Hukukçu Kamalak'a göre AK Parti için hiç umut yok

Hukukçu Kamalak'a göre AK Parti için hiç umut yok.16326
  • Giriş : 03.04.2008 / 00:35:00
  • Güncelleme : 04.04.2008 / 09:16:11

Refah ve Fazilet'in avukatlığını yapan eski milletvekili ve hukukçu Kamalak’a göre tarih tekerrür eder.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Anayasa Mahkemesi’ne daha önce açılan davalarda Refah ve Fazilet partilerinin avukatlığını yapan eski milletvekili ve hukukçu Kamalak’a göre, Fazilet davası kararına bakınca, AK Parti davası sonucunu bilmek için kahin olmaya gerek yok.

AK Parti bir yandan parti kapatmayı zorlaştıracak Anayasa değişikliğine hazırlanıyor; bir yandan da Anayasa Mahkemesi’nde savunma hazırlıkları yapıyor. Partinin avukatlığını, hukukçu milletvekillerinden olan ve hakkında ‘siyasi yasak’ istenmeyen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in yapması bekleniyor. NTVMSNBC, daha önce Anayasa Mahkemesi’nde açılan iki ayrı davada, Refah ve Fazilet partilerinin avukatlığını yapan eski milletvekili ve hukukçu Mustafa Kamalak’la dava sürecini konuştu. Kamalak, “Anayasa değişmezse, tarih tekerrür eder, AK Parti 6 ay sonra defin ruhsatını alır” dedi.

Kamalak, NTVMSNBC’nin soruları üzerine, Refah ve Fazilet partileri davasında avukatlık yapmış bir hukukçu milletvekili olarak, sürecin nasıl işleyeceğini, haklarında siyasi yasak istenen 71 milletvekilinin bireysel savunma yapmalarının mümkün olup olmadığını anlattı; o günkü davalardan hareketle bugün AK Parti’ye tavsiyelerde bulundu. Kamalak’ın anlattıkları şöyle:

GENEL BAŞKAN, BİR PARTİLİ VEYA BİR AVUKAT SAVUNUR

“Savunmayı Genel Başkan da yapabilir, partiden Genel Başkan’ı temsilen bir kişi de yapabilir. Hakkında siyasi yasak istenen 71 kişiden biri de olabilir. Partili biri savunma yapacaksa, avukat olması gerekmiyor, ama Genel Başkan’ın ona yetki vermesi gerekiyor. Parti dışından biri ise, ancak avukat olabilir. Refah davasında partiyi Genel Başkanımız Necmettin Erbakan savunmuştu. Özel olarak avukat tutmadık. Biz onun yanında hukuk heyeti olarak bulunmuştuk.

MAHKEME ‘LÜZUM GÖRÜRSE’ 71 KİŞİYİ DİNLER

“Anayasa Mahkemesi’nin takdirine bağlı. Bence bireysel savunma mümkün olmalı. Hukuk devletinin, adil yargılanma hakkının gereği diye düşünüyorum. Ama yazık ki uygulama öyle değil. Anayasa Mahkemesi “lüzum görürse” dinleyebiliyor. Mahkeme lüzum görmezse, kişi “Benim de dinlenmem gerekir” iddiasında bulunamıyor. Buralarda gerçek manada savunma da zaten olmuyor. Bunu bir bakıma, anormal bir yapının normal sonucu olarak görüyorum. Anormal bir durumdan fevkalade normal, düzgün bir şey beklemek mümkün olmaz. Bu anayasa olsun, toplum düzenine yön veren temel yasalar olsun, olağanüstü dönemlerin ürünüdür. Öyle olunca bir takım çarpıklıklar bana şaşırtıcı gelmiyor. Anayasa Mahkemesi bu lüzumu neye göre belirliyor? Bütünüyle kendi takdirine göre belirliyor. Anayasa şöyle diyor; Anayasa Mahkemesi yüce divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri, dosya üzerinde inceler, ancak gerekli görüldüğü hallerde, ilgililerin sözlü açıklamalarını dinler, diyor. Burada 71 kişi ilgilidir. O ilgilileri çağırabilir ve konu üzerinde bilgisi olanları da çağırabilir. Bunları iki türlü değerlendirir. 71 kişiden dinledikleri zevatın beyanlarının veya eylem ve söylemlerin partinin kapatılmasına etkisi var mı, böyle bir durumu dikkate alalım mı? İkincisi de kişisel açıdan. Eylem veya söylem bu kişinin siyasi yasaklı hale getirilmesini icap ettirir mi? İki açıdan değerlendirmesi gerekir. Bütünüyle takdir kendisine ait tabii.

SONUCU BİLMEK İÇİN KAHİN OLMAYA GEREK YOK

“AK Parti savunmasını Anayasa Değişikliği üzerine kurmalı. Onun dışında ne söylerse söylesin, kanaatimce hiç bir anlamı olmaz. Anayasayı değiştiremediği taktirde, 6-7 ay sonra kamuoyunun beklediği sonuç tekerrür eder. Daha önce bir takım kararlar vermiştir yüksek mahkeme. Mesela Refah Partisi kararı var, Fazilet Partisi kararı var. Fazilet Partisi kararında kapatma gerekçesi bir tek sebebe dayalıydı. Nedir o, partinin temsilcilerinin üniversiteye giden kızların türban hakkının bir insan hakkı olduğunu söylemeleri. Fazilet Partisi kararına baktığımız taktirde, bugün için sonucu anlamak için kahin olmanıza gerek yok.

ANAYASA DEĞİŞMEZSE 6 AY SONRA DEFİN BELGESİ ALIR

“Kaldı ki bu tür davalar genelde her ne kadar sayın Başsavcı’nın imzasıyla açılıyorsa da kanaatimce belli bir ortak kanaatin ürünü olarak mahkemeye intikal ediyor. Önerilerimiz açık kesin ve nettir. Anayasayı değiştirin, referanduma gidecekseniz, gidin. Referandumda yeterli oy alamazsanız da, yok olacaksanız milletin sinesinde yok olun. AK Parti ben savunmamı yapacağım derse, Anayasa değişikliğine gitmezse, 6 ay sonra defin belgesini alır.

BANA İHTİYAÇLARI OLMAZ AMA BEN UYARIYORUM

“Ben AK Parti’yi savunuyorum zaten, önümüzdeki tehlike reddedilemeyecek kadar büyüktür, diyorum. Anayasayı değiştirmeden bertaraf edemezsiniz, diyorum. Savunma heyetinin içinde yer alma konusunda bana ihtiyaç duyacaklarını sanmıyorum. Yani o aşamada görüşürüz onu.

KAPATILMASI ASKERİ DARBEDEN DAHA VAHİM OLUR

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararıyla ilgili, Sayın Ergun Özbudun’un ve diğer hukukçuların görüşleri benim söylediklerimi teyit ediyor. Refah kapatıldı, Fazilet kapatıldı ve şimdi de AK Parti kapatılıyor. Konjonktür değişmiştir. Dediğimiz gibi bu olaylarda sadece hukuk uygulanmıyor. Hukukçularımız hukuk değişti demiyor, konjonktür farklıdır diyor. Doğru söyleniyor. Gerek konjonktürel bakımdan, Türkiye’nin iç yapısı bakımından, gerek demokrasi bakımından AK Parti’nin kapatılması durdurulmalıdır, önlenmelidir. AK Parti’nin kapatılması, askeri darbelerden daha vahim sonuçlar doğurur. Türk demokrasisi bakımından, milli irade açısından. Çünkü daha önceki kapatmalar, eylemlere dayanıyordu, bu iddianame bütünüyle söylemlere dayanıyor. Daha da vahimi iddianamedeki söylemlerin, özellikle parti genel merkeziyle ilgili söylemlerin büyük kısmı Anayasa’nın 83. maddesinin yasama sorumsuzluğu kapsamındaki söylemlerden oluşuyor. Yani Başbakan konuşmuş, nerede konuşmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde. TBMM Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde konuşmuş. Anayasa Komisyonu Başkanı, Adalet Komisyonu Başkanı komisyonda konuşmuş. Bir ülkenin başbakanı konuşamayacaksa, Meclis’in başkanı konuşamayacaksa o ülkede demokrasiden, özgürlükten, milli iradeden söz etmek mümkün mü?

CUMHURBAŞKANI DIŞ DÜNYADA EZİLECEK

“Bakın bu dava sürecinde Cumhurbaşkanı hakkında yapılan suçlamaları da Türkiye bakımından son derece talihsiz olarak buluyorum. Şimdi düşünün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı uluslararası bir toplantıda çeşitli müzakere yapılırken, muhatapları karşısında ezik durumda olacak. Çünkü kendi ülkesindeki adalet sistemi tarafından, kendisinin atayacağı veya atadığı Yargıtay Başsavcısı tarafından anayasal nizamı ihlal eden ve görevden alınması için hakkında dava açılmış bir kişi konumunda olacaktır. Bu, Türkiye’ye şan şeref kazandırmaz, diye düşünüyorum.”

REFAH İKTİDARDAYKEN AÇILAN DAVA 7 AY SÜRDÜ

21 Mayıs 1997’de, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın, Refah Partisi iktidardayken ‘kapatılması’ istemiyle açtığı dava, 16 Ocak 1998’de sonuçlanmıştı. Anayasa Mahkemesi Başkanı, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bugünkü başkan Haşim Kılıç ise üyeydi. Refah Partisi’nin laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri nedeniyle Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (b) bendi ve 103.maddesinin birinci fıkrası gereğince kapatılmasına, Haşim Kılıç ve Sacit Adalı’nın karşı oylarıyla ve oy çokluğuyla karar verilmişti.

FP DAVASI 25 AY SÜRDÜ

7 Mayıs 1999 tarihinde, yine dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın kapatılmasını istediği Fazilet Partisi ise anamuhalefet partisiydi. Uluslararası basın davayı “flaş” haber olarak, “Türkiye’de anamuhalefet partisinin kapatılması isteniyor” diye duyurdu, AB yetkilileri “kaygı verici” uyarısı yaptı; davayı “not ettiklerini” belirtti. Savaş’ın görev süresinin sona ermesi üzerine yerine gelen Başsavcı Sabih Kanadoğlu ek iddianame vererek katıldığı dava, 22 Haziran 2001’de sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Başkanvekili ise bugünkü başkan Haşim Kılıç’tı. Partinin laik cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri nedeniyle anayasanın 68. ve 69., 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun değişik 101. maddesinin (b) bendi ve 103. maddesi gereğince FP’nin temelli kapatılmasına; Başkanvekili Haşim Kılıç ile üyeler Samia Akbulut, Sacit Adalı’nın karşı oyları ile oy çokluğuyla karar verilmişti.

KOALİSYON’DAN ANAYASA TEKLİFİ

FP’ye kapatma davası açılınca, bugünkü gibi Anayasa Değişikliği gündeme geldi. Dönemin koalisyon hükümetini oluşturan DSP, MHP ve ANAP liderleri, Anayasa’nın 69. ve 101. maddelerinde değişiklik öngören bir teklif hazırladı. Değişiklik paketi, hem dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in görev süresini uzatmak için 5+5 formülünü, hem de parti kapatma için “kesinleşmiş mahkeme kararları” aranması şartını içeriyordu. Fazilet Partisi, “temelli kapatılan bir partinin bir başka ad altında kurulamayacağı” hükmüne de açıklık getirilmesini, devamın ölçüsünün belirlenmesini istedi. Ancak dönemin Başbakanı Bülent Ecevit buna itiraz etti. FP bu nedenle teklifi desteklemedi. Koalisyon partileri de, ilk tur oylamada 100’ün üzerinde fire verince, ikinci turdan önce teklifi geri çekti.

ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN ‘MUHTIRA GİBİ’ UYARI

Teklifin geri çekilmesinde, Anayasa Mahkemesi’nin yazılı bir açıklama yaparak, değişikliğe tepki göstermesi etkili oldu. Mahkeme’nin, “düzenlemenin parti kapatılmasını imkansız hale getireceğini, mahkemenin yetkileri kısıtlanırsa demokratik cumhuriyetin korumasız kalacağı, FP davası sürerken yapılan bu değişikliğin anayasa ile teminat altına alınan kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelediği” açıklaması, basında “Bugüne kadar görülmemiş müdahale”, “muhtıra gibi” sözleriyle değerlendirilmişti.
Anayasa Mahkemesi, dava sürerken, Siyasi Partiler Yasası’nın “odak” olmaktan parti kapatmaya yeni kriterler getiren ve güçleştiren 103/2. maddesindeki değişikliği de, Başsavcı Vural Savaş’ın başvurusu üzerine, Anayasa’ya aykırı görerek, oy çokluğu ile iptal etti. Karar bir oy farkla alındı.

NTVMSNBC

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious