Halkoylaması 'kaos'a yol açar mı?

Halkoylaması 'kaos'a yol açar mı? .9376
  • Giriş : 06.10.2007 / 08:27:00

21 Ekim'de yapılacak halkoylaması 'kaos'a yol açar mı?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


21 Ekim halkoylamasının doğurabileceği hukukî sonuçlar üzerinde, ünlü 184-367 tartışmasına çok benzer bir tartışma cereyan ediyor. Gene inanılması güç hukukî iddialar ortaya atılıyor.

Bunların en ilginci, halkoylamasının evetle sonuçlanması halinde, Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığının sona ereceği, "11. cumhurbaşkanını" seçmek üzere seçime gidileceği ve bu konudaki nihaî kararın da Yüksek seçim Kurulu tarafından verileceğidir. Bu iddialar insana, "ben bunun neresini düzelteyim?" cümlesi ile biten meşhur fıkrayı hatırlatıyor.

Her şeyden önce Sayın Gül'ün seçimi, seçildiği anda yürürlükte olan Anayasa kurallarına harfiyen uyulmak suretiyle gerçekleşmiş tamamen hukukî ve meşru bir seçimdir. Bunun aksini iddia eden de olmamıştır. Daha sonra yürürlüğe girecek bir hukuk kuralının bunu etkileyebileceğini ileri sürmek, hukuk kurallarının geriye yürümeyeceği yolundaki temel hukuk ilkesini inkâr etmek demektir. Bu iddianın tek dayanağı, halkoylamasına sunulan paketin, "11. cumhurbaşkanının" halk tarafından seçileceğini öngören geçici 19'uncu maddesidir. Ancak 11. Cumhurbaşkanı zaten seçilmiş olduğuna göre, bu hükmün uygulanma kabiliyetini kaybettiğini kabul etmekten başka yapılacak şey yoktur. Bir an için iddianın geçerliliğini kabul etsek bile, seçilecek cumhurbaşkanı, "11." değil, "12." Cumhurbaşkanı olacak, dolayısıyla paketin geçici 19'uncu maddesi gene de uygulanmış olmayacaktır. Çünkü elbette Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığını yok saymak, hukuken de, mantıken de mümkün değildir. Halkoylaması ile kabul edilen bir Anayasa hükmünün, TBMM tarafından kabul edilen bir Anayasa hükmünden daha üstün bağlayıcı güç taşıyacağı iddiası da, hukukî dayanaktan yoksundur. Anayasa'mızda iki tür Anayasa hükmünün farklı değerlerde olduğunu uzaktan yakından ima eden hiçbir işaret yoktur.

Söz konusu iddiaya karşı ileri sürülebilecek ikinci bir kanıt, Anayasa'mızda cumhurbaşkanlığının hangi nedenlerle sona ereceğinin belirtilmiş olmasıdır. Anayasa'nın 106'ncı maddesine göre, bunlar, ölüm ve istifadır. Aynı madde "başka bir sebep"ten de söz etmekle birlikte, bununla kastedilenin, merhum Gürsel'in durumunda olduğu gibi, görevine devamını imkânsız kılacak sürekli bir hastalığa tutulması gibi haller olduğu açıktır. Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı Yüce Divan'a sevk edilmesi durumu (m. 105) da bu sebeplere eklenebilir. Ancak bu durumda dahi, cumhurbaşkanlığı sıfatının Yüce Divan'a sevk anında mı, yoksa mahkûmiyet anında mı sona ermiş olacağı konusunda Anayasa'mızda açıklık yoktur. Bunların dışında bir nedenle cumhurbaşkanlığı makamının boşalabileceğini düşünmek mümkün değildir.

Yüksek seçim Kurulu'nun, boşalmamış bir cumhurbaşkanlığı makamına ilişkin olarak seçim yapılmasına karar verebileceğini iddia etmek ise, tam bir hukukî safsatadır. Anayasa'nın 79'uncu maddesine göre Yüksek seçim Kurulu'nun görevleri, "seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul" etmektir. Aynı maddenin son fıkrasına göre, "Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur." Görülüyor ki, Yüksek seçim Kurulu'nun yetkileri, seçimlerin ve halkoylamasının "yönetim ve denetimi" ile sınırlıdır. Kurulun, milletvekili veya olası cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına karar verme gibi bir yetkisi yoktur; olması da tasavvur edilemez. Aksi halde, Yüksek seçim Kurulu, bir yasama meclisinin veya cumhurbaşkanının görevini sona erdirme yetkisine sahip olurdu ki, bunun demokratik ülkelerde bir örneği olduğunu hiç sanmıyorum. Hatırlanacağı üzere benzer bir iddia, geçtiğimiz yaz aylarında Cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesi üzerine TBMM seçimlerinin yenilenmesi konusunda da ortaya atılmıştı. Böyle bir iddianın, hâkimler hükümetinin (juristocracy) en hararetli taraftarlarınca bile ileri sürülebilmesi, son derece güçtür. Buna rağmen bu tür görüşlerin savunulabilmesi, bazı hukukçularımız da dahil olmak üzere, kamuoyunun bir kesiminde yargı denetimi ile yargı iktidarı arasındaki farkın anlaşılmamış olmasının veya anlaşılmak istenmemesinin sonucudur. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin konuya müdahil olabileceği de elbette düşünülemez. Çünkü Yüksek seçim Kurulu kararları yargı denetimine tâbi olmadığı gibi, Anayasa Değişikliği paketinin Anayasa'ya aykırılığı iddiası da, Anayasa Mahkemesi'nce reddedilmiştir ve ortada Anayasa'ya aykırılığı iddia edilebilecek bir norm yoktur.

Böylece, hukukî durum çok açık olmakla beraber, eğer Meclis'te geçici 19'uncu madde ile gene anlamını yitirmiş olan geçici 18'inci maddesinin halkoylaması paketinden çıkarılması yönündeki bir Anayasa Değişikliği üzerinde uzlaşma sağlanabilirse, bu, önümüzdeki haftalarda zihni enerjimizi temelsiz ve mesnetsiz hukukî iddiaları tartışarak israf etmemizi önlemek açısından çok yararlı olacaktır. Bu yazının tamamlanmasından sonra, Meclis'te bu konuda uzlaşma sağlandığı açıklanmıştır. Bunu olumlu bir gelişme olarak kabul ediyor, aynı yapıcı ve uzlaşmacı ruhun önümüzdeki anayasa yapımı sürecinde de devam etmesini diliyorum.

PROF. DR. ERGUN ÖZBUDUN
BİLKENT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious