Halk, Gül'ü sempatik AKP'yi 'yararlı' buldu

Halk, Gül'ü sempatik AKP'yi 'yararlı' buldu.9984
  • Giriş : 23.08.2007 / 10:34:00
  • Güncelleme : 31.08.2016 / 21:01:25

'Seçimlerin öne alınmasının gerekçesi Gül'ün cumhurbaşkanı seçilememesiydi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu anlamda seçim gizli bir referandum niteliğindeydi' 'Ancak konuyu tek maddeye indirmek yanlış. Demokrasi esas ise, bireyin kendi çıkarını düşünme doğrultusunda akılcı davrandığını düşünmek gerekir

22 Temmuz'da ne oldu? - Prof. Dr. Sencer AYATA


Başlarken
AKP'nin, 4.5 yıllık iktidar döneminin ardından yüzde 46.58 oranında oy aldığı 22 Temmuz seçimlerinin sonuçları tam bir aydır tartışılıyor.
Sonuçlar üzerindeki en büyük etkiyi, "cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananların yarattığı" düşüncesi AKP içinde de görüş ayrılığı doğurdu.
Sonuçlara ilişkin tartışma, merkezi ve yerel yönetim olanaklarıyla seçmenlere yapılan sosyal transferlerin etkisinden muhalefetin yarattığı boşluğun AKP tarafından başarıyla doldurulduğuna kadar uzanıyor.
Milliyet, bugüne kadar bilimsel analizi yapılmayan 22 Temmuz seçimlerini, çalışmaları dünyada da takip edilen Türkiye'nin önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Sencer Ayata ile masaya yatırdı.
ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Ayata'nın sorularımıza verdiği yanıtlarda; partilerin stratejileri, seçmen davranışını belirleyen etmenlerin tamamı, AKP'nin siyaset ve ekonomiye getirdiği yeni düzen, CHP'nin durumu ve gelecek projeksiyonu konularında ilk kez okuyacağınız son derece çarpıcı çözümlemeler bulacaksınız.

Seçim öncesindeki kutuplaşma seçmen davranışını nasıl etkiledi? AYATA: Kutuplaşma iktidar ve ana muhalefet için safların sıklaşması sonucunu doğurdu. AKP, Milli Görüş geleneği ve tabanından gelen oyları sağlama aldı ve doğrusu çok az fire verdi.
Mitingler de solu CHP'de topladı, DSP ittifakı doğdu, bazı sol partiler seçime girmedi. Yani oylar bu seçimde büyük ölçüde toplandı. CHP "laik tabanı" toplayarak yüzde 21 gibi "muazzam" bir oy aldı. Neredeyse tek faktöre bağlı olarak bu düzeye ulaşan bir oyun eşine pek kolay rastlanmaz. AKP ise Milli Görüş desteğinin üzerine yüzde 30 dolayında oy eklemeyi başardı.

Bu seçimin gündemi neydi?
AYATA: Seçimler özellikle yurtdışında esas olarak İslam-laiklik ekseninde algılandı. Bu perspektif Türkiye'deki asker-sivil ilişkisi üzerine oturtuluyor. CHP laiklik eksenindeki oyları adeta çantada keklik gibi görerek kampanyasını güvenlik, terör, ulusal bütünlük alanına odakladı. Bir ara sınıra asker yığma CHP propagandasının tek maddesi haline geldi.
Ancak bu alanda daha kazançlı çıkan parti; cenazeler, maçlar, asker yolcu etme gibi olaylarda daha aktif olan ve oylarını neredeyse ikiye katlayan MHP idi. CHP'ye en az birkaç puan getirebilecek alanlar ise istihdam, işsizlik, yoksulluk, geçim sıkıntısı, sosyal güvenlik konularıydı.
Büyüme, yatırım, ekonomik dengeler, dış ekonomik ilişkiler üzerine söyleyecek ciddi bir birikimi olmayan CHP, sosyal politika alanını da boş bırakınca AKP bu alan üzerinde tam hâkimiyet sağladı. Bir önceki seçimde iş dünyası için bu konuların sembolü olan Kemal Derviş CHP'de idi ve bu eksiklik hissedilmemişti.

'Politizasyon doruktaydı'

Seçim atmosferinde kamuoyuna ilişkin genel gözleminiz neydi?
AYATA: Seçimler boyunca birbirine zıt iki eğilim dikkatimi çekti. Bir yanda, özellikle büyük şehirlerde adeta siyasetle yoğrulmuş, aşırı politize bir kamouoyu, ama her akımdan, her siyasi görüşten.
Bu derecede bir politizasyon 1970'lerden bu yana yaşanmamıştı. Oysa kasabalara ve şehirlere gidenler, örneğin il değerlendirmeleri yapan gazeteciler, böylesine durgun bir seçim ortamı görmediklerini yazıyorlardı. Sonunda muazzam bir oy kullanma seferberliği yapıldı. Özellikle laiklik vurgusu yapan kesimde, bırakın kendilerini, herkes hasta anne ve babalarını sandığa taşıma telaşına düştü.

Genellikle "rahatına düşkün olduğu" varsayılan ve sandığa gitme kararlılığı zayıf olan bu kesimi böylesine harekete geçiren neydi?
AYATA: Rejimin niteliği tartışılıyordu. Bu yarış seçime katılımı çok üst düzeylere taşıdı. Denilebilir ki, seçmenin en az üçte biri öncelikle din-siyaset ilişkisi teması etrafında oy verdi. Yani CHP oylarının çok büyük bölümü ile AKP'nin dini kimliği ön plana çıkaran tabanının toplamı.
İkinci temel etken yine klasik bir sosyolojik değişken, etnik kimlikler ve etnik ilişkiler. Yani kimlik, milliyetçilik, terör, devlete yönelik bölgesel tehditler... Özellikle DTP ve MHP için bu tartışma etrafında şekillenen oylar çok önemli idi. Üçüncüsü ise, iş, geçim derdi, hastane, çocuğun okulu vs. Yani günlük yaşam dünyası; bu dünya ise alabildiğine sakindi. Ve bu sessiz alana AKP damgasını vurdu. Dini konuşmalar, ev ziyaretleri, yardımlar yani din temelli enformal ilişki ağlarını devreye sokarak...
Derinden yürütülen kampanyada hem kültürel, hem dini, hem de ekonomik değişkenler gündemdeydi. Seçimin üç konusu da gerçek anlamda duyarlıklara ve her biri önemli büyüklüklerde oy tabanına hitap ediyordu. AKP bu üç konunun üçünde birden ve özellikle sosyoekonomik sorunlar konusunda en iddialı biçimde söz sahibi olmaya çalışan tek partiydi.


İktidar ve toplum birliği

 

Din-laiklik, etnik kimlikler-güvenlik, ekonomik-sosyal sorunlar. Seçim sonuçlarını bu üç ana gündem maddesi mi tayin etti?
AYATA: Bir de bizim seçimlerde güç ile, kazanma şansı yüksek olan ile başarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü iktidar her bakımdan çok önemlidir; iş olur, ihale olur, belediyeden ruhsat olur vs. Kararsızım diyen çok kimse "kim kazanıyor" diye bakınır. Çünkü iktidara ters düşmek istemez.
AKP, her yere uzanan örgüt ağıyla, diğer partilere göre mahalli ortamı, yani kimin ne beklediğini, kimin nasıl davrandığını diğer partilerden daha iyi izler. AKP bu açıdan kampanyayı çok iyi götürdü. Kampanya başladı ve AKP oyunun yüzde 40 olduğunu herkese duyurdu. "Biz kazanıyoruz, haberiniz olsun" mesajını verdi. Son haftalarda biraz da bu nedenle oy artırdı. Diğer bir deyişle, siyasi iktidarın gücü ile toplumdaki güç biraz iç içe geçiyor.
Bizde siyasi denetim ile toplumsal denetim tam örtüşmez; hatta denilebilir ki demokrasinin dinamizmi bir ölçüde bu ayrılığa bağlı olagelmiştir Türkiye'de. Son yıllarda AKP'nin yaygın taban örgütlenmesi birçok mahalli çevrede merkezin siyasi gücü ile toplumdaki güç yapılarının iç içe geçmesine yol açmaya başladı.

Dış dünyanın AKP lehine sonuçları etkilediğini düşünüyor musunuz?
AYATA: AKP seçim sürecinde IMF, uluslararası finans dünyası, ABD, bazı AB ülkeleri ve çeşitli dış güçlerin sempatisi ve desteğini almayı başardı. Bu desteği iyi çatılmış, planlanmış bir güç koalisyonu gibi görmek doğru olmaz.
Yine de bu uluslararası atmosfer AKP'ye önemli bir moral destek sağladı, rakiplerine karşı elini güçlendirdi ve ekonominin önde gelen aktörleri nezdinde partinin meşruiyet ve itibarını artırdı.

'Gül sempatik bulundu'

 

AKP'nin başarısını genel olarak hangi unsurlara bağlıyorsunuz?
AYATA: Bu konuda medyada yapılan değerlendirmeleri şöyle toplayabiliriz: Kampanyada üstünlük, iyi işleyen bir parti, yerel yönetimlerden gelen büyük destek, hizmet götürme heyecanının hâlâ yüksek olması, siyasi iktidarı elinde tutmanın sağladığı meşruiyet, tarikat ve cemaatlerin ilk defa bu ölçüde aynı parti etrafında birleşen desteği, AKP başarısının diğer partilerin yeterince başarılı olamamasına dayandığı görüşü, merkez sağın adeta çökmesi, iyileşen ekonomi, konut, yollar altyapı ve sosyal transferler...
Yaklaşık bir aydır süren seçim sonucu değerlendirmelerinde ekonominin rolü ön plana çıktı. Bir yanda sonuçların öncelikle asker-sivil ilişkisi gibi siyasi değişkenlerle açıklanması, diğer yanda AKP'nin yüksek oy oranını ekonomiyle, yönetimin bu konudaki başarısı ile ilintilendirme var. Öylesine ki, bu konuda AKP'nin içinde bile tartışma çıktı; yüksek oy nedeni hangisi; cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananlar mı, yoksa hükümetin beş yıllık icraatı mı?

Sizce hangisi?
AYATA: AKP'nin adayı Meclis'teki ezici çoğunluğa rağmen seçilemeyince AKP muhalefete ve TSK'ya karşı bu sorunun çözüm yerini "seçmen" olarak belirledi. Seçim sürecinde bu konu sürekli konuşuldu. Seçimin öne alınmasının gerekçesi tek başına bu sorundu. Seçimde AKP istediğini elde etmiş oldu.
Bu bakımdan seçimlerin gizli bir referandum niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Ama sadece bu konu oylanmış, ülkeyi kimin yöneteceği tek bir konuya indirgenmiş ve referandumdan bu sonuç çıkmış gibi düşünmek doğru olmaz. Araştırmalar bu mağduriyet iddiasının AKP'ye birkaç puan kazandırdığını gösteriyor.
Kanımca bir ilke meselesinden çok Gül'ün halk tarafından sempatik bulunması da bu sonucu doğurdu. Sırf demokratik tepki olarak oy veren kaç kişi var, bilemiyorum. Ama biz mazlumu seviyorsak haklı bulma eğiliminde oluruz, yoksa "iyi oldu, Allah'ından buldu" da deriz!

Köşk sürecinde yaşananların sonuçlar üzerindeki etkisini sınırlı görüyorsunuz...
AYATA: Kanımca bu seçimlerin en çok üzerinde durulması gereken tartışma konularından birisi yardımlar ve oy ilişkisi. "Bireyin oyu satın alındı" diyebilir miyiz? Oy verme büyük seçmen çoğunluğu için bireysel, rasyonel ve önemli ölçüde de özgür bir süreç.
Sanıldığı gibi, al kömürü ver oyu, olmuyor. Böyle belirlenen oylar her seçimde vardır, bu seçimde de olmuştur. Ama bu tartışma ciddi, çünkü demokrasinin özüne yönelik.


Köşk seçimi bahane oldu

Yardım alan seçmen nasıl düşünüyor?
AYATA: Yardım alan bir kimse birçok etkeni dikkate alıyor. Örneğin AKP'nin hiç de söylendiği gibi mucize yaratamadığını düşünüyor, verdiği taban fiyattan hiç memnun değil, oğlu aylardır işsiz geziyor, hayat pahalılığının devam ettiği kanısında, belki de bu nedenlerle bir daha asla AKP'ye oy vermeyeceğini söylüyor çevresine.
Ama aynı anda hastanede, eczanede işi kolaylaşmış, son taban fiyatı daha iyi gelmiş, yöresinin ekonomik olanaklarını alabildiğine artıracağını düşündüğü bir otoyol yapılmış, köy yolu asfaltlanmış, Başbakan'ın azarlamalarına kızsa da diğerlerine bakıyor ve "bu daha iyi onlardan" diyor, koalisyonların istikrarsızlık yaratacağı fikri onu da ürkütüyor, iktidar partisini en dindar parti olarak görüyor ve daha birçok faktör söz konusu... Ve sözünü ettiğimiz bazı yardımlardan yararlanıyor. Biraz zorlanıyor. Oyu AKP'ye verecek, ama bir de bahane lazım. "Vermeyecektim ama" diyor, "Şu cumhurbaşkanlığı seçiminde oynanan oyunlara kızdım!"
Tüm sıraladığımız etkenler, özellikle televizyon vasıtasıyla vatandaşların ezici çoğunluğuna ulaşıyor. Şayet demokrasiyi esas alıyorsak, bireyin kendi çıkarlarını düşünme doğrultusunda akılcı davrandığını varsaymak durumundayız. Kaldı ki vatandaşa kızarken muhalefetin ne kadar eksik kaldığını da söylemiyor muyuz?

'Seçmeni suçlamayalım'


Yani seçim sonuçlarını değerlendirirken seçmene eleştirecek bir noktadan hareket edilemeyeceğini söyleyebilir miyiz?
AYATA: Tabii bir başka uca sürüklenip vatandaşın bilgi, eğitim ve siyasi davranış yönünden hiçbir sorunu bulunmadığını da söylemeyelim. Bırakanız Türkiye'yi, Avrupa'daki seçmeni bile işsiz olduğu, hoşgörü duyguları gelişmediği için, ırkçı politikacıların etkisinde kalarak tepkici milliyetçi oylar veriyor diye eleştirmiyor muyuz?

MİLLİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious