Irak'ın tek rock müziği yapan gurubu mecburen İstanbul'a sığındı

Irak'ın tek rock müziği yapan gurubu mecburen İstanbul'a sığındı.40821
  • Giriş : 13.12.2007 / 16:53:00
  • Güncelleme : 15.12.2007 / 01:56:47

Savaş ve tehditler yüzünden Şam’a sığınan, Irak’lı tek metal grubu Acrassiauda, mecburiyetten Türkiye’ye göçtü. Bageti bile olmayan ama haklarında belgesel çekilen gruba destek için 20 Kasım’da bir konser var.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Karşımızda 20’li yaşlarının sonlarına yakın dört genç adam var. Kimisinin üzerinde siyah metalci tişörtlerinden var, birinin cep telefonu böğürmeli bir vokalle çalıyor. Hikâyelerini anlatırken komikler, ama mesela komikliğini yaptıkları şöyle bir durum: "Bizim Irak’ı aramamız pahalı, annemlerin beni araması daha da pahalı.

Her gün şöyle bir konuşma geçiyor aramızda: Alo, sağ mısınız? Tamam haydi, çok yazmasın..."

Acrassicauda, Irak’ın ilk heavy metal grubu. Irak çöllerinde yaşayan bir akrepten alıyorlar isimlerini. Dört okul arkadaşı 2000’de bir araya gelip hem sevdikleri heavy metal şarkılarını çalmaya, hem de kendi şarkılarını yapmaya başlıyorlar. Bağdat’ta hiç de fena olmayan kalabalıklara altı-yedi konser vermişlikleri var. Sohbetimize çok az katılan Tony dışında üçünün de İngilizceleri çok iyi, bunu sürekli İngilizce şarkı dinlemeye ve yazmaya borçlu olduklarını söylüyorlar.

Sonrası, bildiğimiz Irak’ın ’Saddam’dan kurtarılma ve özgürleştirilme’ hikâyesi... Savaşta birçok arkadaşlarını, yakınları kaybettikleri gibi prova yaptıkları bodrum da kullanılamaz hale geliyor. Zaten iş yok, hayat yok, üzerine aldıkları ölüm tehditleri var. Önce evsiz kalan Tony, 2005’te Şam’a gidiyor, sonra kalmak için bir nedeni bulunmayan Marwan, sonra karısı ve yeni doğan bebeğini alıp Firas ve sonra da ailesinin evlendirmek istediği nişanlısından ayrılan Faisal... Grup Şam’da tamamlanıyor ama burada pek heavy metal dinleyen yok.

İki hafta önce Suriye, 1.2 milyon Irak’lı sığınmacıdan vizesi dolanları ülke dışına çıkarmaya başladı. Türkiye’ye sığınan Acrassicauda’ya ulaşmamız, ’Hareket Halinde Türkiye’ isimli belgesel üzerine çalışan Nedim Hazar sayesinde oldu. Mevsimlik, zorunlu, keyfi her tür göç ve göçmenler üzerine altı bölümlük bir belgesel çeken Hazar, şu anda grubun kalacakları evden çalışacakları stüdyoya, mültecilik görüşmelerine kadar her şeyiyle ilgilenir vaziyette.

Acrassicauda’nın daha önce, Suroosh Alvi ve Eddy Moretti tarafından çekilen ’Heavy Metal in Baghdad’ isimli bir belgesele konu olması, onlara uluslararası bir ün de getirdi getirmesine ama onları özgürlük savaşçısı mağrur metalciler olarak çizen Batılı bakıştan da sıkılıyorlar. Sürekli vurguladıkları şey politik olmadıkları. Şarkıları genelde günlük hayat ya da çok genel anlamda savaş üzerine. Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmek üzere olduğunu Firas yeni öğrenmiş, hatta ne için bilmiyor. Faisal’sa "Biz savaştan çok çektik" demekle yetiniyor. Grupta Tony Hıristiyan, diğerleri Sünni Müslüman, daha önce bir Şii üyeleri de olmuş, ama din de onlar için ayrıştırıcı, üzerine çok düşündükleri bir konu değil.

Burada yeni bir hayat kurmak istiyorlar, mülteci statüleri onaylandığında bir oh diyecekler. Şimdilik sadece Laço Tayfa’yı bilseler de Türkçe metal yapmayı hayal ediyorlar, ’Kaç para?’ ve ’Akbil var mı?’ gibi giriş cümlelerini öğrenmişler bile...

20 Kasım’da Beyoğlu Kemancı’da gitarı bile olmayan Acrassicauda’yla bir dayanışma gecesi yapılacak. Moğollar’dan Bulutsuzluk Özlemi’ne, Mor ve Ötesi’ne birçok rock grubu ve müzisyeni birer şarkı söyleyerek ya da en azından orada varlıklarıyla destek verecekler. Bu da bir çağrı olsun...

En son ne zaman konser verdiniz?

Marwan M. Reyad: Bir yıl oldu galiba.
Faisal Talal: Altı kişi gelmişti, hepsini de tanıyorduk zaten.
Firas Allatef: Bir önceki konserde de 31 kişi vardı.
M.M.: Irak’la karşılaştırıldığında Suriye’de sokakta daha fazla uzun saçlı ya da rocker falan görüyorsunuz, ama hepsi pozcuymuş. Bütün Şam’ı ilanlarla donatmıştık halbuki.
F.T.: Suriye bizim için büyük hayal kırıklığı oldu. Bağdat’ta en azından 150 kişi toplardık. O yüzden heyecanlıyız burada vereceğimiz konser için.
M.M.: Bir de kimse duymasın diye kısık sesle çalmaya alışmışız. Burada stüdyoya girdiğimizde bu kadar yüksek çalabildiğimize inanamadım.

Hayatınızda hiç metal konserine gittiniz mi?

F.A.: Hiç konsere gitmedik ki! Garip ama kendimizinkinden başka konser bilmiyoruz. Ben rock fan’ı olarak konser nasıl dinlenir bilmiyorum.
F.T.: Ben bir tane Led Zeppelin falan cover’ları yapan bir rock grubunun konserine gitmiştim. Ama gitar çalan bile gördüğümüz bir onlardır, bir de bize gitar öğreten kişi...

Uluslararası müzik camiasında aslında ismi bilinen bir grupsunuz.

M.M.: Sadece hikâye olarak biliniyoruz, mülteci olarak. Kimsenin müziğimizle ilgilendiği yok ki.
F.A.: Sadece Iraklıyız diye sevilmek istemiyoruz.
Özellikle hikâyenizi anlatan belgeselden sonra uluslararası basının bir ilgisi oluştu size. İşlerin kontrolden çıktığını mı düşünüyorsunuz?
M.M.: Biraz öyle. Reuters’inden BBC’sine bir sürü yer röportaj için aradı. İlgilendikleri sürgün kısmıydı.
F.T.: Bir muhabir, ’Ülkeniz Amerikalılar tarafından işgal edilirken İngilizce şarkı söylemek nasıl bir his?’ diye sordu mesela. Bu ne biçim soru! Ne yapalım; Çince evrensel dil olsaydı Çince söylerdik.
Tony Aziz: Biz böyle şeylerle ilgilenmek istemiyoruz aslında, müziğimize bakmak istiyoruz.
F.T.: Yalan haberler de çok. Güya fundamentalistlerin tehditleri yüzünden Ürdün’e gitmişiz.
M.M.: Ben Avustralya’ya gittiğimizi bile duydum. Hatta biri bunu bana sordu, "Onları hiç tanımam ama Avustralya’da olduklarını sanmıyorum" dedim.

Ama tehdit aldığınız doğru değil mi?

F.A.: Evet, stüdyo olarak kullandığımız bodrumun kapısına bırakmışlardı.
M.M.: Önce şaka sandık. Kuran’dan bölümler almışlar, ’Sizi gidi Amerikanlaşmış bilmem neler, çekin gidin’ vesaire işte. O gün gerildik ama çalmaya da devam ettik.

Bundan sonra ne olacak?

M.M.: Ne Suriye’ye gidişimiz, ne buraya gelişimiz irademize bağlıydı. Muhtemelen Irak hükümetiyle Suriye arasında yapılan bir anlaşma yüzünden göçmenleri geri yolluyorlar. Biz ayrılırken 250’den fazla aileyi gördük mesela.
F.A.: Ama vizemizi yenilemek için bile Bağdat’a gidemeyiz. Hele Irak’tan ayrıldıktan sonra, orada daha bilinen tipler haline geldik.
M.M.: Irak pasaportunu ciddiye alan bir tek Türkiye olduğu için buraya geldik. İki kez Kanada’ya başvurduk; belgelerimiz, referanslarımız hazır, bizi inandırıcı bulmadıklarını söylediler. Doğru dürüst bakmadılar bile.
F.A.: ’Sınırlı bir seyahat geçmişiniz var’ dediler. Sen ver bana vizeyi, dünyayı gezeyim. Annemiz babamız zamanında çok gezmişler ama bize hep savaş denk geldi. Tabii ki sınırlı olacak seyahat geçmişimiz.
F.T.: Bizi anlatan belgeseli bile izleyemedik Toronto’ya gidip. DVD de yollayamadılar, ancak İstanbul’da seyrettik. Neyse ki YouTube var...

Bir yandan, en azından finansal olarak Suriye’ye gidişinizde, sonra buraya gelişinizde o uluslararası şöhretin etkisi oldu.

F.T.: Elbette, hepsine minnettarız.
M.M.: Bize bağışta bulunanların hepsinin ismi duruyor. Bir gün onlara borcumuzu ödeyeceğiz de...

Şimdi Türkiye size yeni bir macera gibi mi geliyor? İşler yolunda gitmezse ne olacak?

M.M.: Kendi hayatımı bir belgesel gibi görmek istemiyorum ama işte Türkiye de kâğıtlar, beklemelerle yeni bir bölüm gibi. Ankara’ya, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne başvurduk.
F.T.: İşlerin ters gitmesi yolun sonu gibi olur.

Irak’ta konserlerinize gelen, sizi sevenlerle internet üzerinden bağlantınız sürebiliyor mu?

F.A.: Yok. Belki bir kısmı öldü, bir kısmı Suriye’ye, oraya buraya kaçtı.

Sizin ailenizden kayıplar oldu mu?

F.T.: Savaştan çok sonraki bölünme döneminde oldu. Kim olduklarını bile bilmiyorum, birtakım milisler işte, halamı kestiler, naylon poşetlerde bulduk.
M.M.: Kuzenim evinin kapısının önünde alnından vuruldu, benimle aynı yaştaydı.
F.T.: Benim de kuzenim kaçırıldı.
M.M.: Aslında bunlardan konuşmak istemiyoruz. Kötü hatıralar gibi de değil, artık normalleşti ama başka şeylerden konuşalım. Siz sever misiniz thrash?..

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious