Herkes onu konuşuyor

Herkes onu konuşuyor.10091
  • Giriş : 06.06.2007 / 21:51:00

'Güzellik kraliçesi, model, oyuncu' derken şimdi de bir şarkı yarışması sayesinde keşfedilen bir yetenek...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hande Subaşı 23 yaşında; hayatının en hareketli günlerini geçiriyor. Herkes onu, bir sonraki projesini, nişanlısı ile ne zaman evleneceğini, ne zaman albüm yapacağını merak ediyor. Hande Subaşı kendini Marie Claire'e anlattı.

Hande Subaşı, çocukluk hayalini 2005 yılında gerçekleştiriyor. Küçüklüğü boyunca büyük bir hevesle izlediği Türkiye Güzellik Yarışması'nda kraliçe seçiliyor. Aslında kalabalık bir ailenin içine tek çocuk olarak gelmenin lüksüyle zaten çocukluğundan itibaren 'kraliçeler' gibi yaşıyor o. Kızararak; "Sevgi şımarıklığı içinde büyütüldüm ben!" diyor röportaj sırasında.

Günler çok yoğun, hareketli onun için son zamanlarda. Oyunculuk deneyimi olan iyi, aranan bir model. Ancak asıl 'şöhret' televizyondaki 'Şarkı şöylemek Lazım' adlı yarışma programıyla geliyor. Moda dünyasında ve atv'de geçen yıl yayımlanan Kuş Dili dizisiyle tanınıyor olsa da şimdi bambaşka bir deneyim onun için sokakta olmak... Çırağan Sarayı'ndaki bir defilenin ardından buluşup arabasıyla Yıldız Parkı'na çıkıyoruz. Marie Claire röportajının hemen ardından bir gazeteye röportaj verecek aynı mekânda. Güneş gözlüklerinin ardından arabayı kullananın o olduğunu anlıyor herkes. Gözler şimdi onun üstünde. O ise her gün yepyeni proje tekliflerini değerlendirmek için görüşmelere gidiyor. Henüz karar aşamasında; çok sayıda dizi ve film teklifi aldığını söylüyor. Ancak hayat sürprizlerle dolu. O da sürprizlere hazır genç bir kadın.

MARIE CLAIRE: Kariyeriniz bir güzellik yarışmasıyla başladı. Ne değişti hayatınızda yarışmadan sonra?
HANDE SUBAŞI: Çok fazla bir şey değişmedi; çünkü yarışmadan önce de modellik yapıyordum zaten. Yarışma sonrasındaki zaman diliminde oyunculuk başladı. Bir süre eğitim almak istiyordum; Ayla Algan'dan eğitim aldım. Sonra bir anda Kuş Dili dizisiyle oyunculuğa başladım. Hayatımda farklı bir tat oldu oyunculuk. Ekrandan, basından uzak bir iş hayatım vardı. Oyunculukla ve en son şarkı yarışmasıyla biraz daha fazla tanınmaya başladım. Biraz daha popülerlik denilebilir ama kötü manada değil Allah'tan.
M.C.: Yarışmalar aslında kariyerinizde dönüm noktaları gibi. Güzellik yarışmasının ardından şimdi de şarkı yarışmasıyla belki de başka bir yöne gidecek hayatınız. İleriye dönük planlarınız değişiyor mu bu yarışmalarla?
H.S.: Küçüklüğümden beri özel yaşantımda müzikle ilgiliydim. Çok seviyorum, yeteneğim var ama meslek olarak ele almak gibi bir düşüncem yoktu. Bu yarışmayla birlikte çevremden o kadar olumlu tepkiler geldi ki, şu an bunu düşünebiliyorum. Yine de piyasa şarkıcısı olmak gibi değil düşündüğüm şey. Çok benim tarzıma uymuyor o şeyler. Profesyonel bir eğitim almak istiyorum; müzik adına bir şeyler öğrenmek... Şu anda amatör bir şekilde şarkı söylüyorum ve ileride de özel bir şeyler yapabilirim müzik ile ilgili.
M.C.: Yakın zamanda mı?
H.S.: Planlı bir şey değil şu anda. Çok yakın zamanda böyle bir şey olacağını pek zannetmiyorum. Belki birileriyle onların albümlerinde düet yaparım.
M.C.: Kimle mesela?
H.S.: Metin'le (Arolat) öyle bir şey konuştuk. O arzu ediyor. Ben de isterim. Çok güzel olur bir düet yapsak onun albümünde, çok güzel bir hatıra olarak kalır bize. Şimdi biraz o yönde gidiyor.
M.C.: Artık sokakta daha çok insan tanıyor sizi. O şöhret hali yeni mi sizin için? Neler hissediyorsunuz?
H.S.: Hakikaten öyle oldu. Bana hiç öyle gelmiyor aslında, ben özel hayatımda kendimi çok farklı buluyorum, ekranda daha değişik çıkıyorum. Hiç aklıma gelmiyor o kadar kişinin beni izleyip tanıyabileceği mesela. Biri tanıdığı zaman utangaçlık oluyor, bir yandan da şaşkınlık. Alışık değildim bu zamana kadar. Daha az bir kesim biliyordu beni. Bu yarışmayla birlikte herkes beni tanımış oldu.
M.C.: Hoşunuza gitti mi, sevdiniz mi o tanınma hissini?
H.S.: Türkiye'deki diğer şöhret isimler için daha zor herhalde, onlar da hep öyle anlatırlar ya hiç özel yaşantılarının olmadığını. O anlamda sıkıcı olabilir ama daha beni rahatsız edecek boyutlara gelmedi. Bir de tabii ben görsel işler yapıyorum. Ekrana çıkmaya cesaret edebiliyorsan, podyumda kaç yüz kişinin önünde yürüyebiliyorsan buna biraz alışıyorsun da. Belki de yapı olarak da uygunum. O yüzden bu işi tercih etmişimdir belki. Beni rahatsız etmez. Aksine hoşuma gidiyor; her kesimden, her yaş grubundan çok hoş tepkiler geliyor.
M.C.: Şarkı yarışmasından elendiğiniz için üzüldünüz mü?
H.S.: Açıkçası üzülmedim. Bir burukluk oluyor ama o gece elendiğimde de üzülmedim. Sonradan kendimi izlediğimde de şaşırdım hatta, çünkü ben balık burcuyum ve çok kolay ağlarım. Güzel ya da kötü bir olaya anında ağlayarak tepki veren bir insanım ama o an sahnede de hissettiğim oydu. Çünkü insanlar hep beni favori olarak gördü, yarışmacı arkadaşlarımın bile bir çoğunun kanaati oydu. Oradan elenmek beni çok üzmedi.
M.C.: Yarışmaya girmek eğlenceli ama bir yandan da hırslı olmak, kazanmayı istemek gerekiyor herhalde.
H.S.: Hırslı değil ama azimliyim. Azmim var. Hayatımın hiçbir döneminde hırslı bir insan olmadım; ne okulda, ne meslekte. Tabii ki bir azim var ki ben de yavaş yavaş basamakları çıkarak çok güzel şeyler yapabilmişim bu zamana kadar. O 'illa ki olmalı' hissini güzellik yarışmasında duydum. Güzellik yarışması hayatımda yaptığım en büyük hırstı. Küçüklükten beri çok istediğim bir şeydi.
M.C.: Neden bu kadar çok istediniz güzellik kraliçesi olmayı?
H.S.: Çocukluğumdan beri böyle bir eğilimim var benim. Küçüklüğümde hatırlıyorum ailece güzellik yarışmalarını izlerdik. O zamanlar Barış Manço'nun programı çok popülerdi mesela, çok özeniyordum o programda olmaya. Aslında bir yandan çok utangaç bir çocuktum, bir yandan da oraya çıkamayacağımı da düşünüyordum. Güzellik yarışması ise hep aklımdaydı. Modelliğe biraz ergenlik dönemine girmeye başlayınca heves ettim. Öyle bir meslek planı yaptım. Oldu da; başarılı da oldum. O yüzden 2005'te Güzellik Kraliçesi seçilemeseydim çok üzülürdüm. O daha ciddi bir şeydi benim için. Burada da işi ciddiye alıyordum. Her hafta şarkı çalışıyordum ama bu yarışma güzellik yarışması kadar önemli değildi benim için açıkçası.
M.C.: Ankaralısınız. Nasıl bir aileden geliyorsunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
H.S.: Normal, tipik Türk yapısındaki bir aile. Babam serbest meslek, ticaretle uğraşıyordu, annem de beni biraz büyüttükten sonra birkaç alanda serbest çalıştı. Çok sosyal bir çocukluğum oldu. Çocuk korosundaydım, buz patenine gittim, okulda voleybol oynadım. Anne tarafımdan aile çok geniş, akrabalarımız çok. O yüzden kalabalık bir ailede büyüdüm. Çok kendi halinde bir çocuk gibi değildim.
M.C.: Tek çocuk musunuz?
H.S.: Evet ama çok kalabalık bir ailedeydim. Hem el bebek gül bebek hem de biraz sevgi şımarıklığı içinde büyüdüm. Annemlerin ailesindeki ilk torunum ve 14 yaşıma kadar başka torun gelmedi. İki dayım, anneannem, dedem, teyzem, hep el üstündeydim; zaten kraliçe gibi yaşadım o dönemler! Şimdi geriye baktığımda hayatımın her dönemi güzeldi. Küçüklüğümden beri şanslı bir çocuk olarak yetiştiğimi biliyorum, birçok şeye doyduğumu. Ailem de ne yapmak istesem hep yanımda oldu, beni hiç kısıtlamadılar.
M.C.: Çok arkadaşınız var mıydı?
H.S.. Çok tanıdığım kişi vardı ama yakınım, dostum diyebileceğim tek tük insan vardır hayatımda. İstanbul'a gelip bu mesleğe girdikten sonra çevrem genişledi. Ankara'da daha basitti. Yakın bulduğum görüştüğüm iki üç kişi var hâlâ şimdi.
M.C.: Buz pateni yaptığınızı söylüyorsunuz. Neden bırakmıştınız?
H.S.: Şimdi yarışma ile insanlar daha ilgili ve yakından tanıyor oldular buz patenini ama benim yaptığım dönemde Türkiye'de çok üstüne düşülen, ilerleme kaydedilen bir spor değildi. 15 yıl önce özellikle. Ben neden ayrıldım? Bir ilerleme kaydedilmiyordu. İlk yıl öğrendiğim şeylerin aynılarını ikinci yıla tekrarlıyorduk. Ailem için de zordu. Özellikle annem için... Haftanın beş günü beni götürüp orada saatlerce oturuyordu, kafede bekliyordu. Tabii bir şeylere değmesi gerekiyor biraz emek ve zaman harcamak için.
M.C.: Buz patenine başlamak sizin fikriniz miydi?
H.S.: Ben aslında bale istemişim. Baleyi de ailem istememişti. Çok kas yapıyor diye. Küçüklüğümden beri ince, uzun, hoş bir kızdım; ailem baleye başlarsam bacağım kısa kalır, şöyle olur böyle olur diye baleye yollamak istememiş. Sonra buz pateni diye kandırdılar
beni. İlk beni kayıta götürdüklerinde hayran oldum. İlk gördüğüm anda buzu, patenleri giyip üstüne çıkmak istedim.
M.C.: Buzda Dans'tan size teklif gelmiş miydi?
H.S.: Gelmiş. Ben o sırada dizideydim sanırım. O yüzden zaten pek mümkün olmazdı.
M.C.: Katılır mıydınız?
H.S.: Katılmazdım. Bu yarışmaya kadar da hiçbir yarışmaya gireceğim aklıma gelmezdi televizyonda. Çok benim tarzım değil açıkçası. O yüzden ona da katılmazdım. İyi ki de katılmamışım aslında; orası biraz daha fenaydı. Bir de bu mesleğin içindeyim şimdi orada düşüp bir yerimi kırabilirdim. Çünkü düşüp bacağımı kırmam demek aylarca yatacak olmam ve bir sürü işten geri kalmam demek. Müziği belki de çok sevdiğim için bu yarışmaya katıldım. Yoksa asla tarzım değil. Metin de arkadaşım tabii, içimde hiçbir kuşku yoktu.
M.C.: Metin Arolat nereden arkadaşınız?
H.S.: Nişanlımın ağabeyinin arkadaşıydı. O şekilde tanışmıştık. Sonra da bu yarışmaya onunla birlikte girecek olmak bana çok güven verdi. Tanıdığım, bildiğim biri sonuçta, bu işte bilgili biri. Metin'in de yapısını ve kalitesini bildiğimden gönül rahatlığı ile girdim.
M.C.: Eğitiminiz ne?
H.S.: Ortaokul ve liseyi Tevfik Fikret Lisesi'nde okudum. Lisenin başında modellik yapmaya karar vermiştim. Ailem de; 'Üniversiteyi kazanırsan İstanbul'da gideriz' dedi. İstanbul Üniversitesi'ni kazanınca hep beraber taşındık. Annem özellikle çok fedakârdı. Benim için çok çok fazlasını yaptı hep. Bu konuda kendimi gerçekten çok şanslı sayıyorum. Bütün hayatlarını İstanbul'a taşıdılar benim için.
M.C.: Özellikle yurtdışında modellerin hep bir 'keşfedilme anları' vardır. Sizin öyle bir anınız oldu mu yarışmadan önce?
H.S.: Yok, ben zaten ilgili olduğum için Best Model Yarışması'na girdim önce; orada derece aldım. Hiç tahmin etmediğim bir işe girmedim; hep istediğim işti bu ama başlangıcım orası oldu, Uğurkan Erez ile de orada tanıştım. Öyle başladı benim için her şey.
M.C.: Güzellik kraliçesi seçilmek, model olmak kendinizi kadın olarak algılamanızı değiştirdi mi? Ne zaman olgunlaşmaya, kadın gibi hissetmeye başladınız?
H.S.: Kadın gibi demeyeyim ama ben yaşıtlarımdan çok daha önceden olgun bir yapıya sahiptim. Ailem her anlamda destek oldu ama özgürdüm de aynı zamanda. Hiçbir zaman önümü kesmediler. O yüzden erken yaşta sorumluluk alma yeteneğim gelişti. Benim hep içimde çocuksu bir yanım var. Açıkçası kadın olarak hiç göremedim kendimi ve hâlâ da göremiyorum ama mesleğimde kendimi öyle yansıttığıma inanıyorum. Bu çok özel hayatıma yansımadı ama işim içerisinde evet o havaya bürünebiliyorum. Daha çok iş içerisinde bu duyguları hissediyorum fakat çekim ya da defile bittikten sonra daha çocuksu, saf halime dönüyorum.
M.C.: Modelliği nasıl tanımlarsınız? Nedir aslında bir modelin işi?
H.S.: Buna cevap verirken Türkiye'deki konsepte göre bahsetmem gerek çünkü yurtdışında daha farklı modellik. Modellik orada daha çok bir askı görevi görüyor. Bizim ülkemizde öyle değil. Türkiye'de yapılan modellik; benim gördüğüm, içimde bulunduğum iş öyle değil. Öncelikle görsel bir şeye sahip olmanız gerekiyor ama bunun ölçüsü yok bence. İlla çok uzun boylu olmanız gerekmiyor. Modellik o podyuma, ışıkların altına çıktığınızda o kıyafeti hem gerçekten en iyi şekilde taşımak hem de en iyi şekilde ruhunu yansıtabilmek demek. O yüzden çok net model betimlemesi yapamayacağım. Hissetmek, onu yaşamak daha çok önemli olan.
M.C.: Yurtdışında şansınızı denemek istemediniz mi hiç?
H.S.: En çok istediğim şeylerden biri de buydu aslında. İçimde biraz ukde kaldı da diyebilirim. Yurtdışına göre büyük kalıyorum şimdi; orada çok erken başlıyorlar! Yine istesem giderim çünkü fiziğim elverişli. Güzellik yarışmasına girmeyi istiyordum ilk. Bazı arkadaşlarım, özellikle Sema Şimşek ve Selma Ergeç beynimi yıkadılar; 'Çok karakteristik bir tipin var, yurtdışına çok uygunsun' dediler. Çok istediğim bir şey ama burada bir şeyler yapmayı hedeflediğim için öyle bir fırsatım olmadı ama pişman da değilim. Pişmanlık yok çünkü burada istediğim şeyleri yapabilme fırsatları doğdu.
M.C.: Yurtdışındaki top modeller hakkında ne düşünüyorsunuz? Onlar kendileri artık birer marka gibi.
H.S.: Türkiye dünyaya açılamıyor ama onlarda öyle değil. Amerika'daki bir model başka kıtalarda, başka ülkelerin markalarında tanınıyor, biliniyor. Onların da mesela no name'li olanları da var. Burada da biraz öyle. Biz çok kendi içimizde çalışıyoruz..
M.C.: Kate Moss hakkında ne düşünüyorsunuz? Skandallarla dolu bir yıl geçirdi ama hâlâ en çok kazanan top model'lerden.
H.S.: İşinde çok başarılı ama ben üzülüyorum insan olarak. Sadece Kate Moss için değil. Bir insan bu kadar başarılı, işinde güzel giderken neden kendini mahvedecek şeylere yönelir ki? Ben bu anlamda sırf model Kate Moss diye değil kim olursa olsun, hangi meslekten olursa olsun üzülüyorum ve yadırgıyorum. Onun yanı sıra hâlâ da anlamıyorum işini nasıl sürdürüyor, o kadar tutuluyor. Bizde çünkü bir anda insanı yerle bir edebilirler. Muhakkak orada birtakım değerler daha farklı işliyor.
M.C.: Türkiye'den beğendiğiniz modeller var mı?
H.S.: Çok var; bir çoğu da arkadaşım zaten ama Türkiye'de model diyebileceğimiz sayılı, çok az insan var. 15 kişiyi geçeceğini zannetmiyorum. Sema Şimşek var. Ankara'da TRT'de çalışırken hatırlıyorum onu. Belki de bu işe gerçekten heveslenip karar vermeme neden olan kişilerden biri. Selma Ergeç, Sedef Avcı, Özge Ulusoy, Ece Sükan... Bizim defilelerde beraber çalıştığımız bir kitle var. Hepsi zaten benim beğendiğim isimlerdir.
M.C.: Modacılardan kimleri beğeniyorsunuz? Yarışmada sizi Hakan Yıldırım giydirdi.
H.S.: Evet beni yarışma boyunca Hakan hazırladı. Ben Hakan'ı zaten çok ayrı seviyorum, ayrı bir bağım, yakınlığım var. Bizim modacılarımızın hep farklı modeller. Hepsinin defilesine de çıkıyoruz.
M.C.: Son zamanlarda sizi etkileyen bir defile var mı?
H.S.: En son modacı olarak Dilek Hanif'e çıktım. Çok başarılıydı, muhteşemdi ama hepsini beğeniyorum. Hepsinin defilelerine de keyifle çıkıyoruz. Arzu (Kaprol), (Ümit Ünal), Hakan, hepsi çok başarılı bence.
M.C.: Modeller üzerine çok konuşuldu geçen yıl. Özellikle sıfır beden tartışmasında, anoreksia'dan iki model hayatını kaybettiğinde... Sizin bedeninizle ilişkiniz nasıl?
H.S.: Benim bir sorunum yok. Avrupa'daki kadar zayıf kızlar Türkiye'de çok tercih edilmiyor. Zaten çok fazla incecik model arkadaşımız yok. Benim bünyem hep aynı çalışıyor. O anlamda zayıflamak ya da zayıf kalmak gibi bir çabam yok.
M.C.: Siz kaç bedensiniz?
H.S.: 36 bedenim. Ben mesela birçok kişiye göre zayıfım ama sağlıklıyım. İyi besleniyorum. Yapım böyle. Çok dikkat etmiyorum açıkçası. Bir tehlike sinyali verirse vücudum kendi standartlarıma göre o zaman dikkat ederim ama genel olarak benim kiloyla, fiziksel görüntümle ilgili bir problemim yok.
M.C.: Türk kadınlarından yola çıkarsak çevrendeki güzellik anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
H.S.: Hiçbir zaman abartıdan yana değilim. Hep doğallıktan yanayım ama estetiğe de karşı değilim. Yine de ipin ucunu kaçırmamak gerek. Bu hastalık haline dönüşüyor gördüğüm kadarıyla estetik yaptıranlarda. Bakımlı olmak çok farklı bir şey. Her kadının sahip olması gereken bir özellik bence bakımlı olmak ama estetiğe girince iş orada durmak gerekiyor, bir noktası olması gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında dünyaya baktığımda da Türk kadınının çok daha hoş ve bakımlı ve daha zevkli olduğunu düşünüyorum.
M.C.: Sizin kendinizde kusur olarak bulduğunuz bir şeyler var mı?
H.S.: Her insanın zaman zaman olur ama takıntı yaptığım bir şey yok. Burnumda bir kemik var, lisedeyken düştüm o zaman oldu. Bir dönem onu yaptırmayı düşünmüştüm ama şimdi alıştım. Belki de bu meslekle, yaptıklarımla bir güven de geldi o yüzden kusur olarak görmüyorum.
M.C.: Herkesin ünlü olmak istediği, her genç kızın model, oyuncu, şarkıcı olmak istediği bir dönemde yaşıyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
H.S.: Öncelikle herkes bence kendi olsun ve kendini sevsin. Bizim yaptığımız işler dışarıdan çok renkli, şaşaalı görünüyor. Tamam o yanı da var ama yaşadığımız şey sadece o değil. Her meslekte emek sarf etmek gerekiyor ama bu iş göründüğü kadar kolay değil. Ne modellik, ne de oyunculuk. Zahmetli işler her biri.
M.C.: Çok paralar kazanılıyor mu modellikten? 1990'larda Linda Evangelista; 'On bin dolardan aşağı bir iş için sabah yataktan kalkmam' demişti.
H.S.: Güzelmiş! Kesinlikle kimse öyle zannetmesin. Ben de tabii daha yeniyim ama uzun süredir modellik yapan arkadaşlarım daha büyük üzüntü yaşıyorlar. Çünkü onlar daha kıymetli paralar kazanıyorlarmış. Çok daha iyi fiyatlar alırlarmış defilelerden. Modellikten tek İstanbul gibi bir yerde hayatını geçindirmen çok mümkün değil açıkçası. Belki ancak tanıtımlara gidenler, daha medyatik, magazinsel olanlar daha iyi para kazanabilirler.
M.C.: Siz ailenizle birlikte mi yaşıyorsunuz?
H.S.: Evet.
M.C.: Nasıl ilişkileriniz? Annenizle yakın mısınız?
H.S.: Anne kızın ötesinde arkadaşız biz. Aramızda 20 yaş var. Küçüklüğümden beri her şeyimi paylaştığım biri oldu. Yapmak istediğim hiçbir şeyin önüne geçmedi ama beni sahiplenip korudu da her zaman.
M.C.: Babanızla nasıldır ilişkiniz?
H.S.: Babamla tabii annem kadar değil ama onunla da çok rahatımdır. Erkekler biraz daha kıskanç ve geri kafalıdırlar ya hiç öyle olmadı. Çocukluğumdan beri çok açıktı. Hiç kısıtlanmadım. Hep desteklendim. Aile bence dünyada insanın elde edebileceği en güzel hazine.
M.C.: Siz ne zaman kurmayı planlıyorsunuz kendi ailenizi kurmayı?
H.S.: Benim biraz daha var. Acele etmiyoruz. Şimdi çok güzel giden bir birlikteliğim var bir buçuk yıldır.
M.C.: Nasıl tanıştınız?
H.S.: Can aile dostumuz. Aslında aile olarak yıllardır tanıdığımız kişiler ama büyüyünce böyle bir şey oldu; kısmet işte. O ticaretle uğraşıyor. Şu anda güzel giden bir birliktelik. Çok seviyorum. Güzel şeyler paylaşıyoruz. İnşallah bu şekilde devam ederse ileride mutlaka evlilik de olacak ama bunun çok yakın bir tarihi yok.
M.C.: Yarışmadan dolayı nişanlınız da ilgi gördü. O nasıl karşılıyor bu durumu? Fotoğraflarını gazetede görmek, televizyona çıkmak nasıl bir deneyim onun için?
H.S.: Kötü bir şekilde anılmadığı için rahatsız olmuyordur ama tabii bu işle alakası olmayan biri için zor bir şey. Çok sevmiyor gözükmeyi. Yine de en başından beri benim mesleğimle hep alakalı oldu, destek oldu bana.
M.C.: Siz hiçbir şekilde magazinde olmadınız, hiçbir yerde bikiniyle yakalanmadınız.
H.S.: Allah korusun! Bu yaz yakalarlar belki! Belki şimdi daha cazip geliyor olabilirim daha çok tanındığım için. Benim de sevindiğim mutlu olduğum nokta o aslında. 'Orada gözükmeyeyim, burada gözükmeyeyim' diye bir düşüncem yok. Sonuçta bu işleri yapıyorsam bir yerlerde hakkımda bir şeyler yazılacak; görüneceğim. Çok özel bir çaba da sarf etmedim bunu için ama işimle anılıyor olmak da özel bir şey.
M.C.: Yarışmada size 'ruhsuz' denildi ama herhalde sakin, durgun halinizden bahsediliyordu. Hep böyle misiniz, duygularınızı çok belli etmez misiniz?
H.S.: Aksine duygularımı çok belli eden biriyim. Hiç çekinmem sevincimi, üzüntümü paylaşmaktan. Çok hissiyatlıyım. 'Ruhsuz' kelimesini kesinlikle kabul etmiyorum ama şunu kabul ediyorum; biraz daha bu işlerin içindeki kişilere göre daha sakin ve durgun bir yapım var. Yerine göre tabii ki orada zaten ruhsuz değilim. Orada her hafta çıkıp farklı tarzda şarkılar okudum ve güzel okudum, iyi tepkiler aldım. Demek hissederek okuyabiliyorum. O anlamda ruhsuz bence yanlış bir yere oturdu. Diğer türlü evet ben neşeli, rahat görünmüyor olabilirim ama böyle olmaktan da çok memnunum. Bence biraz da böyle olmak gerekiyor.
M.C.: Sizi en çok rahatsız eden şey neydi bu yarışmada?
H.S.: Öyle bir şey olmadı neyse ki. Ben bu yarışmaya girmeye karar verdiğimde çevremdeki herkes ayağa kalktı. Saçmalama senin gibi biri -yapı gereği daha sakin olduğum için- yapamaz diye. Yarışmaların atmosferlerini de biliyoruz. 'Seni üzerler, sana laf ederler' dediler. 'Hayır' dedim. İnatla, kendinizden emin olduğunuz zaman hiçbir zarar görmüyorsunuz. 'Çıkıp sadece işimi yapacağım, bana çok terbiyesizce bir şey söyleyen olursa da kibarca cevabımı veririm ama hiçbir şey uğruna kendi yapımın dışında çıkmam mümkün değil.' Bunu yapmadım zaten. Performansım da iyi olduğu için jürinin bana söyleyecek kötü bir şeyi yoktu. Alnımın akıyla girdim, akıyla çıktım.
M.C.: Hayatta sizi en çok ne rahatsız eder?
H.S.: Yanlış anlaşılmak... O zaman üzülebilirim. Biri için mesela kötü bir şey yaparsınız veya kötü bir şey düşünürsünüz, o onu öğrendiği zaman açıkçası çok rahatsız olmam. Çünkü dürüst bir yapım vardır. Zoraki ilişkilere girmeyi sevmem ama değer verdiğim kişileri üzmekten yana çekinebilirim, o korkutabilir. Hepimiz insanız. Her zaman doğru şeyler yapamayabiliriz. Kötü bir şey yaşamaktan korkarım.
M.C.: Mutluluk anlayışınız ne?
H.S.: Yaptığınız şeyden, bulunduğunuz ortamdan, aileden kişi olarak memnunsanız, mutlusunuz demektir.
M.C.: Ne zaman en çok mutlu hissedersiniz kendinizi?
H.S.: Şu anda mutluyum mesela. Tabii ki ufak tefek kendimizi strese sokup üzüldüğümüz şeyler olabilir ama genel olarak hayatıma baktığımda çok mutluyum. Hem ailemden dolayı, hem işimde başarılıyım, istediğim her şeyi yapabilme imkanım var. Şu anda mutluluğu yaşıyorum diyebilirim.
M.C.: Modellik, oyunculuk, şarkı söylemek... Bundan sonra ne var listede?
H.S.: Düşünüyorum başka hangi mesleklere dalabilirim diye! Müzik için gerçekten ciddi bir şey düşüneceğim aklıma gelmezdi ama şimdi profesyonel olarak değerlendirebilirim. Hayatta önümüze ne çıkacağı belli değil.
M.C.: On yıl sonra kendinizi nerede, hangi konumda görmek istersiniz?
H.S.: Biraz doyumsuzum; her şeyi isterim herhalde. Ama çok büyük hırslarım da yok o yüzden bilemiyorum. Yaptığım şeylerden mutluyum ve bunların devam etmesini ve daha iyi bir yerde olmak isterim. On yıl sonra da fiziğimin böyle kalmasını ve yine podyuma çıkmak isterim. Oyunculukta başarılı olmak isterim. Çocuk çok seviyorum ve genç anne olmak istiyorum. Güzel bir ailem olsun, işime gücüme gideyim. Hayalim bu aslında.

MARİE CLAİRE

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious