Gül TBMM'ye hitaben teşekkür konuşması yaptı

Gül TBMM'ye hitaben teşekkür konuşması yaptı.74381
  • Giriş : 28.08.2007 / 18:34:00
  • Güncelleme : 28.08.2007 / 19:39:38

11. Cunhurbaşkanı Gül TBMM'ye hitaben teşekkür konuşması yapıtı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Kapım herkese açık olacak. Aralarında ayırım gözetmeksizin, bütün siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yakın bir işbirliği içerisinde olacağım. Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin üzerine titreyeceğim. Şeffaflık içinde, tam bir tarafsızlıkla, bütün vatandaşlarımı kucaklayarak yoluma devam edeceğim. Gücüm yettiğince, vatandaşlarımın huzuru, ülkemin esenliği yolunda çaba sarf edeceğim. Kimsenin kimseyi ezmediği, keyfiliğin hüküm sürmediği, hak  


kullanımı açısından zayıfla güçlü arasında hiçbir fark bulunmayan, vatandaşın haklarının korunup kollandığı, içeride güçlü, dışarıda saygın bir Türkiye ideali için var gücümle çalışacağım. Allah mahcup etmesin" dedi.

Gül, TBMM'de and içmesi ve İstiklal Marşı okunmasının ardından bir konuşma yaptı. Sözlerine, "Ülkemiz demokrasisinin ne kadar olgunlaştığını hem kendimize hem de bütün dünyaya bir kez daha gösterme fırsatı bulduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Kısa bir süre önce, bütün dünyanın takdirle izlediği bir genel seçim yaptık. Biraz önce de cumhurbaşkanlığı seçimini en güzel biçimde tamamladık" diye başlayan Gül, Türkiye'nin köklü bir tarihe ve kültüre sahip olduğunu belirtti.

"Bizler, Türk milleti olarak nice büyük devletler kurmuş, cihanşümul imparatorluklara sahip olmuş bir milletin, şerefli bir tarihin mirasçılarıyız. Başta devletin değişik kademelerinde yer alanlar olmak üzere, hepimiz, ilelebet yaşatmaya kararlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin daha da güçlenmesi için elbirliğiyle çalışmalıyız" diyen Gül, "Cumhuriyet'in kurucusu Büyük Atatürk'ün koyduğu 'Türkiye Cumhuriyeti'ni muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma' hedefi daima aklımızda olmalı" ifadelerine yer verdi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugünlere, varlığını ve gücünü pekiştirerek ulaştığını kaydeden Gül, "Biz bu Cumhuriyet'i kolay kurmadık, bugünlere zahmetsiz gelmedik. Aziz vatanımızın her karış toprağının şehit kanlarıyla sulanmış olması bunun kanıtıdır. Cumhuriyetimiz'i kuran kadronun, önce saldırgan güçlere karşı bir İstiklal Savaşı vermesi, ardından da ülkemizi çağdaş milletler topluluğunun saygın bir üyesi yapmak üzere olağanüstü çabalar göstermesi gerekti. O dönemde ne büyük fedakarlıklara

katlanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu yüce Meclis o fedakar kadronun hepimize armağanıdır" dedi.

TBMM'nin, milletin iradesiyle oluşan ve varlığıyla o iradeyi temsil eden, ülkenin bugünü ve geleceğiyle ilgili bütün kararların alındığı yegane çatı olduğuna vurgu yapan 11. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:

"Yüksek katılımla gerçekleşen son genel seçimin oluşturduğu heyetiniz, milli iradeyi en geniş ve en güçlü bir biçimde temsil etmektedir. Demokrasimizin katılımcılık ve temsil özellikleri bu seçimle daha da güçlenmiştir. Sizler gibi geniş temsil kabiliyetine sahip bir heyetin takdirlerine mazhar olmayı kendim için büyük bir onur sayıyorum. Üstlendiğim şerefli görevin sorumluluğunu yerine getirirken, milletimizin siz değerli temsilcilerinin desteğine her zaman ihtiyaç duyacağım tabiidir. Bu vesileyle,

Cumhuriyetimiz'in ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve aynı görevi bugüne kadar üstlenmiş bütün cumhurbaşkanlarımızı saygıyla, ahirete intikal edenleri rahmetle anıyor, milletimiz adına hepsine en kalbi şükranlarımı sunuyorum."

"GÖREVİMİN ZORLUĞUNUN İDRAKİNDEYİM"

"Görevimin zorluğunun idrakindeyim" diyen Cumhurbaşkanı Gül, "Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder. Anayasa'nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli çalışmasını gözetir. Bunları yerine getirmek bir anayasal gerekliliktir. Görevde bulunacağım süre içerisinde hiçbir ayırım yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağım. Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu çalışmasını sağlamak için elimden gelen

bütün gayreti göstereceğim" diye konuştu.

LAİKLİK VURGUSU

Gül sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye Cumhuriyeti 'demokratik', 'laik' ve 'sosyal' bir 'hukuk devleti'dir. Anayasamız'ın değişmez hükümleriyle belirlenmiş bu nitelikler bir bütündür ve her biri hiç kuşkusuz Cumhuriyetimiz'in temel değerleridir. Bu ilkelerin hepsini, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmadan savunmak ve her fırsatta güçlendirmeye çalışmak azmi ve kararlılığı içinde olacağım. Cumhuriyetimiz'in temel ilkelerinden laiklik, bir hak ve özgürlükler sistemi olan demokrasi içerisinde farklı hayat tarzları için özgürleştirici bir

model olduğu kadar, bir sosyal barış kuralıdır da. Yalnız bu kadar da değil, hemen her toplumda zaman zaman baş gösteren çatışma ve kavga unsurlarını daha baştan ortadan kaldırmanın en kestirme yolu da yine laiklik ilkesine bağlılıktır. İçinde yer aldığımız coğrafyaya özgü gerçekleri ve hassasiyetleri düşündüğümüzde, din ve vicdan özgürlüğünü de içinde barındıran laiklik ilkesinin değerini daha iyi kavramış oluruz."

Gül konuşmasında "Dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli konuların en başında demokratik sisteme duyulması gereken güven geliyor" diyerek vatandaşın yöneticilerini kendisinin seçtiği demokratik sistemin, hukukun evrensel ilkelerine bağlı, hak arama yollarının açık olduğu, temel hak ve özgürlüklerin bireysel veya örgütlü olarak sonuna kadar kullanılabildiği bir yapı olduğuna işaret etti.

Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ülkelerin gelişmesi ve insanların mutluluğu için asgari şart, açık bir topluma dönüşmektir. Anayasamız'da da yer alan fikir ve ifade özg armağanıdır" dedi.

ürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, insanlarımızın onurlu bir hayat sürdürebilmelerinin de teminatıdır. Şiddeti beslemeyen her türlü fikrin serbestçe ve korkusuzca ifade edilebildiği bir açık toplum olma hedefinden asla sapmamalıyız. Çağdaş dünya, nicedir özgürlüklerden korkmamayı öğrendi; bizler de özgürlüklerimize en hayati değerlerimiz olarak her durumda sahip çıkmalıyız. Günümüz dünyasında, farklı özelliklerin vurgulandığı, değişiklikten ve çeşitlilikten korkulmayan bir anlayış daha fazla kabul görmeye

başladı. Bizi millet yapan değerler yerli yerinde ise anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından gözetiliyor ise böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim için zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır. Bu gerçeği görebilirsek, birlik ve beraberliğimizi, dirlik ve düzenimizi daha da sağlamlaştırabiliriz. Demokratik kültürümüz çoğulculukla beslendiği oranda, bizi biz yapan değerlere daha kolay sahip çıkabiliriz."

AYRIMCILIK YOK

Devletin insanların mutluluğu için var olduğunun altını çizen Gül, "Hepimizin bildiği gibi, devlet, insanların mutluluğunu, huzurunu, refahını, güvenini sağlamak için vardır. Bir tek vatandaşının dahi, din, dil ve etnik özellikleri yüzünden ya da ekonomik durumu nedeniyle kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını, horlandığını hissettiği bir ülke, çağdaş bir ülke olma vasfı taşıdığını iddia edemez. Devlet görevinde, üzerine titrenmesi gereken en önemli nokta, insan odaklı bir hizmet anlayışının hakimiyeti

olmalıdır. Asıl olan vatandaşın doğuşuyla kazandığı temel haklarıdır. Bu da devlet adına hareket eden, her kademeden bürokratların, her eğilimden siyasilerin, öncelikle vatandaşın hak ve hukukunu korumakla görevli olduklarının bilincinde bulunmalarını gerektirir. Kadın-erkek eşitliğinin tam olarak sağlandığı, kadınlarımızın hayatın her alanına aktif olarak katılabildiği şartların gerçekleştirilmesi öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu amaca hizmet edecek her adımınıza destek olacağımı bilmenizi isterim" dedi.

Gül, konuşmasında ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ve sosyal barışın sürdürülmesini sağlayan en önemli unsurların başında adalet duygusunun vatandaşlar arasında yerleşmesinin geldiğini kaydederek, "Hukuk devleti olmanın temelinde 'adalet' ilkesi vardır. Türkiye Cumhuriyeti, adalet mekanizmasının en süratli biçimde işlediği, insanların hak duygularının zedelenmediği, vicdanların tatmin olduğu bir devlet olmak zorundadır; bunu sağlayacak olan da siz değerli milletvekillerinin kararlılığıdır" ifadelerine yer verdi.

Vatandaşları devletine kopmaz bağlarla bağlayacak, demokratik sisteme sahip çıkma ihtiyacını artıracak, gurur ve onurunu takviye edecek olan unsurun güçlü bir toplumsal güven duygusu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, "Toplumsal güveni sarsan hastalıkların başında yolsuzluklar ve haksızlıklar gelir. Yolsuzluk ve haksızlığın ortadan kaldırılmasının en etkili yöntemi ise kamu hayatında şeffaflığın sağlanmasıdır. Her vatandaş ihtiyacı olan her bilgiye en kısa sürede erişebilmelidir. Bireylerin doğru

bilgiye ulaşabilmesinin en kestirme yolu ise bağımsız, tarafsız ve sorumluluğunu müdrik bir medyanın varlığından geçer. Çağdaş bir hukuk sistemine, şeffaflık ve istikrara sahip olması, Türkiye'nin gücüne güç katacak, dünyanın diğer ülkeleri gözündeki saygınlığını artıracaktır. Kendine güvenen bireylere ve güçlü bir toplum yapısına sahip olabilmek için, eğitimde, ekonomide, kamu görevlerinde, devlet imkanlarından yararlanmada, hemen her alanda, fırsat eşitliğinin bütün vatandaşlara sağlanması elzemdir" diye konuştu.

AB VURGUSU

Türkiye'nin hedefini doğru seçtiğini, o hedefe ulaşma yolunda şimdiye kadar büyük mesafeler kat ettiğini, 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerine başlanan Avrupa Birliği (AB) yolunda kararlı bir biçimde ve kendi iradesiyle yürümeye devam etmesi gerektiğine dikkat çeken Gül, şu mesajları verdi:

"AB üyeliği hedefli siyasi ve ekonomik reformları daha ciddi bir kararlılıkla gerçekleştirmemiz ülkemiz için gereklidir. Avrupa'daki siyasi konjonktür her zaman değişebilir. Bizim için önemli olan, çağdaş standartlara ulaşabilmek için gerekirse müzakere fasıllarını kendimiz açıp kapama iradesini gösterebilmemizdir. Reformlarını aksatmadan hayata geçirerek AB ile her alanda uyum sağlamış bir Türkiye, zamanı geldiğinde, kendi tercihini kendisi yapacaktır. Reformlarımızı, başkaları istiyor diye değil

kendimiz, kendi halkımız için gerçekleştirmeliyiz. Kendini yenilemiş güçlü bir Türkiye'nin AB yolunda önüne çıkartılacak engelleri aşması çok daha kolay olacağı gibi, zaman içerisinde o engellerin de fazla bir anlamı kalmayacaktır. Bunu başarmak bizim elimizdedir."

"Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne eriştiğimizde, güçlü ve sarsılmaz demokratik kurumları, istikrara kavuşmuş dev ekonomik gücü, birbirine güvenen insanları ve farklılığı zenginlik sayan anlayışın kökleşmiş olduğu toplum yapısıyla, Türkiye'nin, dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olacağına inanıyorum" diyen Gül, "Güçlü bir demokrasiye, güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olan Türkiye, bu özellikleriyle, hem kendi vatandaşlarını mutlu edecek, hem de bölgesine huzur ve istikrar

getirecektir. Riskli bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada, Türkiye, çevresi ve dışarıdan bakanlar için tam anlamıyla güvenli bir ada olmalıdır. Bunun için de, bu hafta boyunca kutlayacağımız zaferlerimizi borçlu olduğumuz, dünyanın takdir ve gıptayla baktığı, bağımsızlığımızın sembolü, güçlü, modern ve etkili Türk Silahlı Kuvvetleri'nin caydırıcılık gücünün yüksek tutulması, ulusal bekamızın kaçınılmaz gereğidir. Asayiş ve huzurumuzun güvencesi olan fedakar emniyet güçlerimizi de, yeni ortaya çıkan

güvenliği bozucu eylemler karşısında daha da güçlendirmeliyiz. Unutmayalım; vatandaşı rahat ve huzur içerisinde başını yastığa koymayan bir ülkenin, kalkınması, refah düzeyini artırması mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

TERÖRE KARŞI MÜCADELE

Konuşmasında terörle mücadele konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Gül, "Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden terörist eylemlere karşı etkili mücadelemiz büyük bir kararlılıkla sürdürülecektir. Bu uğurda verdiğimiz şehitler, kaybettiğimiz vatan evlatları, hepimizin yüreğini dağlıyor. Ateş düştnüğü yeri yakar, ama devletimiz acıları dindirmek, ateşi söndürmek için vardır. Şehit aileleri ve yakınlarının, şehitlerimizin bizlere birer emaneti olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız" dedi.

Gül, konuşmasının son bölümünde ise şu ifadelere yer verdi:

"'Yurtta sulh, cihanda sulh' bundan böyle de temel ilkemiz olmalıdır. Doğusu ve batısıyla, güneyi ve kuzeyiyle bütün ülkenin eşit şartlar içerisinde refahı paylaşması, huzur ve istikrarı yaygınlaştıracak, bireyler arasında kardeşlik duygularını pekiştirecek, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştıracaktır. Yakın ve uzak komşularımızla karşılıklı güven ve saygıya dayalı onurlu bir işbirliği zemini oluşturmalıyız. Türk devletleri ve topluluklarıyla ilişkilerimizi tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum ve

özel bir hassasiyetle takip edeceğim. Komşularımızla ilişkilerimizi her zamankinden daha büyük bir kararlılıkla sürdürürken, dünyadaki gelişmelere de kayıtsız kalmadan, inisiyatifi her zaman elimizde tutacak aktif politikalar uygulamalıyız. Sosyal devlet anlayışının gereklerinin neler olduğunun, sosyal güvenlik sistemimizin daha da yaygınlaştırılması ihtiyacının, sağlık alanında alınacak mesafeler bulunduğunun, eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında yeni atılımlar yapılması gerektiğinin hepimiz

farkındayız. İstikrara kavuşmuş, uluslararası rekabet gücünü yakalamış ekonomimizin dengelerini bundan böyle de korumalıyız. İçe kapalı ekonomilerin günümüz dünyasında ayakta kalma şansı yoktur; tam rekabetin kanalları, içeride ve dışarıda daima açık olmalıdır. İnsanımızın özlenen bir refah düzeyine kavuşmasının ve ülkemizin övünülecek bir noktaya taşınmasının en önemli unsuru, rekabet gücü olan, etkinlik ve verimliliği esas alan bir ekonomidir. Sözlerime son verirken kararlılığımı bir kez daha en

güçlü biçimde ifade etmek isterim. Bana tevdi ettiğiniz bu onurlu görevi yerine getirirken milletimizin ve onun iradesinin yansıdığı Yüce Meclis'in desteğini her zaman ve her şartta arayacağım. Kapım herkese açık olacak. Aralarında ayırım gözetmeksizin, bütün siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yakın bir işbirliği içerisinde olacağım. Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin üzerine titreyeceğim. Şeffaflık içinde, tam bir tarafsızlıkla, bütün vatandaşlarımı kucaklayarak yoluma devam edeceğim.

Gücüm yettiğince, vatandaşlarımın huzuru, ülkemin esenliği yolunda çaba sarf edeceğim. Kimsenin kimseyi ezmediği, keyfiliğin hüküm sürmediği, hak kullanımı açısından zayıfla güçlü arasında hiçbir fark bulunmayan, vatandaşın haklarının korunup kollandığı, içeride güçlü, dışarıda saygın bir Türkiye ideali için var gücümle çalışacağım. Allah mahcup etmesin."

 

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious