Gazeteci Hırant Dink kimdir?

  • Giriş : 19.01.2007 / 00:00:00

Hrant Dink Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazardır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hrant Dink Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazardır.Babası Malatya’nın Gürün ilçesinde, annesi Gülvart ise Sivas’ın Kangal ilçesinde doğup büyümüştür. Anne ve babası 1961 yılında İstanbul’a taşınmalarının ardından boşanır. Hrant ve iki kardeşi ailenin bölünmesi ardından Gedikpaşa’daki Ermeni yetimhanesi’ne yerleştirilirler. Bir yandan içinde yaşadıkları Türk toplumundan olabildiğince uzaklaşır, Ermenice konuşmadıkları zaman cezalandırılırken, bir yandan da yetimhaneden ayrıldıktan sonra kolaylıkla topluma uyum göstermesi için yetiştirilir.

Dink bu sırada Türkiye’de gelişmekte olan sol siyasetten etkilenir. İllegal Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist çizgisinde siyaset yapmaya başlar. Yakalandığı durumda örgüt ile Ermeni cemaati ilişkilendirilmesin diye ismini mahkeme kanalı ile Fırat olarak değiştirir.

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Zooloji eğitimi alır. Bir süre sonra yetimhanede birlikte büyüdükleri Rakel ile evlenir. Sol siyasetin teröre kanalize olmuş boyutundan uzaklaşmaya başlar.

Kardeşleriyle birlikte açtıkları yayınevi, kırtasiye işini sürdürürken, eşi Rakel’le birlikte, kendileri gibi Anadolu’dan gelen kimsesiz ve yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nı yönetmeye başlar. Açılışından 21 yıl sonra kampa devlet el koyar. Denizli Piyade Alayı’nda sekiz ay yaptığı askerliğinde, bütün arkadaşları çavuş olduğu halde çavuş yapılmaz ve askerliğini er olarak tamamlar.

Bazı cemaat gazetelerinde kitap eleştirileri ile başlayan yazı hayatı, basında çıkan yalan haberlere gönderdiği düzeltmeler ile duyulmaya başlar. Patrikhane’ye, ‘Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır’ diyerek bu amaçla Türkçe bir gazete çıkarmayı önerir. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos gazetesi’nin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlenir. Agos dışında Zaman gazetesi’nde yazar. Yazılarında Türkiye’deki her etnik toplumun ortak ve barış içerisinde yaşaması gerektiğinin altını çizen Dink, aynı zamanda Ermeni cemaatinin patrikhane dışında sivil bir merkezi olması gerektiğini söyler. Ermeni diasporasına 1915 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulunan Dink, Ekim 2005’te "Türklüğe hakaret"ten 6 ay hapis cezası aldı.

Hırant Dink 2-10-2006 tarihinde yaptığı bu açıklamayla gündeme oturmuştu...

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink, Halkının 4 Bin Yıldır Bu Topraklarda Yaşadığını ve Büyük Bir Uygarlık Üretteğini Belirterek, "Şimdi Artık Halkım da Yok Uygarlığı da Yok" Dedi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink, halkının 4 bin yıldır bu topraklarda yaşadığını ve büyük bir uygarlık üretteğini belirterek, "Şimdi artık halkım da yok uygarlığı da yok" dedi.

Özel açıklamalarda bulunan Ermeni asıllı Gazeteci Hırant Dink, "Soykırım var mı diye sorarsanız, Reuters’e verdiğim cevabın aynısını veririm. Ben sizi incittiğini bildiğim için soykırım kelimesini kullanmam. Ama olayın kendisini çok net olarak siz anlatmaya çalışırım. Anlatmaya çalıştığım da şu: Orada 4 bin yıllık bir halk vardı ve artık yok. Gelin bunun adından önce niye bu oldu, nasıl oldu, niçin oldu kendi aramızda konuşalım. Adı konsa da olur konmasa da olur. Asıl yapmamız gereken bu. Ama bunun için yine söylüyorum. Birbirimize tahammül edelim. Benim halkım bu topraklarda yaşıyordu büyük bir uygarlık üretmişti ve şimdi artık o uygarlığı da yok kendisi de yok. Ben bunu biliyorum" dedi.

Bildikleri yanlışsa, doğrusunun kendisine öğretilmesini isteyen Dink, "Ben Türk toplumundan soykırımı kabul etmesini, Ermeni toplumundan özür dilemesini de beklemiyorum. Bunlar benim beklentim değil. Ben devletin kabul etmesinin de bir çözüm olacağını düşünmüyorum. Diyelim ki Avrupa Birliği baskı yaptı Türkiye de bunun üzerine soykırımı kabul etti ve toplumuna ’siz de kabul edin’ dedi. Bu çözüm değil ki. Bize bütün değişimler yukarıdan dikte ediliyor. Biz demokratların en büyük sıkıntısı bu. Biz böyle bir dikte istemiyoruz. Biz toplumca kendi içimizde konuşarak anlaşarak yukarıya doğru bir dayatma oluşturmak istiyoruz. Biz kendi devletimize belki bu yolla anlayış telkin edebiliriz. Ermeni soykırımı bizim için siyasal bir konu değildir. Bu konu bizim için bir vicdan meselesidir. Geleceğimizi oluşturmak konusunda da tarihten ders almak neticesidir" şeklinde konuştu.

"GEÇMİŞTE YAŞANAN OLAYLARDAN DERS ALINMADIĞI İÇİN BUGÜN TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU VAR"

Geçmişte yaşanan olaylardan ders alınmadığı için bugün Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu belirten Dink, "Tarihten ders alınmadığı için bugün Kürt sorunu tıpkı Ermeni sorununun yürüdüğü minval üzerinden yürümektedir. Ders alınmış olsaydı bugün Türkiye’de Kürt sorunu olmazdı. Ermeniler’in bir zamanlar düştüğü tehlikeler, o zaman beraber yaşadığımız insanların düştüğü tehlikeler bugün aynen mevcuttur. Yanılgılar ve yanlış hareketler bugün aynen mevcuttur. Ben bu konuda Kürt kardeşlerimi de uyarıyorum. Lütfen geçmişteki hataların tekrarlamasına artık izin vermeyelim. Tehlike nereden gelirse gelsin aynı şeyleri bir daha yaşamayalım. Bunu açıklıkla söylüyorum. Türkiyeli olduğum için söylüyorum. Bu ülkede çatışma olmasın diye söylüyorum. Ama görüyorsunuz benim söylediğim şeyler aynen gerçekleşiyor" dedi.

Talabani’nin son zamanlarda yaptığı açıklamalarla hem Türkiye’yi hem Suriye’yi hem de İran’ı kışkırttığını kaydeden Dink, "Talabani’nin beyanlarına baktığınız zaman Türkiye’yi, İran’ı ve Suriye’yi kışkırttığını görüyoruz. Bunlar düşünmezler mi bir gün bu Amerika buradan gidecek diye. Amerika giderse eğer etrafında düşman besleyeceksen senin halin nice olur bunu düşünmez misin? Eskiden bir millettin, şimdi Kuzey Irak’ta bir devlet olma yolundasın. Millet olmaktan devlet olmaya geçiş akıl ister bedeller ister. Onun için çok dikkatli olmak lazım. Bedeller deyince milletsen muhafazakar olabilirsin devletsen demokrat olacaksın. Devlet olmanın bedeli uygar dünyada budur demokratik olacaksın. Baskıcı, dayatmacı, aşiretçi olmayacaksın. Devlet olacaksan komşularınla iyi geçineceksin bunun en önemli gereği budur.Bunu sadece Kuzey Irak için değil herkes için söylüyorum. Ermenistan için de diyorum Türkiye için de diyorum" dedi.

