İmza: Sol elin yüzük parmağı

  • Giriş : 16.08.2006 / 00:00:00

Spastik engelli Ertan Doğan, tek hâkim olabildiği organı, sol elinin yüzük parmağıyla 'Ben de Varım'ı yazdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dikili'de, ortanca çiçekleri, sarmaşıklar, güller arasına yerleşmiş evin kocaman balkonunda bizi bekleyen Ertan Doğan, 'Ben de Varım' diyerek çıktı ortaya. "Neden varsın?" deyince verdiği yanıt çok hoşuma gitti: "Kitabı elime alınca yeni bir hayata başladığımı hissettim. Ben spastik bir insanım. Bizi manyak, deli yerine koyuyorlar. Spiker, Selami Şahin'e soruyor: 'Eşiniz onu dövdüğünüzü, yerden yere vurduğunuzu söylüyor, doğru mu?' Selami Şahin'in yanıtı çok ilginç: 'İnsanın bunu yapması için spastik olması gerekir' diyor."
Bu anı, onu yine heyecanlandırıyor. Heyecanlanınca ellerine, ayaklarına, konuşmasına hâkimiyetini yitiriyor Ertan. Eller ayaklar birbirine giriyor. Emniyet kemeriyle bağlı olmasa ayakları bir yerlere çarpıp parçalanacak sanki. Annesi imdadına yetişiyor. 28 yaşındaki Ertan'ı yarım dakika bile sürmeyen bir süre içinde durultuyor, sakinleştirip yatıştırıyor. Hem de üç-beş sözcük, bir-iki okşamayla.

Beyin hasar görüyor

Ertan, "Spastik engelli ne demek bunu anlatmak için bile var olmak gerekiyor, yalnızca onun için bile varım. Spastik, tıp dilinde 'serebral palsi' adıyla biliniyor. Beynin hasar görmesi yani. Beyin doğum öncesinde, doğum anında ya da doğum sonrasında hasar görüyor. Duruş bozuklukları, adale sertliği bozuklukları, zekâ geriliği, öğrenme güçlükleri, doğru dürüst konuşamama gibi sonuçlarla çıkıyor karşınıza. Ben yalnızca sol elimi kullanabiliyorum. Hâkim olabildiğim tek organım, sol elimin yüzük parmağı. Onunla uzaktan kumandayı tutabiliyorum. Onunla yazabiliyorum" diyor. 'Ben de Varım' adlı kitap kısa bir süre önce çıktı. Kitabı 10 yılda yazmış Ertan. Sol elinin yüzük parmağıyla tuşlara basarak, bazen annesine söyleyip yazdırarak.
Yazmaya annesi ikna etmiş Ertan'ı, "Yaşamın zor biliyorum. Hep yaşayamayacağın, gerçekleşmeyecek hayallerin peşinden koşma. Bu nedenle mutsuz olma. Yürümen, ellerini kullanman gerekmeyen bir şey yap; roman yaz. İstediğin zaman sen söylersin, ben yazarım. Zekisin, kültürlüsün" demiş. Ertan da cep telefonunun tuşlarını kullanıp, yazdıklarını mesaj olarak annesine göndermek suretiyle roman yazma işine girişmiş.
Elbette romanda anlattığı kendi yaşamı. Bu acıdan yola çıkıp yaşamın bütün iniş çıkışlarını, bütün yokuşlarını, yalnızlıklarını, acılarını, umut ve umutsuzluklarını anlatmış. Bir hesap yaptım, 223 sayfalık romanı 10 yılda bitirmiş Ertan. Bu ne demek biliyor musunuz? Elimizdeki roman yılda 22, ayda 1.85 sayfa; ayda 65, günde 2.16 satır yazılarak oluşturulmuş.
Bir satırda ortalama 10 sözcük olduğunu düşünürsek Ertan günde ancak 20-21 sözcük yazabilmiş. Diyelim ki 10 saat çalışmış günde, saatte en çok iki sözcük yazmış sol elinin yüzük parmağıyla. "Ben de Varım", işte böyle bir çalışmanın ürünü.


Tanrı makamına dilekçe!

Ertan'ın yaşamını özetleyen, yüreğini anlatan, gelecekle ilgili beklentilerini içeren, insanlar ve yaşamla ilgili umutlarını sergileyen iki de mektup var yaşamında. Biri 25 Nisan 2003 tarihli ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yazılmış bir protesto mektubu. Bu mektupta Irak Savaşı'na karşı bir şey yapılmamasını protesto ediyor Ertan. Diğeri de bir protesto mektubu ama daha üst bir makama yazılmış; Tanrı yüksek makamına!
"Ben doğar doğmaz, işlemediğim bir suçtan dolayı ömür boyu yürümemeye, kendi işimi kendim yapamadan asalak gibi yaşamaya mahkûm ettiğin kulun. Bana verdiğin cezayla adaletsizlik yaptın. Senin yerinde olsaydım tüm kullarıma eşit davranırdım" diyor bu protesto mektubu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious