İlber Ortaylı'dan siyasi kültür yorumu

İlber Ortaylı'dan siyasi kültür yorumu.7797
  • Giriş : 01.10.2008 / 11:41:00

Siyasal yaşantımız içerik ve üslup bakımından zarif değil. Ayrıca zihinsel üretim fakiri ve işleyiş bakımından demokratik standartların uzağında..

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Siyasal yaşantımız içerik ve üslup bakımından zarif değil. Ayrıca zihinsel üretim fakiri ve işleyiş bakımından demokratik standartların uzağında. Parti içi demokrasi çalışmıyor, halkla yakın ilişki tesis edilemiyor. Yapısal sorunları kronikleşmiş. Siyasal Partiler Yasası, seçim Sistemi gibi yürürlükteki mevzuatın yarattığı sıkıntılar demokrasinin önünde aşılmaz duvarlar gibi. Peki, bunların dışında “siyasal kültürümüzün sebep olduğu sorunları nasıl tanımlamalı?”

Bu soruyu İlber Ortaylı'ya sordum, kendisiyle bu minvalde geniş ve tatmin edici bir sohbetimiz oldu. Bizi Osmanlı'yla yeniden buluşturan, O'nu keşfetmemizi ve sevmemizi sağlayan İlber Hoca, “Cumhuriyetimize Dair” kitabında da büyük önder Atatürk'ü bilgece yorumlamıştı. İlber Hoca bu kez Türk siyaset kültürünü, o eşsiz bakış açısıyla sarsıcı tespitlerle bize anlattı.

Söze, bütün yorumlarına zemin olabilecek şöyle bir cümleyle başladı:

“Türkiye aristokrat bir toplum değil, aristokrasisi yok.”

Burada, Batı toplumlarının yaşadığı ama bizim mahrum kaldığımız “aristokrasi-burjuvazi mücadelesini” uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak şu kadarını bilmek durumundayız. Siyasal kültürümüzün gelenek oluşturmasındaki maluliyetin kökü buradan başlıyor.

Hoca, “Devlet adamı yetiştirme” konusuna çok önem veriyor, “Bu, öteden beri sorunumuz. Adam yetiştirecek bir sistem kuramadık” diyor.

Aristokrat ve burjuva sınıfları olmayan bir toplum olarak, siyasal bilince sahip bir işçi sınıfının noksanlığı da bir diğer sorunumuz. Hoca devam ediyor:

“Türkiye kast ülkesi değildir. Devamlı bir değişim var. Cumhuriyet, uzun bir barış dönemi getirdi ama bir Cumhuriyet tipi yetiştiremedi.”

Ve üzerinde en çok düşünmemiz gereken hastalığımız. Hocanın sözleriyle:

“Maalesef nepotizm ve partizanlıktan kurtulabilen bir sistem değil bizimki.”

Yani kayırmacılık, kadrolaşma, hemşehricilik, himaye ve intisap hastalıkları...

İlber Ortaylı'nın bir kısa paragrafta anlattığı o değişmez zihniyetimiz:

“Kariyer denilen yol tükenmiş. Meşakkatli biçimde pişmeye, çileye dayanan ve o şekilde yükselinen bir sistem yok. Bir -iki kabiliyetlinin etrafına kene gibi yapışırlar. Yalnızca siyasal yaşantımızda değil, hayatın her alanında, mesela bürokraside ve akademide aynı anlayış egemen. İş gören adamın etrafında sıra sıra şarlatanlar, tembeller. Her toplumda böyle değildir. Bizde maalesef yaygın. Hayatın zorlukları bazı ülkelerde kayırmaları engelliyor.”

Peki, bunun istisnalarını nasıl yorumlayacağız, mesela Silahlı Kuvvetler?

Yanıt açıklayıcı: “Bizim toplumumuzda askeriye ve hariciye gibi iki kurumda gerçekten sistem vardır. Oralarda kariyer işler. Sistem, herkesin kendi kalitesiyle var olmasını ve yükselmesini esas alır.”

Demokrat olan başarıya fırsat tanır

Ve siyasetçilere, liderlere bir tarihçi çağrısı:

“Demokrat olacaksanız ehliyete ve başarıya fırsat tanıyacaksınız.”

Bu cümle üzerine aklıma şu soru takılıyor: Sahi bizim partilerimizin hiçbirinde neden ikinci adamlar yetişmiyor?

Buradan sözü üsluba getirmek şart olmuştu. Acaba İlber Ortaylı, siyaset camiasında zarif bir üslubun tesis edilemeyişini, güçlü bir retorik geleneğinin hiçbir şekilde yerleşemeyişini nasıl değerlendirecekti? İşte o kısa ama çok derin yorum:

“Oturmamış sınıfların retoriği teşekkül etmez.”

Hocaya göre, “İtalya, Almanya ve özellikle de İngiltere gibi örnekler güçlü bir gelenek oluşturan, liyakat esaslı ve devamlılığı olan bir siyaset sınıfı yaratır. Bu sayede retorik ve üslup sahibi devlet adamları yetişir. Bizde böyle bir geleneği yaşatacak sistem mevcut değil.”

Sohbetimizin bu noktasında İlber Ortaylı, işi siyaseti izlemek olan bir gazeteci olarak benim pratikte çok sık tanık olduğum ve yüzde yüz katıldığım çok çarpıcı üç saptamasını dile getirdi, şöyle:

“Türkiye'nin politikacısı vakit kullanmayı bilmez. Öyle bir zihniyeti ve ilişkiler sistematiği yoktur. Türkiye'de başbakanlar milletvekillerine vakit ayırmazlar. Yasama dönemi boyunca Başbakan'la yüz yüze görüşebilen vekil sayısı çok azdır.”

“Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) kaçta kaçı Batılı anlamda STK'dır. Her STK yaşamak için devletten veya kamudan bazı şeyler elde etmeye kalkar. Bu Avrupa'da, Amerika'da böyle midir?”

“Bizim millet kendine göre kanun yaratmaya meraklıdır. Burada hukukun üstünlüğü lafı boşunadır. Herkesin kendine göre bir dünyası ve kendi kuralları vardır.”

AKŞAM

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*