"TERÖR HİÇBİR ZAMAN DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR"

Uluslararası Af Örgütü Fransa Şubesi Türkiye Koordinatörü Cleude Edelman’ın terörün bir düşünce özgürlüğü olduğunu savunması konusundaki görüşlerinin sorulması üzerine Dink, "Terörün bir düşünce özgürlüğü olduğunu söylüyorsa benden uzak dursun. Ben onların yandaşı değilim. Terör hiçbir zaman düşünce özgürlüğü değildir. Terör dünyanın başbelasıdır. Çocuğa kadına etnik farklılığa en ufak bir baskı bir saldırı olsa biz bunu terör sayarız" dedi.

"Terör örgütü PKK’nın 1999 yılında silah bırakma konusunda bir fırsatı vardı ancak bu fırsat değerlendirilemedi ve sadece ateşkes ilan edildi" diyen Dink, "Kürt hareketi diye bir tanım kullanabilirim çünkü 20 yıldır ciddi bir hareket yaşanıyor. Kürt hareketinin akli önderlerinin bence duygulardan ziyade akılla hareket etmelerinde fayda var. 1999 yılında PKK’nın silah bırakma konusunda bir fırsatı vardı fakat bırakılmadı. Sadece ateşkes ilan edildi. Bence Kürt halkı ortaya inisiyatifini nasıl koyacak bu önemli. Biz gerçek anlamda Kürt, Türk bir arada yaşamak istiyor muyuz istemiyor muyuz yoksa hayır biz ayrı bir devlet kurarak yaşamak istiyoruz bunu mu ortaya koyacak. İkincisi her şey konuşulabilir olmalı ama hayatımızda şiddet, terör asla olmamalı. Devletin de kendi yurttaşlarına baskılarla dayatmalarla ya da silahla tavır sergilememesi gerekir. Devlet ayrımcı olmazsa bu ülke bütünleşir. Ama devlet ayrımcı politikalarına hala devam ettiriyor. Bunun en büyük örneği Meclis. Bir haftadır Meclis’te görüşülen Azınlık Vakıfları Yasası çerçevesinde muhalefetin geliştirmiş olduğu dil tam anlamıyla anayasal bir suçtur. Ülkede yaşayan azınlıkları tam anlamıyla yabancı olarak gören onları rehine gibi algılayan bir anlayıştır. Bu bölücülüktür ama bunu pervasızca Meclis kürsüsünden devam ettirmekteler. Biz demokratik bir eşitlik içinde birlik ve beraberlikle nasıl yaşayabileceğiz bunu üretmemiz lazım. AB bu açıdan bizim için çok önemli bir şans. Hem Avrupa için hem dünya için hem bölgemiz hem de bizler için çok önemli bir şans diye düşünüyorum. 21. yüzyılda yaşıyoruz ve devleti oluşturan değerlerle evrensel değerler açısında bir fark var. Eskiden toprak, sınır, silah, Ordu gibi kavramlardı önde gelen şimdi ise baktığınızda insanlar sınırsız bir birlik istiyorlar. Şu toprak senin bu toprak benim tartışmasından uzak durmak istiyorlar. Bunu başarmak isteyenler var. Neredeyse bayraklarını birleştirecekler, paralarını ekonomilerini birleştiriyorlar. Önemli olan oradaki insanın mutlu olacağı istihdamı oluşturmak, mutluluğu çoğaltmak, standartları arttırmak. Dünya şimdi bunu konuşuyor" dedi.

Ulus olarak kalmış toplulukların da devlet olma arzusunun olduğunu savunan Dink, "Ben Türkiye’de bir Kürt ayrışmasının çok büyük bedeller gerektireceğini düşünüyorum. Çok büyük yıkımlar olacağını düşünüyorum. Ne Türk kardeşlerim ne Kürt kardeşlerim ne de bizler için buna değer diye düşünüyorum. Gelin biz birlik içerisinde demokratik haklarımızı eşitliğimizi devletin hepimize eşit mesafede kalmasını nasıl üretebiliriz bunun için uğraşalım ve bunu yaparken de hakikaten şiddeti ve silahı bir yana bırakalım. Sadece aklımızı ortaya koyalım. Aklın ortaya konması ise yazıyla ve sözle olur. Yazıyı yazanı da gelin yargılamayalım mahkemelerde süürndürmeyelim. Bu eleştiriler bize ne kadar ters gelse de bu önemli bir yol. Türkiye’de şiddeti yok etmenin tek yolu şiddetin yerine sözü ve yazıyı koymaktır" şeklinde konuştu.

"ERMENİ SOYKIRIMININ HER YIL GÜNDEME GETİRMESİ AHLAKSIZCA BİR DAVRANIŞ"

Ermeni soykırımının Avrupa Birliği’nden önce kendi içimizde çözülmesi gereken bir sorun olduğunu belirten Dink, AB’nin her yıl üyelik için bu konuyu Türkiye’nin önüne getirmesini "ahlaksızca" olarak nitelendirdi. Dink, "Türkiye’nin AB’ye girmesi yolunda Ermeni soykırımını tanıması doldur boşalt yöntemi gibi her yıl yaptıkları tartışmalar. Avrupa’da da Türkiye’nin AB’ye üye olmasını istemeyen çevreler var. Onlar taktik olarak Ermeni soykırımını alıyorlar siyasal bir meze olarak kullanıyorlar. AB’nin bu tutumu ahlaksız bir durum. Ya da Türkiye’ye şunu hatırlatmak istiyorlar ki bak eninde sonunda biz soykırımı sana kabul ettiririz gibi tavırlar bence aklaksız duruşlar. Eğer Türk ve Ermenilere yardımcı olmak istiyorlarsa bu iki halk tekrar nasıl birleşir diye bu konuda kendi üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeleri gerekir" dedi.

AB’nin Türkiye ile Ermenistan arasında sınırların açılması ve iyi ilişkilerin kurulması telkinine her zaman olumlu baktığını kaydeden Dink, "Sınırların açılması konusuna asla bir eleştiri getirmem. Tarihin konuşulması konusu tarihle hesaplaşılması konusundaki telkinlere asla bir itirazım olmaz ama dayatmalara yok. Fransa’da kanun çıkarmak, parlamentoda kanun çıkarmak gibi durumların bu hesaplaşmaya tarihle yüzleşmeye katkısı onların sandığı gibi olumlu yönde değil aksine olumsuz yönde oluyor. Buna dikkat etmeleri gerekiyor. Bırakın Avrupa’yı biz Türkiyeliler asıl bur sorunu kendi aramızda nasıl çözeceğiz. Bizim temel sorunumuz bu. Hırant Dink’i yargılayarak mı çözeceğiz yoksa Hırant Dink’le oturup adam gibi konuşarak mı? Bırakın Hırant Dink bu konuda bildiğini söylesin siz de bildiğiniz neyse onu söyleyin. Bunun adı tartışma da olmasın. Bunun adı konuşma olsun.Gelin biz önce konuşmayı ve yanyana gelmeyi becerelim. Aslında işin içine siyaset ve devlet bakışı girmeyince biz sokakta halkla bunları konuşuyoruz zaten. Halk bunu kendi arasında o kadar rahat konuşuyor ki kimse kimsenin üstüne sen beni aşağıladın diye çullanmıyor. Ben birinize bence bu soykırımdı desem siz bana saldırmıyorsunuz ki. Çünkü benim sana bir düşmanlığım olmadığını görüyorsunuz. Ama bunu üreten bir siyaset var Türkiye’de. Buna izin vermememiz lazım. Burada asıl temel konu şu toplum ne yapacak. Bu topluma dışarıdan kabul et dayatması içeriden inkar et dayatması var. Oysa bu toplumun öğrenmeye ihtiyacı var. Toplum bunu istemeli. Halkın bana ifade özgürlüğümü verin, benim ikinizin de dayatmasına ihtiyacım yok demesi gerekiyor" dedi.

FRANSA’DA ERMENİ SOYKIRIMININ İNKARININ SUÇ SAYILMASI

Fransa’da Ermeni soykırımının inkarının suç sayılması konusunun 12 Ekim’de tekrar gündeme gelecek olmasının Ermeni ve Türkler arasında düşmanlığı arttırmaktan başka bir işe yaramayacağını belirten Dink, "Bu korkunç bir hata. Ben bunu Ermenilerle ve Fransızlarla her görüşmemde söylüyorum. Önümüzdeki hafta belki Fransa’ya giderim onlarla da tartışırım bu konuyu. Çok gittim çok tartıştım. Ermeni diasporası bunu talep ediyor. Aslında Ermeniler’in geleceğine de yarar getirmiyorlar. Türk-Ermeni ilişkilerinin geleceğine de yarar getirmiyorlar. Bir taraftan evrensel bir ilke olan soykırımları ve katliamları kınamak olgusunu yüceltmeye çalışırken diğer taraftan yine evrensel bir Türk toplumundan soykırım hak olan ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bence bu dünya önünde Ermenilere bir artı getirmez. Bu tutumlarından vazgeçsinler. Türkiye içinde de Türkiye dışında da tek bir çözüm var ifade özgürlüğü" dedi.

301. MADDEDEN YARGILANMAK

301. maddeden yargılanıyor olmanın bir Türk vatandaşı olarak ve Türkiye’yi seven biri olarak son derece üzücü olduğunu belirten Dink, "301. maddeden 6 aylık bir mahkumiyet aldım ve bu dava ertelendi. Şimdi tekrar açılan mahkeme nasıl sonuçlan tır, tekrar bir mahkumiyet gelir mi mahkumiyet gelirse sonucu ne olur bütün bunlar şu anda bilinmezler. O bilinmezler üstüne şu anda bir şey konuşmak istemiyorum ama böyle bir konudan yargılanıyor olam kuşkusuz çok üzücü bir şey. Hem kendi adıma hem Türkiyem adına, ülkem adına üzüntü duyuyorum. Çünkü benim ülkemin gerçek görüntüsü bu değil. Şu anda bu tür davalar bu tür tartışmalar ülkenin gerçek gündemi değil. Bunlar tamamen oluşturulmaya çalışılan sun’i gündemler. Ben ilk davadan da hüküm giymem diye düşünüyordum. Çünkü yazdığım makaleye çok emindim, cümlelerimden ve niyetimden çok emindim. Ama mahkum oldum dolayısıyla burada nasıl bir sonuç çıkarırlar nasıl bir karara varırlar bilmiyorum. Ben sadece bunlar benim hayatımın parçalarıymış gibi yaşamaya devam edeceğim. Sonucunda ne de gelirse ona da katlanacağım" dedi. 301. maddeyi Türkiye’nin kendi insanına ve demokrasisine bir haksızlık olarak olarak değerlendiren Dink, "Devletin kendini bu kadar kendi yurttaşından koruma kendi bireyinden korumaya bence ihtiyacı yok. Çağdaş demokrasilerde yurttaşı devletten korumak gerekiyor diye düşünüyorum devletin bürokratik baskısından, yapısından, dayatmasından. Bu madde ve benzer maddeler ise devleti yurttaştan koruyan maddeler. Yanlış bunlar. 301. maddede değişik kurumlar var biliyorsunuz. Bir de soyut kavramlar var. Farklı suçlamalar oluyor bazen. Baktığınız zaman yönetenlerin başında olduğu kurumlar bunlar. Bizi yönetiyorlar bu insanlar ve biz sıradan yurttaşlarız. Bizim onlara karşı elimizde silahımız yok ki. Bizim onlara karşı iki tane silahımız var. Bir tanesi seçimden seçime gidip oyumuzu kullanmak onun dışında kalan 5 yıllık süre içinde ise bir tek silahımız var o da düşündüklerimizi açıkça söylemek, yazmak, eleştirmek. Ağır şekilde eleştirmek hem de. Bunlar bizim hakkımız olmalı. Biz Başbakanlık’ı eleştirdik diye, askeri eleştirdik diye, şu soyut kavramı eleştirdik diye nasıl suçlanabiliriz. Bunlar bizim hakkımız olmalı. Biz yurttaşız. O devlet biz varız diye var bizim için var. Dolayısıyla asıl korunması gereken yurttaşlardır. Ve biz eleştirmekten başka ne yapabiliriz. Bu hak elimizden alınırsa bu cumhuriyetin adı demokratik bir cumhuriyet olur mu? Bence 301 öncelikle kendi insanına aykırı. AB’nin bu maddeyi isteyip istememesi bence hiç önemli değil. Ben bu tartışmalarda AB konusuna hiç girmem. 301 biz uymuyor bir kere. Bu kadarla sınırlarım ben bu tartışmayı" şeklinde konuştu.

Basına yansıyan 301 davalarını açan avukat Kemal Kerinçsiz ve grubunun birer piyon olduklarını kaydeden Dink, "Ben Kemal Kerinçsiz ve grubunun siyaset üretme çabasını konuşmak bile istemiyorum. Çünkü bence Türkiye’nin gündemi onlarış Türk toplumundan soykırın güçsüzlüğünü konuşacak kadar bir gündem değil diye düşünüyorum. Onlar gerçek anlamda bence piyonlar ve onların arkasında daha derin güçler olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin gündemi de aslında bu davalar değil.Bunlar sanal gündemler. Bu gündemleri de aşarız biz" dedi. 301’den yargınan Elif Şafak, Orhan Pamuk, Perihan Mağden gibi isimlerin hepsinin destekçi olduğunu kaydeden Dink, "Biz tanınmış isimleriz etrafımızda patırtı oluyor ve dikkat çekiyoruz. Peki tanınmamış olanlar ve haksız yere hüküm giyerek güme gidenler var onlar ne olacak? Bunu dün tşünmek gerekiyor. 301 gereksiz bir madde. Devletin böyle bir refleks maddesine ihtiyacı yok. Bu yasaklar olmadan kendiş demokrasimizi daha ahlaki davranışlar üzerine oturtabiliriz. Demokrasi kanunlar rejimi değildir, demokrasi esas olarak güzel ahlak rejimidir" şeklinde konuştu.

Dink, yargılanmasına sebep olan ’Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur’ ifadesinin sorulması üzerine, "Cımbızla makalemden böyle bir cümle çıkardılar ve beni o cümle üzerinden mahkum ettiler. Ben Ermeni kimliği üzerine bir yazı yazmıştım ve Ermenilere diyordum ki Türklere olan öfkeniz sizin kanınızı zehirliyor. Atın o zehiri dışınıza ve onun yerinde sizin artık bir devleniz var Ermenistan var oranın halkı var. Onu doldurun kimliğinize ben burada Türkler ve Ermenileri nasıl kaynaştırırım diye bir çaba içindeyken orada kendilerinin de anlamadıkları bir cümle orataya çıkardılar. Anlayanlar anladı nitekim. Üniversite bilim kurulu anladı, yargıtay başsavcısı anladı ve yargıtay suç bulmayarak karara şerh koygular. Buna rağmen bazı güçler bana haddimi bildirmek istiyorlardı o bildirmeyi oralara kadar sızarak sürdürdüler. Benim için aslolan Türk halkının gönlündeki yerimdir. Türk halkına şunu söylüyorum Benim söylemlerim size sert de gelse benim söylemlerim sizin içinizi de acıtsa yüreğinizi de burksa lütfen bana burkulmayın. Söylemlerime burkulun ama bana burkulmayın. Çünkü ben sizden biriyim ve sizi seviyorum. Benim size düşmanlığım yok. Ben aksine ne yaparız da yeniden birlikte dostça yaşayabiliriz diye düşünüyorum" dedi.

Davadan hüküm giyeceğinin aklına bile gelmediğini fakat 6 aylık bir cezaya çarptırıldığını, bunun için tekrar ceza alıp almayacağını kestiremediğini belirten Dink, "Kendi yazdığıma çok güveniyordum.Ben çünkü Türk milletine o yazımda hiç hakaret etmedim ki. Türkiye’de hukuk varsa o yazımı okur ve burada suç unsuru bulmazdı. Ben kendimden ve yazdıklarımdan emindim. O rahatlıkla hüküm giyersem gerekirse giderim dedim. Ama arkasından gelen o kadar destek var ki Türk toplumu içerisinde benim suçsuz olduğuma inanan onun için ben kalmak istiyorum.Burada yaşamak istiyorum. Ben nereye gidebilirim benim ülkem burası. Ayrımcılıkla suçlanırsam insanların yüzüne bakamam diye düşünüyorum. Ama şimdi bakıyorum başka bir davadan yine suçlanmışım.Demek ki bu suçlamanın kendisi ciddi bir suçlama değil diye algılıyorum. Üstelik süreç benim için henüz bitmedi başka bir hakkım daha var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türkiyeliyim ve çok yerel bir insanım. Anadoluluk benim iliklerime işlemiş vaziyette.Burası benim atalarımın yaşadığı topraklar ben burada yaşamak istiyorum. Dilim giderim dese de adımlarım gitmek istemiyor. Kalmak istiyorum burada yaşamak istiyorum. İnşallah bunu başarırım" dedi.

Papa 16 Benedikt’in İslam hakkında hakaret içeren sözlerinin ardından Kasım ayında Türkiye’ye gelecek olmasının Türkiye için bir fırsat olduğunu kaydeden Dink, "Papa Hazretleri Türkiye’ye gelecekler, hoş gelirler.Karşılıklı anlaşma için çok önemli bu. Hele böyle İslam dünyası ile Hıristiyan dünyasında bir gerilim varken Türkiye’nin onu gerçek bir muhabbetle karşılayabilmesi ve dünyaya gösterebilmesi çok önemli bir fırsat bence bu.Bu kadar olumsuz tartışmalara rağmen bir fırsat. Benim ülkemde bizim sorunlarımızın çözümü için bir tek yer bilirm o da meclis. Onlar bizi eşiy yurttaşlığa layık görmese de biz çözümleri ısrarla hep onlardan isteyeceğiz. Çözümlerimizi AB içinde arayan biz değiliz daima hükümetler oldu. Bu hükümet de onu sürdürdü ne yazık ki. Biz yurttaşız ve sorunlarımızın çözümünü devletten bekliyoruz. Şunu da söyleyebilirim size bu ülkede sadece biz azınlıklar sorun yaşamıyoruz. Bu ülkede çoğunluklar da sorun yaşıyor. Dolayısıyla bir kesimin sorunu çözülmüş diğerinin sorunu çözülmemiş bu da önemli değil. Ben sadece azınlıkların sorununun çözümüyle ilgilenen bir yurttaş olarak kalmak istemiyorum. Çoğunlukların türban sorunu da benim için sorun, özgürlük sorunu da benim için sorun, Alevilerin dini ibadetleri, kadının cinsiyet hakkı çocuğun okuma hakkı da benim için önemli bir sorun diye düşünüyorum. Herkesin sorununu kendi içimizde yerel bir anlayışla çözmeliyiz diye düşünüyorum. Biz demokrasiyi kendiliğinden geliştirebilecek dünyaya ve hatta Avrupa’ya da demokrasi daha iyi nasıl oluru gösterebilecek geçmişe de sahibiz. Yeter ki onu işletebilelim" dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious