Hurafelerin korkulu rüyası olarak İslam

Hurafelerin korkulu rüyası olarak İslam.6208
  • Giriş : 11.02.2008 / 09:27:00

Milletin tüzel kişiliğini temsil makamında ya da o tüzel kişiliğin önemli noktalarında bulunan bazı zevatın, son yıllarda "hurafe" vurgusu yaptığına şahit oluyoruz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hamdullah Öztürk'ün yazısı

'Hurafe'lerin korkulu rüyası olarak İslam


Milletin tüzel kişiliğini temsil makamında ya da o tüzel kişiliğin önemli noktalarında bulunan bazı zevatın, son yıllarda "hurafe" vurgusu yaptığına şahit oluyoruz.
Bu 'bir zihniyetin yansıması mıdır, yoksa sistemli olarak uygulanan bir planın parçaları mıdır?' gibi sorgulamalara girmeyeceğim.

Açık ve açık olduğu kadar da ilmî bir gerçeğin üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. O da şudur:

Cinsi ve türü ne olursa olsun, hurafelerin gördüğü zaman çığlıklar atarak kaçışacağı şey, İslam'ın aydınlık dünyasıdır. Çünkü İslam ile hurafelerin münasebetini açıklayacak en güzel örnek, yarasa ile güneş ışığı arasındaki münasebettir.

İslam, Kur'an gibi bir kitapla gelmiştir. Hz. Muhammed Mustafa (sas) gibi bir peygamber tarafından insanlara ulaştırılmış ve hayata tatbik edilerek sonuçları ortaya konulmuştur. İlk kuşak müminlere kazandırdığı inanç ve dinamizmle 23 sene içinde inkılâp içre inkılâplar yapıp, bir devri sona erdirmiştir. Çölün kumlarına kadar işlemiş bulunan cehalet ve ona bağlı olarak her yanı sarmış hurafelerin karanlık çağı manasına, İslam öncesi döneme "câhiliyye" denilmiştir.

Hz. Peygamber, Veda Hutbesi'nde "Hacılara su dağıtma ve Kâbe örtüsünü değiştirme âdeti hariç, cahiliye devrine ait ne varsa hepsi kaldırılmıştır." cümlesiyle, inkılâbın boyutlarını ortaya koymuştur.

23 sene gibi kısa bir sürede, cahiliye toplumunun bütün kötü âdetlerinden sıyrılıp, en yüce ahlakî esaslarla donanması İslam'ın insan tabiatına uygunluğunu göstermeye yeter.

Hz. Peygamber'in getirdikleri sadece âdetleri değiştirmekle kalmamış, akıllara ve duygulara istikamet kazandırmış, bedenî özellikleri meşru sınırlar içinde tatmin edip, ruhu yüksek ideallere yönlendirerek insan hayatına vicdanî ufuklar kazandırmıştır.

İnsanlar, kazandığı ufuk ve dinamizm sayesinde varlık ve hadiseleri adeta bir kitap gibi okumayı başarmışlardır. Aynı zamanda Hz. Peygamber ve O'nun güzide ashabından devraldıkları dini, kendilerinden sonraki kuşaklara ve diğer milletlere olduğu gibi aktarabilmek, Cenab-ı Hakk'ın maksadını doğru anlamalarına yardımcı olmak için her sahaya ait birer usul geliştirmişlerdir.

Kur'an tefsirinin, hadisin ve İslam'ın ana kaynaklarından hüküm çıkarmak üzere fıkhın ayrı ayrı usulleri ortaya konulmuş; insan ruhunu gerçek derinliğine ulaştırmanın yolları açılarak sistemleştirilmiştir.

Aynı dinamizm bilim ve felsefe sahasında da kendisini göstermiştir. Batı, İslam felsefecilerinin izlerinden geçerek eski Yunan'a ulaşabilmenin yolunu bulmuştur.

İster dinî isterse lâdinî olsun, hiçbir sistem, insanı bütün yönleriyle kavrayıp, kemale yönlendirme, ihtiyaçlarını karşılama, varlık ve hadiseleri açıklayıp, temel sorularına tatmin edici cevaplar verme açısından İslam'la boy ölçüşemez.

Dinimizin kazandırdığı dinamizm ve mücâhede potansiyelini Kurtuluş Savaşı'nda tecrübe eden Atatürk, onun akla uygunluk gibi sadece bir yönünü, son din olması için yeterli önemde görmüştür.

Oysa şimdi, "Atatürk'ün Cumhuriyeti"nde, devletin en önemli koltuklarına oturanlar, onun akla en uygun bulduğu esasları "hurafe" olarak adlandırabiliyor. Ne gariptir ki, bunu bir de Atatürkçülük adına yapıyorlar.

İslam, temel kaynaklarıyla sapasağlam durmaktadır. Hurafelerden korkanların yapması gereken şey "söylev ve demeç"lerden ibaret olmamalı. Gerçekten hurafelerden şikâyetçi olunuyorsa bunun devası ilimden başka bir şey değildir. Bir taraftan din kültürü dersini bile laiklik gerekçesiyle problem edip, diğer taraftan hurafecilikten şikâyet etmek inandırıcı olmuyor. Bir de bunun üzerine gayet modern ve bilimle teçhiz edilmiş Müslüman insanları da daha farklı kılıflarla problem ilan edince bu inandırıcılık hepten kayboluyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious