Gökçek, Emin Çölaşan'ı çok özlemiş

Gökçek, Emin Çölaşan'ı çok özlemiş.12742
  • Giriş : 10.06.2008 / 10:04:00

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Enerji Bakanlığı'na olan borcundan, Kızılırmak suyuna kadar her soruyu cevapladı. Gökçek, Emin Çölaşan'ı niçin özlediğini de anlattı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Mine ŞENOCAKLI'nın röportajı

Botaş’a borcu vardı. Borcunu ödemek için Doğalgaz Dağıtım A.Ş.’yi 1 milyar 610 milyon dolara özelleştirdi. Ama hâlâ 850 milyon dolarlık borcunu ödemiyor. Hem de Bakan Güler, “Haciz uygulatırım” demesine rağmen... Peki ama bu rahatlığın sebebi ne?

Melih Gökçek’e, ’Borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?’ diye soruyorum. Gülüp yanıtlamıyor... Bu sefer ’Aynı partiden olmasaydınız Enerji Bakanı borcunuzu ödemeniz konusunda bu kadar müsamaha gösterir miydi?’ diyorum. Cevabı açık oluyor: ’Göstermezdi!’

Eğer AKP’li bir belediye başkanı olmasaydınız Enerji Bakanlığı’na olan borcunuz konusunda bu kadar müsamaha gösterirler miydi size?

O zaman Allah’ın izniyle özelleştirmeden söke söke alırdım paramı. Aynı partiden olduğum için zorluğum var.

Sorumu yanlış anladınız sanırım... Özelleştirmeden alacağınız parayı değil, Enerji Bakanlığı’na olan borcunuzu sordum. AKP’li değil de, CHP’li olsaydınız Bakan Güler aynı müsamahayı gösterir miydi size?

Göstermezdi. Ama ben o dönemi de yaşadım. O dönemde de başkanlık yaptım. Çünkü benim ilk 9 senem muhalefette geçti. O sıkıntıları yaşayan birisiydim.

500 soruşturma açıldı

Ne tür sıkıntılar mesela?

500 soruşturma geçirdim.

’Belediye ihalelerini hep irticacı firmalara verdiğiniz’ gerekçesiyle evinizden alındığınız dönemi mi söylüyorsunuz?

O da işin ayrı tarafı. Guiness Rekorlar Kitabı’na girmeyi hak ettim. Sabah akşam işimiz gücümüz savunma yazmaktı. Şimdi sabah akşam işimiz gücümüz ne biliyor musunuz? Cevap yetiştirmek. CHP’li milletvekilleri gazetede ne haber çıkarsa danışmanına diyor ki, ‘Sual sor!’ Soruyorlar. Çünkü CHP’liler medyaya çıkamıyor, kendilerine yer vermiyorlar. Melih Gökçek’e çakmak, Ankara medyasına çıkmak için en güzel bahane... ’Bu hafta bir daha çıkalım ekrana’ diyorlar. Ee nasıl çıkacaklar? ’Melih hakkında bir beyanat verelim.’ CHP milletvekilleri sadece ve sadece benim üzerimden prim yapıyorlar. Başka sermayeleri yok. Onun için bana mahkum ve mecburlar.

Peki borcunuzu ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

(Gülüyor) Hele bir alacağımızı alalım, o zaman düşünürüz.

Emin Çölaşan’ı özlüyorum!..

Kızılırmak suyu içirdiğinizi söylemek için niye 21 gün beklediniz?

Biz her gün değerlerimizi internet sitesinde veriyoruz. Ciddi olarak o değerleri takip eden kişi o değişimden haberdar olurdu... ’Ne zaman anlarlarsa o tarihte açıklayalım’ diye karar vermiştim.

Neden?

Nedeni tamamen ve tamamen ajitasyonların olacağını bildiğim için... Çünkü bana bu kadar yüklenilmesinin tek nedeni ideolojik! Bundan önce televizyonlarda bunu açıkladım. Bazı siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri toplantı yaparak dediler ki, ’Biz Melih Gökçek’i bir tek yerden yıkabiliriz. O da su politikaları.’ Televizyonda bunu söylediler. Küçük bir televizyon olduğu için bunu kimse abartmadı, büyütmedi.

Kızılırmak’tan su almasaydık
150 günlük suyumuz kalmıştı

Bunu söyleyenler kim?

Oda mensupları. Ama isimleri aklımda kalmadı. Hatta kağıda yazdım aklımda kalsın diye... Buluruz icap ederse... Ama hep aynı gruplar, mesela Tabipler Odası. (Bir yazı çıkarıp gösteriyor...) Bakın bu Emin Çölaşan’ın 3 Ağustos 2007 tarihli yazısı. Hatırlar mısınız, ben geçen sene suları 1 Ağustos ve 2 Ağustos’ta kesmiştim. Bu yazı 3 Ağustos’ta çıktığına göre, 2 Ağustos’ta kaleme alınmış. Yani ben 2 Ağustos’ta ikinci kısmı yeni keseceğim, daha kesmemişim. Yazıda diyor ki, ‘Ankara Tabip Odası dün bir açıklama yaptı. Ankara’da ishal vakalarında daha şimdiden yüzde 100 artış oldu. Önümüzdeki susuz günlerde ishal, tifo, kolera, hepatit artacak, uyarıyoruz!’ El vicdan, el merhamet. Ben suyu kesmedim bile... Yüzde 100 bu ishal vakaları nasıl arttı?

Yine Emin Çölaşan’dan örnek veriyorsunuz. Özlüyorsunuz galiba onu...

Tabii özlüyorum... Ben bunu iki sefer televizyonda Tabipler Odası eski Başkanı ve Genel Sekreteri’ne sordum. ’Bu ajitasyon değil de nedir, bana söyleyin!’ dedim. Cevap veremiyorlar, civa gibi devamlı kaçıyorlar. Bir yakalasam!.. Bunlar daha sonra bir toplantı yaptılar. Su gelir gelmez, ishal vakalarının, hastalıkların arttığına dair kampanya başlatalım diye bir karar aldılar.

Ama ishal vakaları olmadı diyorsunuz?

Hayır. Olması önemli değil. Onlar ajitasyon yapacak. Aradan bir hafta, 10 gün kadar geçti. İshal falan yok. Bunlar gittiler, Numune Hastanesi’nin önünde bas bas bağırmaya başladılar. Ağustos’un 10-11’inde... Dediler ki, ‘Ankara’da ishal vakaları arttı. Bu bir salgına dönüşebilir.’ Bunu Ankara Tabip Odası Başkanı söyledi.

Ama hatırlıyorum da o zaman su tankerlerle taşınıyordu hastanelere... Tuvaletlere kilit vurulmuştu... İnsanların aklına ister istemez her an salgın hastalık tehlikesi olabileceği geliyordu...

Olabilirdi ama Numune Hastanesi’nin başhekimi açıklama yaptı. ’Bizim hastanemizde geçen seneye nazaran ishal vakalarında artış değil azalma oldu’ diye... Bu sene de azalma oldu.

Yani siz Kızılırmak suyunu içirerek Ankaralıları tehlikeye atmadınız, öyle mi?

Kesinlikle hayır.

Peki ama ya yıllar sonra ortaya çıkacak kanser gibi hastalıklarla yüzyüze kalırsa insanlar?

Bu suda ağır metal yok ki! Kırıkkale 20 yıldır, Kesikköprü 40 yıldır kullanıyor bu suyu... Bugün bir gazeteci soruyor; ’Efendim ya 40 yıl sonra hastalık yaparsa?’ Ya, arkadaş 40 yıldır bir şey olmamış. Daha ne olsun? ’Ya daha sonra olursa?’ diyorlar. ‘Biz de 40 yıl sonrayı bekleriz’ dedim. Yani laf mı bu Allah aşkına! Kesinlikle risk yok.

Altı tane, devletin en saygın müessesinden ki, bunların üçü üniversite, raporları elinizde olacak, siz devamlı kontrol edeceksiniz, hepsi uygun çıkacak, diyeceksiniz ki bu su sağlıksız. Bunu demek mümkün değil ki! Yani karşı taraftakilerin iddiaları, başka hiçbir şey değil. Peki ben bu suyu getirmesem ne olacaktı? Susuz kalacaktık. Bakın Kavşakkaya Barajı’nı yaptık. 16 ayda bitirdik.

Bu bir rekor. 90 milyon metreküplük dev bir baraj. 2007’nin 7’nci ayında açtık. Bir yılın içerisinde oraya gele gele 24 milyon metreküp su geldi. Yani 90 milyon metreküplük baraj yaptık, 4’te biri ancak doldu. Şimdi ‘Gerede sistemini neden yapmadın?’ diyorlar. Yapılmış olsaydı, onun da dörtte biri dolacaktı. Bu ne demektir? 50-60 milyon metreküp su demektir.

Yani?

Ankara’nın iki aylık su ihtiyacı demektir. Şu anda 150 milyon metreküplük suyumuz var. 60 milyon metreküp de onu koysak, 210 milyon metreküp eder.

Bu da 210 günlük su demektir. Sonra ne yapacaktık? DSİ Ankara’nın su ihtiyacını tahmin ederken küresel ısınmayı gözardı etmiş, düşünmemiş. Ve demiş ki, ‘Ankara’nın normal su rejimine göre, mevcut olan barajlar 2-3 milyon nüfusa kadar yeter. Ondan sonrası için bizim Gerede Havzası’nı ilave etmemiz lazım.’ Düşünceleri tamamen doğru. Çünkü küresel ısınma hiç hesapta yok. Kabul etmek lazım ki, küresel ısınma da yeni bir olgu. Ankara’nın ihtiyacı 1 milyar 600 milyon metreküp. Bizim barajlarımız tıka basa su dolu olsa 3,5-4 senelik su ihtiyacımızı karşılar.

Şu anda ne kadar suyunuz var?

233 milyon metreküp. Ama bunun 150 ila 170 milyon metreküpünü kullanabiliyoruz. Öbürleri artık barajın alt seviyesi, oradan su çekemeyiz.

Kızılırmak’tan su almasaydınız ne olurdu?

150 günlük suyumuz vardı. 4 ay sonra yoktu. Belki sıkar 6 ay yapardık. O kadar!

Bana sataşana Allah ne verdiyse söylerim

Eşiniz sizin için ‘Yufka gibi bir yüreği vardır. Vur elinden ekmeğini al’ diyor... Ondan bu sözleri işitince ister istemez televizyonda izlediğim Melih Gökçek geldi aklıma...

Hayatta bana sataşmayan, iftira atmayan bir kişiye söz etmem. 14 seneden beri Büyük Şehir Belediye Başkanlığı yapıyorum, bana bir adam göstersinler ki, ’Melih gitti şuna sataştı’ desinler. Gazeteciler benim hakkımda yazar, önce telefon açarım, ’Ya arkadaşım yazını okudum. Neden bana sormadın bunu?’ derim. Doğrusunu anlatırım... Kimisi beyefendilik yapıyor düzeltiyor, kimisi düzeltmiyor. İkinci defa yapar, bir daha açar söyleriz. Ama üçüncü defa yaptığı zaman Allah ne verdiyse söylerim. Televizyonlara çıkar söylerim. İşte bakın Emin Çölaşan kaldı mı?

Sizin sayenizde değil herhalde Çölaşan’ın yaşadıkları?

(Gülüyor) Naçizane katkım vardır. Olmaz mı? Emin Çölaşan şu anda emekli bir gazeteci oldu.

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious