Fransa ortak tarihimizi unutmuş gibi

Fransa ortak tarihimizi unutmuş gibi.15858
  • Giriş : 12.10.2008 / 11:47:00

III. Selim gerçek bir Fransız dostudur. Hatta, gençlik döneminde, gizlice Fransız kralı XVI. Louis ile mektuplaşmıştı. Etrafında Fransız kültürünü bilen ve seven isimler vardı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


III. Selim gerçek bir Fransız dostudur. Hatta, gençlik döneminde, gizlice Fransız kralı XVI. Louis ile mektuplaşmıştı. Etrafında Fransız kültürünü bilen ve seven isimler vardı. Fransız olup Osmanlı hayranı olanlar da. Ayrıca, Fransa'yı Osmanlı'da temsil eden insanlar ve kuruluşlar vardı.

Durum böyleyken, Napoleon, İstanbul'daki Fransız diplomatlara haber vermeden, Osmanlı toprağı olan Mısır'ı ele geçirmeye hazırlanır. Bu, geçmişe ilişkin bir tablo. Bugün ise, kuruluşunda Osmanlı Devleti'nin ilk tanıdığı devlet olan Fransa, Türkiye'ye karşı en sert muhalefeti yapıyor. Bu tabloda, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Avrupa Birliği konusunda Türkiye aleyhine yaptığı açıklamaların anlaşılmasının mümkün olmadığını belirten Fransız yönetmen Jacques Deschamps, 'Dinle Neyden' filminde, 1798'de geçen olayları alıp bugünün olaylarına bağlıyor. Mevlânâ'nın felsefesiyle hareket eden yönetmen, bu felsefeyle hayata bakarken, diplomatik ilişkileri filminde bu dille yorumluyor.

Dinle Neyden filminin Fransız yönetmeni Jacques Deschamps:

Gerginlikler eski dostlukları siliyor

Bir tarafta dış politika, uluslararası ilişkiler, tarih... Bir tarafta ise Mesnevi ve Mevlânâ'nın felsefesi. Bugüne ve düne dair, hem insanlık ve insani ilişkiler hem de iki devlet arasındaki ilişkiler açısından pek çok ipucu veren Dinle Neyden filmi, bir dönemi anlatırken asıl günümüze vurgu yapıyor. 3. Selim döneminde Osmanlılar ve Fransızlar arasındaki gerçekleşen diplomatik ilişkileri ele alan filmin yönetmeni Fransız Jacques Deschamps, hiçbir şeyin aslında ezeli ve ebedi olarak aynı kalmadığını düşünüyor. Yani dün olan dostlukların hatırlanması gerekiyor, dün olan düşmanlıklar da düzeltilemez değil. Burada, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki çıkışlara sözü getiren Deschamps, Türkiye'nin eskiden yaşanan barış ve diyalog geleneğine rağmen Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin niye bu sözleri sarf ettiğinin anlaşılamadığını söylüyor. Deschamps ile yeni vizyona giren filmi öncesinde, hem iki ülke ilişkileri hem de Mevlânâ'nın felsefesi üzerine sohbet ettik.

Film, Türk yapımcılarıyla nasıl buluştu?

Cannes film festivalinde ödül alan Indıgenes (Yerliler) filminin senaristi Olivier Lorelle filmin yapımcısı İsmail Eren'e benden bahsetmişti. Bana ilerlemiş bir aşamada olan bir proje teklif ettiler. Kabul ettim.

Sizce Fransız bir yönetmenin tercih edilmesinin sebebi neydi?

Film III. Selim döneminde Osmanlılar ve Fransızlar arasında gerçekleşen diplomatik görüşmeleri ele alıyor. Yani temel konu iki kültür arasında diyalog olgusu. Bence, filmin yapımı içinde birkaç Fransız isimle bir diyalog atmosferinde çalışmak onlar için ilgi çekici gelmiş olabilir. Birlikte çalışmalarımızda, çoğu zaman anlaşma mecburiyetindeydik. Film, şartlara rağmen anlaşma gereğinden bahsediyor. İsmail Eren senaryosunda tüm işaretlerin olumsuz olduğu bir bağlamda barış için mücadeleyi anlatıyor.

O dönemde Osmanlar ve Fransızlar düşman olmamalarına rağmen...

Evet. III. Selim gerçek bir Fransız dostuydu. Osmanlı Devleti Fransız Cumhuriyeti'ni kabul eden ilk ülkeydi. Hatta, gençlik döneminde, III. Selim gizli bir şekilde Fransız kralı XVI. Louis ile mektuplaşmıştı. Etrafında Fransız kültürünü bilen ve seven isimler vardı. Bunların hepsi Fransızca konuşuyordu ve hepsi Osmanlı hayranıydı. Ayrıca, Fransa'yı Osmanlı'da temsil eden insanlar ve kuruluşlar vardı. Fransız elçiliği vardı. Filmin konusu Fransız dostu Osmanlılarla Osmanlı dostu Fransızlar arasında gerçekleşen barış için görüşmeleri içeriyor. Bu Fransızların tek amacı gergin duruma rağmen Osmanlı devletiyle barış ortamını muhafaza etmek. Yalnız, Napoleon'un ne hazırladığını tam olarak bilmiyorlar. Film tüm bu yanlış anlaşılmaları ele alıyor.

Birtakım korkulara rağmen iki ülke arasında pek çok yaklaşma inisiyatifleri bulunuyor. Film de bu çekinmeyle yaklaşmayı birlikte götüren ikili ilişkileri yansıtıyor mu?

Kesinlikle. Hatta filmde bu çelişkiler birbiriyle iç içe olan iki ayrı açıdan belli oluyor. Bir yandan, gizlilik ve gizemle dolu bir saray atmosferi ve öte yandan bir açılma arzusu. Ayrıca iki derviş arasında bir manevi bağ var. Bunların biri geçmişte paşa olan ve III. Selim'in yakın danışmanları arasında yer alan Nuri Dede. Bu gergin ve belirsiz ortamda padişah bunu tekrar yanına çağırır. Çok iyi bir hattat olan Mevlânâ aşığı genç derviş ise olayları yazıya aktarır. Dolayısıyla, görüşmeler boyunca iki derviş dergahı terk edip saraya yerleşirler.

Sizce bu olayları anlatarak güncel sorunlara ne tür göndermelerde bulunuyorlar?

Filmde anlaşma ve yaklaşma arzusu taşıyan insanlarda daima konuşacak bir şeyler olduğunu görüyoruz. Yeter ki aynı masaya otursunlar. Birlikte dünyanın karmaşıklığını anlamaya çalışıyorlar. Bu noktada hiç tanımadığım bir felsefeyi keşfettim. Nuri Dede barışı muhafaza etmenin imkansız olduğunu çok iyi biliyor. Ama buna rağmen, konuşmanın konuşmamaktan daha iyi olduğunu düşünüyor. Konuşup karşı tarafın ne istediğini bilmenin ondan yüz çevirip onu ebedi bir düşman ilan etmekten daha mantıklı olduğunu biliyor. Bu şekilde her iki tarafta görüş farklılıkları olduğunu görüyoruz. Osmanlı'da padişahın, vezirin ve yeniçerilerin istekleri tam olarak bağdaşmıyor. Mesela vezir Fransızlara karşı İngilizlerle anlaşmak istiyor. Yani, her iki tarafta herkes hemfikir değil ve büyük kültür farklılıklarına rağmen konuşmak isteyenler de var. Filmde Fransızlar da olaylardan çok memnun değiller. Bu insanların konuşmaları bir bağın kopmamasını sağlıyor ve savaştan sonra barış zamanı geldiğinde işte bu bağ çok önem taşıyor.

Bugünden mi bahsediyorsunuz?

Tabii ki. Filmin ilgi çekici boyutu geçmişle güncel olaylar arasında bir bağ kurması.

Ortak tarihin bugün Fransa'da unutulmasını neye bağlıyorsunuz?

Tarihte daima silmeler oluyor. Yeni olaylar eskileri unutturuyor. Gerginlikler eski dostlukları siliyor. Hiçbir durumun geçmişte daima böyle olmadığını ve ebedi olmadığını hatırlatmak çok önemlidir. Bazen bir köşede birkaç kişinin konuşması daha sonra önem kazanabilecek bir şeyleri muhafaza ediyor. Film işte tam bunları anlatıyor.

Bu paylaşım ve diyalog fikirleri bizi Mevlânâ'ya götürüyor. Onun manevi dünyasından neleri vurgulamak istediniz?

ilmin her anında yer alan Mevlânâ'nın dünyasını İsmail Eren eşliğinde yavaş yavaş keşfettim. Filmdeki iki derviş tam olarak bu manevi değerleri temsil ediyor. Ve bu değerlerle bağım sadece okuduğum kitaplar vesilesiyle oluşmadı. Filmin yapımında gerçekten böyle bir atmosfer vardı. Mesela filmde gösterdiğimiz sema töreni gerçek bir törendi, bir kez yaptılar ve kameralar için tekrarlamadılar. Filmde bu manevi değerler tebessüm simgesiyle yer alıyor. Her şeye rağmen olaylara tebessümle yaklaşan insanları görüyoruz. Eşinin mezarına dua etmek için giden adam gülümsüyor. Aynı şekilde ona savaştan bahseden insanlara da gülümsüyor. Ve bu tebessüm ona inanılmaz bir güç veriyor.

Sizce bu bir güven ve huzur tebessümü mü?

Evet, manası şudur: Olayların her ne kadar olumsuz boyutları olursa olsun, daima bir umut ışığı var, bir şeyler mümkün.

Mevlânâ'nın fikirlerinden filmin özellikle ele aldığı boyut bu umut mesajı mı?

Ben bunu hissettim ve filmin de bunları yansıtmasını umut ediyorum. Daima bir şeylerin mümkün olduğunu unutmamak lazım. Yeni bir gün doğar ve en zıt olgular yakınlaşır, o kadar uzak olmadıklarını görürler. Mevlânâ filmin sonunda ele aldığımız bir şiirinde, "zehir de benim şifa da benim" diyor. "Gül de benim güle aşık bülbül de benim" diyor. Filmin isminin bu fikirleri yansıtmasını isterdim.

Mevlânâ'nın dediği gibi karşıtları her şeye rağmen yaklaştıran bir şey mi var?

Evet. Savaşlarda bile, biri diğeri olmadan olamaz.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*