İran'da seçim tansiyonu çok yüksek

İran'da seçim tansiyonu çok yüksek.9515
  • Giriş : 08.06.2009 / 14:25:00

İran'da 12 Haziranda yapılacak cumhurbaşkanı seçimi iç ve dış dengelere etkisi bakımından ülke seçim tarihinin en önemli ve hassas seçimi olarak görülüyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Önceki seçimler belirgin bir şekilde muhafazakarlar ile reformcular arasında geçerken, bu seçimlerde her grubun içindeki bazı farklı eğilimler doğrudan ya da dolaylı olarak karşı safta yarışa katılıyor.

İki rengin farklı tonlarında 240 kadar siyasi grubun katıldığı seçim yarışında, farklı renkte olsalar da, aynı tondakilerin yan yana durduğunu görmek mümkün.

Seçimlerde belirgin ve kayda değer etkileri olduğu düşünülen grup, kurum ve şahısların kesine yakın bir ifadeyle tarafsızlıklarını ilan etmeleri, ipi kimin göğüsleyeceğini tahmin etmeyi güçleştiriyor.

Adayların yanı sıra düşünce sistemleri, eski ve yeni nesil, toplumsal katman ve sınıflar, kültürel unsurlar, en önemlisi de sistemin sütunlarının yarışa katılıyor olması, yeni bir arayış ve aynı zamanda taşların yerine oturması olarak değerlendiriliyor.

Binlerce yıllık ülke tarihinde millet iradesinin ülke yönetiminde gölgede kaldığı, hatta yok sayıldığı hatırlandığında, son 30 yılda ortalama her iki yılda bir halkın hakemliğine başvurulması önemli ve tarihi bir kazanım olarak değerlendiriliyor.

Kendine özgü dinamikleriyle oluşturulan sistemde dini lider, cumhurbaşkanı, meclis, yerel yönetimler, Düzenin Yararını Teşhis Konseyi, Uzmanlar Meclisi ile Anayasayı Koruyucular Konseyi, doğrudan ve dolaylı halk tarafından seçiliyor.

-AHMEDİNEJAD VE MUSEVİ-

Seçimlerin tartışmasız iki güçlü adayı Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi, muhafazakar ve reformcu kimlikleriyle farklılık arz etseler de, ''halk adamlığı'', ''sade ve mütevazi'' yaşam tarzlarıyla ortak paydada buluşuyor.

Ahmedinejad ve Musevi'nin devlet adamlığı ve ülke yönetimindeki tecrübeleri bakımından da benzer özellikler taşıdığı söylenebilir. Adayların başka bir ortak özelliği de ''önce vatan ve millet'' kavramını ''kırmızı çizgi'' olarak belirlemeleri. Her iki adaya meşruiyet kazandıran diğer bir özellik de İslam Cumhuriyeti'nin ilke ve değerlerine sadakatleri ve bağlılıkları.

İki adayın ayrıştığı en önemli konuların başında ise ekonomi ve dış politika geliyor. Bu bağlamda Batı ile ilişkilere bakış açılarının büyük ölçüde farklılık arz ettiğini kaydetmek gerek. Büyük güçlerle ilişkilerde Ahmedinejad ''karşılıklılık'' ilkesini ön plana çıkarırken, Musevi ''diplomasi dili''ni tercih ediyor.

Adayların bireysel hak ve özgürlükler ile farklı düşüncelerin ifadesine yaklaşımlarının da temelde aynı olmadığı, başka bir gerçek.

-SEÇMENLER-

Ülke yönetiminde ve kendi kaderlerini tayinde her iki yılda bir görüş ve düşüncesine başvurulan halk, bir anlamda da seçim yorgunu. Bu yorgunluğun bazı seçimlerde açıkça görüldüğü, bizzat yetkili ağızlardan da ifade ediliyor.

Seçmenlerin renginin doğal olarak İran'ın toplumsal ve ekonomik yapısı ile kültürel çeşitliliğinden etkilendiğini söylemek mümkün. Seçimlerde 240 kadar grubun faaliyette bulunması çok renkliliğin ve düşünce çeşitliliğinin bir ifadesi olarak görülüyor.

İran'da seçmen kitlesi iki büyük gruba ayırmak gerekirse, geleneksel ve dini değerleri ön planda tutan muhafazakarlar ile hayata çağdaş yorumlar getiren, aynı zamanda dini değerlere saygıyı esas kabul eden reformcular diye sınıflandırmak mümkün.

Ahmedinejad ve Musevi'nin farklı kulvarlarda olsalar da aynı hedef için yarıştığına inananlar, üçüncü bir grup olarak sayılabilir. Kararsızlıklarını son güne kadar sürdüreceği beklenen bu gruptakilerin, nihayetinde ''kimin atı hızlı koşarsa ona bineceklerini'' kestirmek güç olmasa gerek.

Seçim sonuçlarına etkileri tahminlerin de ötesinde olan küskünler ve tarafsızlar ise dördüncü grup olarak görülebilir. Bu gruptakileri sandık başına gitmeye ikna edebilen adayın ipi daha rahat göğüsleyeceğinden ise şüphe edilmiyor.

Bütün bunlardan hareketle Ahmedinejad ve Musevi arasındaki yarışı muhafazakarlar ile reformcuların rekabeti yerine farklı renk ve düşüncelere ait tonların mücadelesi olarak görmek daha isabetli olsa gerek.

-DİN, ORDU, SINIF, MEDYA VE SİSTEM-

Seçimlerde doğrudan ve dolaylı etkileri olan dini liderler, medya, Ordu ve diğer sistem dinamikleri arasında da farklı renkler, hatta tonlar olduğu söylenebilir.

İçte ve dıştaki çevrelerin yakından takip ettiği ve vereceği işarete odaklanılan sistem dinamiklerinin konumlarına bakıldığında, topun bu sefer her zamankinden daha çok milletin sahasında olduğu görülüyor.

Mevcut durumda seçim sonuçları ne olursa olsun, herkes açısından bir sürpriz ve hatta ilk olacağı yorumları yapılıyor.

Tüm toplum kesimlerinin otorite kabul ettiği, saydığı ve baş tacı ettiği ''Merce-i Taklid'' konumundaki dini liderlerin, bu özelliklerinden dolayı herhangi bir adayı desteklemeleri, ne adaylar, ne de halk tarafından bekleniyor.

Dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in son açıklamasında, ''Bir oydan başka oyum yok. Onu da kime vereceğimi kimse açıkça bilmiyor. Kimseye de şuna oy verin, buna oy vermeyin demedim, demiyorum, demeyeceğim. Oyum sadece beni ilgilendirir'' ifadesini kullanması, bu yöndeki olası beklentilere net bir cevap olarak değerlendiriliyor.

Silahlı Kuvvetler, Devrim Muhafızları ve gönüllü ''Besic''lerden oluşan ordunun tek bir aday etrafından toplandıklarını söylemek oldukça güç. Orduyu da halktaki farklı renk ve tonların bir yansıması olarak ve bunun o şekilde sandığa yansıyacağını değerlendirmek mümkün.

Toplumun ekonomik, demografik, sosyal ve kültürel çeşitliliğinin de yine bu özellikleriyle tercihlerini kullanmaları bekleniyor. Seçmenlerin ekonomi, kültürel haklar, özgürlükler ve gençlerle ilgili politikalar doğrultusunda aday tercihinde bulunacakları bu seçimde daha bir net olarak görülüyor.

Özel radyo ve televizyon kanallarının olmaması medyanın çok sesliliğinden bahsetmeyi zorlaştırıyor. Farklı görüş ve düşünceleri yansıtan gazete, haber ajansları ve internet sitelerinin varlığı bu alandaki eksikliği kapatmaya yetmiyor. Mevcut durumda basının belli bir aday etrafında döndüğü ve farklı yollarla seçmen üzerinde etkili olmaya çalıştığı söylenebilir.

Sistemin görünen ve görünmeyen dinamiklerinin ise adaylardan ziyade ''kırmızı çizgiler'' paralelinde tutum takındıkları ise herkesin malumu. Çok kapsamlı kampanya ve büyük rekabete sahne olan Cumhurbaşkanı seçimlerinde son 30 yılda en az 15 kez görüşü sorulan halkın vereceği kararın tahmini bu sefer her zamankinden daha çok zor gibi görünüyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*