İpte biten öyküler

  • Giriş : 07.01.2007 / 00:00:00

'Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin'

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Önce ‘canım’ sonra ‘can düşmanım’

Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in ABD tarafından idam edilmesi, derin bir çelişkinin en güncel halkası olarak üzerinden bir kez daha geçilmeyi hak eden bir konu. Saddam bir zamanlar ABD ‘nin müttefik dostlarındandı. Tarih, ‘ne oldum dememeli , ne olacağım demeli’ sözünü haklı çıkartmakta, fakat hiçbir şeyin sürpriz olmadığını görmeniz de muhtemel.

ABD’nin bir zamanlar müttefiki olan Saddam’ı idam sehpasına götüren süreç, daha önce başka isimler ve başka rejimler nezdinde defalarca yaşanmıştı. Latin Amerika, Afrika, Arap coğrafyası ve Ortadoğu’daki ülkelerde rejim değişikliği, darbeler, hükümet değişikliklerine zemin hazırlayan ABD, dostluk yerini çıkar çatışmasına bıraktığında tavır değiştiriyordu. Sırp diktatör Slobadan Miloşeviç, Panama diktatörü General Noriega, Şilili diktatör Augusto Pinochet, ABD’nin korkulu rüyası Usame bin Ladin ve benzer isimler Saddam’la benzer bir kaderi paylaşıyordu. ABD ile flört edenin hali haraptı, sevdikleri bir süre sonra sevmedikleri hanesine yazılıyordu. Libya Devlet Başkanı Muammar Kaddafi, Küba lideri Fidel Castro ve Latin Amerika’daki sol rüzgarı estiren Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ise ABD’nin hiçbir zaman dostu olmadı.

Irak’ın Duceyl kasabasında 148 Şii’nin öldürülmesinden yargılanan devrik lider Saddam Hüseyin, 2003 yılından beri Irak’ta işgalci konumunda olan ve 600 bin kişinin öldürülmesinin de sorumlusu ABD tarafından idam edildi. Saddam’ın diktatör olduğu gerekçesiyle Irak’a giren ABD’nin geçmişinde benzer bir çok operasyon yer alıyor. Latin Amerika’dan, Afrika ülkeleri, Ortadoğu ve Arap coğrafyasında, bu olay daha önce defalarca tekrarlanmıştı. Guatemala, Vietnam, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Angola, Şili, Arjantin, Nikaragua, El Salvador, Libya, Lübnan, Panama, Somali, Afganistan, Sudan gibi ülkelerde yaşanan rejim değişiklikleri, darbeler, iç çatışmalarda ABD bir şekilde müdahil veya başrol oyuncusuydu. 1950’li yıllarda başlayan bu süreç günümüze kadar devam etti. Bu ülkelerdeki ‘diktatörler’ özellikle Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı desteklenirken, Soğuk Savaş dönemi ve çıkarlar sona erdiğinde de ülkeler ve diktatörler de yüzüstü kaldı. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı, bu tabloda ABD’nin demokrasiyi bir yöntem değil pragmatik bir değer olarak gördüğünü söylüyor. Prof. Dr. Mahir Kaynak ise, dışarıdan destekle işbaşına gelen diktatörler, ihtiyaç ortadan kalktığında bertaraf edilmelerinin normal olduğunu belirterek, “ABD’nin tavrında bir tutarsızlık görmüyorum.” diyor. ABD’nin destek verdiği diktatörler abad olmuyor, çıkar bittiğinde ‘ABD sevgisi’nin yerini ‘ABD düşmanlığı’ alıyor.

Saddam Hüseyin

Beyrut’ta CIA tarafından eğitilen Saddam, 1967 yılında Baas partisinin başına geçti. 1979’daki iktidarından bir yıl sonra İran’ı işgal ederek 8 yıl sürecek İran-Irak savaşının başlamasına neden oldu. 1988’de Halepçe Katliamı’nı gerçekleştirdi. 1990’da Kuveyt’i işgal ederek tekrar gündeme gelen Saddam’ın ABD ile ilişkileri bu noktada bozuldu. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı başladı. Saddam ikinci kez ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de yaşanan terör eylemlerinin ardından Amerika’nın hedefi haline geldi. George Bush yönetimi, 20 Mart 2003’te Irak’a girdi, kısa bir süre sonra Saddam yakalandı. “Irak Özel Mahkemesi” Saddam’ın, 5 Kasım 2006’da, Duceyl Davası olarak bilinen 148 Şii’nin öldürülmesi suçundan, idam edilmesine karar verdi. 30 Aralık 2006 sabahı infazı gerçekleştirildi.

Usame bin Ladin

Suudi bir milyarderin çocuğu olan Usame bin Ladin, SSCB-Afganistan savaşında, komünist rejime karşı, radikal İslam’ın öne çıkarılması amacıyla ABD’nin desteklediği ve silah yardımı yaptığı isimdir. Pakistan Peşaver’de, CIA ve Pakistan İstihbarat Teşkilatı (ISI) ile işbirliği içinde olan İngiltere’nin MI6’sı tarafından silahlandırılıp eğitildi. Daha sonra kamplar kurmaya başladı. 1988’de gönüllülerin bilgilerini içeren veritabanı, ‘El Kaide’ yapılanmasını ortaya çıkardı. Suud rejimi, 1989’da pasaportuna el koydu. Saddam Hüseyin Kuveyt’e girdiğinde, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisine verilmesini istedi, ancak ona görev verilmek yerine ABD’ye çağrıldı. Bu süreçte hem ABD hem de Suudi Arabistan ile arası bozuldu. Adı ikiz kulelerin bombalanmasında tekrar öne çıkan Usame bin Ladin’in yakalanması için ABD 5 milyon dolar ödül koydu.

Nikolay Çavuşesku

1947 yılında Romanya'da iktidarı ele geçiren Komünist partide bakanlık yaptı, ikinci adamlığa kadar yükseldi. Komünist lider Gheorghiu-Dei'nin 1965 tarihinde ölümünden sonra, Devlet Konseyi Başkanı oldu. Ülkeyi militarist yöntemler ve baskıyla idare etti. İç piyasada her şeyi karneye bağladı. 1989'da göstericilere ateş açılmasını emredince, karşı devrim başladı. Eşiyle birlikte kurşuna dizilerek idam edildi. 1970 ve 1973'te ABD'yi ziyaret eden Çavuşesku, 1976 yılında 10 yıllık bir ticari anlaşma imzalamış, Romanya'yı Rusya'dan uzak tutmak isteyen ABD'nin de işine gelmişti. Ancak diktatörü ABD bile kurtaramadı.

General Raşit Dostum

1990’lı yılların sonuna doğru, Amerika tarafından Taliban’a karşı desteklenmeye başladı. ABD’nin yaptığı katliamlara ve savaş suçlarına ortak oldu. Daha sonra kurulan hükümette bakanlık görevinde bulundu.

Ziya Ül Hak

Rusya Afganistan’ı işgal ettiğinde, ABD Ziya Ül Hak rejimini Pakistan’da silahlı militanları finanse etmek için kullandı. ABD’nin bu politikası uluslararası bir radikal hareketin başlangıcı oldu. Usame bin Ladin de bu hareketin en önemli ürünlerinden biri olarak ortaya çıktı. ABD’nin, Sovyetler Birliği’ni ve Afganistan’ı kuşatma planları çerçevesinde Pakistan’a nükleer silah üretmesi için destek verdiği belirtiliyor. Bu noktada İsrail’in teknolojik ve Suudi Arabistan’ın da finansal destekle süreçte rol oynadığı düşünülüyor. Daha sonra ‘İslam birliği’ düşüncesinden dolayı Ziya ül Hak’ın uçağının ABD tarafından düşürüldüğüne inanılıyor.

Pervez Müşerref

1999’da darbe ile iktidara geldi. Önce ABD ile teröre karşı işbirliği yaptı fakat fazla sürdüremedi. Ülkede güçlenen Taliban’ın iktidarını sarsması üzerine, Taliban’la kısmi bir anlaşmaya gitti. Bush’un CNN’e, gerekirse Kaide lideri Usame bin Ladin’i yakalamak için askerlerine Pakistan’a girme emri vereceğini söylemesine, önce “Buna izin vermek istemeyiz” yanıtını veren Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, “ABD 11 Eylül sonrası Pakistan’ı bombalamak ve taş devrine döndürmekle tehdit etmişti.” itirafında bulundu. ABD, üslubunu sertleştiren Müşerrefe karşı mesafeli davranıyor.

Suharto

ABD, 1965’te darbeyle iktidara gelmesine yardımcı oldu. Suharto, Endonezya’yı 32 yıl boyunca “demir yumrukla” yönetmesinden sonra 1998 yılında öğrencilerin öncülüğündeki halk ayaklanması sonucu iktidarı bırakmak zorunda kaldı. İktidarı döneminde sayısı bir milyona varan insanın ölümüne neden oldu. 20 Mayıs 1998’de ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın istifasını istemesi üzerine görevi bıraktı. Önemi, Soğuk Savaş süresince Endonezya’nın SSCB karşısında Uzakdoğu’da bir denge unsuru oluşturmasıydı. Soğuk Savaş unsurları ortadan kalktığında da gözden çıkarıldı.

Ferdinand Marcos

Ferdinand Marcos, 1965-1986 yılları arasında askeri rejimle yönettiği Filipinler’de diktatörlüğü döneminde 26 bin insanı hapislere tıkarak işkenceler yaptırmıştır. Komünistler bir yana, 10 bini kadın ve çocuk olmak üzere yalnızca 50 bin Müslüman’ı katletmiştir. Bir zamanlar ABD’nin gözdelerinden olan Ferdinand Marcos’un 1986 yılında Filipinler devlet başkanlığından düşürülmesini o sıra ABD dışişleri bakan yardımcısı olan Wolfowitz’in planladığı biliniyor.

Augusto Pinochet

1973’te sosyalist Salvador Allende’yi ABD’nin desteklediği bir darbeyle devirerek iktidara geldi. Şili’yi 1990 yılına kadar demir yumrukla yöneten Pinochet döneminde, 3 binden fazla solcu öldürüldü. Yaklaşık bin kişiyse kayboldu. Bazı muhalifler helikopterlerle okyanusa atıldı. Ülkeyi komünizmden kurtardığını söyleyen diktatör Pinochet’nin adamları yaklaşık 30 bin kişiyi işkenceden geçirdi. Birçok kişi ülkeyi terk etti. 1990’da görevden ayrıldı. ABD yargılanmaması için çok direndi. 2002’de dokunulmazlığı kaldırılan lider, yeni yargılanmaya başlandığında öldü.

General Alberto Noriega

Mart 1983’te CIA’in yardımıyla Panama’nın diktatörü oldu. Zaten 1967’den beri CIA adına çalışıyordu. 1972 yılından beri uyuşturucu ticareti ile uğraştığı bilinen Noriega’nın, Baba Bush’un CIA başkanlığı yaptığı dönemde Panama gizli servisi başkanlığına yükselmesi desteklendi. 1980’ler boyunca Orta Amerika’da muhaliflere ait bilgiler topladı. Kontr-gerilla saldırılarının CIA adına yapılmasında anahtar kişiydi. Baba Bush 1983’te Panama’da Noriega’yı ziyaret etti. Ancak ABD’nin çıkarlarıyla çatışmaya girdiği için 1989 Aralık ayında ABD ordusu tarafından 10.000 sivilin ölümüne yol açan bir operasyon ile iktidardan indirildi.

Slobodan Miloşeviç

ABD’nin zorba olarak tanımladığı ve savaş açtığı Sırp lider. 1989 yılında iktidara geldiğinde Batı dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Amerikalı diplomat Richard Holbrooke tarafından “iş yapılabilecek bir adam” diye tanımlandığında Miloşeviç Arnavutlara karşı baskısını yoğunlaştırıyordu. Savaştan sonra Lahey’deki mahkeme tarafından yargılanan eski devlet başkanı, hücresinde kalp krizi geçirerek öldü.


Prof. Dr. Mahir Kaynak:
Hepsinin akıbeti aynı olur

ABD’nin tavrını değiştirmesi için bir neden yok. Bu isimler iktidara gelişlerinde ABD’nin desteğini alıyorlar. Böyle birine neden saygı göstersin? Bu adam başkasına hizmet eden birisidir diyor. Tutarsızlık görmüyorum ABD’nin tavrında. Hepsinin akıbeti de bu olacaktır. Eğer dışarı desteğiyle bir yerlere gelirseniz ihtiyaçları kalmayınca bertaraf ederler. Bu devrilmek olabilir, ölüm olabilir, başka şeyler olabilir. ABD’nin bir tavır değişikliğine ihtiyacı da yok. Bunun için muhatapların tavır değiştirmesi lazım. Şimdi Saddam idam oldu, hiçbir şey olmadı. Amerika kazandı. Çünkü yine iç savaşı tetikledi. Şii-Sünni çatışmasını tekrar alevlendirdi.

Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı:
ABD için demokrasi pragmatik bir değer

Mevçut Amerikan başkanı, daha önceki başkanların yolundan gidiyor. Demokrasiyi bir yöntem değil pragmatik bir değer olarak görüyorlar. İşine geldiği zaman demokrasiyi işine gelmediğinde de antidemokratik politikaları destekliyorlar. Dolayısıyla ABD kendisi için her zaman demokrasi ister ama gitmek istediği aktörler için demokrasiyi etik anlayışta savunmaz. Sistem değişikliği için alt bölgelerde bazı manipülasyonlar yapabilir. Irak’ta ise kendi kontrolünden çıkma eğilimi var. İsrailli bir politika mı İsrailsiz mi uygulayacak, onu zaman gösterecek. Şu anda somut olarak bu yöntem mümkün değil ama.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious