İntepe’nin domatesi prensin sofrasında

İntepe’nin domatesi prensin sofrasında.14464
  • Giriş : 18.10.2008 / 15:15:00

Çanakkale İntepe, sadece doğal güzellikleriyle değil Türkiye’nin en büyük organik çiftliğiyle de ünlü.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çanakkale İntepe, sadece doğal güzellikleriyle değil Türkiye'nin en büyük organik çiftliğiyle de ünlü. Çilekten pazıya, kavundan bamyaya ve karpuza kadar her şeyin organiğinin üretildiği çiftliğin müdavimleri arasında İngiltere Prensi Charles da var

Çanakkale'den Ezine'ye doğru yol alıyoruz. Hedefimiz Prens Charles'ın Türkiye ziyaretinde ürünlerini çok beğendiği, İntepe'deki Türkiye'nin en büyük organik tarım işletmelerinden Ömercan Çiftliği'ne ulaşmak. Oraları daha önce ziyaret edenler bilirler ki bu yol dünyanın en keyifli manzaralarından birine sahip. Ancak ne yazık ki geçen ağustos ayında çıkan orman yangınında binlerce hektarlık alan kül olunca, yolculuğunuza eşlik eden manzaranın verdiği coşku değil, derin bir acıma duygusu oluyor.

Ömercan Çiftliği de bu felaketten nasibini almış. O yangında 6 binin üzerindeki zeytin ağacından sadece 800'e yakını kalmış geriye. Yaklaşık bin 500 meyve ağacı ise tamamen kül olmuş. Çiftliğin yöneticisi olan Nurten Kam ile organik tarımla ilgili merak ettiklerimizi ve Prens Charles'ın ürünleri nasıl bulduğunu ancak bu acıklı tablonun şokunu atlattıktan sonra konuşabiliyoruz.

OĞULLARININ ADINI VERDİ

Önce bu çiftliğin nasıl kurulduğunu anlatıyor Nurten Kam: 'Arazinin sahibi tekstilci Mehmet Ali Babaoğlu bu işe gönül veren, rant peşinde olmayan biri. Çok karlı bir iş olmasa da bin 500 dönümlük arazisini kullanıma açtı. Bu nedenle çiftliğe Ömer ve Can ismindeki oğullarının ismi verildi. Babaoğlu, 2004'te Promet A.Ş ve English Gardens şirketleriyle tanışınca organik üretim için gerekli projelendirme çalışmaları başladı. 2005'te Ömercan Ziraat Turizm Ticaret A.Ş kurularak üretim ve pazarlama faaliyetlerine geçildi. Bin 500 dönümü aşkın arazide ürün bazlı değil çevresel bazlı organik tarım esas alınarak çiftlikteki her ürünün organik olması sağlandı. Bu felsefeyle çiftliğin içindeki mevcut orman arazilerinden, vahşi doğadan toplanan ürünler de sertifikalandırıldı.'

Çiftlik kurulduğundan beri Promet'in sahibi Atilla Rador çiftliğin fiziksel planlamasını ve pazarlamayı örgütlüyor. 15 yıldır Türkiye'de yaşayan English Gardens firmasının sahibi Chevrel Traher yetiştirilecek ürünleri seçiyor ve rotasyon planlarını hazırlıyor. 2003'te iş hayatından vazgeçip İstanbul'u terk eden Nurten Kam ise tüm bu planları uyguluyor.

'Abla bu sebzeler süper ama pazarda satamayız'

Hem çiftlikte çalışanlar hem de yöre halkı organik ürünlerin lezzetini öve öve bitiremiyor. Ancak iş, bu ürünlerin yerli halka satılmasına gelince orada ciddi bir tereddüt ortaya çıkıyor. Çiftliğin yöneticisi Nurten Kam 'Yöre halkı gelip bizim ürünleri inceliyor. 'Abla bu domatesler harika. Ama biz bunları pazarda satamayız' diyor. Sert, düzgün şekilli istiyor insanlar tabii. Lezzetini takdir etseler de şekil ve sertlik itibariyle pazardaki tüketicinin beğenisine hitap etmiyor. Ama bir kez bu lezzete alıştıktan sonra diğerini yiyemez hale geliyorsunuz. Mesela kız kardeşim artık sadece organik tüketiyor, soğan, maydanoz bile alamıyor dışarıdan' diye konuşuyor.

Prens Charles bu sebzelere bayıldı

İngiltere Prensi Charles'ın Ömercan Çiftliği ile tanışma hikayesi ise şöyle: Çiftliğin işletmecilerinden, aynı zamanda planlama ve üretim işlerinden sorumlu Chevrel Traher, Prens Charles'ın davetlisi olarak Türkiye ziyaretlerinde kendisine eşlik etmiş. Charles'ın organik tarımla yakından ilgilendiğini hatta kendisinin de bizzat uğraştığını bilen Traher, ona ürünlerinden göndermiş. İngiliz Büyükelçiliği'nin de Ömercan Çiftliği abonelerinden olmasıyla elçiliğin aşçısı ziyaret boyunca Prens Charles ve eşi Camilla'nın mönülerini bu ürünlerden yapılan yemeklerle oluşturmuş. Çift yemeklerin lezzetinden son derece memnun kalmış ve ürünlere övgülere yağdırmış. Böylece birkaç parti ürün daha gönderilmiş.

Müşterilerin büyük kısmı firma sahibi ya da yöneticisi

Yaklaşık 30 kişinin çalıştığı 100'e yakın ürün yetiştirilen çiftlik, Batı'da yaygın olan abonelik sistemini Türkiye'de uyguluyor. İstanbul, İzmir ve Ankara'da aboneleri var. Her pazar günü sebzeler, meyveler ve otlar paketleniyor, soğutuculu araçlara bindirilerek pazartesi sabahı müşterilere elden teslim ediliyor. Nurten Kam, müşterilerinin önemli bir kısmının şirket sahipleri ve yöneticileri olduğunu söylüyor. İlk yıllarda 30 kutu siparişle işe başlayan çiftlik şimdi haftada 300 kutu organik sebze ve meyve gönderiyor. Karışık organik ürünlerin fiyatları ise şöyle: İstanbul için 3-4 kilogramlık koli kargo ücreti dahil 40 YTL, 6-7 kilogramlık koli 57 YTL.

Çamurunu sil, ağzına at

İLK kez organik tarım yapılan bir yeri ziyaret ediyorsanız, her gördüğünüz üründen tatmak istemeniz hiç de yadırganmıyor. Örneğin artık son demlerini yaşayan ve tohum için bırakılan çileklerin lezzetini tarif etmek imkansız. Nedir bu işin sırrı? Nurten Kam, ürünlerin hiçbir ilaç kullanılmadan sadece hayvan gübresiyle yetiştirildiğini anlatıyor. Ancak gübresini alacağınız hayvanın bile belirli bir standardı yakalaması gerekiyor: 'Hazır yem yememiş, antibiyotik almamış hayvanların gübresini kullanıyoruz. Organik tarımın en önemli zorluğu sertifika ama üretimi de bir o kadar zor. Tamamen toprağın besleme kabiliyetine bağlısınız, organik olarak beslemek zorundasınız. Mesela çıkan otları elle yolmalısınız. Halbuki diğer yöntemde ilaçla o otları yok edebiliyorsunuz. Böyle olunca verim de düşük oluyor.'

Son yıllarda uzmanların yaptığı uyarıların da bu çiftlikte pek bir hükmü yok. Şöyle ki; 'Üzerinde tarımsal ilaç kalıntıları bulunduğu için özellikle yeşilliklerin üst katmanlarını atın, yemeyin' deniliyor. Oysa organik ürünlerde hijyen takıntınız yoksa tarladan koparıp, üzerindeki tozu alıp, bir lokmada yutmanız mümkün.

'Sertifikasız almayın'

İki yıl eğitim aldıktan sonra organik tarım teknikeri olan Ömercan Çiftliği çalışanlarından Sebahat Saygılı organik tarımla ilgili şu bilgileri veriyor: 'Sertifikası olmayan ürün kesinlikle organik değil. Sertifika kuruluşları belirli aralıklarla denetim yapıyor. Hangi gübreyi kullanıyoruz, hangi ürünü yetiştiriyoruz, ne kadar üretip ne kadar sattık? Bütün bunlar denetleniyor. Üretim yaparken sadece izin verilen girdileri kullanabiliyoruz. Sürekli kontrolör gitmezse, bazı kötü niyetli üreticiler organik diye ilaçlı tarım ürünlerini satıyorlar. Bu ürünleri alırken Tarım Bakanlığı'nın logosunu ve ürünün sertifikasını mutlaka inceleyin.

STAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*