Hüzün korku öfke! YORUM HABER

  • Giriş : 25.04.2007 / 00:00:00

Bir Hıristiyan rahip, arkasından bir Ermeni düşünür, sonra misyonerler, sırada farklı bir inanç taşıyan, farklı düşünen başkaları da olabilir.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çünkü cinayetleri işleyenler bunu çok temel değerlere bağlıyorlar.

Biri ’pişman değilim’, annesi ’Allah için yatacak’ diyor, ötekiler ’vatan için yaptık’ diyor. Bunlar sıradan cinayetler değil, ideolojik eylemlerdir. Kişisel değil, bazı grupların duygularını yansıtan tutumlardır. Korkulu ve riskli bir ortamda yaşıyoruz. Yurdu terk etmemiş aydınlar korumalarla korunmaya çalışıyor. Bunu sağlayanlar daha ’rahat’ hissediyor. Ölen misyonerlerin bir yakını durumu trajik bir biçimde dile getirdi: Suçluysak hapse atın; ama bizi hedef göstermeyin! Sanırım bu cümle korku ortamını en açık bir biçimde dile getiriyor. Beğenilmeyenler artık ’hasım’ ya da ’suçlu’ olarak algılanmıyor; ’hain’, ’satılmış’, ’ajan’, ’düşman’ olarak algılanıyor. Başı ezilmesi gereken yılanlar!

Bu çocuklara da yazık...

Farklı dinlerle, farklı etnik kimliklerle ve farklı görüşlerle ilgili son cinayetler benim de, herkeste olduğu gibi sanıyorum, acı duymama neden oldu. Ama yalnız ölenlere ve bu ölümler yüzünden korku duyduklarına inandığım insanlara yönelik değildi bu hüzün. Cinayeti işleyenlere de acıdım. Gencecik insanlar, çocuk hemen hemen! İnsanları işkence ile ’sorgulayıp’ kıtır kıtır kesecek hale nasıl geldiler? Sonra son yıllarda neler duyduklarını, neleri okuduklarını, neleri öğrendiklerini düşünmeye çalıştım. En başta onlara en yüce değer olarak ülke, memleket ve vatan sevgisini aşıladılar. Ama sanıyorum bu sevgiyi onlara oldukça soyut olarak sundular. İnsan sevgisiyle haşır neşir değildi vatan sevgisi. İnsanlar bir yanda vatan öte yandaydı herhalde. Vatan etten kemikten oluşmuyordu, sembollerdi kafalarındaki sevgi odağı. Amaç vatanın çıkarıydı; ama bu çıkar vatandaşın mutluluğuyla, sevinciyle, hoş ve sağlıklı yaşamıyla birlikte mi algılanıyordu? Yoksa kişi mutluluğuyla sembollerin bekası karşıt şeyler gibi miydi kafalarının içinde? Ölümlü sevgi söylemi öylesine yaygın ki toplum içinde bu konularda çok kuşkuluyum artık. Küçükken ’yurdumu özümden çok sevmek’ diye yemin ederdik okulda. ’Varlığım, armağan olsun’ gibi şeyler söylerdik. İnsan hayatı ikincilmiş sanki. Oysa benim vatan sevgim doğrudan (somut) insanlarla ve vatandaşlarımla ilişkili.

Toplumsal çıkar adına ölmek söylemi doğal olarak öldürmeyi de içerir. Çünkü söz konusu kapsamda ’ölmek’, intihar etmek anlamında değildir, ’son damlamıza kadar’ birilerine karşı mücadele etmek anlamındadır. Bu tür bir yaşam felsefesinin temel sayılması, kendi başına zararlı ve tehlikeli olmayabilir. Ama bu dünya görüşünün yanı sıra bir de ülkenin, memleketin ve vatanın büyük komplolar ve tehlikelerle karşı karşıya olduğunu da söyler ve bunu da topluma benimsetirseniz, genç insanlara çok özel bir görev duygusu ve ağır bir sorumluluk da yüklersiniz. Bu gençler yıllardır dış ve iç düşmanların en kutsal değer sayılanı yok etmeye koyulduklarını duydu. Hükümetin ve siyasilerin ihanet içinde oldukları söylendi. AB’nin haksız ve tehlikeli önerilerine karşı çıkması gerekenlerin direnç göstermediklerini okudular. Bütün bu söylenenlerin siyasi demagoji olduğunu hiç akıllarına getirmeyen bu gençlerden ne yapmalarını bekliyoruz?

Onlar cinayet işlediklerinin farkında bile değiller: Düşmanları yok ediyorlar, o kadar! Vicdanları bundan dolayı rahat. Kıvanç içinde poz vermeleri bundandır. Hele arada onlara dolaylı ya da dolaysız aferin diyenler de çıkınca bu konuda hiç kuşkuları kalmıyor. İnternette cinayet haberlerinin altında okuyucuların yorumlarını okursanız, ’cinayet kötüdür; ama bu misyonerler de çok olmamış mıydı?’ sitemini hemen sezersiniz. Bunun için ben gençleri, kurban edilen çocuklar olarak görüyorum. İçimdeki acılı duygu bir bakıma da bundan kaynaklanıyor. Yüzlerce belki binlercedir bu tür gençler. Korku ve hüzün aynı boyutlarda doğal olarak.

Aslında cinayetleri işleyen gençler (maalesef) inançlı ve çelişkisiz insanlar. En yüce değer hayat değil de ülkeyse, ülke ise hainlerce yönetildiğinden güvenecek kimse kalmamışsa, ’iş başa düşmüşse’, onlara neden kızalım? Biraz da zeka özürlüyseler, onlardan bekleneni yaptıklarını sanıyorlar. Hele cinayet kışkırtmacılığını her gün yapanlar bundan geçimlerini sağlarken ve bir güzel yaşarken ’büyüklerine inanmış’ birkaç kurban-caniye kızmak gelmiyor içimden.

Öfkem onları eğitenlere, ’öğretmenlerine’ yönelik: Bir sürü ’okur-yazar’, bir sürü politikacı, bir sürü ’Aydın’. Sabah akşam paranoya nöbetleri içinde hainler listeleri oluşturuyorlar, aday kurbanları yaratıyorlar. Onlar kalem oynatıyor, cinayetleri onlara inanan çocuklar işliyor. İster kendi inisiyatifleriyle, ister örgütlü ya da maşa olarak. Ne fark eder? Bu çocuklar artık belli bir yolun yolcusu, cinayet işleyecek, yakalanıp yargılanacak, hayatları mahvolacak, aileleri acılar yaşayacak. Teorisyen ’öğretmenleri’ bir süre susacak, ’cinayet kötüdür, Türk imajına yaramıyor’ gibi laflar edecek ve sonra yeniden hainler ülkeyi yabancılara, misyonerlere, düşmanlarımıza satıyor diye cinayet kışkırtmasına başlayacaklar.

Öfkem, bu zemini sağlayanlara...

Misyonerlerin nasıl yurtiçinde cirit attıklarını, nasıl dış mihraklarca beslendiklerini ve ülke karşıtı eylemlerini sinsice yürüttüklerini, nasıl devlet yöneticilerinin de buna karşılık, insan hakları adına, hiçbir karşı tedbir almadığını dile getiren yüzlerce yazıyı siz de benim gibi son yıllarda okumuşsunuzdur. Bu yazılar masum incelemeler mi idi? Yoksa kanunen de suç sayılan suça teşvik mi idi, yabancı düşmanlığını körükleyen bir söylem mi idi? İşte öfkem bu yazılara ve bu tedbirsizliğe yöneliyor.

Hrant öldürüldüğünde yazdığım yazı ’ülkemizde hain yoktur’ başlığını taşıyordu. Bu şiar toplumca benimsenmedikçe daha nice ’hain’ öldürülecek. Bu cinayetlerin sorumlusu tetiği çeken ya da bıçağı sallayan değil, ’hain’ söylemini besleyenlerdir. Bu tür cinayetler, neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde ’doğal’ bir davranış sayılmalıdır. ’Cani’ diye nitelenen gençlerin canlarını tehlikeye attıklarını, en ufak bir çıkar beklemeden ölümü göze aldıklarını unutmamalıyız. Ve bu hale nasıl geldiler sorusunu da sormama kolaycılığına kaçmamalıyız. Cinayet son haftalarda tezgahlanmadı, yıllardır hazırlanıyor: Yabancılar para vererek birilerini satın alıyorlar, yurdumuzu alçakça yabancıya satıyorlar, kendi çıkarları için memleketi yok ediyorlar, AB’ye ve ABD’ye şirin görünmek için bizi dinimizden de ediyorlar diyenlerdir cinayetleri tezgahlayan. Ve kızacaksak her gün bu tür yazıları gördükçe kızmalıyız. Cinayet işlenince değil, bu tür yazıları okudukça kızmalıyız. Öfke bu yana yöneltilmeli. Bu yazılara inananlara kızmak pek yararlı olmuyor. Zararlı da oluyor; çünkü hedef şaşırtıyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious