişiklikler yapıldı.

-Nasıl yöntemler kullanılmaya başlandı?

İşkence açık alanlara kaydı. Bunu toplu gösterilerde görebiliriz. Gösterilerde insanlar karakollardaki gibi kayıt altına alınmadığı için işkence yapmak isteyenler adına rahat bir alan açılıyor. Polis birini yakalamış suratına biber gazı sıkıyor. Halbuki yakalanmış bir insana biber gazı sıkılmaz. Orantısız şiddet arttı.

-Bu da mı sistemli bir durum?

Öyle müdahale edilmesi yönünde talep olduğunu için polislerin böyle davrandığını düşünüyorum. Yani kendi seçimleri değil. Onlara bir rol model tanımlanıyor.

-Bunun dışanda nasıl bir yöntem değişikliği var?

Yemek ve su vermemek, uyutmamak, yatmasına engelleyecek dar alanlarda bırakmak. Soğuk buz üstünde yürütmek, soğukta bırakmak. Tabiki işkenceler 10 öncesi kadar ağır değil öyle olsa iyice umudu keseriz...

-Bir dönem duran işkenlerin 2005 gibi tekrar yükseldiği söylendi bunun nedeni nedir?

AB sürecinin istendiği ve beklendiği gibi olmaması. AB'nin ve dünyanın güvenliği özgürlüğe tercih etmesi. Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik kriz.

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*