Hayallerimiz çok büyük

  • Giriş : 08.07.2006 / 00:00:00

Bülent Arınç, ’Dünyada söz sahibi olacak büyük bir devlet olma hedefimiz var’ dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


TBMM Başkanı Bülent Arınç, ’’Bizim hayallerimiz ve hedeflerimiz büyüktür. Bizim dünyada söz sahibi olacak büyük bir devlet olma hedefimiz vardır’’ dedi.

TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nca, Dolmabahçe Sarayı’nın 150. yılı nedeniyle Has Bahçe’de kutlama gecesi düzenlendi.

TBMM Başkanı Arınç’ın evsahipliği yaptığı geceye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bine yakın davetli katıldı.

Arınç, gecede yaptığı konuşmada, bundan 150 yıl önce ıhlamurları, çınarları ve kestane ağaçlarıyla meşhur bu bahçeye bir saray yapıldığını, sarayın, çağın son teknoloji gelişimini ve mimari özelliklerini üzerinde taşıdığını ve sarayın sahibinin 19. yüzyılın büyük imparatorlarından Osmanlı Sultanı Abdülmecid olduğunu söyledi.

Sultanın, kendisinden önce gelen 30 padişahın kaldığı ve bu sarayın bahçesinden de görülen Topkapı Sarayı’nda kalmayı düşünmediğini ifade eden Arınç, şöyle devam etti:

’’Aslında Doğu Roma ve Bizans İmparatorluğu’nun saraylarının yükseldiği o dünyaca meşhur yarımadada, Osmanlı sarayları da yükselmiş ve İstanbul, dünyanın merkezi olmaya devam etmişti. Ancak Osmanlı, sancılı girdiği 18. yüzyılda büyük bir reform hareketini Sultan 3. Selim eliyle başlatmış, fakat bu padişah, imparatorluğu yenileme fırsatı bulamadan tahttan indirilmişti. Onun fikirlerinin mirasçısı ve reformlarının takipçisi olan yeğeni Sultan Abdülmecid, reformları hayata geçirme fırsatı bulmuştu. O meşhur yarımadanın karşısında tahta Galata Köprüsü’nü geçince başlayan ve ayrı bir dünya olan bu yakaya mimari eserler işte o reform döneminde inşa edilmeye başlamıştır.’’

BAŞLATILAN REFORMUN SİMGESİ

Galata’nın, bu dönemde, Avrupa kültürünün ve geleneklerinin tüm renklerini taşıdığını, İtalyan tüccarlar, Musevi bankerler, Rum terziler, Ermeni mimarlar, Rodoslu, Sicilyalı, Atinalı, Fransız ve daha nice ulustan insanın yaşadığı bu bölgede, bir Osmanlı sarayının yapımına karar verildiğini dile getiren Arınç, ’’Değerli araştırmacı Murat Belge’nin ifadesiyle, Topkapı Sarayı ile Dolmabahçe arasında birkaç kilometrelik az bir mesafe vardı ama Osmanlı sarayının buraya taşınması 100 yılı aşkın bir süre almıştı. Bu süre modernleşme tercihi için karar alınmasında geçen süreydi’’ diye konuştu.

Arınç, sarayın, kuşkusuz başlatılan bir reformun simgesi olduğunu, modernleşme sürecinin en görkemli örneği olan sarayın, biraz ötesindeki saat kulesi, Bezm-i Alem Valide Sultan Cami ve Mehmet Emin Ağa Sebili ile bir uyum içinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturduğunu söyledi.

Yeni ulaştıkları belgelere göre, sarayın baş mimarının Abdülhalim Bey, mimar ağası ve bina emininin Altunizade İsmail Zühdü Paşa olduğunu kaydeden Arınç, inşaat işlerinin başında ise son 400 yıldır tüm Osmanlı imparatorlarının gözdesi olan Ermeni Balyan ailesinin son ve en yetenekli temsilcileri Garabet ve Nikogos Balyan’ın bulunduğunu bildirdi.

KÜLTÜREL DEĞİŞİMİN ZEMİNİ

Arınç, yapılan eserin, Doğu ile Batı’nın karışımı, ama daha çok Batılı mimarinin son örneklerini öne çıkartan eklektik bir tarzda inşa edildiğini, aslında inşa edilen şeyin, bir yapıdan çok kültürel değişimin zemini olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

’’Bu kültürel zeminin üzerinde bir süre sonra Fransızlar’ın Grand Rue De Pera adını verdiği ve bugün Beyoğlu dediğimiz ünlü bir cadde; bu cadde üzerinde bütün Şark dünyasının ilk kez göreceği oteller, pastaneler, berber salonları ve tiyatrolar inşa edilecektir. Böylece modernleşmek için yapılan yapısal değişimin sembolü, Galata Köprüsü’nden başlayan ve suların dağıtım kanallarının merkezi olduğu için adına Taksim denen bölgeye kadar uzanan Pera olmuştur.

Saray, 13 yıl süren inşaatından sonra 1856 yılının sıcak bir yaz günü açıldı. Açılmasıyla birlikte Osmanlı sultanı ve onun tüm varisleri bu yeni saraya taşındı. Geride 550 yıllık bir imparatorluk geleneği, o imparatorluğa ait tüm iyi ve kötü hatıralarla farklı yönetim biçimi kaldı. Artık yeni bir dönem başlamıştır ve herşey bu yeni döneme göre düzenlenecektir. Saray, ihtişamlı görünümüyle herkesi büyülemiştir. Ayrıca bir süre sonra gaz lambalarıyla aydınlatılan, kaldırımlarına taşlar döşenen ve yağız atların çektiği tramvaylarla gidilen Beyoğlu Caddesi sarayın ihtişamına katkı sağlayacaktır. Değişim rüzgarı o denli hızlı esmişti ki, bu bölge bir anda imparatorluğun cazibe merkezi olmuştu. Şarkın kadim şehirlerinden, Anadolu’dan özel olarak bu bölgeyi görmek için insanlar geliyordu.’’

TÜM DEĞİŞİM RÜZGARLARININ İLK ESTİĞİ YER

Sarayın sultanının yalnızca mimariyi değiştirmediğini, aynı zamanda yönetim biçimlerine de karıştığını kaydeden Arınç, nitekim padişahın saraya yerleşmesinden tam 20 yıl sonra imparatorluk döneminde ilk kez padişahın yetkilerinin halkla paylaşıldığını ve ilk parlamentonun 1876 tarihinde açıldığını, parlamento deneyiminin o dönem için birçok Avrupa ülkesine göre önce başladığını anlattı.

Arınç, dolayısıyla sarayın tüm değişim rüzgarlarının ilk estiği yer olduğunu, yalnızca siyasette değil müziğin, sanatın, mimarinin, bilimin, modanın esinlendiği yerin hep bu saray olduğunu söyledi.

Arınç, şöyle devam etti:

’’Kısacası yeni bir arayışın, yeni bir reform döneminin ve yeni başlangıcın merkezidir saray. 150 yıl boyunca 3 ayrı yönetim sistemine, padişahlık, monarşik parlamenter sistem ve son olarak Cumhuriyetin tanığı olmuştur. 6 padişah, 1 halife ve 2 cumhurbaşkanına evsahipliği yapmıştır. Sarayın Horasan sıvalı duvarları bir imparatorluğun yıkılışına ve genç bir cumhuriyetin doğuşuna şahitlik ederken, aslında ikinci kez büyük bir değişimin tanıklığını da yapmıştır. İmparatorluktan cumhuriyete geçişin tanıklığıdır bu.

Bugün tarihimizin son 150 yılının, ama en sancılı, en büyük değişimlerin yaşandığı son 150 yılın şahidi olan bir mekanda oturuyoruz. Geçmişimizin iyi ya da kötü tüm hatıralarının izlerini taşıyan, geldiğimiz yeri bize hatırlatan ve gurur duymamız gereken, ders almamızı gerektiren olayları bize gösteren bir mekandır burası.

Bu sarayda ve bu saraya taşınan tüm geleneklerin, tarihi şahsiyetlerin, kültürün sahibi bugün milletimizi temsil eden yüce meclisimizdir. Tüm milli saraylarımızın meclisimize ait olduğunu söyleyen ve bu konuda kanunun çıkmasına öncülük eden Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yüce Önder, 10 Kasım’da yine bu sarayda hayata gözlerini yummuştur. Her yıl onun aziz hatırasını yaşatmak için aramızdan ayrıldığı odada törenler düzenliyoruz. Bu yüzden meclisimiz tarihine sahip çıkarak, bu emaneti yaşatmak için elinden geleni yapmaktadır.’’

’’HAYALLERİMİZ VE HEDEFLERİMİZ BÜYÜKTÜR’’

’’Yaşayan tarihi eserler bize güç, gurur ve çalışma azmi verir. Bir yay gibi ne kadar tarihin gerilerine doğru giderek gerilirsek, oku o kadar çok uzağa fırlatabiliriz’’ diyen Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

’’Bizim hayallerimiz ve hedeflerimiz büyüktür. Bizim dünyada söz sahibi olacak büyük bir devlet olma hedefimiz vardır. Bizim halkıyla, tarihiyle, kültürüyle barışık, etrafına mutluluk ve refah yayan bir devlet olma hayalimiz vardır. Bizim, çocuklarımıza gurur duyacakları, ailesi gibi sahiplenecekleri bir devlet bırakma hayalimiz vardır.

Bu toprakların, 150 yıl önce olduğu gibi, tüm milletlerin, kültürlerin, dinlerin birarada yaşanabileceğini gösterecek gelenekleri vardır. Bu geleneklerimizi yeniden canlandırmak ve dünyanın bugün yaşadığı medeniyetlerarası çatışmaya panzehir olduğumuzu herkese anlatmamız gerekir. İstanbul’un tüm tarihi mekanları bizim en canlı tanıklarımızdır. Bugün 150. yılını kutladığımız Dolmabahçe Sarayı’nın daha nice yıllar ayakta kalmasını ve bize ilham vermesini diliyorum.’’

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious