Hangi Bakan'a İstanbul'da 'komunist bakan' deniyor?

Hangi Bakan'a İstanbul'da 'komunist bakan' deniyor?.17279
  • Giriş : 17.04.2008 / 05:03:00
  • Güncelleme : 17.04.2008 / 00:06:55

Sektör buluşmalarında konuşan bir bakan kendisine İstanbul'da 'Komünist Bakan' denildiğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Zaman'ın düzenlediği sektör buluşmalarının 7'ncisi Türkiye'nin en önemli sorunlarından birini masaya yatırdı. Sağlık sektörünün önde gelen kuruluşlarıyla, bakanlık ortak bir platformda bir araya geldi. Son yıllarda gerçekleştirilen reformların aksayan yönleri üzerinde durulurken, somut çözüm önerileri ortaya kondu.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'la Türkiye'nin önde gelen özel hastane ve birlik yöneticilerini buluşturan toplantıda en önemli konu 'doktor ihtiyacı'nın nasıl giderileceğiydi. Bakan Akdağ atılacak somut adımları anlattı. Buna göre, yabancı doktorların Türkiye'de çalışmalarını engelleyen düzenleme değişecek. Belli sayıda yabancı doktor çalıştıran özel hastanelere bazı ayrıcalıklar tanınacak. Belli alanlarda uzmanlaşmış hekimlere birkaç özel hastanede çalışabilme imkânı sağlanacak. Yurtdışında eğitim alan Türk hekimlerin denklik sorunu iki ay içinde çözülecek ve bunlar Türkiye'de görev yapabilecek. Köklü çözüm için YÖK'le anlaşma sağlandı. Tıp fakültelerine bin 500 ek kontenjan açıldı.

Toplantıda özel hastanelerle bakanlık arasında yaşanan sorunlar da gündeme geldi. Özel hastanelere ağır şartlar getiren 15 Şubat genelgesinin yumuşatılacağı mesajı veren Bakan Akdağ, özel hastanelerden beklentilerini sıraladı. Fark ücretine mutlaka sınır getirileceğini vurgularken, "Bana İstanbul piyasasında 'komünist bakan' dendiğini biliyorum. Ama sağlık işleri liberal piyasaya bırakılamaz." dedi.

Recep Akdağ
Sağlık Bakanı


Özel hastanelerdeki yüksek maaşlar yüzünden 'doktor karaborsası' oluştu. Benim 5 bin YTL verdiğim göz hekimine özel hastane nasıl 15 bin YTL veriyor? Fark ücreti alıp doktora veriliyor. Buna müsaade etmeyeceğiz.

Ahmet Karataş
TÜMSAD Bşk.


Bizler, kamudan hızlı doktor kaçışının engellenmesi ve hizmetlerin aksamaması için alınan önlemleri destekliyoruz. Ancak bu adımı atarken özel hastanelerin önünü kapatacak maddelerin bir an önce kaldırılmasını istiyoruz.

Turgut Aydın
Memorial Hast.Yön.Kur. Bşk.


Olayı herkes kendi açısından değerlendiriyor. Hastanesinin standartlarını yükselten, işini iyi yapan insanların yolunu açmamız lazım. Hastane sınırlandırması liberal ekonomilerde olmamalı. Standartları yükseltebilirsiniz.

M.Ali Aydınlar
Acıbadem Hast.Yön.Kur. Bşk.


Özel hastaneler, sigortalı hastayı kabul eder hale geldi. Ama bu plansız oldu. Herkes bulduğu bir binayla ve bulduğu parayla hastane açtı. Her 500 metrede bir hastane var. Kamu planlamayı kendi ihtiyacına göre yapmalı.

Kazım Taş
İsviçre Hastanesi Başhekimi


Katkı payı mutlak surette taban ve tavan olarak tayin edilmelidir. Bir hekimin kalkıp da Bakırköy'de 500 YTL, bir başka bölgede 100 YTL hastadan isteme hakkı olmamalıdır. Ayrıca 25 yataklı hastanelere izin verilmemeli.

Ekrem Dumanlı (Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü): Gazetemizin organize ettiği bu sektör toplantılarında sorunlardan çok çözüm alternatifleri üzerinde duruyoruz. Bu toplantılardan çıkan sonuçları gazetede yayınlamanın yanında kitapçık haline getirerek, ilgili kamu ve özel kurumlara gönderdik. Sağlığın da çok hayati bir mesele olduğu aşikar. Ben bunu tecrübe ettim, bir yazı yazdım, birçok tepki aldım. Meğer ne kadar çok insanımızın bu alana ilgisi varmış. Gördüm ki insanların kanayan yarası, iyileştirmeyi beklediği bir alan bu sağlık meselesi. Bu toplantılardan birini sağlığa ayıralım, çözüm paketlerini burada da bilirkişiler ortaya koysun, kamuoyuyla paylaşalım istedik. Sayın Bakan'ımız talebimizi kabul buyurdular. Teşriflerinizden dolayı bütün katılımcılara teşekkürlerimi sunuyorum. Güzel açılımlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Recep Akdağ (Sağlık Bakanı): Bir sosyal devlet hükümeti olarak ifade etmek zorundayım, biz sistemin temeline insanı ve hastayı koyacağız. Ondan sonra bütün bunun üzerinde düzenlemeler yapmak zorundayız. Arkadaşlarımızın bir kısmı artan sağlık giderlerinden bahsetti. Vatandaşların bir kısmının da buna katkı vermesinden de haklı olarak bahsettiler. Zaten vatandaşlar sağlık için katkı ödüyorlar. İlaç için ödeniyor. Özel hastaneler ve tıp merkezleri için de katkı ödenmeye başladı. Ama bu nereye kadar olmalı? Kim ne kadar ödeyebilir? Bunlar iyi tespit edilmeli. Ülkemizde farklı gelir grupları var. Mutlaka bunları göz önüne alarak bu işi yapmak zorundayız. Çünkü sağlık, liberal ekonomiyle izah edilebilecek bir konu değildir. Biz bir sosyal devletiz, mutlaka özel sektörün gücünden istifade edeceğiz ama milletin sağlığını sadece liberal ekonominin piyasa şartlarına bırakamayız. Basit bir rakam vereyim: Şu anda biz bu toplantıyı yaparken Türkiye'de muayene olan her 100 hastadan 25'i cebinden para ödüyor. Biz göreve geldiğimiz zaman kamunun sağlık hizmetini karşılaması diye bir kavram yoktu. Kamunun hastaneleri vardı ama hizmet almak için muayenehaneye gitmek zorundaydık. Basit bir hastalık için, reçete yazdırmak için doktorun karşısına çıkabilirdiniz. Gerçekten önemli bir hastalığınız varsa ve ameliyat olacaksanız mutlaka bir muayenehaneye gitmek, para ödemek zorundaydınız. Biz bunu değiştirdik. Kamu hastanelerinde uyguladığımız politikalarla meslektaşlarımızın büyük çoğunluğunun muayenehanelerini kapatmalarını temin ettik. Garazımız olduğundan değil, para verdik, gönüllü olarak kapattılar. Kamu hastanelerindeki hekimlerin yüzde 68'i muayenehanesiz çalışıyor. Biz onlara para da ödüyoruz. Herkes haklı olarak özel sektör sağlık hizmetlerinden memnuniyetin 22 Temmuz seçim sonuçlarına yansıdığından bahsediyor. Doğrudur. Ama 22 Temmuz'a kadar özel sektörün payı bundan çok düşüktü. Toplam muayene sayısı kamu ile kıyaslandığında SGK tarafından satın alınan hizmet yüzde 8'ler civarındaydı. Şimdi yüzde 25'lerde, bunu daha da artıralım. Ama o zaman benim vatandaşımın yüzde 35'i cebinden para vermeye devam edecekse biz yanlış bir yöne gidiyoruz demektir. O zaman bu araba duvara toslar. Bu ülkede cebinden para vererek sağlık hizmeti alabilecek insan sayısı kısıtlı, bunu zengin insan yapabilir. Çünkü sağlık öyle bir ihtiyaç ki bunun hazırlığını önceden yapamazsınız. Allah korusun, çocuğunuz bir anda lösemi oluverir. Para ödemek zorunda kalıyorsanız haliniz perişandır. Tedavi için bileziklerini satanlar vardı Biz halkın bizden ne istediğini çok iyi biliyoruz arkadaşlar. Ben 25 sene Doğu Anadolu'da hizmet verdim. İnsanların eşlerinin kollarındaki bileziklerini, evlerini, arazilerini sattıklarını gördüm. Bir arkadaşımız ev satılarak Doğu Anadolu'da yatırım yapıldığından bahsetti. Yıllarca insanlar varlıklarını satarak sağlık hizmeti almaya çalıştı.

Buradan şu sonuca gelmeye çalışıyorum: Biz zaten özel sektörden bu hizmeti satın almayı düşünmeseydik hiç anlaşma yapmazdık. Ama bir tedaviyi yaparken, komplikasyonları önceden iyi hesap edemezseniz hastaya zarar da verebilirsiniz. Tıp merkezleriyle yapılan anlaşmada da biraz böyle oldu. SGK bu hizmeti satın alırken normal devlet hastanesine ödediğinden daha fazla tıp merkezlerine ödedi, bence bu doğru değildi. Ve tıp merkezleri üstüne üstlük vatandaştan para aldı. Bunun böyle devam etmeyeceği açık. Buna başka bir yöntem, usul bulacağız. İlk anda şöyle düşünülüyor: 'Evet liberal ekonomi, vatandaşın seçme hürriyeti var. E o zaman siz güzel de bir iş yaptınız. Vatandaş isterse özelde, isterse kamudan hizmet alıyor. O zaman vatandaş istediği kadar ödesin, ne karışıyorsunuz?' Bu çok düz ve yanlış bir mantık. Burada piyasayı belirleyen doktor arkadaşlar. Hani Nasrettin Hoca'nın 'parayı veren düdüğü çalar' hikâyesinde olduğu gibi, kim doktoru eline geçirirse düdüğü o çalıyor. Bir hocamız Sağlık Bakanlığı'nın hizmet sunucu olmaktan çıkmasını önerdi. Bunun kanununu yaptık. Ve şu an Meclis Genel Kurulu'nda. Hastane birlikleri kanunu. Buradan bakanlığın çıkması için en az bir 5 yıl gerekli. Çünkü belli bölgelerde başlayacağız. Başarılı oldukça diğer bölgelere yayacağız. Biz hizmet sunucu olmaktan kaçınacağız. Ama bunlar yine de kamuya ait olacak. Bana İstanbul'da 'komünist bakan' diyorlar.

Burada bir örnek vereyim size. Şehir ismi vermeyeceğim. A şehrinde iki tane yeni özel hastane açılır. Aynı şehirde bizim de kamu hastanesinde tıbbi onkoloğumuz vardır. Zaten bu uzmanların sayısı az olur. Yeni açılan özel hastanelerden biri ayda 35 bin yeni lira vererek tıbbi onkologlardan birini alır. Öbür özel hastane de diğer onkoloğa 35-40 bin yeni lira vererek hizmet kadrosuna katar. Benim kamu hastanemde tıbbi onkolog kalmaz. Vatandaş nereye gidecek? Onkolog neredeyse oraya gidecek. Hani diyorduk, vatandaş ister kamuya ister özele gitsin! Ama bu örnekten hareketle kanserli bir hasta iki özelden birine gitmek zorunda.

Başka bir örnek vereyim; bir orta ölçekli Anadolu şehrinde dört tane göz hekimi vardır. Bir özel hastane açılır, iki göz hekimi istifa ederek buraya geçer. Üçüncüsü de istifa edip başka bir şehre gidince devlet hastanesinde 120-130 tane hasta günde bir göz hekiminin karşısına çıkıyor. E peki benim 5 bin yeni lira verdiğim göz hekimine özel hastane nasıl 15 bin yeni lira veriyor? Kolay, vatandaştan farkı alır verirsin. E bir de diyoruz ki vatandaşın seçim hakkı olsun, istediğine gitsin. Ne karışıyoruz? Antidemokratik olmasın. Hatta İstanbul piyasasında bana 'komünist bakan' denildiğini biliyorum. Bunlar eski jargonlar ama bir taraftan piyasacı arkadaşlar komünist olmakla, komünistler de piyasacı olmakla suçluyor.

Diğer bir konu, yabancı doktor getirme meselesi. Kanunu yapmıştık, bir önceki Cumhurbaşkanımız Sayın Sezer veto etmişti. 'Tam gün' yasasıyla bunu yeniden getiriyoruz. İnşallah başına bir kaza gelmeden yabancı uyruklu kişilerin de Türkiye'de çalışmasının önünü açacağız. Ve buradaki kaynakta öncelik özel sektörün kullanacağı kaynak olacaktır. Çünkü yabancı uyrukluların kamuda çalışmasına yasak var. Ama bunun önünü açtığımızda özel sektör gerek Türkiye'de eğitim almış gerekse yurtdışında eğitim almış kişileri rahatça çalıştırabilecek.

Zaman / Hasan Bozkurt, Çağlar Avcı

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious