‘Hollywood terörün ekmeğini yiyor'

  • Giriş : 18.03.2007 / 00:00:00

Haluk Bilginer'le 1987 yılında Gecenin Öteki Yüzü adlı tv dizisinde tanıştı Türk seyircisi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


15 televizyon dizisi, 6 tiyatro oyunu, 17 sinema filmi ile haklı başarının sahibi olan sanatçıyla son filmi Polis üzerine başlayan sohbetimiz teröre kadar uzandı

Polis filminin senaryosu elinize geldiğinde ne hissettiniz?

'Polis' benim filmografim için çok önemli bir film. Bu, benzerini daha önce yapmadığım bir işti. Benzeri bir senaryoya ve anlatım biçimine daha önce rastlamamıştım. İlk kez gördüğüm bir şeyde var olmak çok heyecanlandırdı beni. Bir oyuncu olarak gözlerim kamaştı ve ağzım sulandı iyi ki de oynamışım. Yapmaktan gurur duydum. Umarım herkes seyreder.

Filmdeki Musa Rahmi karakterini kabul etme nedeniniz neydi?

'Musa Rami' karakteri o kadar sağlam, o kadar gerçek, o kadar insandı ki, ben o insanı çok sevdim. Yani filmde kahraman ararsanız, romantik bakış açısıyla bir kahraman, hep güzel, yakışıklı, her şeyi başarır, asla kötülük yapmaz. Burada öyle tam bir yaşam var. Biz o polisi kahraman diye izlemeye başlarken adamın çöküşünü izliyoruz aslında. Daha ne gelebilir adamın başına. O ilgimi çekmişti.

Yönetmen Onur Ünlü'nün ilk filmi olması sizi korkutmadı mı?

Film bu kadar iyi sonuçlanamayabilirdi de. Ben her gece korkuyorum(!). Ama korkunun ecele faydası yok. Risk almadan yaşam yok. Benim çok sevdiğim bir örnek var. Kaplumbağaya dikkat edin risk alıp kafasını dışarıya çıkarabildiği zaman yürür, öbür türlü durur. Şimdi risk almak mutlaka gerekiyor ama riskin de mutlaka hesaplanmış bir risk olması gerekiyor. Örneğin, 'Sarı Çizmeli Mehmet Ağa' geldi; "seninle film çekmek istiyorum. Senaryomu da henüz bilmiyorum" dedi. Ben bu adama tabiî ki "hayır" derim. Elinde hiçbir veri yok ama Onur'la çalışmaya başlarken elinde çok fazla veri vardı, sağlam bir senaryo vardı. O senaryoyu nasıl çekeceğini bilen çok sağlam bir yönetmen vardı. Eee bu riskse, bu riski alacaksınız tabiî ki.

Filmin her sahnesinde varsınız. Seyirciyi sıkabileceğinizi düşündünüz mü?

Evet filmin yüzde 99'unda varım. "Acaba seyirciyi sıkar mıyım?" diye Onur'la oturup izledik ve gördük ki, insanlar sadece Musa Rami'yi seyretmiyor. Musa Rami'nin başına gelenleri de seyrediyor. Onun için öyle bir şey olacağını düşünmedim. Ve galiba haklı çıktım. Öyle bir risk olmadı.

Seyirciyi etkilemenin yolu samimiyet mi?

Samimi değilseniz batmaya mahkumsunuz. Ve bu samimiyet mutlaka perdeye yansır. Tiyatroda da, sinemada da bunun çok örneklerini gördük. Sizin söylemek istediğiniz bir şey varsa, kurduğunuz bir cümle ve bu cümleyi seyirciyle paylaşmak istiyorsanız bir şey yaparsınız. Orada samimisinizdir zaten. Hollywood konu sıkıntısı çekmeye başladıktan sonra, 1989'dan, Sovyetler birliği dağıldıktan sonra uzaya çıktı. Uzay bitti doğa üstüne çıktı. Şimdi, 'İslami Terör' ekmeğini yemeğe başladılar. Bu 'trend' dediğimiz şeyler, dünya değiştikçe Hollywood'unda peşine takıldığı bir şeydir ama dünyada takılacak bir şey yoksa farkındaysanız ya uzaya ya da doğa üstü bir yerlere giderler. Onun için, "şimdi o tutuyor, biz de o şekilde yapalım" diye yola çıkarsanız mutlaka batarsınız, samimi değil çünkü!

Sanat aslında reel midir?

Çünkü insanlar hep baktıkları, gördükleri ya da izledikleri şeylerin gerçekte var olduğunu düşünüyor. Gerçek eğer yetseydi sanat yapmazdık. Müzik yapmazdık, sinema yapmazdık, tiyatro yapmazdık, heykel yapmazdık. "Gerçeği var git bak" derdik. Biz izlediğiniz ya da tanık olduğunuz sanat eserinde gerçeği aramak gibi bir rahatımız olduğu için tuhaf ikileme düşüyoruz. Ama gerçek değil. Niye gerçek olsun ki. Birde tiyatroyla ilgili bir şey vardır ya, tiyatro gerçeğin aynasıdır diye. Hiç öyle bir şey yok.

Tiyatro niye hayatın aynası olsun?

Tiyatro hayattan daha gerçek bir yerdir. Hayatta göremediğimiz şeyleri görmek, algılamak ve algılatmak için tiyatro ve genelde sanat var. O nedenle ben bunu kulisime de yazdırdım. Tiyatro hayatın aynası değildir. Hayat olsa olsa tiyatronun kötü bir taklidi olabilir diye.

Türkiye'de tiyatroya ilgi nasıl?

Türkiye, İngiltere'yle nüfusu aynı olan bir ülkedir. Orada da 70 milyon kişi yaşar, burada da. Orada ise 10-15 sene önce bildiğim kadarıyla sendikaya kayıtlı oyuncu sayısı 20 bindi. Türkiye'de ise yırtınsak bugün 1500 kişi çıkar ancak. Bu insanların ne kadar çok tiyatroya gittiği ve ne kadar oyuncu gerektiğiyle ilgili çok basit bir rakam. 70 milyonluk ülkede 250 bin tiyatro seyircisi ya var, ya yok bence. Birçok insana da neden tiyatroya gitmediğini soramazsınız. Geçinmeye çalıştığı parayla "niye tiyatroya gitmiyorsun?" diye sorarsan döverler adamı. Önce temel ihtiyaçları var. Temel ihtiyaçlar sağlandıktan sonra kendine bir iyilik etmek için sanata tanıklık etmeye gidecek.

Sinema izleyicisi çok fazla ama

Çünkü sinema çok popüler bir sanat. Aslında bu tüm dünya da öyle. Ama tiyatroda o iki saatte verdiğin elektriği sinemada veremiyorsun. Adam tuvalete gitmek istediği zaman gidiyor ya da sıkılınca çekip gidebiliyor. Ama tiyatroda öyle değil; karşılıklı bir şey yaşıyorsunuz o iki saat içerisinde.

İyi isimler filme iyi reklam sağlar mı?

Çok fazla önemli olduğunu düşünmüyorum. Sadece isimler gişe yapıyor olsaydı herkes o gişe yapan isimleri bulur ve abuk sabuk bir sürü film çekerdi ve onlar iş yapardı. Ama sizin de gördüğünüz gibi iş yapmıyor. Filmin iyi olması lazım. Proje önemli. O içinde bulunan insanların iyi oyunculukları, popülerlikleri başlangıçtır, seyircide merak uyandırmak içindir ama, asıl reklam kulaktır. Yani seyirci gidecek arkadaşına diyecek ki çok iyi bir film var izle. Bundan daha güzel bir reklam yok. n Bir rolü nasıl kabul edersiniz? Heyecanlanmam lazım oynamam için.

Türkiye'de kaliteli oyuncu var mı?

Kaliteli oyuncularımız gerçekten var ama çok az!

ÇEYREK ASIRDIR SANATLA iÇ iÇE

Haluk Bilginer 5 Haziran 1954'te İzmir'de sigortacı Tahsin Bey ile ev hanımı Bedriye Hanım'ın üç çocuğundan ortancası olarak dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra, 1972 yılında, Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümüíne girdi ve 1977’de mezun oldu. Daha sonra Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde 1 yıl tiyatro öğrenimi gördü. 1991 yılına kadar İngiltere’de kalan Bilginer, burada, Macbeth, My Fair Lady, Pal Joey, Kafkas Tebeşir Dairesi ve Phantom of the Opera gibi çeşitli tiyatro ve müzikallerle sinema filmlerde rol aldı. 1990 yılında kurdukları Tiyatro Stüdyosu’nda, Aldatma, Kan Kardeşleri, Derin Bir Soluk Al, Çöplük, Histeri ve Balkon oyunlarında başrol oynadı. Türkiye'de, Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Cesur Kuşku, Tatlı Hayat, Sayın Bakanım ve Yine de Aşığım gibi dizilerde oynayan Bilginer, ayrıca Kara Sevdalı Bulut, Ölürayak, İki Kadın, 80. Adım, İstanbul Kanatlarımın Altında, Nihavent Mucize, Masumiyet, Usta Beni Öldürsene, Harem Suare, Fasulye, Güle Güle, Filler ve Çimen, Hititler, Neredesin Firuze, Hırsız Var, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, Kısık Ateşte 15 Dakika, Polis gibi filmlerde rol aldı. Pek çok ödülün de sahibi olan Bilginer aynı zamanda İngiliz vatandaşı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious