Haksız eleştirilere maruz kalan Konya

Haksız eleştirilere maruz kalan Konya.20939
  • Giriş : 13.05.2008 / 10:07:00

Orta Anadolu’nun parlayan yıldızı Konya son günlerde içki tartışmalarıyla gündemde. Ötekine karşı hoşgörüsüzlük ithamı, Mevlânâ Diyarı’na yapılabilecek en büyük haksızlık aslında. Aksiyon, gerçek Konya’nın izini sürdü...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Silvia İnes Garoselli ya da diğer adıyla Rabia Girgiç, Müslüman olup Konya’ya yerleşmiş bir Arjantinli. Eşi Mehmet Girgiç’le semazen kıyafetleri, halı, kilim ve keçe üretimi yapıyor. El emeğiyle üretilen halı ve kilimleri, memleketine götürüp satmak amacıyla yapmış ilk ziyaretini. Mevlânâ ve Mevlevilik felsefesinden çok etkilenince, ikinci gelişini Şeb-i Arus törenlerine denk getirmiş. Konya’ya yerleşmesinin sebebi, Konya’nın manevi atmosferi. Mehmet Girgiç, Mevlânâ çarşısının ünlü Sikkeci Mehmet Efendi’si. Mağazasında semazenlerin kullandığı sikke (semazen başlığı), tennure (semazen kıyafeti), arakiye (zikir elbisesi) ve haydariye (Mevlevi yeleği) üretiyor. Halı, kilim ve keçe diğer ilgi alanları.

Arjantinli bir arkadaşının referansıyla eşinin kendini bulduğunu belirten Girgiç, “Yanımda işi öğrenmeye geldi. Sonra nasibimizde varmış, evlendik ve buraya yerleşti.” diyor. Rabia Girgiç, Konya’ya gelmeden önce Mesnevi’nin İspanyolcasını okumuş. Konya’da doğan oğluna Celalettin adını vermiş. Yeni hayatıyla ilgili yaptığı Türkçe yorum, geçiş sürecindeki psikolojisini anlatmaya yetiyor aslında: “Ne zaman Müslüman oldu; benim kalp rahatladı.”

ALKOLLÜ MÜ OLSUN ALKOLSÜZ MÜ?

Son günlerde, alkollü içki servisi yapan (veya yapmayan) lokantalarıyla basının gündemine giren, köşe yazılarına konu olan Konya, aslında girişteki gibi öykülere sıkça rastlayabileceğiniz, kadim bir medeniyet merkezi. Her yıl aralık ayında gerçekleşen Şeb-i Arus törenleri, Mevlânâ Hazretleri’nin kuşatıcı iklimi, sadece ülkemizi değil bütün dünyayı etkiliyor. İnsanlar bu Orta Anadolu kentine adeta akın ediyor. Hâl böyleyken köşe yazarlarına içkisiz lokantaları ile konu olması, burada alkol alabilmenin zorluklarından bahsedilmesi, alkol tüketenlere dışlayıcı bir tavır takınıldığının iddia edilmesi, bunca asırlık birikime karşı büyük bir haksızlık aslında. Mevlânâ gibi, bütün dünya için bir hoşgörü ve birlikte yaşama sembolü olan bir değeri bağrında bulunduran bir kente, içkisiz lokantaları sebebiyle ‘hoşgörüsüz ve dayatmacı’ damgası vurmak ne kadar gerçekçi? Ya da Konya gerçekten, ötekini dışlayan bir anlayışın merkezi mi? Aksiyon bu soruların cevabını Mevlânâ Diyarı’nda araştırdı.

KENDİNE ÖZGÜ ESRARLI GÜZELLİK

Konya, üç asır boyunca Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmış bir medeniyet merkezi. Kültüre, şehirciliğe ve sanata yaptıkları katkılarla tarihe damga vuran Selçuklu Devleti’nin izlerini şehirde bugün de sürmek mümkün. İslam süsleme sanatlarından hat, tezhip, ebru kurslarıyla ud ve ney derslerine gösterilen ilgi; vakıf çalışmaları ve yardımlaşmaya verilen önem ve ayrılan bütçe; yabancılara karşı yoğun hoşgörü ve olumlu yaklaşım, bahsettiğimiz izlerden bazıları sadece. Prof. Yasin Aktay’ın tanımıyla, Selçuklular yeryüzünde gelip geçmiş en önemli uygarlıklardan biri ve bu devlet bütün performansını, medeniyet bazında ulaşılmış en üst kentsel ve toplumsal seviyesini Konya’da sergilemiş.

Konya’yı farklı kılan özellikleri tarihiyle sınırlı değil elbet. Coğrafi açıdan Türkiye’nin en büyük ili. En fazla belediye ve belde de burada. Sahip olduğu en’lere, en uzun karayolu ağı ve en kalabalık üniversiteyi de eklemek gerekiyor. Selçuk Üniversitesi’nin 80 bin öğrencisi var. Türkiye’nin şekerpancarı üretim merkezi. Ülkede tüketilen tahılın yüzde 19’unu üretiyor. Ayrıca, toplam 32 bin küçük ve orta ölçekli işletmesiyle (KOBİ) tarımdaki geleneksel önemine, yeni dönemde sanayi sektörünü de eklemeyi başarmış bir şehir. Madem gündeme geldi, ildeki içkili lokanta sayısını da verelim. İçki ruhsatı alan ve müşterilerine alkol servisi yapan 50 civarında restoran var Konya’da. Bu konudaki en ciddi kısıtlamanın, okul ve cami yakınındaki işletmelere içki ruhsatı verilmemesi olduğu söylenebilir. Bu da uluslararası bir kriter. Alkollü içki tüketiminde Türkiye ortalamasının üçte biri kadar bir orana sahip Konya.

ANADOLU’DAKİ YENİ İSTANBULLAR

Bu oranlar da gösteriyor ki, Konya’yı anlamak için alkolden çok daha önemli kriterler var. Bunlardan biri de şehircilik markası olabilecek düzeydeki gelişmeler. Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, “Anadolu’da yeni İstanbullar oluşturmak gerektiğini” vurguluyor. Bunu Türkiye’nin geleceği açısından önemli buluyor. Onun kafasındaki “yeni İstanbullardan” biri de kuşkusuz kendi şehri. Gerekçesi de hazır. Konya göç alan, buna karşın planlı yapılaşan, çarpık kentleşmenin ve gecekondulaşmanın olmadığı bir şehir. Başkan, Konya’yı, ‘çarpık kentleşmeyi önlemede bir model’ görüyor. Borçsuz kalkınma ve halkın önünde gitme, önem verdiği diğer iki başlık. Yani şehrin gelişimini ve insanların ihtiyaçlarını önceden görüp, yapılaşmadan önce altyapıyı tamamlayabilmek. Konya’da çözülemeyen en önemli problem kış aylarındaki hava kirliliği. Bunun için de doğalgaz altyapısının tamamlanması bekleniyor. Başkan Akyürek, “Şehircilikte bir marka değerimiz oldu. Modelimizi incelemek için birçok başkan ziyaretimize geliyor.” diyor.

KİMSE SADAKA ALMAK İSTEMİYOR

Konya’nın bir diğer özelliği ise ‘düşene el uzatma’ kültürüne sahip olması. Kayseri’de sık tekrarlanan bir iddiayı, burada da duyuyoruz: “Konya’da ben açım, açıktayım diyen insan olamaz.” Sosyal belediyeciliğin yanı sıra Konya’da kendini hayır işlerine adamış vakıflar var. Adlarını sık duyduğumuz Kimse Yok mu, Deniz Feneri gibi yardım kuruluşlarının şubeleri burada faaliyette. Ayrıca birçok yerel yardım derneği muhtaçların ihtiyaçlarını gideriyor. Onlardan biri Dosteli. Konyalı bir arkadaş grubunun ‘fakirleri kollamak’ maksadıyla başlattığı çalışma, bugün dev bir yardım organizasyonuna dönüşmüş. Derneğin ilk hedefi Konya merkez ve köylerdeki fakirlikle mücadele etmek.

Dosteli Derneği yardım dağıtmakla yetinmiyor. Başlattıkları ‘umut projesiyle’, 2 yılda yüzlerce kişiyi işe yerleştirmişler. Sanatı olanlara işyeri açmışlar. Bazı ailelere örgü makinesi verilmiş. Köylere kiraz ve çilek fidanları dağıtılmış. Ayrıca bu köylerde damla sulama sistemi kurulması için destek sağlanmış. Geçer’e göre Türk insanı sürekli sadaka almak istemiyor. Destek bulması hâlinde kendi ürettikleriyle geçinmek istiyor.

Adese Marketlerini de bünyesinde barındıran İttifak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Mehmet Buğa, Konya’yı nüfusuna oranla yardım faaliyetinin en fazla yapıldığı şehir diye tanımlıyor: “Burada düşene karşı müthiş bir sahip çıkma isteği vardır. Konyalı, düşmanı dahi olsa düşene el uzatır.” Hakikaten Konya’da sosyal dayanışma üst seviyede. Bu tür hizmetler yaşlıların evde bakım hizmetinden tutun bir öğrenciyi ilkokuldan alıp üniversiteden mezun edinceye kadar devam ediyor. Buğa’ya göre şehrin önemli bir diğer özelliği ise her düşünceden ve yaşam tarzından insanın burada rahat bir hayat sürebilmesi. Tutucu kent imajının aksine, Konyalının kendi inancına çok bağlı olduğunu; ancak asla başkalarının hayatına karışmadığını belirtiyor.

BİR SİVİL TOPLUM KENTİ

Mehmet Geçer, dayanışma ruhunu Mevlânâ Müzesi ile Alaaddin Tepesi arasındaki işyerlerinin büyük bölümünün vakıf malı olmasına bağlıyor. Bu bölgede bulunan küçük esnafın kullandığı dükkânlar, ölmeden önce sahipleri tarafından hazineye bağışlanan yerler. Bu bakımdan esnaf da bu bölgede mülk almaya çekiniyor, vakıf malı çıkar endişesiyle. Geçmişten devralınan vakıf mirasının ikinci boyutu ise insanların dedelerinden öğrendiği yardım geleneğini devam ettirmesi. Mehmet Geçer, “Ben dedemden bunu gördüm. Köy köy dolaşır, insanlara yardım yapardı. Babam da öğrencilerin bursundan evlenmesine kadar ilgilenirdi. Şimdi bu anlayış bize geçti. Bizden de çocuklarımıza geçecek. Düşene sahip çıkma duygusu burada bir baba mirası.” diyor.

Bu ‘baba mirası’nın, günümüzde çok kapsamlı ve çok boyutlu bir sivil toplum faaliyetine dönüştüğünü söylemek mümkün. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay, Konya’daki yüksek toplumsal sermayenin, sivil yapılanma bilincini artırdığı görüşünde: “Burada toplum kendini devletten ayrı şekilde örgütlemiştir. Sizin göremediğiniz birliktelikler vardır. Modern anlamda sivil örgüt yapısı yoktur; ama insanlar kolay bir araya gelir ve birlikte iş yaparlar.” Konya’da halen 2 bine yakın sivil toplum kuruluşu faaliyet gösteriyor. İstanbul’dan sonra en fazla sivil organizasyonun bulunduğu şehir aynı zamanda. ‘Mahalle baskısı’ suçlamasına maruz kalan bu şehirde aslında mahalle dayanışması çok fazla. Hatta mahalle dayanışması o kadar fazla ki, iş adamı Öner Boysan’a göre Selçuk Üniversitesi’nde eğitim görmek için şehir dışından gelen çocukların bakımından da sorumlu hissediyor kendini Konyalılar: “O çocuklar ailelerin bize emanetidir. Güven içinde eğitimlerini tamamlamalarından biz sorumluyuz.”

Sivil kuruluşları bir çatı altında toplayan Konya Sivil Toplum Kuruluşları’nın amacı da bu zaten: Kentteki sivil bilinci daha fazla kamu yararının olduğu faaliyetlerde buluşturmak. Platformun dönem başkanı Latif Selvi, “Kolektif çalışma gerektiren konular var. İşin boyutu büyüdükçe ortak hareket etmek gerekiyor.” diyor. Selvi, kolektif hareket etme anlayışı ile Konya için ciddi sıkıntı olabilecek konuların devletten hiçbir katkı beklemeden aşıldığını vurguluyor.

TABANDAN MODERNLEŞME

Konya, toplumsal sermayesi yüksek bir şehir. Bağımsız iş yapabilme ve gönüllü birliktelik, buradaki en belirgin vasıflardan. Prof. Yasin Aktay’a göre bir araya gelebilme ve birlikte hareket edebilmeyi mümkün kılan, her şeyden önce, güven. Öner Boysan’ın da altını çizdiği güven yoksa, ekonomik gelişme de olmuyor, sivil toplum da… Konya’da insanlar birbirine güveniyor. Bu da, sermaye gelişiminin rasyonel şekilde işletilmesini sağlıyor. Bugün Konya, “tabandan başlayan bir modernleşmeyi başarabilmiş şehir” olma vasfına sahip.

Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız toplumsal yapının en önemli yansımalarından biri de sanayi sektöründe yaşanıyor. Konya’daki girişimci ruh kendini ticarette de gösteriyor. Şimdi aynı başarıyı sanayide de göstermek istiyor. Şehirde tüketim kültürü fazla gelişmediğinden, sermaye birikimi yeni yatırımlarda ve hayır işlerinde değerlendiriliyor. Sonuçta hem sanayicilikte kısa zamanda büyük bir gelişme sağlanıyor hem de sosyal faaliyetlerde.

Şüphesiz bu girişimcilik ruhu, ortaklık kapasitesi, birikimin yatırımlara ve sosyal hayata aktarılmasının en önemli gerekçesi, muhafazakârlık. Hem dinî hem de sosyal anlamdaki muhafazakârlık. Yasin Aktay, “Konya’yı geçmişten günümüze marka yapan, muhafazakâr kimliğidir.” diyor. Konyalı bazı iş adamlarının her platformda şehrin bu imajından şikâyetçi olmalarını yanlış buluyor. Buradaki muhafazakârlığın hiçbir şekilde gericilik veya mutaassıplıkla yan yana getirilemeyeceğinin de altını çiziyor. Sanayi Odası Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil de aynı kanaatte. Ona göre Konya’nın bir imaj sorunu yok; sadece tanıtım eksikliği var.

TAHIL AMBARINDAN KOBİ BAŞKENTİNE

Anadolu’nun gelişmiş sanayi şehirlerine bakıldığında tarım ve ticaretin öne çıktığı görülüyor. Toprakları verimli olanlar tercihini tarımdan yana yapıyor. Buna sahip olmayanlar ise ticarete ve küçük atölyelerde üretime yöneliyor. Konya eskiden beri bir tarım kenti. Şimdi bu özelliğine sanayi sektörünü de eklemeyi başarmış. Tahir Büyükhelvacıgil, “Bugün sanayi üretiminin can damarı niteliğindeki bilgisayarlı CNC tezgâhlarının en fazla bulunduğu il Konya’dır. Sayıları 4 bini aşan bu tezgâhlar sanayinin altyapısını oluşturuyor.” diyor. CNC tezgâhı deyip geçmemek lazım. Bunlar esas olarak uçak ve helikopter sanayilerinde duyulan ihtiyaçları karşılamak üzere üretilen araçlar. Gelişmeleri ve yaygınlaşmaları ise otomotiv endüstrisinde uygulanmaya başlamasıyla oluyor.

Odaya kayıtlı 1500 sanayici, 100 farklı ülkeye ihracat yapıyor. Şehrin yıllık ihracatı 1,2 milyar dolar. 80 farklı sektörde üretim yapılıyor. Üç organize sanayi bölgesinden ilkinin geçmişi 80’li yıllar. Yani bu kadar gelişme 30 yıla sığdırılmış. Sanayi Odası Başkanı, “O zaman arsaları insanlara zorla vermişler, şimdi parsel yetiştiremiyoruz.” diyor.

Konya’da görülen gelişmelerden biri de, 2001 krizinden sonra aile şirketlerinin bir yandan kurumsallaşırken diğer yandan dünyaya açılması. Bu konuda işlerini büyütmeleri ve yurtdışına açılmaları için iş adamlarını teşvik eden Anadolu Sanayici ve İş Adamları Federasyonu’nun (ANSİFED) rolü büyük. 13 derneğin buluşmasıyla kurulmuş Konya merkezli ANSİFED, TUSKON’un dış ticaret zirvelerinin düzenli katılımcılarından. Genel Başkan Öner Boysan, “Hiç uçağa binememiş insanlar, TUSKON programlarında yurtdışı ile bağlantı yapmaya başladı. Bu insanlara biraz yol göstermek, önlerine düşmek gerekiyor. Artık sadece 4 -5 kişi çalıştıranlar bile, ellerinde çanta mal satmaya çalışıyor.” diyor.

TÜRKİYE’NİN TAYVAN’I

Aktif Sanayici ve İş adamları Derneği Başkanı Vedat Yöndem de, ‘ticaret için ziyaret şart’ diyenlerden. Bu sebeple Konyalı’nın dış dünyaya açılmasını çok önemsiyor. Yaptıkları organizasyonlarla birçok girişimciyi Çin’e götürdüklerini söylüyor. Sanayi üretimindeki çeşitlilik açısından Konya’nın Tayvan’a benzetildiğini vurguluyor. Benzer bir çalışmayı Sanayi Odası da yapıyor. Üniversite-Sanayi İşbirliğini Geliştirme Platformu adı altında başlatılan çalışma, akademisyenlerle girişimcileri buluşturuyor. Bu sistemde hocaların projesini sanayiciler, sanayicilerin projesini de hocalar ortak web sitesinden görebiliyor. İki taraf da birbirinin birikimlerinden faydalanabiliyor. Firma isterse çeşitli fakültelerden destek verilebiliyor.

Sonuç olarak bugün Konya hem geçmişin görkemli mirasına sahip çıkıyor hem de küreselleşen dünyaya uyum sağlamaya çalışıyor. Orta ve uzun vadede Konya’nın tanıtımı ve dünyaya açılım süreci iyi yönetilebilirse ve elbette içki tartışmasını aşabilecek konularla ülke gündemine gelirse sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da cazibe merkezlerinden biri olabilir. Bu potansiyel Konya’da fazlasıyla mevcut çünkü.

HOLDİNGLER SAADET ZİNCİRİ OLURSA

Konya denince son yıllarda hatırlanan konuların başında kuşkusuz, ‘İslami holdingler’ olarak anılan sermaye yapılanmaları geliyor. Bunların önemli bölümünde yaşanan sorunlar, mağdur edilen insanlar ve bitmeyen hukukî süreçler, şehirdeki bütün başarı hikâyelerinin görmezden gelinmesine vesile oluyor. Konu hep olumsuzluklar üzerinden tartışıldı ama bu süreçten alnının akıyla çıkabilmiş; ancak seslerini bir türlü duyuramayan bazı başarı örneklerine de kulak vermek gerekiyor. İttifak Holding onlardan biri. Farklı alanlarda yatırımları olan holdingin 3 bin çalışanı ve 20 bin ortağı var. Hiç kimsenin ortaklığı yüzde 1’i geçmiyor. Bunlar her yıl yapılan genel kurula katılıyor. Zarara ortak oldukları gibi, kârdan da pay alıyorlar.

İttifak’ın Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Mehmet Buğa’ya göre diğerlerinin batmasının en önemli sebebi, ‘saadet zinciri’ olarak nitelendirilebilecek bir yapıya dönüşmeleri. Saadet zinciri, kâr-zarar ortaklığı değil de sadece kâr ortaklığına göre kurulmuş bir ekonomik model. “Her dönem devasa kârlar dağıtan bir şirket modeli olamaz. Bunların bu noktaya geleceğini önceden söylemiştik.” diyor.

Peki, çok ortaklı holdingler fikri nasıl ortaya çıktı? Seyit Mehmet Buğa, bunun aslında Anadolu’nun kalkınması için gerekli bir model olduğu görüşünde. Yastık altı varlık çok fazla; ancak bu servetler orada kaldıkları sürece sermayeye dönüşemiyor. Doğru kullanılabilirse iyi bir kalkınma modeli. Aynı zamanda işsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliği gibi temel sorunlara karşı da çözüm yollarından biri. Buğa, “Sosyal yapının sağlıklı devam edebilmesi için servetin sermayeye dönüşmesi gerekir. Halk ortaklığı modeli, her şeye rağmen gereklidir. İttifak gibi olumlu örneklerin artması lazım.” diyor.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious