Hükümet de Genelkurmay da hatalı

Hükümet de Genelkurmay da hatalı.12042
  • Giriş : 01.05.2007 / 00:00:00

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Cumhurbaşkanlığı gerginliğinde hem hükümetin hem de Genelkurmay Başkanlığı’nın hatalı olduğunu söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ülkenin ciddi bir siyasal krizle karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Yalçındağ, "Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması ile yaratılan fiili durum demokratik teamüllere uygun değildir. Öte yandan, karşı karşıya olduğumuz fiili durumun kökeninde, iktidar partisinin, toplumda git gide yükselen ve TÜSİAD’ın da paylaştığı laik rejimi koruma kaygısını yeterince dikkate almamasının yattığını da söylemeliyiz" dedi. Gerilimin azaltılmasını isteyen Yalçındağ, aksi taktirde istikrar ile sağlanan kazanımların kaybedileceğini kaydetti.
TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, Samsun’da düzenlenen TÜRKONFED Başkanlar Konseyi’nde bir konuşma yaparak, gündemdeki konularla ilgili önemli mesajlar verdi. Ülkenin önemli günlerden geçtiğini belirten Yalçındağ, "Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle yükselen gerginlik, Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklama ile doruk noktasına ulaştı. Ciddi bir siyasal krizle karşı karşıyayız. Durumu doğru analiz ederek, bu krizi, tüm tarafların samimi katkısıyla, her türlü duygusal tepkiden uzak ve sağduyuyla çözmek zorundayız" dedi. Hem Genelkurmay’ı hem hükümeti eleştiren Yalçındağ, şöyle konuştu:

GENELKURMAY AÇIKLAMASI TEAMÜLLERE UYGUN DEĞİL
"Her şeyden önce şunu söylemeliyiz: Genel Kurmay Başkanlığı’nın açıklaması ile yaratılan fiili durum demokratik teamüllere uygun değildir. Türkiye her türlü sorununu demokrasi içinde çözme gücüne sahiptir. Öte yandan, karşı karşıya olduğumuz fiili durumun kökeninde, iktidar partisinin, toplumda git gide yükselen ve TÜSİAD’ın da paylaştığı laik rejimi koruma kaygısını yeterince dikkate almamasının yattığını da söylemeliyiz."

"NE ŞERİAT NE DARBE"
Çağlayan Mitingi’nin laiklikle ilgili kaygıların en özlü ifadesi olduğunu, Tandoğan’ın ardından bu mitinge katılan yurttaşların da, tek ses halinde, Türkiye Cumhuriyetinin laik demokratik özünün korunmasının Türkiye’nin geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu dile getirdiğini anlatan Yalçındağ, "Çağlayan’dan yükselen ’Ne şeriat, ne darbe’ seslerinin, toplumun yaşadığımız krize bakış açısını mükemmelen dile getirdiğini düşünüyoruz" dedi.

MİLLET İRADESİNİ YENİLEYİN
Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini laiklik ve demokrasinin ayrılmaz bütünlüğünün oluşturduğunu belirten Yalçındağ, "Biri lehine diğerinden fedakarlık etmemiz düşünülemez. Türkiye, tansiyonu düşürerek ve millet iradesini yenileyerek bu süreçten sağlıklı bir biçimde çıkabilir. İşte bu nedenle, mevcut durumun demokrasiye zarar vermemesi için hemen erken genel seçime gidileceğinin ilan edilmesinin bir zorunluluk haline geldiğini söyledik" değerlendirmesinde bulundu.
Genel seçimlerin, gerilimi yurt sathına yaymaması için bütün siyasi partilerin samimi bir gayret içinde olmasının şart olduğunu kaydeden Yalçındağ, seçimde; ülkeyi gerilime sürüklemekten kaçınan, seviyeli bir siyasi propaganda süreci; Geçmişe değil, Türkiye’nin geleceğine odaklanan bir tartışma zemini, liderine değil ülkesine hizmet kapasitesine göre belirlenmiş milletvekili adaylarının söz konusu olması gerektiğini vurguladı.

GERİLİMİ AZALTIN, YOKSA İSTİKRAR KAYBOLUR
Gelinen noktada, TÜSİAD olarak bir sağduyu çağrısında bulunduklarının altını çizen Yalçındağ, "İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, tüm kesimlerin bu süreçte, gerilimi azaltan, kendine pay çıkarma anlayışını bir kenara bırakan, samimi bir sağduyu içinde hareket etmesi hayati bir zorunluluk haline gelmiştir. Aksi taktirde, birkaç yıldır sağlamış olduğumuz istikrarı uzun dönemli olarak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız" dedi.

AB HEDEFİ SAPLANTI DEĞİL
Türkiye’nin önüne koyması gereken birinci somut hedefin, 1 Ocak 2014’te Türkiye’nin AB’ne tam üyeliğini sağlamak olması gerektiğini belirten Yalçındağ, "Bu bir saplantı veya ölçüsüz bir hayal değil, ülke için somut, olumlu sonuçlar üretecek bir hedeftir. AB’ye uyumun Türk insanı açısından anlamı, Türkiye’de daha iyi yaşam koşullarına ulaşmaktır. AB’ye üyelik süreci; adalet, eğitim, sağlık, çevre, yatırım ortamı, dış ticaret, rekabet ve bunun gibi geniş bir yelpazede, Türkiye için gerekli reformları zorunlu kılmaktadır. Yani tümüyle Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda gelişmeler içeren bir süreçtir" diye konuştu.

KİŞİ BAŞI GELİR HEDEFİ 12-13 BİN DOLAR
Ekonomide belirgin hedefin, yüzde 7-7.5 seviyesinde bir yıllık ortalama büyüme çizgisi yakalamak ve 6-7 yıl içinde, satınalma gücü paritesine göre AB ortalamasının yaklaşık yarısına tekabül eden 12-13 bin dolarlık kişi başına milli geliri yakalamak olması gerektiğini kaydeden Yalçındağ, ekonomideki durumu şöyle değerlendirdi:
"Türkiye’nin ekonomik performansı, son birkaç yılda, geçmiş dönemlerle kıyaslandığında sıra dışı olarak nitelendirilebilecek derecede bir iyileşme göstermesine rağmen, rekabet içerisinde bulunduğu diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla belirgin bir üstünlük sağlayacak boyuta gelmiş değildir.

İSTİKRAR BAŞARISININ SINIRINA ULAŞILDI
Gelinen nokta itibariyle, ekonomik yapıda bir değişim gerçekleştirmedikçe, makroekonomik istikrar yoluyla sağlanabilecek başarıların doğal sınırına ulaşılmıştır. Bu durum, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarıyla yeni bir sürdürülebilir büyüme stratejisi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Türkiye ekonomisi, dış talepten ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından daha fazla pay almasına olanak sağlayacak bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üretim süreçlerinin yeniden yapılandırılmasını gerektirecek bu değişim yoğun ve yaygın bir mikroekonomik reform süreci ile mümkündür."

SOSYAL GERİLEME TEHLİKESİ
Bölgesel kalkınma ve KOBİ’lere yeterli önemin verilmediğini anlatan Yalçındağ, Türkiye’nin sosyal açıdan ciddi bir gerileme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu da vurguladı. Yalçındağ, "21’inci yüzyılın başında, hala, kız çocuklarını okutmayan, onları evine kapalı bir hayata yönlendiren, töre cinayetlerinin önüne geçemeyen, din kültürünü, kadının toplumdaki yerini bugünkünden daha geri bir noktaya itmek üzere kullanan zihniyetin toplum üzerindeki egemenliğinin, kırılmak şöyle dursun, daha da artmasından endişe eder hale geldik" dedi.

TANDOĞAN VE ÇAĞLAYAN’DA KADIN ETKİSİ
Cumhuriyet ideallerinin en önemlisinin kadının toplumdaki yerini yükseltmek olduğunun unutulduğuna işaret eden Yalçındağ, "Tandoğan Mitingi’ni de Çağlayan Mitingi’ni de bu gidişe dur demenin bir ifadesi olarak görebiliriz. Türkiye’nin aydınlık yüzünün kendini ortaya koyması olarak değerlendirebiliriz" diye konuştu.(ANKA)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious