İlaç krizi düzelmezse yasa çıkarılır

İlaç krizi düzelmezse yasa çıkarılır.15509
  • Giriş : 09.01.2009 / 15:54:00

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bir süreden beri bakanlık ile eczacılar arasında kamu ilaç alım protokolü konusunda yaşanan sıkıntıları değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bir süreden beri bakanlık ile eczacılar arasında kamu ilaç alım protokolü konusunda yaşanan sıkıntıları değerlendirirken ''Ocak 16'ya kadar bu konu aramızda çözülür çözülür. Protokola dönüşür dönüşür. Dönüşmezse, yasal düzenlemeyse yasal düzenlemeyi de yapacağız'' dedi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) ile Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) arasında imzalanan ''Kriz İşsizlerine Mesleki Eğitim Programı'' protokolünün imza törenine katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin Türkiye Eczacılar Birliği ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında kamu ilaç alım protokolü konusunda yaşanan sıkıntılara ilişkin sorusu üzerine Türkiye Eczacılar Birliğinin anlaşmaya yanaşmadığını kaydetti. Çelik, ''sorunları konuşalım, anlaşalım diyoruz. (Anlaşmayız) derseniz. Şu anlam çıkar o zaman (70 milyon insanın sağlığı tehlikede) deriz'' dedi.

Temmuz ayında eczacılarla anlaştıklarını anımsatan Bakan çelik, bu anlaşmayla eczacıların üzerindeki yüklerin 3'de iki oranında azaltıldığını, yüzde 3 olan iskonto oranını eczacılar lehine yüzde 1'e çektiklerini anımsattı.

Türkiye Eczacılar Birliğine sorunu konuşmayı teklif ettiklerini, 4-5 maddeden söz edildiğini belirten Çelik, bunun kendileri açısından üzerinde çok rahat konuşup anlaşacakları bir konu olduğunu söyledi.

Çelik, şunları kaydetti:

''Buyurun konuşalım. (Hayır). Hayırın altında ne yattığını ben soruyorum. 29 Mart seçimleri yatıyorsa böyle bir ideolojik, politik duruş varsa, bunu da açıklasınlar. Değilse masaya gelip otururlar anlaşırız. Biz hangi konuda anlaşmadık ki. Sosyal güvenlik gibi devasa bir reformu günlerce, aylarca tartıştık uzlaştık. İstihdam paketi, sendikalar mevzuatı gibi yasaları günlerce, saatlerce oturup konuştuk. Hiç unutmuyorum. Ekim ayında geldiler, plaketlerle teşekkürlerini sunup gittiler. Aramızda da hiç olumsuz bir şey geçmedi.

Şimdi diyoruz ki buyurun anlaşalım. 5 maddeden bahsediyorlar. 5'i ile ilgili de bizim elimizde argümanlar var. Konuşabiliriz. Şimdi (ben anlaşmıyorum. Siz de kamu olarak başka alternatif bulup vatandaşın ilaç almasına yeltenemezsiniz. Hiç öyle bir yola da giremezsiniz). Vatandaş ilaçsız kalsın. O zaman hastaneleri de kapatalım. Vatandaş evinde sağlığıyla boğuşsun dursun. Bu işler bu kadar basit değil. ''

Eczacının da ilaç üreticilerin de, kamunun da, sosyal güvenlik kurumunun da, kendilerinin de kamu sorumluluğu bulunduğuna işaret eden Çelik, vatandaşın sağlığını tehlikeye atmak değil, en kestirme, en kolay yoldan sağlamak gerektiğini söyledi.

Buna inandıkları için hastanelerde oluşan ilaç kuyruklarına son vererek vatandaşları serbest eczanelere yönlendirdiklerini belirten Çelik, bu yolla eczacıların cirolarını ve pazar paylarını yüzde 50'nin üzerinde artırdıklarına işaret etti. Bu kadar büyük imkanı eczacılara hükümetinin aktardığını belirten Çelik, yüzde 95 ilaç alıcısının sosyal güvenlik kuruluşu olarak kendilerinin olduğunu hatırlattı. ''eski TL ile söylüyorum, 12 katrilyon liralık bir pazardan bahsediyoruz. Ayda bir katrilyon lira'' dedi.

-TEHDİT DİYEBİLECEĞİMİZ DÜZEYDE E-MAİLLER, TELEFON MESAJLARI VAR''-

Eczacılarla bir sorunları olmadığını da belirten Bakan Çelik, ''Ama bakın bunları açıklayacağız. Elimizde eczacılara adeta tehdit diyebileceğimiz düzeyde e-mailler var. Mesajlar var. Telefonlara mesajlar var. Böyle bir anlayış olabilir mi'' dedi.

Türkiye Eczacılar Birliği ile birlikte çalışmaktan yana olduklarına vurgu yapan Çelik, ''Fakat yani konuşmadan, görüşmeden (ben bu oyunda yokum) mantığıyla yola çıkıp sonra da kamuoyunu yanıltmaya kalktığın zaman, halkla biz bunları çok net paylaşırız'' diye konuştu.

Bir gazetecinin Türkiye Eczacılar Birliğinin yetkilerle görüşme talebi bulunduğunu aktardığını sorması üzerine Bakan Çelik, şunları kaydetti:

''Bize öyle bir talep gelmedi. Görüşen eczacılar var. Görüşülen odalar var. Rahatsız olan eczacılar çok fazla. Düşünebiliyor musunuz, insanların imzası alınıyor ve 22 bin eczacı diyor ki (biz e-sözleşmesi yapmayacağız). Biz eczacılardan e-sözleşmesi istemiyoruz ki. Biz eczacılara henüz demedik ki sizinle bireysel anlaşacağız. Vatandaşa diyoruz ki (Türkiye Eczacılar Birliği sorun çıkarmaya devam ederse biz eczacıyla anlaşırız) diyoruz. Siz sorun çıkarmaya niyetliyseniz, o zaman diğer sözleşme, yani eczacıyla sözleşme gündeme gelir. Bizim şu anda eczacılarla böyle bir görüşmemiz yok. Sizinle bire bir anlaşacağız diye bir çabamız, onlara dönük bir faaliyetimiz yok.

Onun için Ocak 16'ya kadar bu konu aramızda çözülür çözülür. Protokole dönüşür dönüşür. Dönüşmezse biz geriye kalan 14 günlük süreyi... Biz yeni sisteme... Yasal düzenlemeyse yasal düzenlemeyi de yapacağız. Bu konuda kararımızı da söylüyoruz. Gerekirse yasal düzenlemede yapılacak. Bir gün içinde onlar da düzenlenecek. Vatandaşın ilaç mağduriyeti, mahrumiyeti diye bir şey kesinlikle olamaz. Ama tekrar ediyorum bu bizim Türkiye Eczacılar Birliğiyle çalışmama gibi bir niyetimizden kaynaklanmıyor. Türkiye Eczacılar Birliğinin uzlaşmaz tutumu söz konusu olur ise gündeme gelecek olan bir olaydır. Bunun bilinmesini özellikle ifade ediyorum.''

Bir gazetecinin Bakanlık olarak Türkiye Eczacılar Birliğini görüşmeye çağırıp çağırmayacaklarına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta da Çelik, ''Bizim dememiz değil ki. Biz diyoruz ki sorun yok. Temmuzda yaptığımız sözleşme boyutlarına baktığınız zaman, daha sonra yaptığımız sözleşmeye baktığımız zaman uzlaşılmayacak bir şey yok. Yani ekimde bize gelenler, ağustosta, temmuzda bize gelenler, oturup çay, kahve içtiğimiz, şen şakrak muhabbet ettiğimiz, sorun çözdüğümüz arkadaşlara ne oldu ki aralık ayında havaların soğumasından mı etkilendiler bilemiyorum'' dedi.

Türkiye Eczacılar Birliğinin randevu taleplerine yanıt alamadığına ilişkin soruların artması üzerine Bakan Çelik, ''Kurumumuzun Başkanı, yöneticileri, genel müdürleri, bütün milletimizin emrindedir. Talep eden herkese randevu vermek durumundadırlar. Böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Altyapı çalışmalarını yaparlar. Biz bakanlık olarak otururuz nihai değerlendirmeyi yaparız, protokole imza atarız'' dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2008'in Aralık ayında İş-Kur'a işini kaybettiği ve bu yüzden işsizlik ödeneğinden yararlamak istediği için başvuruda bulunan kişi sayısının 59 bin kişi olduğunu bildirdi. Çelik, bunun işsizlik sigortasına hak kazanmış kişi sayısı olduğunu kaydetti.

ASO ile İş-Kur arasında imzalanan ''Kriz İşsizlerine Mesleki Eğitim Programı'' protokolünün imza törenine katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı.

İşsiz kalan işçi sayısına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta Bakan Çelik, bakanlık olarak çok düzenli bir şekilde günlük olarak firmaları ve iş yerlerini takip ettiklerini kaydetti.

Her ay ne kadar sigortalı çıkışı, ne kadar sigortalı girişi bulunduğuna, sigortalı iş yeri sayısında ne kadar artış ve azalış bulunduğuna ilişkin rakamları milimetrik olarak takip ettiklerini belirten Bakan Çelik, ''Son bir ay içinde, İş-Kur'a Aralık ayı içinde 59 bin kişi (İşimi kaybettim ve işsizlik ödeneğinden istifade etmek istiyorum) diye müracaat gerçekleşti. Bildiğiniz gibi işsizlik ödeneğini hak etmek için koşullar var. O koşullara haiz olan, işsiz kalan işsiz sayısı bu'' dedi. Mesleki eğitime çok ciddi kaynak ayırdıklarını belirten Çelik, hedeflerinin 2.5 milyon işçiyi eğitmek olduğunu bildirdi.

Yılda 100 bin genci eğiterek, meslek sahibi yapabilirlerse önemli bir hedefi gerçekleştirmiş olacaklarını söyleyen Çelik, odalar, işverenlerin katkısıyla bunu daha yaygın hale getirirlerse bu rakamı daha yukarılara çekebileceklerini bildirdi.

Çelik, kısa çalışma ödeneğine yönelik bir soru üzerine, buna ilişkin fon varlığının 38 milyar lira olduğunu ve bu konuda çok şey söylendiğini kaydetti. Kendilerinin bakışının istihdamı korumak ile istihdamı arttırmak olduğunu belirten Çelik, küresel krizin yaşandığı ve Türkiye'ye de yansıdığı bu ortamda istihdamı arttırma ve geliştirmek için işçi, işveren ve kamunun oluşturduğu fonu kullanmak gerektiğini belirtti. Çelik, şunları kaydetti:

''Kısa çalışma ödeneği diye bir uygulama yasalarımızda var. Fakat gerek süre gerekse sağladığı imkan açısından sanayicimize şifa olmuyor. Onun için hem süre, hem meblağ imkanı itibariyle o süre ve meblağı arttırmayı düşünüyoruz ki istihdamı koruyalım diye. Ağırlıklı çalışmamız bunun üzerinedir. Bu şekilde kullanmayı düşünüyoruz. Tekrar ediyorum tam zamanlı çalışmayan işverenlerimize çalışmadıkları süreyi karşılama... Ama bugün olduğu gibi değil. Biraz daha işçiye fazla imkan tanıyarak.''

Yapılacak düzenlemeyi örneklerle anlatan Bakan Çelik, verdiği örneklerin kesin olmadığını vurgulayarak sözlerine söyle sürdürdü:

''Örneğin asgari ücret alan bir vatandaşımız eğer fabrikası bir ay tatil olmuşsa, üretime ara vermişse 400 milyon lira ödeyerek istihdamı, iş akdinin fes edilmemesini sağlamayı düşünüyoruz. Azami ücret alıyorsa, '800 milyon liraya kadar çıkabilecek bir imkanı uygulayabilir miyizi' kısa sürede neticelendirmek istiyoruz. Yani bunu da çok konuşma taraftarı değiliz. Sorunuza bir anlam kazandırmak için bunu söylüyorum. Eğer bu çerçevede bu çalışmamızı tamamlarsak 2009 yılında ki özellikle bu ilk iki çeyrekte meydana gelecek olan daralmayı rahatlatıcı ve istihdamı koruyucu bir tablo ortaya koymuş oluruz.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*