Gönültaş'ı, Sezai Şen savundu: 'Subay düşmanı' ilan ettiler

Gönültaş'ı, Sezai Şen savundu:  'Subay düşmanı' ilan ettiler.14603
  • Giriş : 12.06.2007 / 20:44:00
  • Güncelleme : 12.06.2007 / 23:56:52

Nuh Gönültaş'ı ‘subay düşmanı’ ilan ettiler. Peki sebep ne?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


NUH GÖNÜLTAŞ, VATAN HAİNLİĞİ VE SUBAY DÜŞMANLIĞI!

Birkaç gündür Nuh Gönültaş, bir takım insanların ağzında, gazetelerin satırlarında: Yazdıkları yazılara, yaptıkları yorumlara bakılırsa kendi açılarından yeni bir ‘vatan haini’ buldular. Onu ‘subay düşmanı’ ilan ettiler. Sebep ne? Aslında ortada bu tür suçlamaların kendisine yapılmasına vesile olacak bir şey de yok. Yaptığı şey sadece bir yazısında ordumuzun üst rütbeli kesimini eleştirmek.

Sitemize gelen hakaretleri, küfürleri başka bazı yayın organlarında yapılan suçlamaları görünce Gönültaş’ın yazısını bir kez daha okudum; belki gerçekten de ‘vatan haini’ ilan edilmesini gerektiren bir şeyler yazmıştır ama bunlar benim gözümden kaçmıştır diye. Bu kez daha dikkatli okudum, okurken Gönültaş’ı kendi kafamda bir ‘subay düşmanı’ olarak canlandırdım. Ne yaparsam yapayım yazısının içinde bir türlü başkaları gibi O’nu sorgusuz sualsiz mahkum etmeme yarayacak bir şey bulamadım.

Hangi kurum ve hangi kişi var yaptıklarından dolayı millete, vatandaşa ve tabii bir kamuoyunu aydınlatma vazifesi yapan medyaya hesap vermeyen? Evet yaptıklarından dolayı hiç kimseye hesap vermeyen kurumlar ancak diktatörlüklerde olur çok değerli Türk halkı! “Dost acı söyler” deriz ya Gönültaş’ın o yazısında yaptığı da buydu; acı söylemekti.

Yazının başlığını bir kenara koyun, yazıyı o başlık olmadan okuyun. Göreceğiniz şudur; bir yazar PKK terör örgütünün bitirilememiş olmasından, her gün teröre yeni yeni kurbanlar vermemizden dolayı muzdariptir. Dün Radikal Gazetesi’nde yayınlanan bir mülakatta da belirtildiği gibi dünyada gerilla taktiği ile savaşan teröristlere karşı düzenli orduyla savaş veren tek ülke biz kaldık. Halbuki PKK terörüne karşı yapılması gereken savaş yıllarını orduya vermiş ve gerillaya karşı özel olarak eğitilmiş askerlerle verilecek savaştır. Bunun ifade edilmesinde maksat ‘subay düşmanlığı’ yapmak değildir; bunda maksat vatanın büyüyen terör tehlikesinden bir an önce kurtarılması ve daha az Mehmetçiğin şehit verilmesi, daha az ana-baba ve kardeşin yüreğinin yanmasıdır.

Gönültaş’ın en büyük talihsizliği belki de yazısının başlığı: Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede? Aslında o başlık çok zorlanmadığı sürece asla yanlış bir tarafa çekilemez. Ancak biz de akşam-sabah bir başkasının hatasını etkin makamlara ihbar ederek onların iltifatına mazhar olma arzusu ile yanıp tutuşan bir güruh var; aldılar o başlığı kullandılar istedikleri gibi. Hatta arzu ettikleri şekilde değiştirdiler de: Erler şehit oluyor, subaylar neden olmuyor? Halbuki Gönültaş, yazısının başlığı ile neden PKK ile Özel Kuvvetler savaşmıyor, Özel Tim neden PKK ile savaşmaktan yıllardan beri alıkonuluyor diye soruyordu.

Gönültaş’ın ikinci bir şanssızlığı, yazısının gazetesinde yayımlandığı gün biri yarbay, biri binbaşı olmak üzere üç askerimizin şehit edilmeleri oldu. (Şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine sabr-ı cemil diliyor, onları aramızdan alan hainlerin tez zamanda hat ettikleri cezayı almalarını umuyorum) Şehit edilenlerin, Gönültaş’ın yazısında eleştirdiği üst rütbeli askerlerden olduğunun anlaşılması sonrasında, birileri yanlış ve kasıtlı kurgu sayesinde bütün öfkeyi Gönültaş’a yönlendirdi, aynen şehit cenazelerinin hükümet aleyhine kullanılacak şekilde yönlendirilmesi gibi.

İşin en ilginç yanı Gönültaş’ı yazdığı yazıdan dolayı yerden yere vuran yazarlar, o yazı içerisinde askerlerimizi şehit eden PKK’lı teröristlere tek bir satırda, tek bir kelime ile bile lanet okumadılar! (Şimdi biz bunları PKK sempatizanı veya militanı olarak mı kamuoyuna sunmalıyız yoksa?!)İnanmıyorsanız yazdıkları yazılara bir bakın.

PKK terörünü lanetlemek herkesin yaptığı bir iş ve artık çok da prim getirmiyor. Ancak, bir yazarı ‘ordu düşmanlığı’ daha özel anlamda ‘subay düşmanlığı’ ile suçlamak hiç değilse bu ülkenin belli kesimleri tarafından alkışlanmanıza vesile oluyor. Bizde yapılan işin ne kadar mantıklı olduğuna bakılmıyor maalesef. Ne kadar oradan buradan alkış alırsın, ne kadar bundan dolayı sırtın sıvazlanır; işte bizde bütün dikkate alınan şey bundan ibarettir.

Dost acı söyler. Nuh Gönültaş da yazdığı yazı ile acı söyledi; çünkü o bazılarının iddia/iftira ettiği gibi ‘ordu düşmanı’ değil. Gönültaş’ı yakından tanıyanlar, onun en azından kendisi hakkında suçlayıcı, karalayıcı yazı yazan yazarlardan çok daha vatan ve asker sever olduğunu bilirler. Keşke içimizdeki vatan sevgisini, Ordu sevgisini ölçebilecek bir alet olsa da birçok insan boş yere ‘vatan haini’ veya ‘subay düşmanı’ yaftaları boyunlarına dolandırılmış bir şekilde gezmek zorunda kalmasalar.

Bizler, kalem erbabı olarak kendi açımızdan doğru veya yanlış gördüğümüz hususları belirtiriz. Biz bu ülkenin aydınlık geleceği için eksik veya yanlış yaptığını gördüğümüz her kurumumuzu, birimimizi veya insanımızı elimizden geldiğince doğruyu yapması yönünde uyarırız. Zaman zaman ters giden bir şeylerin neden ters gittiğini de sorgularız.

Bizler yazdıklarımızdan dolayı okurlarımız tarafından zaman zaman çok sert eleştiriliriz. Bazı okurlar eleştiri sınırları ile yetinmez, bize olabildiğince orijinal küfürler gönderir, hakaretler savurur. Bizler, bize yapılan her eleştiriden bir şeyler alırız; elbette küfürler bir şey kazandırmaz! Okur ile aramızdaki bu etkileşim nihayetinde bizim yazdığımız yazıları daha dikkatli kaleme almamıza, toplumdaki farklı görüşleri de fark edip onları da dile getirmemize neden olur. Gururumuzu okşayan yorumlar aldığımız gibi bizleri yerden yere vuran yorumlar da alırız. Kendi aleyhimizde olan, küfür ve hakaret içermeyen yorumları bizzat kendimiz kontrol edip burada yayınlarız. Bunu yapıyor olmak bize bir şey kaybettirmiyor, aksine kazandırıyor. Bu nedenle size eleştirilerini yönlendiren insanları ‘düşman’ olarak tanımlamak ne kadar kabul edilebilirse Nuh Gönültaş’ın da eleştirel bakış açısından dolayı ‘subay düşmanı’ ilan edilmesi ancak o derece kabul edilebilir!

Ordu, Nuh Gönültaş’ı yerden yere vuranların ordusu olduğu kadar Gönültaş’ın da ordusu. Gönültaş da bu Ordu içinde bir neferdi bir zamanlar, O da bu ülkeye üniformalar içerisinde hizmet etti. Ve belki Nuh Gönültaş, ordumuza en büyük hizmeti yazdığı bu yazı ile etti! Gönültaş daha az askerimizin şehit olması ve PKK terörünün bitirilmesi için daha önceden olduğu gibi uzman askerlerin, özel harekat timlerinin bu savaşta kullanılmasını istedi. Gönültaş’ın arzu ettiği savaş şekli ile biz hem daha az askerimizi şehit verecektik hem de PKK’ya karşı daha başarılı olacaktık. Gönültaş’ı yerden yere vuranlar umarım aslında neyi yerden yere vurduklarının farkındadırlar. Yaptığı işin bazı tarafları eksik kalan bir insana sürekli olarak ‘aferin mükemmel iş yapıyorsun’ demek, o kişinin işinde eksik bıraktığı kısmı söylememek, o konuda o insana uyarıda bulunmamak dostlukla açıklana bilir mi? Açıklanamaz, aynen o kişiyi daha iyi bir iş yapması ve daha başarılı olması konusunda uyarmanın bir düşmanlık olarak tanımlanamayacağı gibi.

Bu milletin her bir ferdi ordusunun bir parçasıdır. Bugün bir seferberlik gerçekleşse ve her birimize sefer görevi verilse, cepheye koşa koşa gidecek olan Nuh Gönültaş’dır; yazısının başlığını değiştirerek O’nu Ordu düşmanı gösteren bir takım yazar bozuntuları değil. Bazıları almışlar ellerine sanal bir ölçü; arzu ettiklerini vatan haini, arzu ettiklerini subay düşmanı gösteriyorlar ve böylece bir takım yerlere çok şirin göründüklerini düşünüyorlar. Sesleri çok çıktığı ve eleştirilen kesimlerin hoşuna gidecek şeyleri söyledikleri için daha çabuk kabul görüyorlar ve onların söylemleri baskın söylem haline geliyor bir anda.

Bu millet ordusunu sever, Nuh Gönültaş da sever. Nazarlarında akredite olamadığı generallerimizi de sever. Sevdiği için de, daha başarılı olmaları için de eleştiriyor. Eksiğini gediğini söylüyor. Esas ordumuza, subaylarımıza düşmanlığı sürekli olarak ve ortada sebep yokken onları anlamsız yere övenler, hatalarını ve kusurlarını söylemeyerek güvenliğimiz ile ilgili hususlarda bir takım gediklerin oluşmasına göz yumanlar yapıyorlar. Eğer bu kişilerin tavırları doğru olsa idi muhtemelen biz bugün hala PKK terörü ile uğraşıyor olmayacak, Nuh Gönültaş da böyle sorgulayıcı bir yazı yazmak zorunda kalmayacaktı.

Şehit olmuş bir arkadaşı, gazi olmuş kardeşi bulunan bir insan olarak ordumuza karşı sırça köşklerden, on binlerce YTL karşılığında ‘ucuz kahramanlık’ yapan yazar bozuntularından daha çok muhabbeti olan bir insanım. Ancak muhabbetimiz olan dostlarımızın hatalarını, onların iyiliği için nasıl yüzlerine söylemekten çekinmiyor, onlar için daha iyi olacak şeyleri onlara tavsiye etmekten bir an bile geri durmuyorsak ordumuz için de daha faydalı olacağını düşündüğümüz hususları söylemekten de çekinmeyiz. Çünkü biz bu ordunun dostuyuz ve dost olarak gerektiği zaman ağzımızdan en acı kelimeleri çıkarmaktan geri durmayız. Dostlarımızın acıtan uyarılarına ilk zamanlar bozuluruz ama zamanla bizim için yaptıkları şeyin aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlar ve onlara teşekkürlerimizi sunarız.

Anlamsız yere birbirimizi suçlamamız, birbirimizi yememiz ve kamplara ayrılmamız inanın PKK teröründen daha tehlikeli. Bu nedenle birbirimiz hakkında olumlu düşünmek zorundayız. Söylediğimiz sözlere olumlu yaklaşmalıyız. Çünkü bir başlık, bir cümle bile olumsuz tarafından yaklaşıldığı taktirde bakın ne kadar yanlış anlaşılabiliyor ve mesele nerelere bulaştırılıyor!

SEZAİ ŞEN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious