Gül, tarihi mesajlar verdi

Gül, tarihi mesajlar verdi.8599
  • Giriş : 01.10.2007 / 16:38:00

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni Anayasa için genişkatılımdan yana

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM’nin 23 Nisan 1920’deki cesaret ve dinamizmi ile ileriye bakışını bugüne kadar muhafaza ettiğini belirterek, "TBMM’nin, 21. yüzyılın meclisi olarak da milletimize karşı olan sorumluluğu ile evrensel sorumluluklarını en iyi şekilde bağdaştıracağına eminim" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, 23. Dönemin 2. Yasama Yılı’nın başlaması nedeniyle TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, yeni dönemin hayırlı olmasını diledi.
"Bugünkü Türkiye, milletimizin bir yandan birlik ve bütünlüğüne, egemenliğine, kimliğine ve değerlerine sahip çıkarken, aynı anda çağdaş dünya koşullarına ve evrensel değerlere uyum gösterme yeteneğine sahip olduğunun ispatıdır" diyen Gül, demokrasinin ve milli iradenin yüreğinin attığı yer olan Meclisin çatısı altında milletvekilleriyle bir arada bulunmaktan onur duyduğunu ifade etti.

-"ÇETİN ULUSLARARASI MESELELER..."-

Cumhurbaşkanı Gül, şunları söyledi:
"Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin kurucusu, Meclisimizin ilk başkanı Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkesine ve milletine hizmet için büyük fedakarlıklar gösteren, Türkiye Cumhuriyeti’nin yücelmesine katkı sağlamış tüm devlet ve siyaset adamlarımıza şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları saygı ve rahmetle anıyorum.
Yeni yasama dönemi, ülkemizin ve milletimizin 21. yüzyıldaki ilerlemesini sağlayacak olan politikaların ve kararların tartışılacağı, alınacağı ve uygulanacağı bir döneme rastlamaktadır. Bu dönem, ekonomiden diplomasiye kadar çeşitli alanlarda çetin uluslararası meselelerle de karşı karşıya bulunabileceğimiz bir zaman dilimi olacaktır. Dolayısıyla, öncelikle ülkemizin mevcut durumunu ve perspektiflerini ele almak istiyorum; Türkiye Cumhuriyeti bugün, dinamik ekonomisi, çoğulcu demokratik siyasi yapısı, canlı kültürel hayatı, barışçı diplomasisi ve modern ordusuyla, bölgenin cazibe merkezi ve uluslararası toplumun itibarlı ve saygın bir üyesi konumundadır.
Türkiye’nin bu konumu, devlet adamı ve siyasetçilerinden, memur, işçi ve çiftçisine, sanayici ve tüccarından, asker, polis, eğitimci ve bilim adamlarına ve teknisyenlerine, sanatçısından sporcusuna ve gurbetteki vatandaşlarımıza kadar milletimizin onyıllar süren ortak çabasının bir sonucudur.
Son dönem Osmanlı aydınları ve devlet adamları, Atatürk ve silah arkadaşları, çok partili dönemimizin siyasetçileri ve düşünürleri bu ortak çabanın geçtiğimiz yüzyıldaki çeşitli aşamalarının öncüleri ve aktörleri olmuşlardır."

-"LAİKLİK VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ TEMELİNDE..."-

Cumhurbaşkanı Gül, bu kuşaklar ve onların gösterdikleri gayretler arasında bir geçişkenlik ve devamlılığın söz konusu olduğuna dikkati çekerek, "Bütün bu gayretlerdeki ortak hedef; Türkiye’nin milli birlik, bütünlük ve huzur içinde gelişmesi, güçlenmesi, büyümesi, modernleşmesi ve serbestleşmesi olmuştur" diye konuştu.
Bu hedefe doğru yürürken toplumun, zaman zaman kabuk değişimleri yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Dünyadaki dönüşümlere uyum göstermemiz gerekmiştir ve gerekmektedir.
Kimi zaman, bu yolda uygulanan siyasi, sosyal, ekonomik veya kültürel politikalarla ilgili tartışmalar yapılmıştır ve yapılmaktadır. Kimi zaman aksamalar ve duraksamalar da yaşanmıştır. Ancak yukarıda vurguladığım ortak hedefimiz değişmemiştir ve değişmeyecektir" dedi. Gül, şöyle devam etti:
"Değişmeyen ve değişmeyecek olan bir unsur da bu hedefe ancak demokrasi ve hürriyet ortamında, laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelinde ulaşılabileceği yolundaki ortak anlayışımızdır. Nitekim, yakın tarihimiz bu söylediklerimi kanıtlamaktadır.
Yüce Meclisiniz, Milli Kurtuluş Savaşımızın en zorlu günlerinde kurulmuş olduğu halde, milli egemenliği ve demokrasiyi yüceltmekten geri kalmamıştır.
Cumhuriyetimizin kurucuları, en çetin iç ve dış koşullarda bile inkılap ve reformlar gerçekleştirmekten, aynı anda çok partili sisteme geçiş gayretleri göstermekten çekinmemişlerdir. Demokrasimiz, Soğuk Savaş yıllarında da devamlılığını koruyabilmiş ve ileriye doğru evrimini sürdürebilmiştir.
Zaman zaman meydana gelen tıkanıklıklar dahi kısa sürmüş ve ülkenin demokratik rotasından sapmasına yol açmamıştır. Bu uzun yolculuğun bugün geldiği aşamada Türkiye; ileri bir demokrasi olarak Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinde ilerleyen, ekonomisinin bütün sektörlerinde üretim ve kalite hamlesi yapan ve böylece dünyadaki yükselen ekonomiler arasına girmiş olan, kültür mirası ile çağdaş kimliğini ve değerleri uzlaştırmayı başaran,modern ordusu ve diplomasisi ile dünya ve bölge barışına katkıda bulunan,edebiyatta, sanatta, sporda, eğitimde ve bilimde yaşamakta olduğu bir çeşit Rönesans ile dünyaya adını duyurmakta olan bir ülke durumuna yükselmiş bulunmaktadır."

-"BUGÜNKÜ TÜRKİYE"-

Türkiye’nin çağdaşlaşma hamlelerinin eksenini teşkil eden Avrupa kurumları ile ilişkilerin, AB’nin tam üyeliğine aday olarak tespit edildiği son birkaç yılın meselesi olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
"Bu ilişkiler, son 200 yıldır, iki taraftan da vizyoner devlet adamlarının önem ve emek verdikleri çok boyutlu bir fenomendir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu ve milletimizin benimsemiş olduğu ’çağdaş uygarlık düzeyi’ hedefi ve bu maksatla Avrupa devletleri ile tesis ettiği ilişkiler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine yöneliminde ilham verici olmuş, bunun zeminini teşkil etmiştir.
İsmet İnönü ve Adnan Menderes gibi saygı ve rahmetle andığımız devlet adamlarımız, Avrupa Birliği ile ahdi ilişkimizin temelini oluşturan tarihi kararlara yıllar önce imzalarını atmışlardır. Bu ilişkilerin temelinde, Avrupa’dan ise Charles De Gaulle ve Konrad Adenauer gibi büyük devlet adamlarının imzaları vardır.
Dikkat ederseniz, andığım bütün bu şahsiyetler, büyük savaşları, siyasi ve ekonomik krizleri yaşamış ve bu tecrübelerden aldıkları derslerle toplumlarına ve bölgelerine yön vermiş liderlerdir. Bunları izleyen dönemlerdeki Türk ve Avrupa liderleri ve hükümetleri ise bu temel üzerinde daha da ileriye gitmişlerdir. Bu noktada, Avrupa Birliğine tam üyelik başvurumuzu resmen yapmış olan rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı da saygıyla anıyorum.
Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerinde bugün gelinen nokta, bir tesadüf, zorlama veya tek taraflı bir tercihin sonucu değildir.
Gelinen nokta, tarihsel bir birikimin ve karşılıklı çıkarlar temelinde, ortak değerlere dayalı bir mutabakatın ürünüdür. Söz konusu mutabakat ise halklarından tam yetki almış olan Türk ve Avrupa hükümetlerinin en üst düzeyde vermiş oldukları kararlara dayanmaktadır. Türkiye ve Avrupa’nın 21. yüzyıldaki geleceği, işte bu temel üzerinde şekillenecektir." Türkiye-AB entegrasyon süreciyle ilgili gelişmelerin, başta İslam ülkeleri ve halkları olmak üzere, Amerika’dan Asya’ya kadar dünya kamuoyunda derin bir ilgiyle izlendiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, gösterilen bu ilginin, Türkiye-Avrupa projesinin sıradan ve dar kapsamlı lokal bir olgu olmadığının kanıtı olduğunu söyledi. Bu projenin gerçekten de Avrupa ve Türkiye’nin ötesinde geniş bir coğrafyanın refah, istikrar ve barışını olumlu biçimde etkileyebilecek bir vizyonu içerdiğini kaydeden Gül, "Bu itibarla, gerek Türkiye gerek AB ülkeleri ve kamuoyları, tam üyelik müzakerelerinin süreceği önümüzdeki yıllarda yukarıda izah ettiğim tarihsel arka planı ve vizyonu gözden kaçırmamalıdır" dedi.

-"TIPKI CUMHURİYETİN İLK DÖNEMİNDEKİ GİBİ..."-

Cumhurbaşkanı Gül, Yüce Meclisin de müzakere sürecini ilgilendiren yasama faaliyetlerinde, her zamanki gibi tarihsel sorumluluk bilinci içinde hareket edeceğinden ve reformların devamı ve pekişmesindeki öncülüğünü sürdüreceğinden kuşkusu olmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Esasen önceki yasama dönemlerinde bu çerçevede kabul edilmiş olan siyasi ve ekonomik reformlar, Yüce Meclisinizde halen temsil edilmekte olan başlıca siyasi partilerin kuvvetli desteği sayesinde gerçekleşebilmiştir.
Bu reformların, tıpkı Cumhuriyetin ilk döneminde olduğu gibi, Türkiye’nin çevresinde savaş ve çatışmaların yaşandığı, dünya ekonomisinin sarsıntılar ve bunalımlar geçirdiği bir dönemde gerçekleştirilmiş olması, milletçe başarımızın bir göstergesidir.
TBMM, 23 Nisan 1920’deki cesaret ve dinamizmini ve ileriye bakışını bugüne kadar muhafaza etmiştir. TBMM’nin, 21. yüzyılın Meclisi olarak da milletimize karşı olan sorumluluğu ile evrensel sorumluluklarını en iyi şekilde bağdaştıracağına eminim.
Cumhuriyetimize ilham veren ’çağdaş uygarlık düzeyi’ ve ’yurtta sulh cihanda sulh’ hedeflerinin her gün bir kez daha hayata geçirilmesi, ancak böyle bir vizyon ve kararlılık içinde gerçekleşebilecektir.
Reformların devam etmesi ve böylece Türkiye’nin gerçek anlamda modernleşmesi, eğitim ve bilimde, sağlıkta, yargıda, savunmada, sanayide, tarımda, insan haklarında, çevre korumada şehircilikte ve diğer birçok alanda standartların, hayat ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi anlamına gelmektedir.
Türk halkı, bütün bunlara layık olduğu gibi, artık bunların beklentisi içindedir."

-"TOPYEKUN İLERLEME HAMLESİ..."-

Cumhurbaşkanı Gül, dünyada bilim ve teknolojinin gösterdiği hızlı ilerlemenin, hayatın birçok alanında dönüşümler yarattığını, bu dönüşümlerin bazen fırsat olarak çıktığını, bazen ise bunalım sebebi olabildiğini söyledi.
Böylesine çalkantılara intibak edebilmek için modernleşme yolunda topyekun ilerleme hamlesinin sürmesinin şart olduğunu dile getiren Gül, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla, ilköğretimden başlayarak her kademedeki eğitim önde gelmek üzere, bilim ve teknoloji, araştırma-geliştirme ve innovasyon, öncelik verilen alanlar olmaya devam etmelidir. Bu bağlamda, TÜBİTAK’ın faaliyetleri, devlet ve vakıf üniversitelerinin sanayimizle kurduğu iletişim ve işbirliği, olumlu bir başlangıçtır. Cumhurbaşkanlığı dönemimde bu alanlardaki faaliyetleri teşvik ve himaye etmeye kararlıyım.
Kültür hayatımız da küresel gelişmelerden değişik şekillerde etkilenebilmektedir. Kültür, eğitimle birlikte, varlığımız, kimliğimiz ve geleceğimizin ihmal edilemeyecek boyutlarından biridir. Ulusal eğitim ve kültür politikaları, çeşitliliğimizi, geleneklerimizi, çağdaşlık ve evrensellik temelinde kucaklayabilmelidir.
Anadolu şehirlerimizde canlanan kültür hayatı, büyük şehirlerimizde arka arkaya açılan modern sanat merkezleri, özel müzelerin de katkısıyla müzeciliğimizde sağlanan aşamaları, bu bağlamda övgüyle kaydetmem gerekir. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edilmesi, Türkiye’nin Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarına 2008 yılının özel konuk ülkesi olarak davet edilmiş olması, İzmir’in EXPO 2015 Dünya Sergisine adaylığı, Olimpiyat Oyunlarına evsahipliği etme niyetimiz, kültür hayatımızın kazanmakta olduğu evrensel boyutlara işaret etmektedir.
Bu tür girişimlere Cumhurbaşkanı olarak tam destek vereceğim."

-"EĞİTİMCİLER VE DİN GÖREVLİLERİ..."-

"Toplum olarak, ehliyet, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri temelinde bir yönetişim anlayışı içinde olmamız ise içinde bulunduğumuz büyük hamlenin başarısının bir diğer şartıdır. Bu sadece ahlaki bir gereklilik değildir. İyi yönetimin profesyonel ve teknik bir gereğidir de..." diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Son yıllarda bu yönde, yeterli olmasa da ihmal edilemeyecek bir mesafe katedildiğini söylemek gerekir. Toplumumuzda bu ilkelerin uygulanması konusunda gelişen duyarlılık ve kararlılık memnuniyet vericidir. Yolsuzluklarla mücadele konusundaki uluslararası sözleşmelere taraf olmamız da bu yönde atılmış önemli bir adım teşkil etmektedir. Burada TBMM’nin, hükümetlerin, gelişen sivil toplum kuruluşlarının ve özgür basının yapmış oldukları önemli katkılara işaret etmek isterim" diye konuştu.
Eğitimciler ile din görevlilerinin de toplumun etik temellerini güçlendirecek yaklaşım ve gayret içinde olmalarının bu bağlamda önem taşıdığına işaret eden Gül, "Milletimizin gücünü ve dinamizmini sürdürmesinin, aynı anda daha da ileriye gitmesinin, ancak gerçek bir demokrasi ve hürriyet ortamında, bağımsız ve tarafsız basının mevcudiyetiyle mümkün olduğu konusunda ise sanırım hepimiz mutabıkız" diye konuştu.
Kamuoyunda, Anayasanın tadilatı veya yeni bir Anayasa hazırlanması konusunda, son derece canlı ve kapsamlı bir tartışma yaşandığını anımsatan Gül, bu tartışmanın sonucunda, TBMM’nin, başta siyasi partiler olmak üzere, toplumun bütün kesimlerinin katkılarından yararlanarak en mükemmel anayasal düzenlemelere ulaşılacağına emin olduğunu belirtti.
Gül, "Esasen, Hükümetten sivil topluma kadar herkesin bir konsensüs arayışında olduğunu, hiç kimsenin bir başkasını anayasa tartışmalarından dışlayıcı bir niyet veya tutumunun bulunmadığını memnuniyetle görmekteyim" dedi.
Abdullah Gül, millet olarak, Anayasa tartışmalarının sağlıklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak tarihsel birikim, tecrübe ve olgunluğa sahip olduklarını ifade etti. Gül, Meclisin yüksek temsil kabiliyeti, Türkiye’deki ileri demokratik ortam ve siyasi partiler arasındaki diyalog ve istişare geleneğinin de böyle bir sonuca ulaşılmasına yardımcı olacağını vurguladı.
Yeni Anayasa tartışmalarının ve düzenlemelerinin, geçmiştekilerden ders ve ilham alarak yapılmasının doğal olduğunu dile getiren Gül, ancak yeni düzenlemelerin, öncekilerden çok daha ileride olması ve çağa uygun bir anlayış ve uzak görüşlülükle hazırlanmasının halkın beklentisi olduğunu belirtti.
Gül, "Yeni anayasal düzenlemelerin, milli birlik ve toplumsal dayanışmamızı güçlendirecek kapsayıcı bir yaklaşıma sahip olması, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını teyit eden bir nitelikte olması, yeni düzenlemelerin gücünü ve sürdürülebilirliğini arttıracaktır" diye konuştu.

-"DEMOKRASİNİN GEREĞİ"-

Demokratik ülkelerde; bazıları tarafından, "aşırı", "marjinal" ve "egzantirik" sayılan görüşlerin, şiddet içermemek şartıyla ifade edilmesinin, bunları savunan kişi veya grupların mevcudiyetine tahammül edilmesinin olağan olduğunu vurgulayan Gül, "Hatta bu demokrasinin gereğidir. Önemli olan, sonuçta toplumda ortak aklın ve sağduyunun egemen olmasıdır. Ilımlıların, aşırıları ikna edebilmesi, her türlü aşırılığın ve bağnazlığın marjinalleşmesinin sağlanması, başarılı bir demokrasinin ölçütlerindendir. Bu çetin görevin başarılması demokrasimizin daha da güçlenmesini sağlayacaktır" dedi.
Gül, Türkiye’nin, ikiyüz yıllık demokrasi ve hürriyet mücadelesinin sonucunda tedricen rahatladığına, sorunlarını açıkça tartışan, konuşan, böylece birbirini daha iyi tanıyan ve anlayan, hoşgörüsü gelişen bir ülke haline geldiğine işaret etti.
"Sorunlarımızı ancak böyle bir ortamda, gizlemeksizin, doğru biçimde ve cesaretle teşhis edebiliriz. Bunların kronikleşmesini önleyebilir ve akılcı çözümler bulabiliriz" diyen Gül, böylelikle, milletin özgüveninin daha da artacağından emin olduğunu söyledi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buna rağmen, kimi zaman tarihimizde veya yakın geçmişimizde yaşanmış olan çalkantıların ve travmaların tortusu niteliğindeki bazı kaygı ve korkular günümüzde de gündeme gelebilmektedir.
Benzer duygular, en ileri toplumlarda dahi çeşitli şekillerde görülebilmektedir. Bunların anlaşılabilir tarihi, sosyal ve psikolojik sebepleri olabilir.
Ancak, önemli olan, millet olarak bunları gidermeyi, aşmayı ve bunlardan sıyrılmayı başarabilmemizdir. Milletimizin bunun için gerekli dayanışma ve güven duygusuna, diyalog anlayışına, iyi niyete ve olgunluğa sahip olduğuna kuvvetle inanıyorum."

-"GÜNCEL SORUNLARINA EĞİLMEK DURUMUNDA"-

Cumhurbaşkanı Gül, Meclis ve Hükümetin, ülkeyi 21. yüzyılda güçlü kılacak anayasa gibi makro konuları tartışırken, bir yandan da toplumun acil ilgi bekleyen güncel sorunlarına eğilmek durumunda olduğunu kaydetti.
Gül, geçen dönemlerde gerçekleştirilen büyük ekonomik ve siyasi reformların titizlikle uygulanması, somut biçimde hayata geçirilmesi, yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesinin, bu alandaki aksaklık ve eksikliklerin ivedilikle giderilmesinin, bütün kurumlarıyla devletin ve toplumun önünde bir görev ve yükümlülük olarak durduğunu belirtti.
Türkiye’nin artık sistematik insan hakları ihlallerinden şikayet edilen bir ülke olmaktan çıktığına işaret eden Gül, toplumun artık işkence, kötü muamele ve fikir suçu gibi şikayetler yerine, giderek bireysel hakları ilgilendiren, lokalize olmuş, daha sınırlı sorunlara odaklanmasının, bunun bir kanıtı olduğunu söyledi.

-"DAHA YAPILACAK ÇOK İŞ VAR"-

"Kadın-erkek eşitliği ilkesi doğrultusunda, kadınlarımızın haklarının korunması ve toplumdaki rollerinin arttırılması anayasal bir görevimizdir" diyen Gül, bu alanda önemli ilerlemeler sağlanmış olsa da daha yapacak çok iş olduğunu belirtti. Gül, bunların arasında eğitim, çalışma, seçilme haklarının yaygınlaştırılmasının yer aldığını dile getirdi.
Gül, 23. Yasama Döneminde kadın milletvekili sayısının 50’ye ulaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, böylece, Atatürk döneminden bu yana kadın milletvekillerinin, Parlamentodaki en yüksek temsil oranına ulaştığını anımsattı. Gül, bunun ancak mütevazı bir iyileşme olduğunu ve yetersiz kaldığını vurguladı.

-TÖRE CİNAYETLERİ-

Aile kurumuna, çocuklar, gençler ve yaşlılar başta olmak üzere aile bireylerine gösterecekleri ilgi ve özenin, manevi bir gelenekleri olmaktan başka, modern devlet ve toplum anlayışının da bir gereği olarak değerlendirilmesini isteyen Gül, özürlü vatandaşların sorunlarını çözmeye yönelik çalışmaların artarak sürmesinin de devlete ve topluma düşen bir görev olduğunu vurguladı.
Gül, töre cinayetleri ve aile içi şiddet gibi sosyal yaraların, hala tedaviye muhtaç olduğunu dile getirerek, bu konularda kamusal ve toplumsal duyarlılığın artmakta olmasının memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Kimi zaman iç göçün, kimi zaman terörün ve başta işsizlik ve yoksulluk olmak üzere diğer sosyal, ekonomik sorunların yaratmakta olduğu kimsesiz çocuklar sorununun, bir başka yara olduğunu belirten Gül, "Kimsesiz çocukların bakımı alanındaki bireysel veya kurumsal çabalar takdire şayandır. Ancak, bunlar yaramıza henüz yeterince deva olmuş değildir" dedi.

-"TRAFİK KAZALARI, AHLAKİ MESELE"-

Trafik kazalarının, bir disiplin, kültür ve eğitim veya altyapı sorunu olmanın ötesinde, vahim bir ahlaki mesele haline geldiğine dikkati çeken Gül, bu sorunun, ulusal çapta bir çözüm hamlesini gerektirdiğini belirtti.
Gül, çevre ve doğanın korunması, erozyon, kuraklık ve doğal afetlere karşı tedbir alınması ve küresel ısınmanın yarattığı riskler gibi konuların hükümet, yerel yönetimler ve sivil toplum tarafından öncelikli meseleler olarak ele alınmaya başlandığını memnuniyetle gördüğünü anlattı.
Cumhurbaşkanı Gül, toplumda son zamanlarda hayvan hakları alanında artan duyarlılığı da toplumsal ilerlemenin bir kanıtı olarak saydığını dile getirdi.

-"YENİ TEHDİTLER İLAVE OLMAKTADIR"-

Bugün, insanlığı tehdit eden ırkçılık, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm gibi ideolojik akımların, en gelişmiş ülkelerde dahi yer yer hortladığını anımsatan Gül, şöyle konuştu:
"Bunlara islamofobya gibi hasmane anlayışlardan kaynaklanan yeni tehditler ilave olmaktadır. Yurtdışındaki yurttaşlarımız da maalesef zaman zaman bunların kurbanı olabilmektedir.
Etnik ve dini fanatizm veya ayırımcılık, çoğu zaman zora ve şiddete sarılmakta, kimi zaman önyargılardan, kimi zaman yoksulluk ve cehaletten beslenmekte, toplumları nefret ve kutuplaşma sarmalına itmektedir.
Şiddet eğilimi ve terörizm, uyuşturucu alışkanlığı ve kaçakçılığı, örgütlü suçlar ve yolsuzluklar, insan kaçakçılığı ve ticareti gibi tehditler birbirini beslemekte ve insanlığın ortak meseleleri haline dönüşmektedir.
Demokrasi ve hoşgörü güçleri, dini ve etnik farklılıkların şu veya bu şekilde istismarına karşı, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde dayanışma ve işbirliği içinde olmalıdırlar.
Türkiye’nin İspanya ile birlikte öncülüğünü yaptığı, Birleşmiş Milletler tarafından da desteklenen Medeniyetler İttifakı Girişimi bu yönde atılan evrensel bir adımdır.
İslam kültürünün evrensel kültüre armağan ettiği en büyük değerlerden biri olan Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin 800. doğum yıldönümü, yine Türkiye’nin önerisiyle, UNESCO tarafından bütün dünyada kutlanmaktadır.
Bu coşkulu kutlamalar, insanlığın hoşgörü ve diyalog kültürüne duyduğu ihtiyacın bir göstergesidir." Gül, yeni yasama yılının açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk yurtiçi gezisini, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yaptığını anımsattı.
Gezi boyunca, devlet-millet bütünleşmesini yoğun hislerle yaşadığını, kendisine gösterilen muhabbet ve sevginin aslında, şahsında devlete gösterildiğini anlatan Gül, bunun, milletin devlete, birlik ve bütünlüğe bağlılığının da bir göstergesi olduğunu söyledi. Gül, şöyle konuştu:
"Tüm temaslarımda, farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak algıladığımızı, aramızdaki güçlü bağların ve ortak aidiyetin milletçe bir arada yaşamamızı sağladığını anlattım. Türkiye Cumhuriyeti’nde herkesin eşit vatandaş olduğunu, devletimize, milletimize, değerlerimize sahip çıkılması gerektiğini güçlü bir şekilde dile getirdim. Devlet olarak toplumsal barışın sürekli kılınmasına özel önem verdiğimizi vurguladım.
Son yıllarda uygulanan siyasi ve ekonomik reformlardan bölge halkının da yararlanmış olduğunu tespit ettim. Özellikle, artan su, yol, eğitim, sağlık ve kültür hizmetleri ve sosyal yardım faaliyetleri, terörizmden çok mağdur olan halkımızca takdirle karşılanmaktadır. Böylelikle, terörizmin bir ölçüde izole edilmesi sağlanmış ve terörle mücadele nispeten kolaylaşmıştır. Özellikle, istihdam ve üretimi arttıracak projelerin uygulanması ve altyapı çalışmalarının hızla tamamlanması bu sürece ivme kazandıracaktır.
Bölgedeki vatandaşlarımızın özlemi, barış ve huzur ortamına bir an önce kavuşmaktır. İnsanımız yılların ihmalinin artık ortadan kaldırılmasını, yapılmış olan hataların tekrarlanmamasını, eksiklerin giderilmesini ve kendilerine daha çok hizmet getirilmesini beklemektedir.
Meclisimizin, insanlarımızın haklı ve meşru olan taleplerine her zaman olduğu gibi duyarlılıkla yaklaşacağına inanıyorum.
Terörle mücadelede, kararlılığın yanı sıra, topyekun bir sosyo-ekonomik kalkınma anlayışı, demokrasiye inanç ve bağlılık esas olmalıdır. Böylece sağlanacak başarı, diğerlerine şiddetle bir yere varılamayacağını en iyi şekilde anlatacaktır."

-"ORDUMUZLA GURUR DUYDUM"-

Gezi boyunca birçok askeri birliği de özel olarak ziyaret ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, sınırları büyük bir vatan sevgisiyle bekleyen şanlı Ordu ve onların mensuplarıyla gurur duyduğunu söyledi.
Gül, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve emniyet teşkilatının, gece-gündüz, yaz-kış demeden, milletin desteğiyle, terörizm denilen uluslararası illete karşı yürüttüğü mücadelenin takdire şayan olduğunu vurguladı. Gül, "Milletim ve devletim adına, bütün güvenlik güçlerimize ve onlara destek olanlara şükranlarımı sunuyorum. Terörle mücadelede şehit olan asker, polis, köy korucusu ve diğer görevlilerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum" diye konuştu.
Şırnak’ta, önceki gün, vatandaşları hedef alan menfur saldırıyı da şiddetle kınayan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Bu acıları ancak, şehit yakınlarına ve gazilerimize ve terör mağduru halkımıza devlet ve toplum olarak daha etkin, sürekli ve düzenli biçimde sahip çıkmak suretiyle bir nebze dindirebiliriz. Terör olaylarının şu veya bu şekilde acılara boğduğu bütün ailelerin, ana-babaların ve çocukların gözyaşı ve ıstırabının sona ermesini temenni ediyorum.
Şanlı ordumuz, yurdumuzun savunulması, bölünmez bütünlüğümüzün, milli çıkarlarımızın korunması, bölgemizde ve dünyada barışın sürekli kılınması amacıyla üstlendiği görevleri büyük fedakarlıklarla yerine getirmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup birliklerin Bosna’dan Afganistan’a, Lübnan’dan Afrika’ya kadar çeşitli uluslararası barışı koruma misyonlarında yaptıkları katkılar uluslararası kamuoyunca da takdirle karşılanmaktadır.
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetlerini takdirle karşılıyorum. Modern ve harekat kabiliyeti yüksek kuvvet yapısıyla gurur duyuyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmalarının kesintisiz devam etmesi, öncelikli önem vereceğim hedeflerden biri olacaktır."

-"EKONOMİK İSTİKRARIN KALICI NİTELİK KAZANMASI"-

Cumhurbaşkanı Gül, güçlü bir Ordu ve güçlü bir demokrasiye sahip olmanın, ancak güçlü bir ekonomi sayesinde mümkün olduğuna dikkati çekti.
Türk ekonomisinin de rekabet gücünü giderek arttıran bir dinamizm ve istikrarlı bir büyüme içinde olduğunu ifade eden Gül, milletin beklentisinin, ekonomik istikrarın kalıcı bir nitelik kazanmasının sağlanması olduğunu söyledi.
Gelir dağılımının daha da iyileştirilmesinin, hedeflerinden biri olmaya devam etmesi gerektiğini belirten Gül, "İstihdamı ve üretimi destekleyen, yatırımların canlandırılmasını amaçlayan politikaların sürmesi, KOBİ’lere gösterilen ilginin devam etmesi önem taşımaktadır.
Girişimcilerimiz, geleneksel sektörlerin yanı sıra, turizm, iletişim-bilişim ve hava taşımacılığı gibi birçok yeni alanda esasen başarılı çalışmalar yapmaktadırlar" diye konuştu.
Gül, yatırım hamlelerinde ulusal tasarrufların yeterli olmaması halinde, yabancı yatırımcılardan yararlanmanın modern ekonominin bir gereği olduğunu ifade ederek, aynı şekilde Türk ihracatçı, yatırımcı, müteahhit ve diğer işadamlarının yurtdışındaki girişimlerinin, ulusal ekonomiye katkıda bulunduğunu ve desteği hak ettiğini söyledi.
Tarım ve hayvancılıkta ise köylünün modern çiftçiye dönüştürülmesini amaçlayan programların benimsenmesi ve uygulanmasının, doğru politikalar olduğunu belirten Gül, bunun yanı sıra, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmesinin, sektörü daha ileri seviyeye taşıyacağını vurguladı.
Sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik alanında yapılan reform niteliğindeki düzenlemelerin, toplumun temel ihtiyaçlarına cevap oluşturmasını ve tüm vatandaşları kapsamasını temenni eden Gül, bu düzenlemelerin başarısının, Türkiye’nin geleceğinin ve gelecek nesillerin refahının da garantisi olacağını vurguladı.

-"ÜSTÜME DÜŞENİ YAPACAĞIM"-

Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası planda bugün, başka birçok konuda olduğu gibi, eskisine nazaran farklı bir Türkiye gerçeğinden bahsetmenin mümkün olduğunu dile getirerek, "Bu Türkiye, kabuğunu kırmak suretiyle, sürekli gelişen, değişen, geleceğe güvenle bakan ve nüfuzu sürekli artan bir uluslararası aktördür" dedi.
Stratejik konumu ile çağın sunduğu yeni imkanlar yan yana konulduğunda, Türkiye’nin uluslararası toplumu meşgul eden birçok konuda ileriye dönük, önemli roller oynayabileceğini belirten Gül, şunları kaydetti:
"Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da sorunlu bir bölgenin dışarıya çözüm, güvenlik ve refah ihraç eden, bu yönde inisiyatif alan sorumlu bir aktörü olacağına inanıyorum.
Türk dış politikasının bu doğrultuda güvenilir, yapıcı, istikrarlı ve proaktif bir şekilde yürütülmesine Cumhurbaşkanı olarak katkıda bulunmaya çalışacağım.
Türk dış politikasının temel eksenlerini teşkil eden AB’ye tam üyelik sürecimiz, ABD’yle stratejik ortaklığımız ve Avrasya coğrafyası ve İslam dünyası içindeki merkezi konumumuz güçlü biçimde sürmektedir. Birçok konuda pozitif etkisi hissedilen ve yapıcı katkıları aranan bir ülke haline gelmiş bulunuyoruz. Cumhurbaşkanı olarak bu unsurları pekiştirmek konusunda üstüme düşeni yapacağım."

-"TÜRKİYE İÇİN MİLLİ DAVA"-

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs meselesinin, Türkiye için milli bir dava niteliği taşıdığına işaret ederek, ilk resmi yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yaparak, devletin, KKTC’ye olan desteğini ve Kıbrıs Türk halkının hakları, güvenliği ve refahıyla ilgili taahhütlerini, kuvvetli biçimde teyit ettiğini anlattı.
Yapıcı ve barıştan yana tutumlarını, bundan böyle de korumaya kararlı olduklarını duyurduğunu ifade eden Gül, "Kalıcı ve adil çözüm arayışlarına paralel olarak, KKTC’nin karşı karşıya bulunduğu izolasyonların giderilmesi ve KKTC’nin her bakımdan güçlendirilmesi yönündeki gayretlerimizin devam edeceğini de vurguladım" diye konuştu.
Gül, Kıbrıs Türk halkının, maruz kaldığı haksız ambargolara rağmen, ekonomisini geliştirdiğini, milli gelirini artırdığını ve dış dünyayla yeni ilişkiler kurmakta olduğunu, memnuniyetle tespit ettiğini söyledi.

-IRAK-

Gül, Türkiye’nin komşuları ve yakın çevresiyle iyi ve kuvvetli ilişkiler kurulmasının, Cumhuriyet diplomasisinin geleneği ve önceliği olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bu doğrultuda, komşularımızdan başlayarak, Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyalarında da güvenlik, istikrar ve ortak ekonomik kalkınma temelli işbirliği arayışlarımızı sürdüreceğim.
Orta Asya coğrafyasındaki Türk Devletleriyle olan ilişkilerimizin ortak tarihi mirasımız ve kültürel bağlarımız temelinde güçlendirilmesine katkıda bulunmak önceliklerimden biri olacaktır.
Cumhurbaşkanı olarak odaklanacağım konulardan birini de Irak meselesi teşkil edecektir.
Irak’ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin korunması, kendi halkıyla barışık ve komşularıyla işbirliği yapan bir devlet hüviyetini elde etmesi uluslararası toplumun ortak beklentisidir. Irak’ın bunu başararak bölgesinde layık olduğu itibarlı konumu yeniden kazanması çabalarına katkıda bulunmaya çalışacağım.
Komşuluk, kardeşlik ve akrabalık bağlarımız olan Irak halkının terör örgütlerinden ve bunların sultasından kurtulması, sadece Irak halkının değil, bölgemizin güvenlik, barış, istikrar ve refahı için de önem taşımaktadır.
Türkiye, Filistin, Yukarı Karabağ ve Kosova meseleleri başta olmak üzere, ihtilafların çözümü ve barışın kalıcı bir biçimde tesisine dönük somut katkılarda bulunmaktadır. Bu katkılarımızın, gerek bölge ülkeleriyle ikili ilişkilerimiz, gerek bölgesel çok taraflı oluşumlar için de artırılmasını teşvik edeceğim.
Uluslararası terörle mücadele, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, enerji güvenliğinin sağlanmasına dönük büyük projelerin hayata geçirilmesi ve dünyadaki siyasi, kültürel veya ekonomik kutuplaşmaların giderilmesi gibi konularda Türkiye’nin katkısına aracılık etmeye kararlıyım."

-"ÖZGÜVEN VE YETENEĞE SAHİP"-

"Şanlı bir tarihe, parlak bir kültür mirasına sahip olan ve bundan doğan kuvvetli bir ortak aidiyet duygusu ve bilinci içinde olan bir milletiz" diyen Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle tamamladı:
"Halkımız, ortak geleceğimizi de bu duygu ve bilinç üzerine inşa edecek özgüvene ve yeteneğe sahiptir.
Her bakımdan mutlu insanların, mutlu vatandaşların yaşadığı büyük ve güçlü bir Türkiye gelecek tasavvurumuzun hedefi olmalıdır. Bu hedefe ulaşmamız, sadece halkımız için değil, bölgemiz ve insanlık için de bir kazanım teşkil edecektir.
Bu vesileyle, beni 11. Cumhurbaşkanı olarak onurlandırmış olan Yüce Heyetinize bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious