Futbol kazanı kaynıyor

Futbol kazanı kaynıyor.12182
  • Giriş : 02.07.2007 / 20:40:00

Yanlış anlamayınız, lig maçları henüz başlamadı; ama futbol endüstrisinin kazanının altındaki ateş hiç sönmedi ki!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Geçen yılın olaylı derbilerini, buna bağlı olarak alınan cezai kararları, tedbirleri ve daha nice'fair play' ruhuna uymayacak tutum, davranış ve sözlerin uçtuğu bir sezonu hatırlayalım.
Kulüpler daha sezon kapatmadan gözden çıkardıkları oyuncuları satmış, gözüne kestirdiklerini de bağlamışlardı. Başarılı olamayan antrenörlerini acilen gönderenlerle,'ama bu yılı şampiyon bitireceğiz' iddiasında olanlar da vardı. Spor medyası bu haberlere geniş yer verirken, kulüpler de böylece taraftarlarını sezona hazırlıyor. Kulüplerin daha kârlı bir dönem geçirmesi, ağırlıklı olarak taraftarının desteğine bağlıyken, acaba taraftar bir tüketici gibi görüldüğünü fark ettiğinde ne düşünüyor, merak ediyorlar mı? Bakınız Ahmet Küçüközet, maç izlerken kendisine yapılan reklam işkencesini nasıl yorumluyor:'Her maçta olduğu gibi FB-AZ Alkmaar maçında da ekranın alt kısmını kaplayan ve topun nerede olduğunu göremediğim bir maç izledim. Bir topun peşinden koşan 22 kişiden çok, neyin peşinden koştuğu belli olmayan 22 kişiye dönüştüren reklamlardan söz ediyorum. Maça konsantre olduğum için o reklamlarda neyin tanıtıldığını bilmiyorum. Eğer kazara gözüm kayarsa da o markaya karşı içimde bir antipati oluşacağı kesin. Sizce bu şekilde kendini tanıtmaya çalışan bir markanın müşterilerinin gönlünde taht kurma ihtimali var mı?' Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Ancak bu reklamlardan doğan kaynağa hem yayıncının hem de kulüplerin ihtiyacı varken abartının sınırı da konulamıyor. Gelin bir pazarlık edelim ve evet reklamlar olsun; ama maç izlediğimizi unutturmasın.

Tuhaf bir film olmuş

Akpet'in, Aytemiz'den dönüşümünü anlatan reklam kampanyasını çok başarılı bulmuştum. Temiz, akıllı, basit ve sıcak. Ancak bir süre sonra Alpet, baskın bir reklam kampanyası yaptı ve Akpet ile Alpet önce birbirine karıştı, ardından da Alpet akılda kaldı. Şimdilerde Akpet, markasının hatırlanmasını sağlayacak bir kampanya yapmaya başladı. Filmde, ünlü iki oyuncu Haluk Bilginer ile Avrupa Yakası'nın Makbule'si Hasibe Eren rol almış. Yönetmen ise Sinan Çetin. Çetin'in reklam filmlerinde görmeye alışık olduğumuz güldüren öğelerle doğaçlama diyaloglar burada da çokça mevcut. Ancak reklam filmini çok izlemiş olmama rağmen konuşmaların, dolayısıyla da esprilerin anlaşılmasında bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple de ne demek istediklerini bir türlü layıkıyla anlayamıyorum. Kulağımda bir sorun olmadığına ikna olmak için etrafımdaki gençlere de soruyorum. Şükür, sorun bende değilmiş. Çekim kalitesi, oyuncuların performansı, filmin karmaşası, senaryonun klişeliği, müziğin baskın vurgusu anlaşılır olmayı zorlaştırmış. "Bütün bunlardan Akpet tüketicisine ne?" diyebilirsiniz. Haklısınız da. Ama reklam sonrası Akpet ne kadar Alpet'ten ayrıştı sorusunu biz sorabiliriz. Yoksa hâlâ futbolcuların oynadığı, çalgıcıların enstrüman çaldığı reklam diyerek mi markaları ayrıştırıyorsunuz?

Kutu içeceklerdeki görünmez tehlike!

Ben de o metal kutulu içeceklerin üstündeki halka açıldığında çıkan sesten keyif alıyorum. O tıss sesinin ferahlık, lezzet ve enerji çağrıştırdığı konusunda bir algım var. Kolalı ve gazlı içeceklerin şişeden plastiğe, ardından da metal kutular içinde tüketicisine sunulmasına hepimiz şahit olduk. Ayrıca hiç de zorlanmadan bu değişimlere ayak uydurduk. Hafif metalden yapılan kutulara konulan gazozların hem sunumu hem de içimi kolaydır. Ancak bu kadar ayrıntıyla dizayn edilmiş kutu içeceklerin sağlık açısından dikkat edilmesi gereken bir kusuru var. Ankara'dan okurumuz Beytullah Ok'un mesajında, bakınız bu kusur nasıl tanımlanmış:'500 ml'lik teneke kutuları incelediğinizde büyük bir hijyen probleminin olduğunu göreceksiniz. Açma halkasını tısss diye açtığınızda halka içe doğru kıvrılıyor ve halkanın üzerinde ne varsa direkt içecekle temas ediyor. Bardakta içseniz bile halka açıldığında sıvıyla zaten temas etmiş oluyor. En kötüsü ise bardak kullanmadan ağza götürmek. Eğer biri çıkıp buna bir çare bulursa rakipleriyle arasında büyük bir fark oluşturur. Hatta Türkiye'de belki olmaz; ama Amerika'da veya Avrupa'da bu hijyenik vaka ile ilgili davalar açılsa inanıyorum büyük paralar alınır.' Öyle ya teneke kutuların üretiminden taşınmasına, depodan satışına kadar geçen sürede nelerle, kimlerle karşılaştığını kim bilebilir ki! Şimdi biri çıkıp ağzınıza dayamayın der mi acaba? Sanırım demez; çünkü markalar teneke kutuyla içişi destekleyen reklam görsellerini sıklıkla kullanmıyorlar mı?

'Ankara'da oturuyorum, cebim mahallemde çekmiyor'

GSM operatörleri arasında süregiden rekabetin can alıcı noktalarından birisi de kapsama alanının genişliği ve kalitesidir. Bu konuya vurgu yapan reklam kampanyalarına Vodafone da katıldı. İstanbul silüetinin ironik olarak kullanılarak kapsama alanının genişliğini gösteren Vodafone ile Türkiye görseli üzerinde kapsama alanını gösteren Avea reklamları hemen her kuşakta yayınlanıyor. Turkcell'in Selocanlar'ı ise bırakın İstanbul ya da Türkiye'yi bire bir kullanıcısının hizmetinde olduğunu ifade eden bir dizi reklamla tüm mecralarda yer alıyor. Elbette kapsama alanı önemli, yoksa neden cep telefonu taşıyalım ki! Kapsama alanına ilişkin pek çok mesaj alırım ve muhataplarına iletirim. Aldığımız cevaplar konunun çözümlendiğine ya da en kısa sürede çözümleneceğine ilişkin olur. Avea'nın çok sistemli bir şekilde Acun'la Panama Kanalı'ndan Doğu Anadolu'nun en uzak mesafesine kadar kullanıcı izlenimini ispat olarak sunan'Oh Be' kampanyasını bilirsiniz.

Okurumuz Haydar Boz'un mesajında işte bu kampanya var:'Maalesef ben 6 yıldır Aycell (sonradan Avea oldu) abonesiyim. Evim Ankara'nın merkezinde olmasına rağmen tüm mahallede Avea çekmiyor. Çekse dahi arama yapılamıyor. Sırf evde kullanabilmek için başka bir GSM hattı aldım. Bu durumu Avea'ya her bildirmemizde,'Tamam en kısa zamanda halledeceğiz' diyorlar; ancak hiç değişiklik olmuyor. Keşke Acun Bey'e verdikleri parayı altyapıya ayırsalar da Ankara'da da Avea çekse. Merak ettiğim, iddia ettikleri bu yüzde 93,3 kapsama alanı neresi? Benim oturduğum mahalle olmadığı kesin.' Sayın Boz, sizi markasına bağımlılığı yüksek sadık bir müşteri olarak kutluyorum. Ama biliyorum ki, böylesine sorunları olan pek çok kullanıcı cep telefonları çekmediğinde, kullandıkları markaların iplerini çekiyor. Şartsız marka sadakatinin söylence olduğu bir dünyada konuyu tüm ürün ve hizmet üretenlerin dikkatine sunarım.

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious