Prefabrik

Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şimşek

Kimdir? Haysiyetsiz Nesiller mi Yetişti?
Yazı Boyutu:

Haysiyetsiz Nesiller mi Yetişti?

01.01.2011 / 00:00

Geçmişi tarihin bağrına kök salmış bir neslin torunları olmak bir ayrıcalık olsa gerek. Tarih boyunca kimseye boyun eğmemiş, hem hakkın ve hakikatin yanında olmuş necip bir millet… Ezmedi, ezdirmedi, sövmedi, sövdürmedi… Kimsenin namusuna göz dikmedi bir gün… İçindeki çürük elmalara rağmen, vicdanı satılmışlara rağmen Resul'e ümmet, Fatih'e torun oldu bu millet

 

Dört yanı ateş çemberi, haklının üstüne çamur atılmakta… Temizliğine yardım eden eller bile cüzamlı… Leş ciğeri yemiş bir nefes, göğsünden çıkardığı hırıltılarla çağa ruh verme gayretinde… Aldığı her can, yıktığı her ocak canına can katmışçasına fütursuzluk veriyor…

 

Kalkıp da ayağa…

Bakınca kanlı gözlerle

Alaca karanlığı ürküten

Deccal değilim ben...

 

Bir Alman utanmadı Yahudi kıyımından… İngiliz şerefinden bir şey kaybetmedi Hindistan fakirini birbirine düşürürken. Fransa "yaptımsa yaptım, e ne olmuş" dedi Faslı, Tunuslu, Cezayirli çocuklara. Ruslar asla uslanmadı Orta Asya'nın göçebe çanağını yalamaktan. Yahudinin ciğersiz bakışları fosfor fosfor yakmadı mı Filistinli yavruları? Bosna, Çeçenistan, Filistin, Irak bir insanlık pazarına dönmedi mi başta Amerika sayesinde? Sibirya, Belene, Guantonamo bir ciğer, yürek, haysiyet, ırz ve şeref değirmeni olmadı mı? Bu insanlara layık görülen bir hayat 20. Yüzyılın hayvanlığı değil miydi? Erkeklerin ırzıyla dalga geçip, bok yedirip, sidik içirip karşısında dans eden İngiliz ve Amerikan kadın-erkek askerlerinden kendi çocukları hiç utanmadı mı?

 

Ben bütün bunları haysiyete leke düşüren davranışlar olarak görürken, bu insanları neden kendilerinden utanan, insanlığın yüzüne bakamayan bir halde göremiyorum? Nasıl oluyor da üzerinden sanki yüz yıldan fazla bir vakit geçmiş gibi, bu insanlar hala meydanlarda insanlık dersi veriyorlar… Biz neden bunu yapamıyoruz? "Hiroşima Sevgilim" Amerikan ruhunu hiç incitmiyor mu? İki yıl önce Ukrayna Kiev'de ziyaret ettiğim Savaş müzesinde Almanların kemik kırma değirmenlerini, Yahudi derisinden yapılmış eldivenleri, insani kirlerden arınmak için Yahudi yağından yapılmış sabunları görmüştüm… Hayalen defalarca o eldiveni giymiş, midemi bulandırasıya kadar o sahneyi tekrarlamıştım. Bugün ne zaman bir eldiven görsem o zulmü hatırlar, ne zaman bir sağanak yağış altında kalsam, Filistin'de üzerine fosfor yağan çocukların kaçışlarını hatırlar, her ne zaman utanmaz bir çakal gibi gülme görsem Guantonamo'da ABD ve İngiliz kadın askerlerce ırzı beş paraya çevrilen gururlu doğulu erkekler aklıma gelir.

 

Neslim o kadar tarihi çalkantılar içinde kendine yaşanacak bir mecra arayışıyla Anadolu'ya asırlar öncesinde gelmiş. Kanun, hukuk, uluslar arası anlaşma, sınır ve daha başka modern kavramların bilinmediği, herkesin oturduğu yeri "memleketim" saydığı dönemlerdi bunlar. Sadece Osmanlı 600 küsür yıl hükümet etmiş bu topraklara ama kimsenin arını namusunu pazara çıkarmamış. Boş odalara doldurulan ne Rum, ne Ermeni, ne de başka bir milletin karısının ırzına geçip, aleme ibret olsun diye piçlerin doğması için bir gayret içine girmemiş. Savaşta savaş, barışta barış kollanmış. Cephede aman dinlememiş askerim, "Allah Allah"larla kulakları çınlatmış, koku salmış beş para etmez, vatan tecavüzcüsü ciğerlere. Ermeninin yaşadıkları, yemek yediği çanağa sıçmaktan, otağında oturduğu hane sahibinin çadırını yakmanın karşılığını görmekten başka bir şey değildir. Zaman bir dünya harbi dönemi, fıtrat sahibi bir Çakal, leş sürüyen bir Rus, Fransız ve dahi İngiliz olunca, Çakal çakallık etmesin diye bostanın ötesinde tutulmak istenmiş... Ben bunda Osmanlı ferasetinden başka bir şey göremiyorum. Geride bırakılan çocuk ve kadınlar için sağlanan uygun şartlar bugünün "Türk piçlerini"(!) doğurtmadılar. Türkiye'deki her Ermeni kadını hala Ağrı'ya Ararat diyen çocuklar doğuruyorlar… Ben leşe konacak kadar ciğersiz değilim Hiroşima!... Hayalarına verdiğim elektrikten utanmayacak, karımın yüzüne bakarken ırzına geçtiğim erkeklerin hayalinden tiksinmeyecek kadar şerefsiz olmadım Guantonamo!… Sofraya oturup kahvaltımı yaparken, rabbime şükrettim ama bir Iraklıya yedirdiğim boklar, Bosna'da kavurduğum ve yemeeri için annelerini zorladığım çocuk etleri midemi bulandırmadı eyyy Bağdat!.. Çürüyen kemikler, insanlık garibesi haline gelmiş yüzler geceleri rüyalarımı bulandırmadı… Yapım buna müsait değil… Aldığım eğitim, her el açışımda yöneldiğim, hıçkırıklarla boğulunca alnımı koyduğum yer, hep "BİR".

 

Ben bugün kendime haysiyet testi yaptım. Gördüm ki, ben pişkin bir adam değilim. Hatalarından beli bükülen, sürçmesinden benzi solan biriyim. Şeyhim Edebali… Gecelerimi huzursuz eden tarihim değil, Dedem Korkut oldu. Gürleyince "Eyyyy…. Oğul! Sen sen ol…..", daha cümlesi bitmeden ben kendime gelir, kıyamet oldu sanır, estağfurullah çekerim…

 

Her yazımda büyüklerime buradan söylemedik laf bırakmadım. "Ülkeme sahip çıkın, neslimize yaşanacak bir toprak bırakın!" dedim. Ordusuyla, iktidarıyla, muhalefetiyle herkese seslendim… Dünya bizimle uğraşıyorken, aklını önüne koyup, ruhunu meydana sürüp "ne yapmalı?"yı düşünsünler istedim. Komplolar, ihtilallar, darbeler, krizler, birbirine kumpaslar, devlet başkanını saymamalar, Cumhurbaşkanı'na küfredenler, Başbakan'a adi diyecek kadar şerefsizler aramızda… Dünya kendine yeni bir düzen kurarken, biz hala yüzümüzdeki sivilcelerle uğraşan bir delikanlı gibiyiz. Aklımıza "öteki" hiç gelmiyor ki… Hep kendimizi kemale erdirmekle meşgulüz. Bütün bunlara "eyvallah" diyebiliyorum. Ama biraz birlik, beraberlik ve "söz konusu vatan" meselesine odaklanmak gerek diyorum. "Halkım benim istediğim kişiye oy vermedi" diye Cumhurbaşkanına küsen bir kişi lider olamaz. Benim Baykal'la bir derim yok… derdim duruşta. "Ben iktidar olamadım" diye kumpaslar kurmak basit düşüncelerin eseri. Belki bu devlete bir Devlet gerek ama o devlete devlet gibi olmak gerekmez mi?

 

Ermeni tasarısı daha dün çıkmadı ki. Devlet ve millet meselesiyle sadece iktidar olunca ilgilenilmez ki… Şimdi Orduya da, muhalefete de, sivil toplum örgütlerine de sormak lazım: Hükümet Ermeni iddialarına karşı başarısız oldu. Bir yerleriz ferahladı mı? Her program eline dosya alıp, "elimizde dosyalar var" diye ekranları inletenler, "Başbakan'a suikast yapacaklarmış" diye bir yerlerini avuçlayarak ekranlarda milletin yüzüne karşı çakalca gülenler ve gırgır geçenler evlerinde rahat uyusunlar. Mersin'de çarşaf yırtanlara bakınca "acaba 1915 olaylarında bu insanların babaları ve anneleri ne yapıyorlardı? Kimlerdi onlar?" diye sormak geliyor aklıma.

 

Hem tarihiyle yüzleşme ve hem de onurlu bir nesil yetiştirme adına uluslar arası bir çıkış yapıp, dünyaya adalet ve insanlık duruşu sergileme gayretlerine Türkiye de başlasa. Kötüye kötülükle karşılık vermek bizlik bir davranış değil ama ileri devletler bu yollarla size diz çöktürüyorlarsa, farklı bir yoldan insanlığa bakmakta fayda var… Mesela her yıl bazı ülkeler demokrasi raporu yayınlarlar. İnsan hakları ihlali yapan ülkeleri izlemeye alır, liste yayınlarlar, terör listesi yayınlalar. Buna göre de dost ve düşman belirlerler. Doğrudur bizim dünyayı iyi-kötü diye ayırmak gibi bir alışkanlığımız yok ama bu ülkelerce işaret edilen taraflardan hangisi olacağımız önemli. Fransa'ya Zafer Üskül ve ekibi insan hakları ihlali var mı diye gittiklerinde bize gülüp, "hadi ulen oradan, siz kim insan hakları kontrolcülüğü kim" diye dalga geçip incelemelere ne izin verdiler, ne de ekibi muhatap aldılar. Türkiye demokrasisine ve adalet anlayışına güveniyorsa ABD'de oylanan, Fransa'da kanun haline getirilip insanları cezalandıran uygulamaya benzer bir uygulama da kendi yapmalı. Türkiye buna benzer bir konuyu sözde Temsilciler Meclisi'ne getirse ve bunlarla dünyaya şekil vermek isteseydi, en azından bir tavır içine girseydi bize kim ne derdi? Bunu yapmadığımız için her yıl yayınlanan raporlarda "bizi nasıl gösterecekler acaba" diye endişeleniyoruz. Şunu anlayamıyorum. Bu gibi hareketler ya da çıkışları kimlerin yapabileceğine dair yazılı çizili ya da imzalı bir belge, bir hukuksal düzen mi var? Neden hep demokrasi raporunu, terör raporunu, insan hakları raporunu onlar yayınlıyor, biz ise onlar bizi ne ile adlandırırlarsa o rolle dünyada kendimize bir yer edinmeye çalışıyoruz? Adına "lobicilik" denilen yalakalanmaklarla neden zaman kaybediyoruz. Amerika'daki oylama dün tüm Türkiye'yi ekranlara kilitledi. Neden önemsedik ki? Biz yapsak Amerika da ekranlara kilitlenir miydi? Mesela oylanan metnin son bölümünü şu şekilde Türkiyeleştirmiş olsak: 

 

Dünkü oylama sonucunda

Türkiye Temsilciler Meclisi(!);

     

(1) Başkan'a; Hiroşima, Bosna, Guantonamo ve Filistin'de yaşananlarla ilgili Türk ve dünya kayıtlarıyla belgelenen insan hakları, etnik temizlik ve soykırımla bağlantılı meseleler hakkında uygun yaklaşım ve hassasiyet ile adil bir karara varılmamış olmasının yarattığı sonuçları yansıtan bir Türkiye dış politikası oluşturması çağrısı yapmaktadır;

(2) Başkan'a; her yıl özel bir tarihte verilen Başkan'ın "İnsanlığa çağrı" mesajında savaşlarla milyonlarca insanın sistemli ve kasten yok edilmesini "çakallık" olarak tanıması ve Türkiye'nin bu konuyla ilgili yaptığı müdahalenin onurlu tarihini hatırlatması çağrısı yapmaktadır...

 

Yapamazsınız, çünkü bu nesli yetiştiren benim gibiler, Türkiye'nin geri kalmışlığını, demokrasiden habersizliğini, Avrupa'nın üstünlüğünü, adalet, demokrasiyi ve medeniyetin Batı'dan dünyaya yayıldığını öğretiriz. Ve daha bir yığın saçmalık… 

Facebook Twitter

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious