Gül'ün tebessümü HABER YORUM

  • Giriş : 26.04.2007 / 00:00:00

Abdullah Gül, AKP'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Böylelikle bir süredir devam eden isimlere dair spekülasyon da son bulmuş oldu.

Cumhurbaşkanlığına ilişkin ilk tartışmalar, hatırlanacağı gibi 2002 seçimlerinin hemen ardından yaşanmaya başlamıştı. AKP seçimlerden başarıyla çıkıp bundan daha büyük bir başarıyla Meclis'te büyük çoğunluğu temsil etme hakkını kazandığında, bu yasama süresi içinde gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin ilk yorumlar da dile getirilmişti. Bu ifadeler daha çok AKP'nin siyasi ve toplumsal konumuna eleştirel yaklaşan çevrelere aitti ve kaygı/endişe odaklıydı. Zaman içinde yeri geldikçe, özellikle iktidar ile mevcut Cumhurbaşkanı arasında kimi gerilimler yaşandıkça, bu Meclis'in seçeceği bir cumhurbaşkanının siyasete, devletin işleyişine yapacağı etki renkli tartışmaların konusu oldu. Merkez sol ağırlıklı olmak üzere muhalefette yer alanlar pervasız, keyfî, kuralları dikkate almayacak bir iktidar etme biçiminin doğabileceğini söylerlerken, AKP'nin sözcüleri önlerindeki ciddi bir engelin kalkacağını, ülkeye daha iyi hizmet vereceklerini dile getirdiler. Cumhurbaşkanının kim olacağı konusunda ise gözler yavaş yavaş Erdoğan'a çevrildi.

Niçin Gül?

Erdoğan'ı daha baştan cumhurbaşkanlığının en önemli adayı haline getiren birkaç sebep vardı. Bunlardan birincisi, herkesin önündeki Özal ve Demirel örnekleriydi. Her ikisi de parti genel başkanlıklarından cumhurbaşkanlığına geçmişler, böylelikle başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı arasında ikincisi lehine tercihte bulunmuşlardı. Onların Cumhurbaşkanı seçilme şartlarına göre eli daha güçlü olan Erdoğan'ın aynı tercihte bulunmaması mümkün gözükmüyordu. İkincisi, mevcut Anayasa cumhurbaşkanına önemli görevler yüklüyordu. Sembolik olmaktan çok etkin şekilde yürütmeyi paylaşan bir makam olması, daha bundan birkaç gün önce Erdoğan'ın dediği gibi "Cumhurbaşkanlığını emeklilik makamı olmaktan çıkartıyordu." Makamın önemi, ağırlığı, iktidar partisinin tepesindeki karizmatik kişinin bir hak etme duygusu içinde tercihini ortaya koymasını adeta doğallaştırıyordu. AKP'li olmakla birlikte bağımsız davranabilecek ölçüde güçlü bir profil bu karizmanın kendisini yine kendi eliyle tahrip etmesi anlamına gelecekti; öte yandan düşük profilli bir seçim ise halkın gözünde sevimlilikten yoksun olacaktı. Ne de olsa insanlar ülkeyi kimin yönettiğini bilmek isterler; birilerinin yönetiyormuş gibi yaparken arkasındaki başkalarının asıl kararları alıyor olması halkta bir tür kandırılmışlık duygusu uyandırır.

Erdoğan'ı öne çıkartan bir başka neden ise kendisinin aday olmaması halinde partide "eşitler arasında" yaşanacak olan adaylık gerginliğiydi. Aday adayı olarak ismi dolaşanların her tür beyanlarının, jestlerinin "şimdiden cumhurbaşkanlığı yolunun taşlarını döşüyorlar" şeklinde anlaşıldığı bir ortamda buna meydan vermek, parti adına hizipleşmeleri, çatışmaların yaşanmasını teşvik etmek anlamına gelirdi. Nihayet hepimiz biliyoruz ki bu ülkede Cumhurbaşkanı olmak istemeyecek bir kişi bile çıkmaz. Sonuçta seksen dört yıllık Cumhuriyet tarihimizde sadece on Cumhurbaşkanı var. Erdoğan için Cumhurbaşkanı olmak bakımından en uygun şartlar çok büyük ihtimalle bu döneme aitti. İnsani anlamda da Erdoğan'ın belki de hayatında bir daha rastlayamayacağı bu karar anında bekleneni yapması gerekirdi.

Erdoğan aday olmadı. Kendisinin beyanları dahi adaylığına işaret eden anlamlarla yüklüyken böyle davranmadı, çeşitli görüşmelerden sonra AKP'nin adayı olarak "kader arkadaşı", tepe noktadaki görevi önemli ölçüde paylaştığı Abdullah Gül'ü açıkladı.

Erdoğan'ı bu şekilde davranmaya iten birinci neden, aday olmakta ısrar etmesi halinde ülkede bir krizin doğabileceğine yönelik algısıydı. Adaylığına en açık şekilde karşı çıkan CHP'nin sert tavrını dikkate aldığını, bu yüzden vazgeçtiğini söylemek kolay değil. Çünkü beş yıldan bu yana iktidar ile anamuhalefet partisi arasındaki çekişmelerin ve gerilimlerin her iki kesime de yarayacak bir güzergâhta yürüdüğü görülüyor. CHP'nin en önemli atağı 367 sayısı ile ilgili oldu. Bu, biraz sonra değineceğimiz gibi önemliydi. Muhtemelen sokaklarda, caddelerde, meydanlarda çok kışkırtıcı kalabalıkların toplanması, aleyhte gösteriler yapmaları, tüm ülkede genel bir karışıklık ve kaynaşma halinin doğması mevcut gerilimin daha da tırmanması ihtimali bu kararda asıl belirleyici unsur oldu. Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na çıkmak isterken yaşanan karışıklıklar nedeniyle genel olarak iktidar algısının kötüleşmesi ve genel seçimlere böyle bir iklimde gidilmesi AKP'nin isteyeceği en son tabloydu. Keza 367 sayısına yönelik yorumların haklı çıkması halinde karizması darbe yiyecek bir Erdoğan profili de yine AKP için olumsuz bir görünüm doğuracaktı. Çünkü Erdoğan AKP için partinin neredeyse tüm anlamı, en etkin sloganları, misyonu, vizyonu, dili, programı her şeyi. Hermann Hess, Rosthalde romanında çocuğun gözündeki mükemmel baba imgesinin ilk defa nasıl ufacık bir kırılma ile hızla erozyona uğradığını anlatır. Karizmanın güçlü tezahürü onda en ufak çizik açacak faktörlerin de etkisini artırır. Kudret artışı içindeki Aşil topuğunun hassasiyet artışıyla birlikte olur.

Erdoğan'ın adaylıktan, hayli zor verilen bir kararla vazgeçtiği anlaşılıyor. Gül'ün açıklanmasından sonra görüşleri alınan kimi AKP'li vekillerin "bunun nasıl bir fedakârlık olduğu" yolundaki değerlendirmeleri, aslında bir yanıyla Erdoğan'a övgü olarak anlaşılabilirken, diğer yandan vazgeçişinin büyük zorluğuna işaret eden ifadeler olarak okunmalıdır. Bu büyük fedakârlığın en azından kamuoyuna yansıyan yanıyla öyle çok da kolay yapılmadığını, çeşitli arayışlar, ilişkiler, yoklamalar, kamuoyu oluşturma girişimleri neticesinde ortaya çıktığını atlamak, bunu sadece "fedakârlıkla" geçiştirmek mümkün değil.

Önümüzdeki gelişmeler

Gül'ün adaylığının açıklanmasıyla birlikte herkes bu yeni duruma göre konumlanacaktır. AKP'nin içindeki kesimler, muhalefet, kurumlar, kamuoyları vs. Erdoğan'a şiddetle muhalefet eden, "anti-Erdoğancı" cephenin aynı şekilde "anti-Gülcü" cephe haline gelmesi beklenemez. Çok somut olarak birisine itiraz etmeye odaklı siyasetin zayıf yönlerinden birisi de budur. Aynı güçte ve gerilimde yeniden o kalabalıkları bu defa bir başkasına karşı bir araya getiremezsiniz.

Erdoğan parti grubunda Gül'ün adaylığını telaffuz ettiği sırada kameralara yansıyan Gül'ün yüzü "ser verip sır vermeyen" hafif bir tebessümün arkasına geçmişti. İsmin telaffuzuyla birlikte mahremiyette yaşanan satranç oyunu bitmiş, alternatiflere dayalı akıl yürütme yegâne seçeneğin tahkimine yönelik tek bir yolu Gül'ün ve AKP'nin önüne koymuştu. AKP grubunun coşkusunu ise üzerlerindeki baskının, sürece dair dış gerilimlerin yanı sıra içerdeki her alternatif isim telaffuz edildiğinde yaşanan kafa karışıklığının son bulmasına bağlayabiliriz. Böyle zamanlarda kötü olan, filanın adının bir makam için dolaşması değil, kendisini en az onun kadar değerli gören herkesin kendi adının dolaşmamasına duymuş olduğu "adı konmamış" öfkedir. Böylelikle AKP'li vekiller kendileriyle alternatif isimler arasında sürekli yapmak zorunda kaldıkları mukayeselerin yıpratıcılığından da kurtulmuş oldular.

Gül seçilebilecek mi, bu hâlâ belli değil. Herkesin elindeki tüm kartları masanın üzerine koymak niyetinde olduğu görülüyor. Ancak şunu söylemek mümkün: Eğer cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir kriz yaşanır ve Türkiye hızla seçime sürüklenirse bundan en fazla kârlı çıkacak olan parti AKP'dir. Çünkü bu tablo bir kez daha elitlerle sivilliğin temsilcisi AKP'nin çatışması olarak okunacaktır. Gül eğer seçilebilirse sular kendi mecraında akacak, gündem konuları ve parti performansları üzerinden yürütülen tartışmalarla yeni bir seçim iklimi oluşacaktır. Herhalde yakın bir zamanda yaşanacak gelişmeler, Gül'ün tebessümünün neleri örttüğü konusunda da bize bir fikir verecektir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious