Hep 'orta yolu' seçti

  • Giriş : 06.11.2006 / 00:00:00

Bülent Ecevit, Türkiye siyasetine "romantik, inatçı ve kararlı" kişiliğiyle damgasını vurdu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sürpriz çıkışlarıyla hem takipçilerini hem karşıtlarını şaşırttı. Fırtınalı siyasi hayatında 'entelektüel politikacı' profili çizdi. Sol yelpazede siyaset yapmasına rağmen "solun sınırlarını" sürekli zorladı. En çok atılan slogan ise belki de onun en sevdiğiydi: "Halkçı Ecevit!"

Daha 1967'de "Solculuğun derecesi, ölçüsü hayati önem taşır. Bir ölçüsü sıhhat, daha ileri ölçüsü ölüm demek olabilir." diyordu. 1970'lerin "Karaoğlan"ı, "ortanın solu"na sahip çıktığı için sağcılar tarafından "komünist" diye tanımlanacak; "ortanın solu Moskova'nın yolu" sloganları atılacaktı. Marksizm'den kaynaklanmadığı için "demokratik sol" kavramını "sosyal demokrasi" yerine kullanan Ecevit, öncesinde, CHP genel sekreteri iken, "CHP sosyalisttir demedim ve demeyeceğim. Ancak bir kimse gelip ben CHP'yi sosyalist olarak görüyorum, katılmak istiyorum derse engel olmayacağım." diyordu. Öyle ki 1970 yılında bir gazete, Ecevit'in sol yorumundan yola çıkarak, "Aşırı solun geniş cephe faaliyeti ve CHP Genel Sekreteri Ecevit" diye bir kitapçık yayınlayacaktı.

Burada Ecevit'in kimi sözleri Mehmet Ali Aybar ve TİP'li Çetin Altan'ınkilerle karşılaştırılacak, bire bir paralellikler kurulacaktı. 12 Eylül darbesinin ardından yollarını ayırdığı eski CHP'liler ise onu hiçbir zaman solcu görmedi. Ecevit, "ulusal sol" ve "inançlara saygılı laiklik" kavramı nedeniyle "sağcılık"la suçlandı. O ise, partisinin 1994 yılında yapılan büyük kongresinde, "Biz memleketin karşılaştığı birtakım sorunlara çözümünü önerdiğimizde bize sağcı suçlamasında bulunuyorlar. Asıl bunları görmezlikten gelenler sağcının sağcısıdır." diye cevap verecekti.

Kendisini "faşist" diye suçlayanları da, "Bunlar ulussevmez vatanseverler." diye tanımlayacaktı. Bir dönem genel başkanı olduğu CHP'ye bakışı ise şu sözlerde gizli: "Dünyada mezara gömülmüş olan bir ideolojinin ayaklı müzeleri ile DSP'yi tek bir sol kefeye sığıştırmaya kalkışmak, entelektüel fantezisi olmanın ötesinde bir saçmalıktır." 18 Nisan seçimleri sonrasında MHP ile koalisyon kurmasından dolayı, Ahmet Taner Kışlalı'nın cenazesinde "Başbuğ Ecevit" sloganları atıldı. Kendisini iktidara taşıyan seçimlerin yapıldığı yılın yaz aylarında ise "75'lik devrimci" oldu. Meclis kürsüsünde, "Türkiye'de bazı çevreler, her yeniliğe karşı çıkmayı ilericilik veya devrimcilik sanıyorlar. Bu eski bir alışkanlıktır. Ben hatırlarım. Gençlik yıllarımda Türkiye'de ilk Hilton Oteli kurulurken, bazı gerici çevreler, (Eyvah... Türkiye'ye kapitülasyon geliyor) demişlerdi. Renkli televizyona karşı çıkılmıştı. Çok kanallı televizyona karşı çıkılmıştı. Köprüye karşı çıkılmıştı. Ne kadar yenilik varsa ilericilik adına, devrimcilik adına, bunların hepsine bazı çevreler karşı çıkmışlardı ve bunu solculuğun gereği saymışlardı. DSP, çok şükür bu solculuk anlayışından kendini kurtarmıştır. Katı devletçilik anlayışından da kendini kurtarmıştır. DSP, Türkiye'ye çağdaş ve gerçekçi sol kavramını getirmiştir." diyordu. Solun 21. yüzyılın eşiğinde nasıl yorumladığını anlatırken, katı devletçilik anlayışından uzaklaşıyordu. Belki de onu değiştiren 20 yıllık uzun iktidar yürüyüşü idi. DSP'nin ilk kurulduğu günden itibaren, "sorunlar coğrafyası"nın "fırsatlar coğrafyası"na dönüştürülebilmesi için, "bölge merkezli dış politikayı" savundu. Zaman zaman "ulusalcı" isimler DSP içinde buna yön verdi. Irak Savaşı'na karşı çıkması, Saddam Hüseyin ile 1. Körfez Savaşı öncesinde yaptığı görüşme, 1970'li yıllarda ABD'ye rağmen haşhaş ekimini serbest bırakması, "anti-emperyalist" yaklaşımlarına örnek olarak sayıldı. Kıbrıs Barış Harekatı'nın altına Başbakan olarak imza atan Ecevit, Kıbrıs ile hep yakından ilgilendi. "Kıbrıs Türkü'nün özgürlük ve bağımsızlığından herhangi bir ödün beklenmemeli. Kıbrıs Türkü'nün kaybı Türkiye'nin kaybıyla eşanlamlıdır. Türkiye bu bilinçle hareket etmektedir" çizgisini savundu. Muhalefete düştüğü zamanda iktidara, "Kıbrıs'ı teslim etmeyin" diye seslendi. Son başbakanlığı döneminde, AB'ye karşı "Onlar ortak biz pazar" çizgisinden uzaklaşan Ecevit, Türkiye'nin tam üyeliğinin ilan edildiği Helsinki Zirvesi öncesinde de kararlı bir tutum izlemişti. Ecevit'i, AB Dönem Başkanı Lipponen, Ankara'ya gönderdiği mektupla ikna edebilmişti.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious