Gelin ata binmiş, kafayı yemiş!

Gelin ata binmiş, kafayı yemiş!.16682
  • Giriş : 15.06.2008 / 09:00:00

Hayat arkadaşımı buldum, sıra evlilikte derken birçok çift düğün sürecindeki problemlerden dolayı ayrılıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Nikâhın kıyılmasına dakikalar kalmıştı. Gelin ve damat aile bireyleri ile birlikte bir odada, kalabalık davetli topluluğunun doldurduğu salona girecekleri anı bekliyorlardı. İşte her şey o anda oldu; ‘oğlan tarafından’ birinin söylediği bir cümle, dünyalar güzeli genç kızın kabarık gelinliğini toplayıp arkasına bakmadan koridorda koşarak uzaklaşmasına neden oldu.

Gelin ya da damat tarafından birinin evlilik hazırlığına müdahalesi ya da aileye yeni girecek kişi hakkında yapılan yorumlar, son safhaya gelmiş evlilik sürecini bitirebiliyor. Bazen de taraflardan birinin belli bir istekte diretmesi, krize sebep oluyor; yuvanın kurulamadan dağılması sonucunu doğuruyor. Birçok çift, düğüne sayılı günler kala beyaz eşya seçimi, gelinliğin modeli, balayı meselesi, kız tarafı ne kadar eşya aldı-oğlan tarafı ne kadar takı taktı gibi meseleler yüzünden dünyaevinden çok strese giriyor. En mutlu anlar, ömür boyu unutulmayan ve telafisi mümkün olmayan mutsuzluklara kapı aralıyor. Evlilik krizlerine kapı aralamamak için görev, gençler kadar ailelere de düşüyor. Düğün mevsimine girdiğimiz şu günlerde, düğün sahiplerine tavsiyemiz, temkini elden bırakmamaları, sükûnetlerini muhafaza etmeleri, insanların gergin anlarda hata yapabileceklerine kendilerini en başından hazırlamaları. Bir evlilik nasıl başlarsa öyle devam eder; bu yüzden sükûnetin ve sabrın işleri kolaylaştırdığı akıldan çıkarılmamalı.

Düğün arefesinde olan eş dost ya da akrabalarımızın yaşadıkları hayal kırıklıklarına, kızgınlıklarına ya da öfkelerine şahit oluyoruz. Düğüne az bir zaman kala ayrılan çiftleri duyduğumuzda şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. İki kişinin evlilik kararı alması ile başlayan ve düğün gününe kadar devam eden süreç çoğu zaman dikenler ile dolu bir yola dönüşebiliyor. Bazen aileler bazen de çiftler arasındaki fikir ayrılıkları işleri zora sokuyor. “Annen bana bunu dedi”, “bu gelinlik çok pahalı”, “en az şu kadar altın isteriz”, “kızım bir kere evleniyorsun ne istersen yaptır” diye kurulan cümleler çoğu zaman tartışmalara kapı aralıyor ve olayın rengini değiştiriyor. Küçük gibi görünen tartışmalar, öylesine, bir anlık kızgınlık ile söylenen sözler telafisi olmayan sonuçlar doğuruyor. Evliliğine baştan sorunlu başlamak istemeyen gelin ve damatlar son anda da olsa evlilikten vazgeçiyor. Tüm tatsızlıklara rağmen evlenen çiftler ise baştan yaşadıkları sorunları bir ömür beraberlerinde taşıyor. Düğün gününe kadar olan süreci sorunsuz atlatan aileler ve çiftlerin evlilikleri de sorunsuz sürüyor.

Peki, ne oluyor da düğün süreci sancılı bir hal alıyor? Aslında her şey iki insanın hayatını birleştirme kararı ile başlıyor. Gelin ve damat kadar ailelerin tutumları da evlilik sürecini belirliyor. Eğer aileler baştan evliliği onaylamıyorsa birçok soruna baştan davetiye çıkmış demektir. Psikolog Mehtap Kayalıoğlu iki insanın birbirini sevmesi ile akraba olmak zorunda kalan ailelerin kendi tercihleri dışında zorunlu akrabalık devreye girdiği zaman bir miktar da olsa anksiyete oluştuğunu söylüyor. Duygusal doyumsuzlukların had safhaya çıktığı ilişkilerde son anda da olsa ayrılıkların yaşanması normal oluyor.

Krizin adı mekân, takı, gelinlik

Düğün krizleri en çok düğün mekânı, gelinlik, damat tarafının takacağı takı, gelin alışverişi, ev dizme gibi durumlarda yaşanıyor. Allah’ın emri ile kız isteme faslı tamamlandıktan sonra taraflar rahat bir nefes alsa da sonraki aşamalar daha bir engebeli oluyor. Aile bireylerinin çoğu zaman güruh olarak yer aldıkları gelin alışverişini kriz yaşanmadan atlatmak çok az insana nasip oluyor. Böyle bir anda gelinin beyaz çizme beğenmesi, kayınvalidenin siyah çizme al diye ısrar etmesinin bir evliliğin başlamadan noktalanmasına neden olması insana anlamsız gibi görünse de gerçekte yaşanan bir örnek. Çizmenin rengi kayınvalide-gelin sürtüşmesine dönüşünce işin rengi de değişiyor ve mutluluk, çift için bir başka bahara erteleniyor.

Genç çiftin ev eşyasının alınması ve evlerini yerleştirmek de olumsuzlukların yaşandığı aşamalardan biri. Çiftin akrabalarının eşlik ettiği eşya seçim sürecinde damat tarafı özellikle fiyatlarla ilgili hassas davranırken kız tarafı da “hamama giren terler” düşüncesi ile her istediklerini aldırma çabasına girerler. İşte mutlu bir evliliğe dinamit koyan da bu anlayış oluyor. Kayaoğlu, düğünleri “alış” ve “veriş”ten çok paylaşıma yönlendirmek gerektiğini söylüyor. Yani mutlu evliliklerin pahalı ve gösterişli düğünlerden geçmediğini unutmamak gerekiyor. Evlenmek üzere olan, iki genç. Damat adayı evin beyaz eşyalarını Arçelik’ten alıyor. Bunu duyan gelin adayı ağlama krizine tutuluyor. Zira onun Bosch hayalleri vardır ve Arçelik’e razı olmak istememektedir. Tam ayrılma aşamasına geliyorlar ki araya girenlerin yardımı ile barışıp, evleniyorlar. Aradan yıllar geçiyor fakat beyaz eşya krizi ile başlayan evlilik yine çatırdıyor ve taraflar ayrılmaya karar veriyorlar. İnsana garip gelen bu olay bir film sahnesinde değil, gerçek hayatta yaşanıyor.

Küçük yerleşim yerlerinde aileler hâlâ evlilik sürecinde oldukça etkili oluyor. Büyük şehirlerde kısmen bu oran azalsa da yine de gelinlik seçimi ve organizasyonlarda aile faktörü baskın rol oynuyor. Tabii bu duruma tanıklık edenler de gelinlik satan, düğün organizasyonu düzenleyen ve davetiye basanlar oluyor. Her gün onlarca yeni çiftin kapısını çaldığı Seval Gelinlik’in sahibi Hacer Günday gelinlik seçiminde yaşanan tartışmaların haddi hesabı olmadığını söylüyor. Özellikle de kız annelerini daha ölçülü olmak noktasında uyarıyor. Maddiyat ve gelinliğin açıklık-kapalılık oranı çoğu zaman tartışmalara zemin hazırlıyor. Özellikle kız annelerinin “hayatta bir kere giyeceksin, istediğin gibi olsun kızım” anlayışı ile gelini yönlendirmesi olumsuzluklara kapı aralıyor. Şayet gelinliğin ücreti damadın bütçesinden yüksek çıkarsa sıkıntı da artıyor. Hacer Günday, şahit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Genç kız, annesi ve damat istediği gelinliği seçti. Damat Bey ne kadar ikram yapabileceğimi sordu. Bunun üzerine kız parmağından yüzüğü çıkarıp benim gözümün önünde ‘Bugün böyle davranıyorsan yarın ne olacak kestiremiyorum.’ diyerek annesi ile beraber kalkıp gitti. Çocuğun ailesi ve ben hayretler içinde kaldık.”

Gelinlik seçiminde gelin adayından çok aileler müdahale ediyor. 7-8 kişilik gruplar ile girilen dükkanda her kafadan bir ses çıkıyor. Genç kız hariç hemen hemen herkes gelinlik ile ilgili fikrini söylüyor.

Süreç ilerlerken organizasyon aşamasına kadar bu sorunları yaşamadan ulaşan çiftler şanslı sayılabilir. Fakat düğün organizasyon aşamasında da her an bir sorunla karşılaşma olasılığı da oldukça yüksek. Yıllardır birçok düğün organizasyonuna imza atan Selma Uğur da son dakika krizleri ile sık karşılaşan bir isim. Seçilen bir mekan, dans müzikleri, oturma planları, tarafların gelenekleri doğrultusunda istek ve beklentileri... yani normal zamanda sorun olmayan her şey o anda bir probleme dönüşebiliyor. Daha geçen hafta düğüne dört gün kala bir çiftin ayrıldığını söyleyen Uğur’un, genellikle kriz anında arabuluculuk görevini üstlendiği de oluyor. Bütün sorunların ana kaynağı ona göre maddiyata bağlı olurken kültürler arası farklılıklardan kaynaklanan istekler de düğün aşamasında sorun oluyor. Kiminin düğün pastasını yeterli gördüğünü söyleyen Uğur, kimine göre ise “Bu menüde parfe nasıl olmaz?” diye ısrar edenlerin de olduğunu söylüyor.

Söylenen sevgi cümleleri bir anda unutuluyor, hayali kurulan sıcak yuva tarihe karışıyor. Evlilik süreci ailelerin de etkisi ile iktidar mücadelesine dönüşüyor. Oysa bu süreci kırgınlıklara sebep olmadan, biraz alttan alarak, karşılıklı uyum içerisinde aşmak ömür boyu sürecek mutlu bir evliliğin de temelini oluşturuyor. Psikolog Fatma Kayaoğlu, evlilik aşamasında olan gençleri uyarıyor: “O ne der”, “bunlar ne düşünür” gibi kaygılarla hareket ederler ve düğünleri alışveriş cennetine çevirirlerse, evet evlenirler. Ama “çift” olamazlar… Başlarını soktukları bir evleri olur ama “yuva” kuramazlar… Sonrası kavga… Sıkıntı… Gerginlik… olur.”

Aileler, evlatlarının düğünlerini sıkıntıya sokuyor

Mehtap Kayaoğlu- Psikolog: Aileler son yıllarda daha anlayışlı ve daha olgun davranıyor. Ama haksızlık yapmayalım; çünkü geçmişte de çok anlayışlı aileler vardı. Aslına bakarsanız geleneksel kültürün insan yaşamında ertelediği her ihtiyaç, “öteki”nin hayatında giderilmeye çalışılır. Yani kendi düğününde istedikleri yeterince gerçekleştirilmeyen her anne, kızının daha iyi bir düğünle ve daha fazla itina ile evlendirilmesini düşler. Böylece istekler ve beklentiler çoğalabilir. Ya da tam tersi kendi evliliğinde sıkıntı çeken kayınvalide, oğluyla evlendirdiği bayanın da kendisi gibi fedakârlıklar yapmasını beklemeye başlar. İtiraf etmesi zor ama! Burada minik kıskançlıklar olduğunu söylemek yerinde olur. Çünkü kıskançlık; terapötik bir tanımlama ile “onda var, bende yok” duygusunun adıdır. “Kendisi”nde olmayan bir şeyin, “o”nda olması farkında olunmayan minik tatlı bilinçaltı kıskançlıkları aktive eder ve kişi yine farkında olmadan hırçın davranışlar sergileyerek evladının düğününü sıkıntıya sokabilir.

Gençler özgür bırakılmalı

Selma Uğur- Organizatör: Görüş farklılıklarını ve hayat kültürü farklılıklarını asla unutmamak lazım. Hep bir yargı söz konusu bu sorunlu diyaloglarda. Uyum o kadar önemli ki bunu anlatmam çok güç ama en önemli unsur uyum. Ailelerin krize neden olmaları hâlâ önemini en üst seviyede koruyor. Benim önerimse çiftlerin biraz daha özgür bırakılması; o gün onların ve asla telafisi yok, lütfen herkes biraz daha anlayışlı olsun ve sağduyuyu elden bırakmasınlar. O pırıl pırıl gençler ömürlerinin en beklenen anını bırakın gönüllerince yaşasınlar, zaten bizim gençlerimiz geleneklerinden çok fazla sapmazlar. Aileler biraz gençlere güvensin...

Genç kızlar daha akıllı olsun

Hacer Günday- Seval Gelinlik’in sahibi: Gelinlik seçerken genellikle çok kalabalık geliniyor. Neredeyse gelinliği giyecek kız hariç herkes fikrini beyan ediyor. Genellikle kapalılık-açıklık oranı üzerinden tartışmalar çıkıyor. Ben mümkün mertebe arayı bulmaya çalışıyorum. Hem aileleri hem de kızı ikna ediyorum. Ben genç kızlara daha akıllı olmalarını tavsiye ediyorum. Karşısındaki kişinin alım gücünü iyi bilmeliler. Açıklık-kapalılık ile ilgili de saygı çerçevesinde davranılmalı. Kız şımarık değilse ve özellikle de annesinin gazına gelmiyorsa mecburen alsın hesabı yoksa sorun daha az yaşanıyor.

RAHİME SEZGİN-ZAMAN PAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious