'First lady'ler

  • Giriş : 28.10.2006 / 00:00:00

Ayça Atikoğlu, 'Cumhurbaşkanı Eşleri' adıyla yayımlanan kitabında, 'first lady'lerin 'sıradan, sessiz' görünümlerinin arkasındaki 'inatçı ve kararlı' kişilikleri göz önüne seriyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Latife Hanım, Mevhibe İnönü, Reşide Bayar, Melahat Gürsel, Atıfet Sunay, Emel Korutürk, Sekine Evren, Semra Özal, Nazmiye Demirel...
Türkiye Cumhuriyeti'nin "first lady"leri... Gazeteci Ayça Atikoğlu, "Her biri kendi döneminin bir özeti gibi duruyor" dediği bu dokuz kadının çarpıcı hikâyesini "Cumhurbaşkanı Eşleri" adlı kitabında topladı.

Türkiye'nin siyasi tarihinde rol oynayan dördü sivil, altısı asker kökenli cumhurbaşkanlarının eşleri her ne kadar toplum karşısında "sıradan", "sessiz" ve "kimliksiz" duruşlarıyla hafızalarımızda yer edindilerse de köşkün içindeki "ev gerçeği" başka. Atikoğlu kitabında, köşkteki bu kadınların aslında nasıl tutkulu, kararlı hatta inatçı birer kişiliğe dönüşebildiklerini anlatıyor.

Mevhibe İnönü'nün, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Meclis'ten idam kararının çıkmaması için eşine yalvar yakar olması, Atıfet Sunay'ın evini basan genç Harbiyelileri teşhis için karşısına getirdiklerinde hiçbirini tanımadığını söyleyerek onları idamdan kurtarması, Reşide Bayar'ın Yunan kral ve kraliçesini ağırlamak istemediği için Bayar'ı protokolde yalnız bırakması, Melahat Gürsel'in Sunaylar hemen Köşk'e yerleşmek istedikleri için gurur yapıp eşyalarını bile almadan gitmesi, Emel Korutürk'ün işkencehaneyi sanat müzesine dönüştürüp devrimci kadınları Köşk'e davet etmesi, Sekine Evren'in Köşk'e demokratik yollardan gelmeden ayak basmamakta direnmesi, Semra Özal'ın yüzde 70'i devlet sırrı olan Çankaya günlerini günü gününe günlüğüne not etmesi, Nazmiye Demirel'in gazetecilerle konuşan Demirel'in eline vurarak "Yine çok atıyorsun" demesi bundan belki de.

Atikoğlu'nun ifadesiyle, "Her birinin kendi döneminin bir özeti gibi durmasından..."
İnkılap Yayınları'ndan çıkan kitaptan çarpıcı bölümler özetle şöyle:

LATİFE UŞAKLIGİL
Çankaya Köşkü'nün en çok yazılan hanımefendisi oldu


Hakkında en çok yazılan, Latife Uşaklıgil oldu. Oysa Atatürk'le yaklaşık olarak iki yıl evli kalmış, Kuleli Köşk'ün hanımefendisi olmuştu. Atatürk, eşinden ayrılmasının ardından bir süre daha eski köşkte kaldıktan sonra 1932 yılında yeni yapılan Çankaya Köşkü'ne taşınırken, Latife Hanım 5 Ağustos 1925'te ailesiyle İzmir'de yaşamaya başladı. Ailesinin vefatından sonra İstanbul Harbiye'ye yerleşen Latife Hanım 1975'te 77 yaşında öldü.

MEVHİBE İNÖNÜ
Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmesin diye yalvardı


Bir sonbahar günü Deniz Gezmiş'in annesi, kız kardeşi ve bir diğer mahkûmun annesiyle birlikte Pembe Köşk'e gelir. Çocuklarının idam edilmemesi için bayan İnönü'ye yalvarırlar...
Mevhibe Hanım gözyaşlarını tutamaz... Koruma polisleri az sonra bahçede birlikte dolaşan İnönülerin seslerinin yükseldiğini ilk kez duyarlar. Mevhibe Hanım adeta yalvarır:
"Paşacığım ne olur ilgilenin de çocukları asmasınlar..." İsmet Paşa, "Yeter hanım, o kadar üstüme gelme!" diye bağırmaktan kendini alamaz...

REŞİDE BAYAR
'Dünkü düşman' diye Yunan kral ve kraliçesini karşılamadı


İnönülerin evinde bir davette Atatürk sıkma başı ile oturan bir hanımefendiye, "Başınızı açmayacak mısınız hanımefendi?" diye sorar. Reşide Hanım yanıtlamaz, Celal Bayar atılır ve 'Müsaade edin paşam, açacaktır' der... O geceden sonra bir daha başını örtmeyen kadın, Celal Bayar'ın eşi Reşide Hanım'dır. Reşide Bayar kitaptaki en "kararlı" kişilik.
Reşide Hanım, Yunan kral ve kraliçesini, "Daha düne kadar düşman olduklarımla bugün dost olamam" diyerek ağırlamak istemez ve eşi Bayar'ı protokolde yalnız bırakır. Bayar'ın Yunanistan ziyaretine de eşlik etmez. Bu tavrının arkasında bazı akrabalarının Yunanlılar tarafından öldürülmesi yatıyor.
Reşide Bayar'ın ayrıca iktidarla arasına mesafe koyan ve 27 Mayıs ihtilali sonrası verdiği cesur demeçleri de oldukça dikkat çekici. Bir demecinde "28 Mayıs sonrası Türkiye'si dışarı karşı utanılacak ve hicap edilecek bir durumdadır" derken, bir başka konuşmasında "Neden genel seçimi beklemediler. Eski zamanlardaki gibi 'isterük' veya 'istemezük' ile devlet idaresi salaha gitmez" der.
Reşide Bayar'ın demeçleri hakkında tutuklama kararı çıkmasına neden olmuşsa da sonra bundan vazgeçilmiş.

MELAHAT GÜRSEL
Gururundan, eşyalarını almadan Köşk'ten gitti


Cemal Gürsel'in eşi Melahat Gürsel'i yine bir başka asker eşi anlatıyor: Atikoğlu'nun kitabında Melahat Gürsel mağrur ve mütevazı, "eli bin defa öpülecek kadın" olarak belleklere yerleşmiş. Gri saçlarını sadece tarayan, bir küpe dışında hiç takı takmayan Melahat Hanım, Sunayların hemen Köşk'e yerleşmek istemelerine çok içerler ve gurur yapıp bazı eşyalarını almadan gider.
Melahat Gürsel, eşi ve kendi adına yabancı ülkelerden gelen hediyeleri kabul etmeyip devletin parası yok diyerek de yurtdışı gezilerine katılmaz. Ve "Ben ne paşa ne de reisicumhur eşi oldum. Ben hep mutfaktaydım" der.

ATIFET SUNAY
Evlerini basan Harbiyelileri tanıdığı halde ele vermedi


Mevhibe İnönü'nün, Meclis'ten Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına idam kararının çıkmaması için eşine yalvarması işe yaramamıştı. Ancak Cevdet Sunay'ın eşi Atıfet Sunay, Talat Aydemir'in emriyle evlerini basan genç Harbiyelileri teşhis için karşısına getirdiklerinde duraksamadan hiçbirini tanımadığını söyleyecekti. Sırf idamdan kurtarmak için... Genç Harbiyelileri neden ele vermediğini ise Atıfet Sunay kitapta şu sözlerle anlatıyor:
"Her şeyden önce bir anneydim ve üç çocuğum vardı. Arslan gibi dört genç karşımda duruyor ve annelerine bakar gibi bana bakıyorlardı. 'Evet bunlardı' desem hayatlarının söneceğini biliyordum. Bana göre suçlu olan bu körpecik çocuklar değildi. Vicdanımın sesini dinledim..."

EMEL KORUTÜRK
İşkencehane olarak bilinen binayı sanat galerisi yaptı


Fahri Korutürk'ün eşi Emel Korutürk, 1970'li yılların hareketli ortamında sosyal olaylara da ilgisiz değildi. Kadınların sosyal hakları için kendisiyle görüşme isteğine olumlu yanıt vermiş; Nadire Mater, Ayşegül Devecioğlu ve Nihal Uygur'u Köşk'te ağırlayarak kadınların taleplerini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapacağına söz vermişti.
1970'lerde Türk Ocağı olarak bilinen ve işkence yapıldığı iddia edilen binayı temizletip müze kimliğine kavuşturur ve burada koleksiyonların sergilenmesini sağlar. Emel Korutürk'ün kişiliğindeki bir başka sürpriz de otorite ve kurallarla örülü dünyasından sıyrılabilmesi. Atikoğlu'na şöyle der: "Çılgın değilim ama çılgınlara bayılırım..."

SEKİNE EVREN
'Seçilmeden Çankaya'da oturmam' dedi, oturmadı


Sekine Evren'in, 12 Eylül darbesinin mimarı eşi Kenan Evren'in Çankaya köşkünde oturmasına karşı çıktığı, "Halk istemeden, referandum olmadan asla gitmem" diyerek Köşk'e adım atmadığı ve ölene kadar lojmanda kaldığı anlaşıldı.
Kitapta, Sekine Evren'i eşi Kenan Evren, kızı Şenay ve damadı Erkan Gürvit anlatıyor. Şenay Gürvit annesinin CHP'li olduğunu hatırlatarak, "DP'lilere dayanamıyordu. Bu yüzden babamın ailesini hep eleştirir, halamla parti meselesi yüzünden kavga eder, küser, uzun süre konuşmazdı" diyor.
Erkan Gürvit, kayınvalidesinin 12 Eylül döneminde bir gazetede Konsey'in aldığı bir karara verdiği tepkiyi şöyle anlatıyor:
"Kararın ne olduğunu şu an hatırlayamıyorum ama akşam kayınpederim eve geldiğinde serzenişte bulundu, niye böyle bir karar aldınız diye. Paşa 'almadık' dediyse de inandıramadı. Malum basın o zaman güvenilirdi."
Kenan Evren de eşini "aşırı tutumlu ve kişilikli bir kadındı" diye anlatıyor:
"Çok sadeydi, gösterişi sevmezdi. Evimizde hiç koltuk kullanmadı. Bir şeyi isteyince ona ulaşırdı. Bir gün Kapalıçarşı'ya gittik. Halı almak istedi, ben istemedim. Münakaşa ettik. Kızdı, kolundaki bilezikleri sattı, halıyı aldık."

SEMRA ÖZAL
Çankaya'da geçen günlerini özel defterine not etmiş


Alışılagelmiş Çankaya kadınları port-resinin dışında bir kimlik sergileyen ve Türkiye'ye "First Lady" sözcüğünü kazandıran ise Semra Özal. Semra Özal Çankaya yıllarında her gün ajandasına notlar düştüğünü ama bunları anlatmak ve yazmak istemediğini de belirtiyor:
"Yüzde 70'i devlet sırrı, yüzde 30'u da magazin. Devlet sırrını veremeyeceğime göre ne anlatayım, magazinleri mi yazayım" diyor.
Gazeteci arkadaşlarının, çocuklarının söküğünü dikecek kadar rahat ve özgüvenli olan Semra Özal, okuma yazma bilmediği iddia edilen annesinin Dame De Sion'lu olduğunu söylüyor.

NAZMİYE DEMİREL
Dobralığı, kıvrak zekâsı ve esprileriyle ün yaptı!


Atikoğlu'na göre zekâ ve esprisi ile 50 yıllık bir kent efsanesine dönüşen Cumhurbaşkanı eşi Nazmiye Demirel. 1960'lı yıllarda verdiği bir demeçten dolayı "patırtı" kopunca bir daha basına konuşmaz. Üç askeri darbeden ikisinde başbakan olan eşinin yanında sımsıkı durup askere, millete küsmemeyi ilke edinir.
Nazmiye Hanım, Hamzakoy'a giderken de espri yapmayı ve evin boyanması için talimat vermeyi ihmal etmez. Demirel'in bir gece eve geç gelmesine içerleyen Nazmiye Hanım, "Nereden geldiysen oraya git" deyip eve almayacak kadar kararlı, gazetecilerle uçakta sohbet eden Demirel'in eline vurup "Yine çok atıyorsun" diyecek kadar da dobra...
Kitapta tek bir kişi yok. Son Cumhurbaşkanı eşi Semra Sezer. Kendi tarihinin "özeti" olmayı tamamladığında belki...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious