'Her an hapse girebilirim'

  • Giriş : 06.08.2006 / 00:00:00

Medya, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden biriydi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Demokrasiyi savunan yazarlar büyük güçlüklerle karşılaştı. Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol bunlardan biri. Akyol, o dönemde yaşadıklarını Zaman’a anlattı. İki çocuk babası Akyol, gazeteciler üzerindeki baskılar artınca eşine “Hazırlıklı ol, beni her an içeri alabilirler.” demiş. Akyol, “O dönemde önümüzü göremiyorduk, her an her şey olabilirdi.” diyor. Akyol, demokrasi mücadelesini verirken bir yandan da eşine ‘korkmamasını’ telkin etmiş.

12 Eylül’de 14 ay hapis yattığını aktaran Taha Akyol, o dönemde de benzer bir durumun yaşanabileceğini düşündüğünü kaydediyor. Akyol, şunları vurguluyor: “28 Şubat’ta Ordu işime son verilmesi konusunda baskı yaptığında kendim için değil, ama ülkem için çok endişelendim. Ben zamanında 14 ay hapis yattım. 28 Şubat’ta da demokrasi için üç ay beş ay ne gerekiyorsa yatmaya hazırdım.” Ordunun siyasete girmesinin her şart ve zamanda olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten Akyol, “27 Mayıs devrimdi, 12 Eylül karşı devrimdi, 28 Şubat da balans ayarıydı diyemezsiniz. Siyaset bilimi bilen hiç kimse Ordu şu zaman katılırsa iyi, şu dönemde katılırsa kötü olur mantığı yürütemez.” şeklinde konuşuyor. Akyol, fikirlerin köklü olması halinde esen rüzgârlara karşı koyulabileceğini hayat felsefesi edinmiş. Postmodern de olsa, darbenin bir ülkeye çok şeye mal olabileceği inancını taşıyor. Üslubunun çatışmacı ve kışkırtıcı olmadığını hatırlatan Akyol, uyarıcı ve tartışmacı bir tarzı benimsediğini söylüyor.

Taha Akyol’un o süreçte Milliyet gazetesinden atılması istenmişti. Gazeteci Mehmet Barlas, bu olayı kamuoyuna şöyle açıklamıştı: “28 Şubat, basın mesleğini rezil etti. Aydın Doğan malum süreçte Dinç Bilgin’e göre çok daha tutarlı davrandı. Orgeneral Çevik Bir, Aydın Doğan’ı eleştiriyor. ‘Gazetendeki bazı yazarlar türban konusunda yanlış yazıyor.’ diyor. Aydın Bey, Çevik Bir’e ‘Gel kendileri ile konuş.’ diyor. Bunun üzerine Çevik Bir gazeteye geliyor. Genelkurmay ikinci başkanı yazarlar ile toplantı yapıyor. Toplantıda sert tartışmalar oluyor. Çevik Bir gidince Aydın Bey, Taha Akyol’u kutluyor. ‘Sen bildiğin gibi yaz. Ben senin arkandayım.’ diyor.” 28 Şubat sürecinde demokratik çıkışlar yapan Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar ise andıçlanmıştı. Söz konusu yazarların terör örgütü PKK ile işbirliği yaptığı ileri sürülerek bu yalanın bazı gazetelerde yer alması sağlanmıştı. Akşam yazarı Nazlı Ilıcak da kendisini gazeteden, patronu Mehmet Emin Karamehmet’i tehdit eden bir paşanın attırdığını savunmuştu.

Sürece damga vuran yazılar...

Orgeneral Çevik Bir’in gazeteciler hakkında ‘kara listeler’ hazırlayıp “Falan kalemler yazmayacak” dediği...

28 Şubat’ın ‘irtica’ dediği türden bir olay değildir Hizbullah... Zaten irtica brifinglerinde imam hatipler, Kur’an kursları, irtica sermaye gibi konular işlenmiştir.

BÇG, “sabahlara kadar uykusuz çalışarak” her yerde ‘irtica’yı ararken Hizbullah dal budak salmış, bu çapta silahlanmış...

Mesut Yılmaz soruyordu: ‘Yeniden askerî yönetim özlemi mi var?’ Türkiye’nin gündeminden bir türlü çıkaramadığı, 28 Şubat sürecinde daha da ağırlaşan bu tartışma, Türkiye’yi zaafa uğratıyor! Siyaset toparlanmalı ve “üstün iktidar” olduğunu göstermeli...

Türkiye’de “üst düzey askerî yetkili” açıklamalarıyla yürütülen süreçte, siyasi amaçlı “psikolojik harekat”larla kamuoyu şartlandırılmış, hükümetler devrilmiş, partiler bölünmüştür... “Andıçlar” uygulanmış, gazete sahipleri Genelkurmay’a çağrılarak yazarların susturulması istenmiş, mahkemelere ‘gizli’ yazılar gönderilmiştir.

28 Şubat, toplumu ‘irtica’ ile korkutarak yürütülen bir ‘postmodern darbe’dir. “Siyasal İslam’ın 2005 yılında yüzde 66,94 oy alacağı” biçiminde dehşetengiz hayali senaryolarla toplum ve partiler korkutuldu! Seçimlere giderken bile Çevik Bir “FP birinci parti, irtica birinci tehlike!” diyordu, halbuki üçüncü parti olacaktı!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious