Halifelik kaldırılarak sizce hata mı yapıldı?

Halifelik kaldırılarak sizce hata mı yapıldı?.58480
  • Giriş : 18.10.2007 / 23:04:00

Aksiyon Dergisi köşe yazarı Ahmet Taşgetiren bu haftaki köşesinde neyi yorumladı?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Beyin fırtınası

Kemal Karpat’ı ve benzeri bilim adamlarını okuyunca ben, aslında Türkiye’nin en çetrefil konuları da içine alan ciddi bir beyin fırtınasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Bir mülakat içine yığılmış yargılardan öte, Türkiye’nin tüm sancılı alanlarının, geçmişten bugüne tahlilini içeren beyin fırtınası ortamlarında ele alınması, en acil ihtiyaç bana göre. Ellerimize tutuşturulan şablonların içinde kıvranıp duruyoruz. Oysa Türkiye, zihin kalıplarını zorlayacak farklı bir düşünce iklimine çekilebildiği takdirde birçok şeyin ezberler dışında bir gerçeklik taşıdığı ortaya çıkacak.

Geçtiğimiz hafta Neşe Düzel, Radikal’de pazartesi konuşmaları çerçevesinde tanınmış tarihçilerimizden Kemal Karpat ile bir mülakat yaptı. Mülakat, din ve laiklik eksenindeydi. Kemal Karpat, sorulan sorular etrafında, Türkiye’nin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e akan yürüyüşünü tahlil ediyor, din - laiklik eksenli bir gerilimin sebeplerini açıklıyordu.

Bu mülakattan uzunca bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Burada, çok bilinenlerden ve özellikle resmî şablonlardan farklı düşünceler okuyacaksınız. Ben isterim ki mülakatın tümünü okuyun. Ama buradaki alıntılar da, yeni bir tahlil dünyası ile karşı karşıya bulunduğunuza dair bir fikir verecektir.

İsterseniz önce bu alıntıları okuyalım, ardından da ben, bu farklı yaklaşımların Türkiye için neden önem arz ettiğine dair düşüncemi ifade edeyim.

“Laiklik endişesinin yaşanmadığı bir zaman olmadı. Çünkü, laiklik tartışmasını tetikleyen ana olay saltanatın ve halifeliğin ortadan kaldırılması oldu. Cumhuriyet, bunların kaldırılmasıyla kurulunca, sanki bu müesseselerin temsil ettiği dine karşıymış gibi bir manzara ortaya çıktı. Cumhuriyet din karşıtı gibi algılandı. Sadece dinci kesimler değil, Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi Millî Mücadele’ye katılmış modernist kimseler de halifeliğin birden kaldırılmasını, bu sert yaklaşımı hoş karşılamadı.

...

Bizim bugün de tartıştığımız esas mesele, aslında koskoca bir toplumdur. Saltanatı ya da halifeliği yok etseniz de, karşınızda yüzlerce sene bunların altında yaşamış koca bir toplum var. Bu toplum cumhuriyet aleyhtarı olmamakla birlikte eski geleneklerini sürdürecektir. Çünkü kültür bir anda sökülüp atılamaz. Kültürün kendine mahsus bir gücü, devamlılığı var. Bugün de o kültür devam ediyor. Bu, büyük ihtilaller geçirmiş Fransızlarda da, Ruslarda da böyledir.

Peki halifelik kaldırılmamış olsaydı, cumhuriyet din karşıtı gibi algılanmayacak mıydı? Bugünkü gibi bir laiklik tartışması yaşanmayacak mıydı?

Bu şekliyle belki yaşanmazdı. Çünkü halifelik, halkın kültürüne yerleşmiş olan İslam’ın ve halkın geçmişinin bir nevi garantisi olarak görülecekti.

Türkiye Cumhuriyeti, halifeliği kaldırmadan laik bir Cumhuriyet olabilir miydi?

Tabii olabilirdi. Laik bir ülke dini kaldıran bir ülke değildir ki.

Halifelik kaldırılarak sizce hata mı yapıldı?

Bu konuda evet ya da hayır diye bir şey söylenemez. Çünkü kaldırılmıştır.

...

Bizim en ileri gelen tarihçilerimizden birisi kitabının başında ‘Osmanlı devleti teokratik bir devlettir’ diyor.

Değil mi?

Bunu okuduğumda donakaldım. Bunu söylemek için tarih, siyasi ilimler ve felsefe bilmemek gerek. Teokratik devlet din adamları tarafından idare edilen bir devlettir. Osmanlı hiçbir zaman böyle bir devlet olmadı.

Peki Osmanlı sultanı aynı zamanda halife değil midir?

Halife olarak yönetmiyor ki devleti. Sultan olarak yönetiyor. Halifelik bir unvandır. Halife olarak Mekke’yi, Medine’yi onarıyor, hac yollarını açıyor...

...

Bu toplumda din baskısı olamaz. Çünkü bu toplum inançlıdır. Dindar değildir. Arada büyük fark var. Belki camiye gitmez, orucunu tutmaz fakat inançlıdır. Bu toplumun en kuvvetli tarafı da inancıdır. Çünkü inançsız bir toplum ne devlet kurabilir, ne de medeni olabilir. Bu toplumda muazzam bir inanç kudreti vardır. Sufiliği de kuvvetlendiren zaten insanlardaki bu inanç gücüdür.

...

Neden dinle ilgili bir türlü halledemediğimiz bir sorunumuz var bizim? Neden Cumhuriyet’in kurulmasından seksen küsur yıl sonra hâlâ laikliği tartışıyoruz?

Çünkü laiklik, Cumhuriyet’in ve modernitenin temeli olarak gösterildi. Oysa bir cumhuriyetin temel vasfı demokratik olup olmamasıdır. Eğer demokrasi Türkiye’ye baştan getirilseydi bugün durum değişik olurdu. Zaten bütün bu işler 1930’da bozuldu. 1930’a kadar Atatürk, toplumu biraz eski dengeleriyle muhafaza etmek istedi. Fakat Halk Partisi Atatürk’ü ikna etti ve durum değişti. Atatürk’e, ‘Bak, Fethi Okyar’ı nasıl tutuyorlar. Onu tutanlar gericilerdir, saltanatı geri getirmek istiyorlar’ dediler. Halbuki halk, saltanat falan istemiyordu. Halk Partisi’ni ele geçiren kadronun keyfi yönetimine, yolsuzluklarına tepki gösteriyordu halk. Eğer seçim olsaydı Halk Partisi iktidardan gidecekti. Hedef, Atatürk ve cumhuriyetçilik değildi.

Çok partili rejimden vazgeçmesi ve Serbest Fırka’yı kapatması için kim Atatürk’ü ikna etti?

Bürokrasinin başında olan İnönü’nün kabahati büyük. Atatürk’ü ikna edenlerin başında o vardı. Aynı İnönü 15 yıl sonra fikrini değiştirdi ve ‘Biz hata yaptık ve o partiyi kapattık. Ülkeyi daha başta demokrasiyle idare etmemiz gerekirdi’ falan dedi. Ama iş işten geçmişti ve İnönü bu fenalığı yapmıştı. Araya Atatürk’ün hastalığı, ölümü girdi ve biz hâlâ laikliği tartışıyoruz. Devlet eliyle inanılmaz bir tek parti rejimi tatbik edildi. İnönü, Milli Şef, Ebedi Şef ilan edildi. Bu gibi baskılardan geçmiş bir ülke burası.

...

Toplumumuz din açısından Arap ülkelerine benzemiyor ama halk genellikle dini vurgulamaktan çekinmeyen partilere oy veriyor. Bunu nasıl açıklamalıyız?

Çünkü bu halk kendi inancına hürmet edilmesini istiyor. Bizde ise laiklik biraz dinsizlikle alakalı görülüyor. Türkiye’de en büyük zaaf, küçük bir elit grubun, kendi görüşlerinin dünyanın en mükemmel görüşü olduğuna inanması ve diğerlerine bunu kabul ettirme inadını bırakmaması. Bizde liberaller de, inancın İslam şeklinde ortaya çıktığını kabul edemiyorlar. Oysa bir inancın şekilsiz, ruhsuz, isimsiz olduğunu düşünmek yanlış. İnanç, belli şekiller ve isimler altında ortaya çıkar. Bu toplumda da İslam olarak ortaya çıkıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. İslam dendi mi hemen şüpheleniyoruz.” (Radikal, 8 Ekim 2007 Neşe Düzel - Kemal Karpat mülakatı)

Alıntılar böyle...

Karpat’ın değerlendirmeleri içinde en çok ne dikkatinizi çekti? Mesela şunları not ettiniz mi?:

- Başlangıçta Cumhuriyet ve modernite adına verilen din karşıtı görüntü.

- Laikliğin din karşıtı gibi algılanması.

- Toplum - din ilişkisinin derinliği.

- Halifeliğin toplum nezdindeki yeri. Başlangıçta Kazım Karabekir ve Rauf Orbay gibi “modernist” kimselerin bile halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkışları...

- İnönü - Atatürk ilişkisinin toplumsal gerilimdeki payı.

Bu başlıklar altında Karpat, resmî şablonlardan tamamen farklı değerlendirmeler yapıyor. Mesela “Eğer demokrasi Türkiye’ye baştan getirilseydi bugün durum değişik olurdu.” diyor. Buna karşılık, “Halifeliğin kaldırılması hata mı oldu?” sorusuna “Bu konuda evet ya da hayır diye bir şey söylenemez. Çünkü kaldırılmıştır.” diyerek kaçamak bir cevap veriyor. Muhtemel ki kendisini, bu soru karşısında söz söylenemeyecek bir alanda hissediyor.

Karpat’ı ve benzeri bilim adamlarını okuyunca ben, aslında Türkiye’nin en çetrefil konuları da içine alan ciddi bir beyin fırtınasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Bir mülakat içine yığılmış yargılardan öte, Türkiye’nin tüm sancılı alanlarının, geçmişten bugüne tahlilini içeren beyin fırtınası ortamlarında ele alınması, en acil ihtiyaç bana göre.

Ellerimize tutuşturulan şablonların içinde kıvranıp duruyoruz. Oysa Türkiye, zihin kalıplarını zorlayacak farklı bir düşünce iklimine çekilebildiği takdirde birçok şeyin ezberler dışında bir gerçeklik taşıdığı ortaya çıkacak.

Mesela, bu yazıyı bitirirken, benim kendi düşünce dünyamda sorgulayageldiğim bir meseleyi sizin gündeminize getirmek istiyorum:

-Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı’dan sonra devleti yeniden yapılandırırken, din ile karşı karşıya gelmek gibi bir pozisyon yerine, tıpkı milli mücadele ortamında olduğu gibi, toplumun dinî heyecanından yola çıkarak bir hamle gerçekleştirseydi Türkiye’nin din - toplum - devlet ekseninde yaşadığı gerilimlerden ve enerji kaybından kurtulmak mümkün olmaz mıydı? Böyle bir şey imkansız mıydı? Ve böyle bir durum, Türkiye’ye, bu alanda kaybettiği enerjiyi, toplumu yukarılara tırmandırmak için kullanma imkanı vermez miydi?

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious