Fotoğraflarından önce yazıları geldi

  • Giriş : 26.01.2006 / 00:00:00

İki yıl önce ölen usta fotoğrafçı Henri Cartier Bresson, önümüzdeki günlerde “Fotoğrafçı” başlıklı bir sergi ile Pera Müzesi’ne konuk oluyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


1980’lerin ortalarında bir gün, Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, usta fotoğrafçı Henri Cartier Bresson’u telefonla arar ve Novecento ödülünün ona verildiğini, ödülün kuralları uyarınca kendinden sonra alacak kişiyi de onun belirlemesi gerektiğini söyler. Ödüllerden oldum olası hoşlanmayan Bresson, “Neden ben?” diye sorar Borges’e. Yazar da “Ben körüm” diye yanıtlar onu: “Ve bakışınız için size duyduğum minneti böyle dile getirmek istiyorum.”

Yakaladığı görüntülerle çağına tanıklık eden Fransız fotoğrafçı Henri Cartier Bresson (1908-2004), bir sergi ve bir kitapla sanatseverlere kendini hatırlatıyor. Bresson’un 155 eserinden oluşan “Fotoğrafçı” koleksiyonu, 31 Ocak’tan itibaren Pera Müzesi’nde sergilenecek. Fotoğraf sanatçısı İlker Maga ise ustaya olan gönül borcunun karşılığı olarak ‘Karar Anı’ (YGS Yayınları) isimli bir kitap hazırladı. Adını Bresson’un, fotoğrafın manifestosu olarak bilinen “Karar Anı” makalesinden alan kitap, başta bu makale olmak üzere, İlker Maga’nın, 15 yıldır biriktirdiği HCB yazılarından oluşuyor. Bu yazıların hem ilk kez bir araya geldiği için hem de bir Batı dilinden önce Türkçede basıldığı için önemli olduğunu söyleyen Maga, “Fotojurnalizm dünyada saygınlık görmüşse, bunda röportajları, duruşu ve Karar Anı makalesiyle en büyük pay, HCB’nindir.” diyor.

Karar Anı, fotoğrafın manifestosu sayılıyor

Başlığını, Cardinal de Retz’in “Şu dünyada bir karar anı olmayan hiçbir şey yoktur.” sözünden alan ünlü makale, pek çok fotoğraf ustasının el kitabı olmuş vaktiyle. “Resme her zaman tutkum oldu. Çocukken okul olmadığı günler resim yapar, diğer günler resmi hayal ederdim.” diye başlayan metinde, “Mesleğin belirlenmiş kuralları yoktur, her zaman çok dikkat çekici olan makineyi de kendinizi de unutturmanız gerekir. Şayet biri sizi makinenizle beraber dikkatle gözlemliyorsa fotoğrafı unutmanızdan başka bir çıkar yol yoktur.” diyor Bresson. Fotoğraf makinesini bir ‘an ustası’ olarak gören HCB, fotoğraf çekmeyi “aynı anda beynin, gözün ve kalbin bir olayı hedeflemesi” diye tanımlıyor. Karar Anı dışında Bresson’un gezilerde tuttuğu notları, çeşitli dergilere yazdıklarından bölümleri, arkadaşlarına gönderdiği kartları; Robert Capa, Alberto Giacometti, Jean Renoir ve Andre Kertesz gibi dostları için söyledikleri ile Ara Güler’in çektiği fotoğrafları da içeriyor kitap.

Ara Güler: Onu örnek aldım

Ara Güler’in deyimiyle ‘tam bir İngiliz lorduna benzeyen’ Bresson, altmışlı yıllarda Türkiye’ye gelmiş ve ünlü fotoğraflarından bazılarını İstanbul, Ankara ve Anadolu’da çekmiş. The Decisive Moment (Karar Anı) kitabını “Bunlar İstanbul fotoğrafları olsaydı ‘Arabresgülcar’ diye imzalardık.” diye ithaf edecek kadar Güler’le dost olan Bresson, 1968’de Paris’te, sonra da Londra’da Türkiye fotoğraflarından oluşan iki sergi açmış. Ara Güler, “Dünya fotoğrafının bu sihirli ismini 54, 55 yıllarında tanıdım. O zamanlar İsviçre’de üç lisanda ‘Camera’ adlı fotoğraf sanatının en önemli dergisi çıkmaktaydı. Onun ilk eserlerini orada görür ve kendime örnek alırdım.” diyor. Ara Güler ve HBC, Camera dergisinin editörü Romeo Martinez’in evinde bir araya gelirler ve basın dünyasındaki dedikoduları anlatırlarmış birbirlerine. “Günün birinde HCB, Türkiye’ye geldi ve beraber dolaşabildik. Bir sürü fotoğrafını çekip durdum.” diyen Güler, Bresson’la ilgili bir anısını ise şöyle anlatıyor bu ay yayınlanan İz Dergisi’nde: “Bir öğle sonrası Magnum’un Paris Bürosu Müdürü Jimmy Fox ile onun evine gitmiştik. Evde kendisi hakkında araştırma yapan kadın bir yazar vardı. Kadın röportajcı soruyor, o dinler gibi yapıyor ve donuk donuk bakıyordu. Ben duymak istemediğini biliyordum; çünkü son zamanlarda ağır işiten kulaklarına takılı cihazın düğmesini sıkça kapatıyordu. Bu, onun için eğlence olmuştu. Açıp istediğini dinliyor, sıkılınca kapatıyordu. Belki de çoğu zaman geçmişteki hatıralarıyla kalmak istiyor, 96 senedir dolmuş olan hafızasına bir şey daha ilave etmek istemiyordu. Zaman geçti ve gitme zamanı geldi. Kapıda birbirimize baktık, içimizde bir kırıklık vardı. O da ben de biliyorduk ki bir daha asla görüşemeyecektik. Bu bir veda bakışı idi. 198 Rue Rivoli, yer kapının önü ve o karşılıklı bakış…”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious