İlter Türkmen'den ilginç çıkış

İlter Türkmen'den ilginç çıkış.11229
  • Giriş : 02.11.2008 / 18:12:00

12 Eylül döneminin dışişleri bakanı, eski BM daimi temsilcisi, İlter Türkmen'den ilginç açıklamalar. Türkmen, "Kürt kimliği tanınmalı, asimilasyon politikası artık sürdürülemez" dedi ve ekledi:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


[İlter Türkmen] Kürt kimliği tanınmalı, asimilasyon politikası artık sürdürülemez 
 
 
İlter Türkmen 12 Eylül döneminin dışişleri bakanı, eski BM daimi temsilcisi, Hürriyet gazetesi yazarı İlter Türkmen, Türkiye'de askerî bir vesayet rejimi olduğuna inanmıyor ancak TSK'nın, Türkiye'nin AB üyeliğine "millî coğrafya bütünlüğümüzü' korumak şartıyla onaylamasına da "AB Türkiye'yi mi bölecek? Toprak bütünlüğü AB'nin de esası." sözleriyle karşı çıkıyor.

Türkmen, AB, müzakerelerinde 8 maddenin bloke edilmesine yol açan limanların derhal açılmasından, Kürt kimliğinin tanınarak Kürtçenin okullarda seçmeli ders olmasından yana. 

BM Güvenlik Konseyi üyesi seçildik. Daimi temsilcimizi neler bekliyor?

Artık çok daha meşgul olacak. Çünkü iki üç günde bir toplanır üye ülkelerin temsilcileri. Haftada bir kere yemek yerler beraber. Ben 1975'te BM daimi temsilcisi iken gündemde Kıbrıs meselesi vardı. Ve bu Güvenlik Konseyi üyelerinin peşinde koşardık. Bir gün biz de Konsey'e girsek de herkes benim peşimde koşsun deyip dururdum. Güvenlik Konseyi başkanı her ay değişir. Onun için bize de iki kere sıra gelecek. Tabii o başkanlık büsbütün yorucu bir iş olacak.

Geçici üyelerin veto hakkı yok. Bu ilelebet böyle mi gidecek? Beş ülkenin konumunun tartışılması teklif dahi edilemez bir şey mi?

Evet. Bizim anayasanın bazı maddeleri gibi.

Türkiye bu üyeliği elde edebilmek için 50 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. Bazı ülkelere birtakım mal ve hizmetler dağıtılmış. İşte bilgisayardan, VIP aracından tutun, pasaport basımına, pazar yeri inşasından pilot eğitimine kadar. Bunlar bir çeşit rüşvet değil mi?

Yardım desek daha iyi. Ama unutmayalım ki Türkiye, bu vesile ile büyük bir açılım yaptı. Bence bu elli milyon dolar aslında Türkiye'ye Güvenlik Konseyi üyeliğinin ötesinde fayda sağlamıştır. Çünkü bu yardım yapılan devletler çok uzak. Bu sayede onlarla bir yakınlık sağladık. Ve aldığımız oy sayısı çok yüksek.

Türkiye'deki iç kavgaları AB taraftarları ile karşıtlarının çatışması olarak okuyabilir miyiz?

Hayır. Ne yazık ki, AB'yi yavaş yavaş galiba AKP de terk etti. Çok aktif bir AB politikamız olduğu söylenemez. İlk üç sene muazzam bir ilerleme kaydettik. Ondan sonra bu iş tavsadı. Kıbrıs meselesi müzakerelerin bir kısmının ilerlemesini durdurdu. Reformlar kaldı. Bir müzakereci bile tayin etmedik.

Babacan'ı saymıyor musunuz?

Babacan dışişleri bakanı. Zaten Türkiye'nin başmüzakerecisidir her konuda. Ama onun altında sabahtan akşama kadar bütün vaktini AB'ye harcayacak birisi lazım.

Cumhurbaşkanı Gül'ün, yasama ve yürütmenin bazı üyeleriyle AB konusunda yaptığı görüşmede bu gecikmenin Türkiye'ye zaman kaybettirdiği uyarısı yapmasını bir hızlanma işareti olarak yorumlayamaz mıyız?

Cumhurbaşkanı, AB üyeliğinin büyük destekleyicisi. Fakat uygulayıcı hükümettir.

Yani Gül'ün bu çabasına rağmen hükümet hızlanmayacak mı?

Hızlanmayacak. AB İlerleme Raporu menfi çıkacak. Çünkü reformları yapmadık. Bundan sonra da yapılacağını sanmıyorum. Hükümetin büyük önceliği AB gibi görünmüyor.

Silahlı Kuvvetler diyor ki, biz AB'ye karşı değiliz ama milli coğrafya bütünlüğümüzü koruyarak. Bu anlamlı bir itiraz mı?

Yani AB, Türkiye'yi mi bölecek? AB'nin esası da toprak bütünlüğü. Kimse kimsenin toprak bütünlüğünü bozamaz ki. Başka ülkelere karşı da AB toprak bütünlüğü prensibi ileri sürer. Gürcistan krizinde bu prensibi ileri sürmediler mi? Toprak bütünlüğüne karşı gelebilir mi bir AB üyesi?

Yani askerler aslında istemiyor mu Türkiye'nin AB üyesi olmasını?

Onu diyemem. Ama askerlerin bazı tereddütleri var. Kıbrıs meselesinde aldıkları bir pozisyon var. Bir de tabii AB'nin politik sistemi içinde sivil-asker ilişkileri değişik. Askeri sivil otoritenin direkt emri altına girmek istemiyor gibi gözüküyor. NATO'da milli savunma bakanları toplandığı zaman Genelkurmay başkanları hep arkalarında durur. Bizde o toplantıya milli savunma bakanı ve Genelkurmay başkanı gelmez. İkinci başkanı gelir. Çünkü arkada oturmak zorunda. Bizde protokolde Genelkurmay başkanı milli savunma bakanının önündedir. Hâlbuki bütün dünyada tersidir. Ben NATO'da çalıştım, bilirim. O toplantılarda askerler hep sivil patronlarımız diye konuşurlar. Bizden değişik bir kültür var.

Genelkurmay başkanları arkada oturmamak için o toplantılara katılmayınca Türkiye itibar kaybetmez mi?

İkinci başkanı orada olduğu için fazla bir şey kaybetmez. Türk ordusuna çok saygısı var herkesin.

Artık zamanı geldi mi bunu değiştirmenin?

O kadar kolay değil. Atatürk zamanında Genelkurmay başkanının ayrı bir önemi vardı. Sonra 1950'lerden sonra savunma bakanına bağlandı askerler. Genelkurmay başkanı savunma bakanından sonra gelirdi. Ama Menderes hükümeti askerlere karşı kötü davrandı. Ve bu, askerlerin tepkisini uyandırdı. Ben o zaman dışişleri bakanlığındaydım. Gördüklerimden rahatsız olurdum. Askerlerin çok gerilere itilmiş olmasından protokolde. Ve bu tepki doğurdu. Bir daha o duruma düşmek istemedi askerler.

AB'ye üyeliğimiz için bunu da değiştirmek zorunda değil miyiz?

AB üyeliğine şu anda bir mani değil bu. AB üyeliğine çok daha önemli maniler var. En büyük mani yapamadığımız reformlar tabii. Ondan sonra Fransa ve Almanya'nın tutumu. Bir de Gümrük Birliği Protokolü'nün Kıbrıs'a da uygulanması, yani deniz ve havalimanlarımızın Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açılması meselesi mevcut. Sırf bu yüzden otuz beş fasıldan sekizi bloke durumda. Biz söz verdik bunu yapacağımıza dair, fakat yerine getiremedik.

Engelleyenlerden biri de askerî kanat mı?

Askerî kanadın bu liman işine çok karıştığını sanmıyorum. Asıl problem Meclis'te çıktı. CHP çok büyük bir muhalefet gösterdi. AKP de siyasî cesaret gösteremedi. İmzalanan protokolü Meclis'e sunmayı kabul etmişti. Yapamadı. Ben bunu yaparım ama şu şu şartlarda dedi. O şartların yerine gelmesinin imkânı yok. Bu iş kaldı. Şimdi 2009 yılında mesele tekrar önümüze gelecek.

Peki bu sefer ne olacak? Tümüyle askıya mı alınacak üyeliğimiz?

Bilemiyorum. Bence o konuda tereddüt ederler. Kıbrıs meselesinin AB üyeliğimizi bloke eden bir unsuru bu Gümrük Birliği Protokolü meselesi. İkinci unsuru çözüm noksanlığının oluşturduğu engel. Varsayalım ki AB ile üyelik müzakereleri başarılı bir şekilde sonuçlandı. Sarkozy muhalefetinden vazgeçti. Her şey tamam. Fakat Kıbrıs meselesi hâlâ çözümlenmedi. Üyelik gerçekleşebilir mi? Hayır. Çünkü AB'de yeni üyelikler konusunda her üyenin veto hakkı var. Güney Kıbrıs'ın iki oyu var sayılır, çünkü Yunanistan ister istemez aynı yönde oy kullanacaktır.

Dışişleri bakanlığını bugün yapsaydınız ne tavsiye ederdiniz hükümete?

Kıbrıs ile ilgili olarak, ben olsam limanları açarım. Çünkü bu iş görüşüldüğü zaman, 2004 senesinde, bizim en büyük sorunumuz neydi? Bu limanları açmak Güney Kıbrıs'ı devlet olarak tanımak anlamına gelir mi, gelmez mi? Bu soruyu sorduk. O zamanki dönem başkanı dedi ki, hayır bu tanıma anlamına gelmez. Onun üstüne yatmak lazımdı. İyi bir şey elde ettiniz mi üstüne yatacaksınız, daha fazla kurcalamayacaksınız. Bu gemiler zaten 1995'e kadar geliyormuş limanlarımıza. Birinin aklına gelmiş, bunu engellemişler. Evet bayrak, Güney Kıbrıs bayrağı ama bu gemiler Güney Kıbrıslıların değil. Çoğu "convenience flag" taşıyor. Bu gemilerin çoğu Alman ve Rus. Ama iç politikadan korkulduğu için meselenin arkası bırakıldı. Meclis'e getirseler kıyamet kopacak. Baykal ve Bahçeli, "Kıbrıs elden gitti" diye kıyameti koparacaklar. Muhalefet kolay.

Peki limanlar açılsa bitecek mi sorun?

Bitmeyecek ama bloke edilen sekiz madde kalkacak ve müzakereler büyük bir ivme kazanacak.

Cumhuriyet'in 85'inci yılında hâlâ demokratik bir anayasaya sahip olmayışımızı, hâlâ askeri vesayet rejimini yaşamamızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugünkü duruma askerî vesayet rejimi diyemeyiz. Anayasa Mahkemesi'nin her tutumunun arkasında askerlerin olduğu söylenemez. Ne var ki, Anayasa konusunda bugün çok ciddî bir hukukî ve politik kilitlenme içindeyiz.

Devletin 1938 model Kemalizm anlayışının bu durumdaki rolü nedir?

Kemalizm'i herkes kendi siyasî görüşüne göre yorumluyor. Atatürk'ün vizyonu bence gerçek bir demokrasiye kesinlikle karşı değildi.

Bir yazınızda Anayasa Mahkemesi'nin asla Parlamento'nun yerine geçemeyeceğini yazmıştınız. Açıklanan son gerekçeli kararlardan sonra ne düşündünüz?

Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını çok garipsiyorum. Gerekçe karardan da kötü. Bu türban davasında karar siyasî bakımdan iyi oldu ama bence Anayasa'ya aykırıydı. Çünkü Anayasa, Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerini ancak şekil bakımından inceleyebileceğini hükme bağlamış. Unutmayalım ki Anayasa Mahkemesi'nin birinci görevi, kanunların Anayasa'ya uygun olup olmadığını incelemektir. Anayasa değişikliklerinin Anayasaya uygun olup olmadığını incelemek değildir.

Ama bu, tuhaf bir akıl yürütme oldu. Karar yanlış ama sonuç iyi! Çıkmasından korktuğunuz olaylar şimdilik çıkmadı diye sorun çözülmüş mü oldu?

Şimdilik çözümlendi. AKP de bugünkü duruma razı oldu. İşi büyütmedi.

Çözüm değil problem üreten bir odak haline gelen Anayasa Mahkemesi sorununu nasıl çözeriz?

Türban meselesinde problem CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne başvurması ile çıktı. Bir de tabii görülmemiş bir sistemimiz daha var, AKP'yi kapatma davasında görüldüğü gibi Yargıtay başsavcısı oturuyor, bir parti kapatılsın diye dava açabiliyor. Hangi partiyi? İktidardaki partiyi. Böyle bir şey olur mu? Marjinal partiler kapatılır. O da ancak Avrupa Konseyi'nin tespit ettiği kıstaslara uygun olarak.

Siz de biliyorsunuz ki Yargıtay başkanına vahiy inmiş de bunu yapmış değil yani.

Sistem kötü. Siyasi Partiler Kanunu'nu ve tabii Anayasa'yı değiştirmek lazım. Ama artık değişmez. Yani Anayasa Mahkemesi'nin muhalefeti ile karşılaşmayan bir anayasa nasıl ortaya çıkar onu bilemiyorum. Bir çözüm göremiyorum.

Baykal CHP'nin başından ayrılsa, parti yeni baştan organize olsa...

İmkansız. Yerleşmiş bir zihniyeti var CHP'nin. Baykal'dan ibaret değil mesele. O jakoben zihniyet değişmez. Doğrusunu isterseniz ben AKP'ye de şaşıyorum. Başbakan niye bu kadar sinirli konuşuyor anlamıyorum. Çünkü birçok alanda başarılı oldu. Bu başarılarını takdir etmemenin imkânı yok. Ekonomimiz beş sene gayet iyi gitti. Şimdi biraz kötü gidiyor. Ama bütün dünyada kötü gidiyor. Dış politikada AB ile müzakereleri başlattı. Büyük bir başarıdır bu. Dünyaya açıldık. Ortadoğu'da rol oynadık. Doğu'da Kürt oylarını aldı. Bu da büyük bir başarı. Başbakan'ın asabiyetini, sert üslubunu anlamakta güçlük çekiyorum. Siyaseti germek onun menfaatine değil ki.

Kürt oylarını aldı ama Kürt sorunu bütün dehşetiyle ortada duruyor.

Kuşkusuz terörle mücadele bütün kuvveti ile devam etmelidir. Fakat meselenin özüne de inmek lazım. Bugün eski asimilasyon politikası sürdürülemez. Bir entegrasyon politikası üretmek ve vakit geçirmeden uygulamak lazım. Kürt kimliğini tanımak, PKK ile bağlantısına rağmen DTP'yi kapatmamak, Kürtçe yayın yapan radyo ve televizyonlara müsaade etmek, okullarda seçmeli Kürtçe dersleri vermek akla gelen önlemlerden bazıları. Tabii Kürtçe öğretiminden bahsediyoruz, Kürtçe tedrisattan değil. Kısacası bugünkü yaklaşım ve vizyonumuzda büyük değişiklik yapmak gerekir.

Kim verecek o dersleri?

Kürtler verecek herhalde.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarında mı?

Evet. Talep olan yerde. Her yerde değil tabii. Çoğunun bu dersi alacağını zannetmiyorum zaten. Ama vermek lazım. Bir yerde belediye başkanı Kürtçe bir davetiye bastırmış, derhal tepki gösteriliyor. Bunların üzerinde durmamak lazım. Unutmayalım ki Türkler ile Kürtler arasında temel bir kader birliği var. Şehitlerimizin arasında çok da Kürt olduğunu görüyoruz.. Orduda şimdiye kadar Kürt askerlerin herhangi bir ihaneti görülmemiştir. Bütün Kürtler PKK'yı istemiyor. AKP nitekim son seçimlerde Güneydoğu'da çok oy aldı. Biraz daha dikkatlice davransaydı belki belediyeleri de alacaktı.

Şimdi alabilecek mi?

Zannetmiyorum. Keşke alsa.

DTP kapatılırsa...

Kapatılmaması lazım. Faydası yok kapatmanın. Kapatınca ne olacak? Daha çok radikalleşecekler. Ne lüzum var? Ama bana kapatırlar gibi geliyor. Daha önce de kapattılar. Ne oldu? Hepsi gittiler kahraman oldular Avrupa'da. Halbuki şimdi AB onlara mütemadiyen PKK ile aralarına mesafe koymalarını tavsiye ediyor.

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*