İNAL BATU; TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ İSTEMEYENLER AĞIRLIKTA

İNAL BATU; TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ İSTEMEYENLER AĞIRLIKTA.8885
  • Giriş : 01.02.2007 / 00:00:00
  • Güncelleme : 14.08.2008 / 03:59:53

İnal Batu röportajlar serisini sürdüren Haber Aktüel’e özel çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Aktüel Yayın Grubu Ankara Temsilcisi İrfan Karabulut'un sorduğu sorulara önemli cevaplar veren Batu'nun tespitleri de birçok gerçeği gün yüzüne çıkarır nitelikte. Türkiye'nin dış ilişkilerinde parlak bir dönem yaşamadığını söyleyen Batu, AB içerisindeki gelişmeler ve Türkiye'deki gelişmeler yüzünden halkın AB'ye tam üyeliğe duyduğu güvenin azaldığının altını çiziyor.

Dinler arası diyalog gibi önemli çalışmalar yapan saygıdeğer insanların olduğunu hatırlatan İnal Batu, “Cumhurbaşkanını şimdiki parlamento mu seçmeli?” sorusuna “Bu meclis artık yorgun bir meclistir. TRT 3'ü açın bakın meclisin ne kadar yorgun olduğunu her gün görürsünüz. Bu yorgun meclisinde giderayak bir takım dayatmalarla bir Cumhurbaşkanı seçmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum” şeklinde cevap verdi. Milletvekili Batu'ya göre başörtüsü yasağı da Türkiye için bir talihsizlik.

İŞTE İNAL BATU'YA YÖNELTİLEN SORULAR VE ALINAN CEVAPLAR

— Siz yurt içinde ve yurt dışında birçok gelişmenin altına imza attınız. Uluslararası strateji gözlemcisi ve kanaat önderisiniz. Türkiye siyasi ve ekonomik olarak ne yöne gidiyor? Duruşumuzun resmini çizer misiniz?

Türkiye dış ilişkilerinde parlak bir dönem yaşamıyor. Avrupa Birliğine (AB) tam üyelik müzakerelerine başladığımız günlerdeki iyimser hava süratle dağıldı. Yurtdışı politika darboğaza girdi. Ben Türk-AB ilişkilerini karanlık bir tünelde ağır ağır ilerleyen bir trene benzetiyorum. Trenin ucunda da maalesef bugün itibariyle tam üyelik gözükmüyor. İmtiyazlı ortaklık görüşü daha hâkim. Türkiye konusunda AB'nin kafa karışıklığı devam ediyor. Ama giderek hem AB içerisindeki gelişmeler, hem bölgedeki gelişmeler, hem Türkiye'deki gelişmeler yüzünden halkımızın AB tam üyeliğine duyduğu güven azalıyor. AB'de, Türkiye'nin tam üyeliğine sıcak bakanlar azalıyor. Yani fiilen ilişkiler tıkanmış durumda.

— Bunda suçlu, günah keçisi kim?

Günah keçisi daha çok Avrupa tabi… Ağırlıklı görüş din ve kültür farklılığı, bu kadar kalabalık nüfusu olan, Avrupa standartlarına göre yoksul olan bir ülkenin tam üyeliğini içlerine sindiremiyorlar. Çünkü 10 milyonlarca Türkün tam üyelikten sonra Avrupa kapılarını zorlayıp çalışma ortamı hazırlayacaklarından endişeliler. Türkiye'nin tam üyeliğinin maliyetinin çok ağır olduğunu düşünüyorlar. Birde Türkiye konumu itibariyle çok sancılı bir ülke olduğu için o ülkenin sorunlarına da bulaşmak istemiyorlar. Yani istemeyenler ağırlıkta. Bunu bütün anketlerde bunu gösteriyor. Buna paralel olarak Türkiye'de de AB üyeliğine inananlar azalıyor. Bunun bir sonucu da Türk siyasetinin bir blok halinde sağa kayması oldu. Yani AB bize giderek soğuk ve mesafeli tavır takınıyor.

ELİ KANLI TERÖRİST PAPADOPULOS OLANCA ŞIMARIKLIĞI YAPIYOR

— İktidarın bu noktadaki fonksiyonu nedir?

İktidar samimiyetle AB hedefine sarılmıştı. Hataları oldu tabi… Birincisi o bir yalancı bahar yaşattılar Türkiye milletine. Türkiye'de baharı erken estirmek, bayram havası yaşatmak gibi bir yanlışları oldu. Gireceklerine kesin inanıyorlardı. Bunun böyle olmadığı anlaşıldığında hayal kırıklığı büyük oldu. İktidarın ikinci hatası da Türkiye'ye karşı ne kadar olumsuz, haksız, ne kadar çifte standartlı davranılsa da, bunu hazmedebileceği, içine sindirebileceği ve çok sert tepkiler gösteremeyeceği izlenimini verdi. Buda Türkiye karşıtlarının cüretini artırdı.

Son yıllarda birde Kıbrıs konusu bahane olarak kullanılıyor. Bu tamamen bir bahanedir. AB'de Türkiye'yi istemeyenler bugün Kıbrıs sorununa sarılmış oluyorlar. Burada kullanabilecekleri mükemmel bir partner var. Eski eli kanlı terörist Papadopulos Türkiye'ye karşı olanca şımarıklığı yapıyor. Ve bunlar cezasız kalıyor. Adam zaman zaman açıklama yaparak federasyonu bile reddediyor. Türkiye'ye ancak azınlık hakları veririz diyor. Buna bir tepki gösteren yok. Yani Birleşmiş Milletlerin (BM) yıllardır gündeminde olan federal çözümü bile adam reddediyor. Bunlara tepki göstermek şöyle dursun ödüllendirdiler. Türk milletinin gücüne giden bu… Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz iyi değil.

İRAN'IN NÜKLEER GÜÇ OLMA FAALİYETLERİ ENDİŞE VERİCİ

Kıbrıs'ta bir BM çözümü hiç gözükmüyor. AB yolunda Kıbrıs, Türkiye için bir sorun haline gelmiş. Kıbrıs bahanesi ortadan kalktıktan sonra sözde Ermeni soykırımı iddiaları da artması da beklenebilir. AB ve ABD ile olan ilişkilerimiz giderek dostluk ve ittifak ilişkilerinden uzaklaşıyor. Yani Amerika'nın Irak'taki tavırlarını dostluk ve ittifak kavramlarıyla bağdaştırmak giderek zorlaşıyor. Amerika bazı naif gözlemcilerimizin iddia ettiği gibi bir stratejik ortak olmak şöyle dursun bir dost ve müttefik ülke profilinden de uzaklaşıyor maalesef. Çok acı bir gelişme bu. Irak'taki derin kaos ve derin kaosun yarattığı aktif savaş çözüm, istikrar umutlarının giderek zayıflaması… Kerkük'ünde bir saatli bomba gibi olması Türkiye'yi derin kaygılara sürüklüyor. İran'ın bir nükleer güç olma yönündeki faaliyetleri de endişe verici. Amerika, İran ve Suriye'ye yönelik bazı projeleriyle de Türkiye çok yakından ilgileniyor. Bu ülkelere bırakın bir askeri güç uygulamayı, buralara bir ekonomik ambargo konması bile Türkiye'yi ciddi manada sarsar.

Orta Asya, kardeş ülkelerle de ilişkilerimiz maalesef rahmetli Özal ve Demirel döneminden sonra süratle geriledi. Özal ve Demirel'den sonraki liderlerimiz bu bölgeleri çok ihmal ettiler. Rusya Federasyonu ile ilişkiler iyi gidiyor ama bir enerji bağımlılığımız var. Rusya'da bu enerjiyi siyasi manevra olarak kullanıyor. Ben böylece bir dünya panoraması çizmeye çalıştım.

Türkiye ekonomisi ile alakalı bir rapor var. 2006 yılında işsizlik, karşılıksız çekler, kapanan şirketler, iç borç, dış ticaret açığı… vs artmış. Türkiye kendi içerisinde bir çıkmazda mı?

Artık günümüz dünyasında ekonomideki darboğazlar sadece halkın yaşamını zorlaştırmakla kalmıyor o ülkenin vatandaşlarının sıkıntılarının yanına birde ülkenin dış politikadaki siyaseti ciddi manada etkileniyor. Bugün şunu rahatlıkla iddia ediyorum ki; Türkiye eğer ağır bir dış borç altında ezilen ve borçlarını ancak yeni borçlar alarak ödeyebilen, bu borç kredi imkânlarını da sadece Amerika kıtasında olması gibi bir görüşünüz olan bir ülke olmasaydı ne AB, ne ABD bize karşı bu kadar aşağılayıcı tavırlar alamazlardı. Yani sağlam bir ekonomimiz olsaydı kendi ayakları üzerinde duran, ben eminim AB ile ilişkilerimizde de, Kıbrıs konusunda da çok daha yukarı seviyelerde olurduk.

— Bunun çözümü nedir?

Çözümden giderek uzaklaşıyoruz. Borçlar artıyor. Borcu borçla kapatıyoruz. Bu düzeni tersine çevirmek günümüzün küreselleşmiş dünyasında çok zor. Kapıları tek başımıza kapatamıyoruz. Ne yapacaksınız? Avrasya'da durumumuz parlak değil. Rusya'yla ancak kısıtlı bir umut yaratabilir Türkiye.

BM'DE TÜM İNANILIRLIĞINI, GÜVENİLİRLİĞİNİ YİTİRDİ

Birde İslam âlemine bakalım. Manen derin bir biçimde bölünmüş. Sadece Irak'ta bir yılda sadece 650 bin Müslüman öldürülmüş. Bir sürü Müslüman yakılıp yıkıldı. Ondan evvel Irak, Kuveyt'i işgal etti. Ondan evvel İran-Irak yıllarca savaştılar. Bir milyon insan öldü. Ve son Lübnan bunalımına bir örnek verecek olursak Hizbullah'ın oradaki başarıları Sünni-Arap ülkelerinde nerdeyse üzüntüyle karşılandı. Müslüman âleminde de birlik, bütünlük yok. Sonuncu büyük, olumsuz gelişmede artık kolektif bir barış ve güvenlik sistemi olarak kurulan BM'de tüm inanılırlığını, güvenilirliğini yitirdi. Adeta iflas etti. Artık BM benim gözümde çocuklara yardım, teknik yardımlar, ekonomik ilişkiler ve bazı kültürel etkinlikler dışında siyasi ve askeri olarak tamamen önemini, meşruiyetini yitirmiştir. BM iflas, teslim bayrağını çekmiştir. Bizim gibi ülkeler artık başları sıkıştığında BM'den de medet umamazlar. Orada da zorbalık ve bilek gücü geçerli…

BİRÇOK KATLİAMI DÜZENLEYEN HIRİSTİYAN DÜNYASIDIR

— Dünya ve özellikle Türkiye son 50 yıllını terör olayları ile geçirdi. Son 10 yılda ise terör ve terör saldırıları artı. Sebepleri nedir?

Biz insanlara iş, aş ve mesken bulma durumunda bir Türkiye'yiz. Bu küreselleşme dünyada hem aynı ülke içinde hem dünya ölçeğinde fakiri daha fakir yapıyor. Türkiye'de maalesef küreselleşmenin olumsuz etkilerini yaşayan bir ülke… Böyle bir ortamda umutsuz, işsiz insanların sayısı artıyor. Bütün bu sıkıntılardan dolayı kolay bir çözüme yönelerek iş içte bazen bir birimizi öldürmeye varan bir sonuca gidilebiliyor. Din adına cinayet işlediğini iddia eden Hizbullah'ta böyle bir ortamda ortaya çıkıyor. Tablo bu.

— Uluslararası medya “İslam terör dinidir” cümlesini kullandı. Bu maksatlı söylenmiş reflekse nasıl karşılık vermeliyiz?

Maalesef İslamiyet son yıllarda derin bir imaj sorunu yaşıyor. Bu 11 Eylül saldırıları… Ondan evvel Taliban'ın Afganistan'daki bazı uygulamaları… Bütün bunlar olurken İslam ülkelerinin birbirlerinin kanını dökmeleri, Şii-Sünni kavgaları, Papa suikastı, Trabzon'daki rahip cinayeti… Bütün bunlar bir araya getirildiğinde zaten bize karşı önyargılı olan, İslam'a leke sürmek için her türlü fırsatı kollayan Batı'da bir İslam'a fobi yarattı ve buda İslam'ın uluslar arası teröristle özdeşleştirilmesine yol açtı.

Bazı hadiseler istismar edildi. Hıristiyanlık tarihine baktığımızda tarihleri kan ve ateşle doludur. Ve günümüze bakarsak da dünyanın en büyük adaletsizliklerini, en büyük çifte standartlarını ve birçok katliamı düzenleyende Hıristiyan dünyası… Ama tüm dünya ile iletişim ağını tek ellerinde bulundurdukları için kamuoyunu istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Hıristiyanlık; temiz, uygar, çağdaş ama Müslümanlık geri, yoksul ve teröre bağlı gibi fevkalade haksız bir tabloyu çiziyorlar.

İSRAİL'İN LÜBNAN'DA YAPTIKLARINDAN SONRA DİYALOGDAN NASIL BAHSEDEBİLİRİZ

— Bu çok ihtiyacımız olan diyalog sürecini negatif olarak geriye itiyor mu?

Bazı saygıdeğer girişimler var. Dinler arası diyalog gibi… Türkiye'de bunda belirli bir rol oynuyor. Bunlar güzel şeyler tabi de bir boğazlaşma var yinede. Savaş olan yerde diyalog olmuyor. Mesela İsrail'in Lübnan'da yaptıkları. Bütün bunlar olurken barıştan, diyalogdan nasıl bahsedebiliriz. Bölgemizin başka bir İsrail bozuntusu olan Ermenistan'ın Azerbaycan'da yaptıkları var. Buda unutuldu ve cezasız kaldı. Böyle bir dünyada diyalog nasıl olur? Önce biz Müslüman dünyası olarak birbirimizle boğazlaşmaktan, kavga etmekten vazgeçsek… Diyaloga böyle başlamak lazım. Değerli bilim adamları Mekke'de toplandı ve çok önemli bir bildiri yayınladılar ama o bildirinin daha mürekkebi kurumadan Irak'ta örneğin bir Şii-Sünni boğazlaşması devam ediyor.

— Kuzey Irak'ta bir referandum görünüyor gibi… Kerkük'te gizli bir toplantı yapıldı. Irak'a askeri bir operasyon yapmalı mıyız? Yaparsak sonuçları ne olur?

Kerkük meselesi ile Kuzey Irak'taki PKK tehdidi meselesini birbirinden ayrı tutmak gerekir. Kerkük bir saatli bomba gibidir. Üzerimize doğru gelen büyük bir sorundur. Orada malum 600 bin kişi yapay olarak o bölgeye yerleştirilerek şehrin demografik yapısı ABD'nin gözleri önünde altüst edildi. Türkmen ağırlıklı bir Arap-Kürt şehri olan Kerkük şimdi sadece bir Kürt şehri olmaya doğru hızla gidiyor. Ne acıdır ki Amerika'nın teşvikiyle…

Kerkük'te yeni doğmakta olan Kürt devleti İsrail'in doğal bir müttefikidir. Bu hep böyle olmuştur. İran'ı da zamanında kullandı ve sonrada ortada bırakıverdi. Çok büyük katliamlar yaşandı o talihsiz bölgede. Ama maalesef bugünkü Kürt liderliği bunları hatırlayamıyor. Bütün güçleri ile Amerika'nın eteklerine sarılmışlar. Sanki Amerika o bölgeden hiç ayrılmayacakmış gibi böyle kısa vadeli kısır bir takım değerlendirmelerle hareket ediyorlar. Hâlbuki onların doğal dostları, ağabeyleri, kardeşleri bizleriz. Amerika bir gün mutlaka bu bölgeden gidecek.

TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Kandil Dağı ile özdeşleştirilen ama aslında bütün Kuzey Irak'a yayılmış olan bürolarıyla, bayraklarıyla bir PKK varlığı var. Kerkük konusunda biz mutlaka barışçı çözüm olmalıyız. İlk hedefimiz önce o referandumu erteletmek olmalı. Dünyada sağduyu sahibi herkes bunu öneriyor. Brüksel'de ki uluslar arası kriz merkezi bunu öneriyor. Tehlike çanları çalıyor, saatli bomba tik taklarına devam ediyor ama bundan rahatsız olmayanlar yalnız Washington'da, Başkan Bush'un etrafında gelişmiş muhafazakârlar birde İsrail. Bunlar dünyaya meydan okuyorlar.

Biz bütün bu güçleri mobilize etmeliyiz. Her gün, her saat bununla uğraşmalıyız. Bu o kadar önemlidir. Mutlaka bu ertelemeyi sağlamalıyız, eğer erteleme olmazsa referandumu tüm Irak'ta yapılmasını istemeliyiz. Hedefin herkese makul gelmesi gerekli. Tüm Iraklılara, tüm bölgeye… En önemli çözümde Kerkük'ün özel statüye sahip bir şehir yapılması.

— Kandilli Dağına girmeli miyiz?

Kandilli için Türkiye'deki terörün nasıl bir seyir takip edeceğini ve bunun ne ölçüde Kandilliden kaynaklandığını doğru tespit etmemiz lazım. Kandilli Harekâtı ne getirir, ne götürür bunun hesabını çok iyi yapmamız gereklidir.

— Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) bizim bakışımız ne olmalı. MİT müsteşarı çıktı dedi ki “Haritalar değişebilir” Türkiye'yi bu tez ne derece etkiler?

BOP hiçbir ciddiyeti kalmamış, duyulduğunda tebessümle karşılanan bir şey oldu. Ben bu proje öne sürüldüğünde de bunu söylemiştim. Irak'ta iş savaş sürerken, kan gövdeyi götürürken, Filistin'e İsrail vahşeti yaşanırken, Lübnan yakılıp yıkılmış bir ülkeyken, Afganistan'da hâla koalisyon güçleri hâkimken hangi Büyük Ortadoğu Projesi ya? İslamiyet bu kadar bölünmüşken hangi Büyük Ortadoğu Projesi?

BU MECLİS ARTIK YORGUN BİR MECLİSTİR

— Sohbetimizi dünya üzerindeki gelişim ve değişimlerle başlattık, birazda ülkemizin iç meselelerine dönelim. Önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanını şimdiki parlamento mu seçmeli?

Cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilmeli. AK Parti hükümeti zaten halkın yüzde 34'ünü, meclisin yüzde 65'ini ele geçirmiştir. İktidardır. Son derece çarpık bir tablo bu. Üstüne üstlük 2002'den beri belirli bir oy kaybı da muhakkak vardır. Bu meclis artık yorgun bir meclistir. TRT 3'ü açın bakın meclisin ne kadar yorgun olduğunu her gün görürsünüz. Bu yorgun meclisinde giderayak bir takım dayatmalarla bir Cumhurbaşkanı seçmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Uzlaşma işin iki taraf lazımdır tabi. Yalnız AK Parti değildir uzlaşmayı sağlayacak olan. Her türlü uzlaşmada en büyük görev iktidar partide olur. Hükümet çok sağlıklı kamuoyu araştırması yaptırsın. Daha önümüzde aylar var. Halkın sesini dinlesinler. Ben iddia ediyorum ki halkın sesi Sayın Tayyip Erdoğan'ı uzaklaştıracaktır. Kendi partisine de yazık olur. Bu memleketin daha AK Parti'ye de ihtiyacı var.

GENÇ PARTİ'NİN GÖSTERİŞLİ BİR REKLÂM KAMPANYASI VAR

— seçim erken bir tarihe alınmazda zamanında yapılırsa 4 Kasım 2007 için nasıl bir tablo düşünüyorsunuz?

Demirel'in dediği gibi politikada bir hafta bile uzun bir zamandır. Bugünkü tabloyu soruyorsanız artık meclisin dört partili bir meclis olacağı görünüyor. Ama mesela bu dört partili meclis olma ihtimallerine gölge düşüren yeni bir gelişme var. Bu Genç Parti hadisesi… Genç Parti MHP ve DYP'nin oylarını aşağıya çekerek iki partili meclisi oluşturan yapının en önemli mimarıdır. Çokta gösterişli bir reklâm kampanyaları var. 350 YTL her emekliye, bir milyona mazot, her gence üniversite imkânı gibi vaatlerde bulunuyor.

BAŞÖRTÜSÜNÜN SORUN HALİNE GETİRİLMESİ YANLIŞ

— Söz üniversiteden açılmışken son 30 yılda toplumsal mutabakat problemimiz var. Bu problem çerçevesine bütün siyasi partiler başörtüsünü politikalarına malzeme yaptı. Sizin başörtüsüne bakışınız nedir?

Bu problemin Türkiye'nin gündemde olmasından başından beri rahatsızım. Bunun sorun haline getirilmesi yanlış. Herkes bunun sorun haline getirilmesinde katkıda bulundu. Böyle toplumu geren, ayrılıklar, anlaşmalıklar yaratan sorunların tümünde olduğu gibi bu sorunda da başlıca sorumluluk iktidara düşmektedir. Bu bir sorun olarak gösterilmiştir, yazık olmuştur. Sorun, Türkiye için bir talihsizliktir ve talihsizlik halen devam etmektedir.

— Siz Kıbrıs'ı iyi tanıyorsunuz. Ve Kıbrıs üzerinde çalışmalarınız var. AB sürecinde Kıbrıs'ı hep ısıtıp ısıtıp sorun olarak Türkiye'nin önüne koydular. Kıbrıs'ın bir vatan parçası olmasının ötesinde stratejik öneminden de bahseder misiniz?

Kıbrıs bizim için nerdeyse bir turnusol kâğıdı haline geldi nerdeyse. Kuzey Kıbrıs bizim için dünya savaşından beri gelişmekte olan bir ülkenin kalkınmış bir Hıristiyan öfkesine karşı giriştiği tek başarılı harekettir. Kıbrıs'ta çözülmememiz lazım. Ben bu mesele bir insan hakları sorunu olarak bakıyorum.

…bitti

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious