Hakan Şükür'e yapılan saldırılar ilk kez olmuyor

Hakan Şükür'e yapılan saldırılar ilk kez olmuyor.17487
  • Giriş : 29.04.2008 / 15:05:00

Bir kısım medya Hakan Şükür’e dört köşe çullandı... Peki buna benzer sözleri eden diğer futbolculara ne oldu?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Soru: Avrupa Şampiyonası finalinde attığın bir golden sonra formanı çıkardın, içindeki atlette “Allah” yazıyordu… Cevap: “Evet, Hollanda’yla oynadığımız final maçıydı. O dönemde Bayer Leverkusen’de oynayan Brezilyalı Lucio’dan görmüştüm. Gol attıktan sonra formasını çıkardığında göğsünde “100 % Jesus” yazıyordu. O olay aklımda kaldı. Kampta oda arkadaşım Nuri’ye final maçından önce “Biz de böyle bir şey yapalım mı?” diye sordum. “Olur” dedi ve o kendisi bir şey yaptı, ben de bunu yaptım. Golü attıktan sonra da formamı sıyırdım ve o yazı göründü. Ama böyle tepkiler alacağımı bilseydim yapmazdım. Oysa Lucio hiç kimseden tepki görmemişti.”

Tevfik Köse bugün Ankaraspor Futbol takımında oynuyor. 2005 yılında Hollanda’da Avrupa şampiyonu olan U 17 millî takımının golcüsüydü. Final maçında attığı golden sonra tişörtünü çıkarttığında başına geleceklerden habersizdi. Almanya’da gördüğü bir olaydan etkilenmişti; ama o bir Türk’tü! Büyük bir suç işlemişti! Gazeteler onun çok yanlış yaptığını yazıyordu. 16 Mayıs tarihli Hürriyet Gazetesi’nde ‘Bir daha buna izin vermeyiz’ başlığı atılmıştı. Ne yapmıştı Tevfik? Adam mı öldürmüştü? Hayır. Ama burası Türkiye’ydi. Burada böyle şeylere izin yoktu. Tevfik gibi oyuncuların başı hemen ezilmeliydi. O zamanki hocası Abdullah Avcı gazetecilere şöyle diyecekti: “Çocuk doğru dürüst Türkçe bile bilmiyor. Yazık etmeyin Avrupa şampiyonluğumuza.”



Avrupa şampiyonluğu kimsenin umurunda bile değildi. İnsanın gözü dönmeye görsün. Linç girişiminden zor kurtuldu Tevfik. Allah’tan o sıralarda Almanya’nın Bayern Leverkusen takımında oynuyordu. Yoksa çoktan jübile bile yaptırılırdı kendisine.



KÖŞELER, ŞÜKÜR’Ü TOPA TUTTU

Geçen hafta da yeşil sahalarımızda “görmek istemediğimiz” bir olay yaşandı! Türk futbolunun rekor makinesi Hakan Şükür, Zaman Gazetesi’ne verdiği röportajda G.Saray ile F.Bahçe arasında oynanacak derbinin derbinin Kutlu Doğum Haftası’na denk geldiğini, maçın bu haftaya layık bir havada geçmesini, taraftarların stada taşlarla değil güllerle gelmesini temenni etti. Etmez olaydı. “Allah kime nasip ederse o kazansın” dediyse de dinletemedi. Vay sen misin bunu söyleyen! Bir kısım medya ve bazı yazarlar Hakan Şükür’e dört köşe çullandı. Milliyet’in Hakan Şükür’e saldıran kadrolu yazarı Ercan Güven, ülkede kardeşler arasında çıkacak bir olaydan bile Hakan Şükür’ü sorumlu tuttu. Bakın neler yazdı Güven: “Bir gün bu ülkenin başına (daha) büyük dertler açılırsa, kardeş kardeşe düşmanca davranırsa, rejim sallanır, halk yerlerde yuvarlanırsa, bilin ki, Hakan Şükür’ün bunda çok emeği olacaktır! Kim imal etmiştir bilinmez, ama Türk malı olmadığı kesindir. Yine yapmış yapacağını ve kızışmış Türkiye’nin altına ‘düz ve kuru’ bir odun daha atmış: Kutlu Doğum Haftası’na layık bir derbi olsun!’ Kutlu Doğum Haftası, yasadışı bir şey mi? Hayır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın Peygamberimizin doğum gününe denk düşen bir organizasyonu. Tamamen ruhani ve kul ile Allah arasında. Laikliğe bir diş daha geçirilecek ya...” Yazı zehir zemberek bir üslupla uzayıp gidiyor.

Aynı gazetenin duayen ismi Atilla Gökçe ise “Laik kültüre ters düşen, spor felsefesine aykırı bir durum söz konusudur Hakan’ın davranışlarında” diyecektir köşesinde. Fatih Altaylı ise G.Saray divan heyetine gönderdiği mesajda; “Batı’ya açılan pencere olarak bilinen camiamızın vitrini niteliğindeki kulübümüzün son günlerde bir tarikat lideri ile olan ilişkileri medyanın gündeminden düşmemektedir. Futbol takımımızın bazı oyuncularının Fethullah Gülen cemaati ile olan yakınlıkları artık bir iddia olmaktan çıkmış, vaka haline gelmiştir. Hakan Şükür’ün bir derbiyi Kutlu Doğum Haftası olarak bazı kesimler tarafından kutlanan bir hafta ile bağdaştırması son derece manidardır. Galatasaray’ın imajını ve toplumdaki algılanış biçimini derinden etkileyen bu durumun, bir komisyon tarafından incelenmesini arz ederim…”

Burası Türkiye. Yok öyle! Ya Batı’da durum nasıldı? Hani hep kendimize örnek aldığımız Batı’da. Orada futbolcular düşüncelerini söylerken yerden yere vuruluyorlar mıydı? Mesela laik Fransa’da Futbol oynayan Franck Ribery, Müslümanlığı seçtikten sonra sahada gücünü Allah’tan aldığını söylediğinde yerden yere vurulmuş muydu? Ya da FIFA tarafından 2007 yılında dünyada yılın futbolcusu seçilen ve aldığı ödülü sergilenmesi için ülkesi Brezilya’nın Sao Paulo şehrindeki bir kiliseye ödünç veren Kaka eleştirilmiş miydi?

İşte size dünya futbolunda söz sahibi, inancını medya aracılığıyla açıklamaktan çekinmeyen ve bu açıklamaları yüzünden de ‘laiklik elden gidiyor’ gibi temelsiz tepkilere maruz kalmayan futbolculardan bir demet. Onlar birazdan okuyacağınız bu düşüncelerini Türk ve Müslüman kimliğiyle Türkiye’de açıklasalardı neler olurdu bir düşünün…

KAKA: BEN İSA’YA AİDİM

Kaka ya da uzun ismiyle Ricardo Izecson dos Santos Leite. Kaka’nın idolü Hz. İsa (as). Futboldaki rol modeli Rai ve Zico. İncil’den en çok sevdiği ayet: Beni güçlendiren İsa için her şeyi yapabilirim. Kaka kimdir sorusuna verdiği cevap: “Sakin, çok sabırlı, samimi, dürüst ve Tanrı’nın rızasını arayan birisi.” Hazreti İsa’ya olan inancını her fırsatta dile getiren 25 yaşındaki futbolcu, attığı her gol sonrasında kollarını göğe kaldırmasıyla tanınıyor. O aynı zamanda her sözleşme imzaladığında kazandığı paranın yüzde 10’unu üyesi bulunduğu İsa’nın Sporcuları derneğine bağışlıyor. Son FIFA Dünya Kulüplerarası Futbol Şampiyonası’nda AC Milan, Boca Juniors’u yendiğinde, Kaka formasını kaldırıp, “İsa’ya aidim” yazılı tişörtünü göstermiş, daha sonra da bu tişörtü Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’ya hediye etmişti. Brezilya’da bir internet sitesinin Kaka ile yaptığı röportajı okumaya ne dersiniz? Röportaj yapıldığında Kaka, Brezilya millî takımına yeni seçilmişti.



-Çok kısa sürüde ulusal takıma seçildin. Bu senin için nasıl bir duygu?

Brezilya millî takımını her zaman hayal ederdim. Fakat bu benim için sadece bir rüyaydı. Geçtiğimiz yıldan beri, bu rüya benim kariyer amacım hâline geldi. Her şey benim için çok hızlı gelişiyordu. Fakat Tanrı bizi hazırlar. Eğer bu gerçekleşiyorsa, Tanrı bizi buna hazırladığı içindir. Eğer Tanrı benim orada olmamı istiyorsa, ben de orada olurum. Tanrı’nın rızası iyidir, mükemmeldir ve kabul edilebilirdir. Şimdilik sadece bekliyorum.

-Geçmişin hakkında biraz konuşalım…

Bir Protestan evinde doğdum. Ailem zaten kurtuluşa ermişti ve ben de İsa’nın verdiği huzurla büyüdüm. Tanrı’nın oğluna olan inancım, dönüşümüm vaftizimden sonra oldu. 1994’teki vaftizimden sonra, kendimde doğaüstü bir şeyler hissettim. Bunu açıklamaya muktedir değilim; ancak o tecrübemden sonra Tanrı’ya daha yakın oldum, onunla daha ahenkli hâle geldim. İşte o zaman ruhen gerçekten doğdum. Tanrı’yı daha derinden öğrenmeye başladım ve durumumun sınırlarını zorlama inancını öğrendim. Tanrı’yla birlikte sorunlar çözülüyordu ve inancım nelerin olup olmayacağına karar veriyordu.

-İnancınla ilgili dramatik bir hatıranı anlatır mısın?

2000’in Ekim ayıydı. Juniors şampiyonasında oynuyordum. Caldas Novas’daki babaannem ve büyükbabamı ziyarete gittim. Yüzme havuzunun kaygan kesimindeki bir su yatağının üzerinde uyuyakalmışım. Suyun içine düştüğümde kafamı havuzun dibine çarptım ve boynumu incittim, omurgam çatladı. Doktorlar yürüyebildiğim için şanslı olduğumu söylüyorlardı. Doktorlar şanstan, ailem ise Tanrı’dan bahsediyordu. Eve döndüğümüzde hepimiz Tanrı’ya şükrettik; çünkü biliyorduk ki O’nun eli beni kurtarmıştı ve korumuştu.

-Peki ya üyesi olduğun İsa’nın Sporcuları?

Girişim, bugün dünyada gerçekten unutulmuş bir şey. Herkes yardım istiyor ancak kimse bir teşebbüste bulunmuyor. İsa’nın Sporcuları, Tanrı’nın sesinin ulaştığı sporcular için kurulmuş, bu sesin ulaşmadığı diğer sporcuları onlardan ayıran bir grup.

-“İsa’nın Sporcusu” olmak ne anlama geliyor?

Benim için bu zor değil. Dışarıda neysem, Futbol sahasında da aynıyım. Sahada insanları yumruklamam veya onlara sövmem benden beklenmez. İnsanların benim hakkımda “Bak, bu adam ne söylüyor; ama ne yapıyor” demelerini istemem. Endişem, arkadaşlarımın ve rakip oyuncuların, hakkımda asla olmadığım şeyler düşünmesi ve söylemesi. Kulüpte arkadaşlarıma rol model olmaya çalışırım. Tanrı’nın benim için ne yaptığını ve onlar için de neler yapabileceğini göstermek isterim.

-Okurlarımız için bir mesajın var mı?

İsa’nın da zaten verdiği mesaj gibi; en iyi seçimi yapabilir ve takımın en iyisi olabilirsin. Devam et, asla vazgeçme. Mücadele büyük, ama sadece İsa’nın tarafında olursak kazanabiliriz. İsa’ya henüz teslim olmamış kişiler ne yapıyorsunuz? Gel emirleri öğren, gel ve Tanrı gerçekten nedir, bil. Tanrı bize ziyafet sunarken, çerez yemeyi bırak.

TAFFAREL: TANRI BENİ DUYDU

G.Saray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasında hiç kuşkusuz en büyük pay sahibi oyunculardan biri de Brezilyalı kaleci Claudio Taffarel’di. Sempatik tavırlarıyla gönüllere taht kuran bu oyuncu Brezilya millî takımının da kalesini yıllarca korudu. O, unutulmaz 1994 Dünya Kupası finalinde İtalya ile karşılaşan Brezilya’nın kalesindeydi. Roberto Baggio’nun topu dışarı attığı anı hiç onun kaleminden okudunuz mu? Taffarel ülkesinde yayın yapan bir internet sitesi için o anı bakın nasıl kaleme aldı? Onun bu yazdıklarının benzerini UEFA Kupası’nı kazanan takımın en önemli oyuncularından Hakan Şükür yazsaydı neler olurdu?

“Final sabahı kalktığımda sakindim ve kendime güvenim tamdı. Tanrı’nın himayesinde olduğumu hissediyordum. Stada çok büyük bir özgüven ile gittik. Golsüz biten maçın sonunda penaltı atışlarına gidildi. O hafta kampta tüm futbolcu arkadaşlarımla birlikte çalıştığımız bir metni hatırlıyorum: ‘İsa için umudu bekliyoruz. O bizim yardımımız ve bizim zırhımız. Kalplerimiz O’nda neşelenir, O’nun kutsal ismine güveniriz. Senin zayıflamaz sevgin, sana adadığımız umutlarımız, üzerimizde olabilir mi?’

Kalbimin içine İsa’yı davet ettiğim günden bu yana, kendimi güçlü hissediyordum. Tanrı’nın gücü ve aşkını, hayatımın en önemli anlarında hissediyordum. Tabiî ki diğer Hıristiyanlar gibi, bende de her şey her zaman yolunda gitmiyor. Günaha girebiliyorum. Antrenörler, yetkililer ve taraftarlar, bir kaleci olarak başarısız olduğumda bana bağırıyorlar. Tanrı ise her zaman benimle birlikte ve bana destek veriyor. Tanrı asla beni başarısız kılmadı. 1994’teki Dünya Kupası finalinde de farklı olmadı. Penaltı atışlarının ortasında skor tabelasında 2-2’yi gördüm. O an şöyle düşündüm: ‘Şimdi ülkem adına bir şeyler yapmanın zamanı. Yüce İsa, bu penaltıyı kurtarmama yardım et!’. Ve O beni duydu.

ZE ROBERTO: İSA İÇİN HER ŞEYİ YAPARIM

İtalyan oyuncu Massaro topa vurduğunda, Tanrı’nın beni sol köşeye ittiğini hissettim ve harika bir kurtarış yapabileceğimi fark ettim. Kaptanımız Dunga, şutu gole çevirdi ve artık her şey Baggio’nun atacağı penaltıya kalmıştı. Bu, Dünya Kupası’nın son sahnesiydi. Kupa boyunca 52 maç yapılmıştı, 3 milyon bilet satılmıştı, 4 yıllık bir hazırlık sürecinin ardından 1 ay boyunca bütün dünya medyası buraya odaklanmış ve spekülasyonlar yapılmıştı. Ancak final anındaki her şeyi sadece iki kişi belirleyecekti. Baggio ve ben. Başını öne eğmişti ve kendine güvensiz duruyordu. Onun bu hâli karşısında benim kendime güvenim arttı. O an ya topu kurtaracağımı ya da Baggio’nun dışarı atacağını bildim. Ve o topu dışarı attı. Topun direklerin üzerinden yukarı uçtuğunu gördüğümde, yaptığım dizlerimin üzerine çökmek ve Tanrı’yı yüceltmekti. Biliyordum ki bu zafer O’na ait. Bütün övgüyü O tek başına hak ediyordu. Bu tecrübeden sonra, bizlerden daha büyük bir varlığa güvenmenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bizi seven, anlayan, yardım eden ve hayatımızın her detayıyla ilgili endişe eden birisi var. O’nun adı İsa ve Tanrı’ya ulaşmanın tek yolu. Bütün hile ve yalanlar içindeki tek doğru. Her şeyin üstünde. O, hayatın ta kendisi.”

Bir başka inançlı oyuncu da Brezilya’lı Ze Roberto’ydu. Sao Paulo’da çok fakir bir ailede büyüyen, gençliğinde babasının evi terk etmesi yüzünden annesinin fedakârlıklarıyla büyüyen ve bugünlere gelmesini tamamen Tanrı’ya borçlu olduğunun bilincindeki Ze Roberto. Bu oyuncu medyaya hayat hikâyesini anlatırken sağlam bir inanca sahip olmasının perde arkasına dair de kuvvetli ip uçları veriyordu: “Annemin gücü yoktu. Yardım istemeye başlamıştı. Bazı kapıları çalıyor; ancak cevap alamıyordu. Sonra bir şeyler oldu. Her şeye gücü yeten Tanrı, merhamet ve sevgisini ansızın bize de sundu. Bu andan itibaren, annemin İsa’ya olan inancı hayatında değişiklikler meydana getirdi. Onun evi ve 5 çocuğunu idare edebilecek güce kavuşması beni de hayrete düşürdü. Bundan dolayı İsa’yı ve Tanrı’yı merak ettim. Daha fazla şey öğrenmek istedim. Öncesinde, Tanrı’yla alakalı şeylere hiç ilgi duymamıştım. Bir gün, kutsal İncil’i okumaya başladım. Bu kadar heyecanlı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Tanrı’nın, benim o an sahip olmadığım tek baba olabileceğini anladım. Tanrı’yı bilmek için okudum. Her şeyi sadece O’na söylemeyi öğrendim. Bu 19 yaşındayken Sao Paulo takımında ilk kontratıma imzamı attığımda oldu.

Hayatımın bu kısmında Yüce İsa ile bir bağlantı kurmasaydım, hayatım tamamen değişik bir yönde ilerlerdi. Pek çoğu gibi günahlara düşebilir ve hayatım karmakarışık olabilirdi. Beklenmedik popülarite pek çok kişinin başarısız olmasına neden oluyor. Hayatımı İsa’ya adamaktan dolayı mutluyum. İnançta en önemli olan şey, bizim Tanrı’yı sevdiğimiz gibi, O’nun da bizi sevdiğini bilmek. Bu, benim inancımın temeli ve hayatımın her anında beni güçlendiriyor. Beni güçlendiren İsa için her şeyi yaparım.”

RİBERY: HUZURU İSLAM’DA BULDUM



G.Saray’dan olaylı bir şekilde ayrılmıştı. Sarı-Kırmızılı kulüp ödemelerde gecikince soluğu ülkesinde almış, ardından da yıldızı iyice parlayarak Fransa Millî Takımı’na kadar yükselmişti. Bugünlerde Almanya’nın B.Münih takımında oynayan Franck Ribery yeni adıyla Bilal, 2006 yılında Fas asıllı eşi Vehibe’nin de telkinleriyle Müslüman oldu. Bilal ismini alan Ribery’nin Müslüman olmasından ülkesinin medyası haberdar değildi. Medya, 2006 Dünya Kupası’nda Fransa’nın İsviçre ile oynayacağı maçtan önce orta sahada ellerini iki yana açarak dua ettiğinde öğrenecekti onun Müslüman olduğunu. Daha sonra Paris Match dergisi onunla bir röportaj yaptı. İşte o röportajda Ribery’nin söyledikleri: “İslam benim için gerek saha içinde gerekse saha dışında bir kuvvet kaynağıdır. Gerçekleştirmesi zor bir kariyer peşindeyim. Bunun için güven ve huzuru bulmam gerekiyordu ve bunu sonunda İslamiyet’te buldum.”

KEZMAN: TANRI’YA HİZMET EDİYORUM

O, F.Bahçe’nin Sırp futbolcusu Meteja Kezman. Sarı-Lacivertli takımın başarılı oyuncusu, geçtiğimiz aylarda Sırbistan’da yayın yapan Press isimli gazeteye verdiği röportajda söylediklerini Müslüman bir futbolcu olarak söyleyebilir miydi? İşte Kezman’ın açıklamaları: “Futbol oynayarak Tanrı’ya hizmet ediyorum. Herkesin kötü alışkanlığı farklıdır; kadınlar, alkol, ya da sigara... Benimki de bu dövmelerim. Rahip hayatına özeniyorum. Eskiden rahiplerin yaşantısına üzülürdüm. Ancak şimdi anladım ki, hayatta en güzel şey Tanrı’yla yakın olmak. Çarşamba ve cuma günleri oruç tutmaya çalışıyorum.”



F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde elediği Sevilla’nın Malili oyuncusu Frederic Omar Kanoute’nin açıklamalarına da bir göz atalım isterseniz. Kanoute’nin açıklamaları da laikliği tehdit edecek cinstendi!...

KANOUTE: GENÇLERE İSLAM’I ANLATIYORUM

Fransa’nın Lyon kentinde doğup büyüyen, çocukluğunda İslam diniyle ilgili bilgisi olmayan, 20 yaşından sonra İslam dinini öğrenen ve Müslüman olan Kanoute bir röportajda çevresindeki gençlere İslam’ı anlattığını açıklıyordu. “Gençlere İslam’ı anlatıyorum, Kur’an-ı Kerim’i anlatıyorum. İslam’ın insanlar için en kutsal ve son din olduğundan bahsediyorum. Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyorum.” Müslüman olduktan sonra kimin hayatını örnek alıyorsun sorusuna da yıldız oyuncu şöyle cevap veriyordu: “Hazreti Muhammed’in (SAV) yaşamını örnek alıyorum. O, İslam peygamberi ve onun hayatı sadece benim için değil tüm insanlık için örnek teşkil ediyor.”



Evet. Bu futbolcular dünyanın değişik bölgelerinde oynuyor ve düşüncelerini rahatça açıklıyorlar. Düşüncelerini açıklarken de ne basın ne de halk tarafından eleştiriliyorlar. Onlar sadece ve sadece saygı görüyorlar. Darısı, inancını dile getirdiği için bu topraklarda olmadık eleştirilere maruz kalan Türk futbolcuların başına…

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious